Haziran 2007 için Arşiv

Kadınlar cinsel şiddet mağduru

Perşembe, 28 Haziran 2007

Türkiye’de kadınların yüzde 45′inin fiziksel, yüzde 40′ının ise cinsel şiddete maruz kaldığı ortaya çıktı.
Araştırma sonuçlarına göre, kadınları istemediği cinsel ilişkiye zorlamak, tecavüz, başka kişilerle cinsel ilişkiye zorlamak, cinsel olarak kişiyi korkutan ve kıran davranışlarda bulunmak, sürekli kadınlığını aşağılamak, telefonla, mektupla veya sözlü olarak sürekli cinsel içerikli tacizlerde bulunmak, cinsel organlara zarar vermek, namus ve töre nedeniyle baskı uygulamak gibi cinsel şiddet içeren eylemlerde artış var.

Cinsel Tıp Derneği’nin (CTD) Ankara’da yaklaşık bin kadın üzerinde yaptığı araştırma sonuçlarına göre, kadınların yüzde 45′i fiziksel şiddete, yüzde 40′a yakını da cinsel şiddete maruz kalıyor, yani kocaları tarafından istemediği biçimde ya da türde cinsel ilişkiye zorlanıyor. Ayrıca fiziksel şiddete maruz kalan kadınların yüzde 40′a yakını ise fiziksel şiddetten sonra cinsel şiddete uğruyor. Araştırmada, cinsel şiddete uğrayan kadınların yüzde 60′nın evli, yüzde 20’sinin boşanmış, yüzde 10′nun nikahsız birliktelik yaşayan ve yüzde 10′nun da bekarlar olduğu belirlendi.
Araştırmaya göre, cinsel şiddete maruz kalan kadınların yüzde 50′i ara sıra, yüzde 35′i bazen ve yüzde 15′i de nadiren olarak cinsel şiddete uğruyor.

Cinsel şiddete uğrayan kadınların yüzde 60′ı kocasından, yüzde 20’si boşandığı eşinden, yüzde 10′u birlikte yaşadığı erkekten, bir kısmının da akraba ve tanıdıklarının şiddetine maruz kalıyor. Cinsel şiddete uğrayan kadınların sadece yüzde 15′i yaşadıklarına çare olarak mahkemeye, yüzde 12’si de karakola başvuruyor.

CTD Başkanı Dr. Cem Keçe, cinsel şiddet konusundaki gerçek sonuçların araştırmadaki sonuçların üzerinde olduğunu belirterek, bu duruma maruz kalan kadınların çoğunluğunun sessiz kalmayı tercih ettiğini kaydetti.

Gazetelerin 3. sayfalarını dolduran kadınlara yönelik şiddet olaylarını; ırza geçme, ensest ilişki, fahişelik, pornografi ve eş dövme başlıkları altında toplanabileceğini ifade eden Keçe, fiziksel şiddete uğrayan kadınların büyük bir bölümünün cinsel şiddete de uğradığı savundu. Keçe, “İlişkilerde görülen acıların en yaygın olanı cinsel şiddettir. Kadınların çoğu dayak, sövme, itip kalkma gibi fiziksel şiddet uygulamalarından sonra cinsel ilişki kurmaya zorlanma, ters ilişki, ensest ilişki, çocukların önünde cinsel ilişkiye zorlanma, aşırı cinsel ilişki kurma baskısı, oral ilişki ve çeşitli aletler kullanarak ilişkiye zorlama gibi cinsel şiddete de maruz kalmaktadır. Direndiklerinde veya itiraz ettiklerinde ise tecavüze uğramaktadırlar” dedi.

Keçe, cinsel şiddet uygulayan erkeklerin, “Kadınlar cinsel şiddetten haz alır” şeklinde görüş taşıdığını anlatan Keçe, şunları kaydetti:

“Yeni yasal düzenlemeler yapılmalıdır”

“Cinsel şiddet olgularının kadınlar tarafından çok kere bildirilmemesini, kadınların aslında olayları kışkırttığı ve cinsel şiddetten zevk aldığı düşünceleriyle açıklayan cinsel mitlerin maalesef halen sürdüğünü üzülerek görmekteyiz. Aksine kadınların kuyruk salladığı, mini etek giyerek veya karanlıkta dolaşarak ya da başka yollarla erkekleri kendilerine saldırmayı kışkırttığı görüşüne sahip erkeklerin sayısında da artış vardır.

Kadınların cinsel şiddet olaylarını duyurmamasının çok nedenleri vardır. Bedensel ve ruhsal bir travmaya maruz kalmış kadının, topluma mağdur olduğunu ispat etmesi yükümlülüğü de bulunuyor. Kadın masum olduğunu kanıtlayabilse bile, toplumun, hatta ailesinin gözünde kötü şekilde algılanma korkusu yaşar. Bu durumdan kurtulması için bekar olan bir kadına kendisine cinsel şiddet uygulayan erkekle evlenmesi önerilir. Sadece mini etek giymek kadınlara yönelik şiddet olaylarının belli başlı nedenlerinden birisidir. Kadın ve erkek arasındaki güç ilişkisi kadınların aleyhine işliyor.

Çalışan ve eğitimli kadınlar bile işyerlerinde cinsel tacize maruz kalıyorlar. Cinsel taciz de iş verimini düşürüyor. Cinsel tacize uğrayanlar, dışlanma, işten atılma ve mimlenme endişesiyle bu durumu saklamayı uygun buluyor.

Cinsel tacizi önlemeye yönelik yeni yasal düzenlemeler yapılmalı ve toplumda bu konuya ilişkin bir duyarlılık oluşturulmalıdır.

Ekonomik nedenler ve geçim sıkıntısı nedeniyle kocaların kendi seçtikleri başka erkeklerle karılarının cinsel ilişkiye girme talepleri sanıldığı kadar nadir rastlanan durum değildir. Kaçırılarak tecavüze uğrayan ve ailesinin zoruyla evlendirilen kadınların sayısında da artış var. Bu durum ise kadın açısından ömür boyu cinsel taciz anlamına geliyor. Aileler, bekareti bozulan, başkasıyla evlendiremeyeceklerini düşündükleri kızlarını zorla, hatta döverek tecavüzcü ile evlenmeye zorluyorlar. Tecavüzün travmasıyla kadınlar cinsel isteksizlik ve cinsel soğukluk duyarlar. Eşler ise bu nedenle fiziksel şiddet uygulayarak tecavüzü sürdürürler. Tecavüzcü erkek cezalandırılmak yerine ailenin zoruyla mağdur durumdaki kızla evlendirilerek ödüllendiriliyor. Bu eğitimsizlik ve cahillikten kaynaklanıyor.

Cinsel şiddete uğrayan kadınlarda cinsel isteksizlik, orgazm olamama, ağrılı cinsel ilişki, korku, ürkeklik, içine kapanma, konuşurken gözle iletişim kuramama, çekingenlik, titreme krizleri, uykusuzluk, halsizlik, aşırı yorgunluk, kendini suçlama, sesli uyaranlara karşı aşırı tepki, bulantı, baş dönmesi, unutkanlık, çarpıntı, öfke patlamaları, umutsuzluk, çarpıntı, yalnız sokağa çıkamama, güvensizlik, yalnızlık, ağlama krizleri ve hayata karşı ümitsizlik sık görülmektedir.

Şiddet uygulayan erkekleri yalnızca, ‘hasta ruhlu’ ve ‘alkolik’ olarak düşünmemek lazım. Aralarında normal ve sorunsuz davranan erkeklerde çoğunlukta. Alkollü olduklarında erkekler, daha rahat cinsel şiddet uygulayabiliyorlar ve şiddeti alkolün arkasına sığınarak açıklayabiliyorlar. Ancak, alkol şiddetin kaynağı değil erkeklerin kullandığı kötü bir araçtır.”

Cinsel şiddet uygulayan erkeklerin ortak özellikleri

Cinsel şiddet uygulamaya meyilli erkeklerin ikili ilişkilerde genellikle önceden sinyaller verdiğini belirten CTD Başkanı Dr. Keçe, “Sinyalleri anlamak ve karşınızdaki kişiyi tanımak kadınlarımızı sorunlu bir ilişkiye derinlemesine dalmaktan koruyabilir” dedi.

Keçe, cinsel şiddet gösterebilecek erkeklerin özelliklerini şöyle sıralayarak, kadınlara şu uyarılarda bulundu:
“Cinsel şiddet uygulama potansiyeline sahip erkeklerden kaçınmak için aşağıdaki sinyallere dikkat edin. Bunlar;

İlişkiniz olan erkek kırıcı olursa,
Aşırı ve nedensiz yere kıskançlık gösterirse,
Aşağılayıcı yorumlar yaparsa,
Sizi görmezlikten gelirse,
Nasıl giyineceğinize karışır ve baskı yaparsa,
Sizi kendisiyle eşit konumda görmez ve kendini üstün görürse,
Çok fazla içki içer, uyuşturucu kullanırsa,
Sizi sarhoş olmaya, uyuşturucu kullanmaya veya cinsel ilişkiye girmeye zorlarsa,
Sert, sinirli ve tehdit edici biçimde davranırsa,
Ani çıkış ve inişleri varsa,
Genelde karşı cins hakkında olumsuz konuşursa,
Şiddet kullanma konusunda tehditkar olursa dikkatli olunmasını ve ilişkinin yeniden gözden geçirilmesini tavsiye ediyoruz.”
Dr. Keçe, cinsel şiddetin önlenebilmesinde eğitimin önemine dikkat çekerek, eğitimin sadece okullarda verilen derslerden ibaret olmadığının da altını çizdi. Hiç kimsenin cinsel şiddete maruz kalmak istemeyeceğini, hiç kimsenin cinsel şiddeti hak etmediğini, hiçbir davranışın cinsel şiddet için neden olarak gösterilemeyeceğini belirten Keçe, “Cinsel şiddeti cinsel mitler, yanlış kültürel değerler ve eğitimsiz toplumlar yaratır. Okullarda çocukların terbiye edilmesi için şiddet uygulanması hoş karşılanıyor, sayıları artık azalsa da erkeklere askerde şiddet ve şiddetin erkeklik için ne kadar gerekli olduğu öğretilebiliyor” açıklamasında bulundu.

Cinsel şiddete maruz kalanlara, var olan durumu, kendilerini anlayacak ve destek verecek ve yardımcı olabilecek bir yakınına anlatmasını öneren Keçe, “Polise başvurun, tıbbi ve psikolojik yardım alın ve durumunuzu tercihen bu konuda çalışan bir hukukçuya danışın” diye konuştu.

Keçe, bir yakını cinsel şiddete maruz kalanlara ise, “Ona destek olun, dinlemeye hazır olduğunuzu gösterin. Onu dinleyerek inandığınızı, bunun onun suçu olmadığını, olanlardan dolayı üzgün olduğunuzu ve yardıma hazır olduğunuzu belirtin. Onunla vakit geçirin, hukuki danışmanlık ve tıbbi açıdan yardım almasını ve güvenlikli bir yerde kalmasını sağlayın, gündelik hayatında destek olun” önerisinde bulundu.

Adet Sırasında Cinsel İlişki

Perşembe, 28 Haziran 2007

Genellikle adet kanaması sırasında cinsel ilişki tabu olarak görülür. Bu düşünce, çoğunlukla çok derinlerde gizli, kör inançlara ve adet kanamalarının pis bir olay şeklinde açıklandığı dinsel kurallara dayanır. Biz bu sorunu tıp açısından hareket ederek inceleyeceğiz.

Psikolojik uyarılma dışında, kadının bedensel arzulan banyo yapınca olduğu gibi, cinsel organlara kanın toplanmasıyla, doğal yoldan artar. Cinsel arzuların adet kanamasından birkaç gün öncesinde ve kanama sırasında artması doğal karşılanmalıdır. Çünkü cinsel organlar kanla doludur.

Fakat olası ağrılar yüzünden kadın, doğal olarak oluşan isteklerini dizginler. Hiç bir rahatsızlık duymasa bile, yalnızca kanama olduğu için arzularını bir kenara atar. Bu nedenle, birçok kadın, adet kanaması sırasında cinsel ilişkide bulunmayı reddeder, fakat okşanmayı, kucaklanmayı ister. Böyle uyarılmaların rahim üzerinde bazı etkileri olabilir ve kanamayı artırabilir.

Bazı erkekler, adet kanaması olan kadınları arzular. Fakat birçok koca, kanamanın başladığını duyunca, gizliden gizliye derin bir nefes alır. Çünkü bu süreyi kendilerine dinlenmek için bir ara olarak görürler. Fakat adet kanaması beş veya daha fazla gün sürdüğü için, içlerinden birçoğu, bunun bir an önce son bulmasını arzular. Bu erkekler kendi kendilerine, bütün bu kanama süresince perhiz yapıp yapmamaları gerektiğini sorar ve eğer gerekmiyorsa, hangi önlemlere uymalarının doğru olacağına kafa yorar.

Dr. Terman, bilgilerine dayanarak, 100 kadından onunun kanama sırasında ilişkide bulunduklarını ve gerçek sayının daha yüksek olduğunu ileri sürmektedir.

Ayrıca gene yazar, kendilerine soru sorulan kadınlardan ikisinin, adet kanaması sırasında daha fazla zevk aldıklarını, beşinin hiç bir ayrım görmediklerini ve geri kalanların cinsel ilişkiyi başka zamanlar yapmayı yeğ tuttuklarını söylemektedir. Bu durumda psikolojik ve fizyolojik şartları gözönünde tutmamız gerekir. Ayrıca uyarma etkisi açısından, elle tutulur bir ayrımın olmadığını da buraya eklemek doğru olur.

Fakat biz, cinsel ilişkinin, adet kanaması ve her iki eşin sağlığı üzerindeki etkilerini belirtmeden geçemeyiz.

Aşağıdaki etkenler, açıklanması ve önemle üzerinde durulması gereken konulardır:

1. Cinsel ilişki sırasında kan birikmesiyle, adet kanaması da kuvvetlenir. Bu olağanüstü birikme, geçici bile olsa, karın ve kalçalarda ağrılar oluşturabilir. Bu ağrılar kanamadan önce başlayabilir, gitgide artabilir ve kanama sırasında kuvvetlenebilir. Örneğin gizli kalmış bir kronik bel soğukluğu, adet kanaması sırasında aktif duruma gelebilir. Öte yandan adet kanaması sırasında mikroplar vücuda girebilir. Normal olarak vagina içindeki zararlı mikroplarla savaşan Doederlein bakterileri, adet kanaması sırasında etkisizdir. Kanla dolu organlar daha kolay yaralanabildikleri için, cinsel ilişki tehlikeli olabilir.

Adet kanaması sırasında cinsel ilişkide bulunmayı isteyen çift, olası tehlikeleri çok iyi bilmeli ve bunları birlikte önlemeye çalışmalıdır. Özellikle rahme kuvvetli çarpmayı oluşturacak hareketler, bilhassa kanamadan önce yapılmamalıdır.

Tersi durumda bunlar kanamayı zamanından önce getirir, kanama normalden daha kuvvetli olur ve kadın karnının alt kısımlarında ve kalçalarında ağrılar duyar.

2. Eğer kanama çok kuvvetliyse, cinsel ilişkiden kaçınmak önerilir; yoksa arkadan veya yandan bir pozisyon seçilmelidir. Bu pozisyonlarda penis çok derinlere ulaşamaz, her türlü ateşli hareket olanaksızlaşır.

3. Her iki eş, önceden cinsel organlarını, bunların çevresini ve ellerini sıcak suyla yıkamalıdır. Böylelikle mikrop kapma olasılığını azaltırlar. Prezervatife güvenmek yanlıştır, bu her ne kadar erkeği korursa da, dikkatle yıkanmış parmaklardan daha temiz olduğuna dair bir garanti yoktur; ayrıca vaginada kuvvetli sürtünme oluşturur ve iltihaplanmaları doğurabilir.

4. Cinsel organların uyarılmasında, adet kanaması sırasında, dış kısımlara bağlı kalınmalıdır. Parmaklar hiç bir şekilde vaginaya sokulmamalıdır.

5. Adet süresinin sonlarına doğru, kanama bir süre için durduğunda, cinsel ilişkide bulunabilinir. Fakat o zaman da şiddetli hareketlere izin veren pozisyonlardan kaçınılmalıdır.

6. Yukârdaki önlemlere, kanamaların azaldığı, adet süresinin son yarısında da uyulmalıdır.

7. Kalçalarında veya karnında sancılanma ya da iç organlarında (Adnexe veya rahimdeki iltihaplar gibi) hastalık olan kadınlar, cinsel ilişkiden kaçınmalıdır. sözcükleri erkekte iktidarsızlık oluşturur. Sertleşme olmaz erken boşalma ve cinsel arzuların azalması sonucu doğar.

Söylenti ve Gerçekler

Perşembe, 28 Haziran 2007

Adet günlerinizin ne zaman olduğunu herkes anlar.
Herhangi bir kimsenin adet günlerinizde olup olmadığınızı bilmesinin tek yolu, sizin bunu ona söylemenizdir! Sokakta yürürken kimin adet günlerinde olup kimin olmadığını anlayabilir misiniz?
Adet günlerinizde yüzmeye gidemezsiniz
.

Adet günlerinizde yüzmeye tabii ki gidebilirsiniz! Ancak ped değil, tampon kullanarak.

Tampon kullandığınızda bekaretinizi kaybedersiniz.

Bekaretinizi kaybetmenin tek yolu, cinsel ilişkide bulunmaktır. Adet günlerindeki korunma konusundaki seçiminizin hiçbir etkisi yoktur, dolayısıyla cinsel ilişkide bulunmadan önce tampon kullanmamanız için neden yoktur.
Adet günlerinizde hamile kalamazsınız.

Adet döneminizdeki diğer zamanlardan daha düşük olmakla birlikte, adet günlerinizde hamile kalmanız, özellikle de adet döneminizin ortalarında olduğunda imkansız değildir. Bu riski göze almayın ve korunmasız cinsel ilişkinin sizi aynı zamanda cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalıkların taşıyıcılarından hastalık kapmaya açık duruma getirdiğini unutmayın.

Adet günlerinizde tüm fiziksel faaliyetlerinizi durdurmanız gerekir.

Vücudunuzu dinleyin ve kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan neyse onu yapın! Peki egzersizle ilgili olarak? Aslında ne kadar aktif ollursanız, kramp girme ihtimali de o kadar düşüktür!

Adet günlerinizde olabildiğince az duş almanız ve yıkanmanız gerekir.

Kızlar genelde adet günlerinde daha çok terler ve bu yüzden bu dönemde banyo yapmaları normal zamandan daha da önemli hale gelir. Dolayısıyla temiz ve canlı hissetmenizi sağlamak için istediğiniz zaman duş alın.
Adet Öncesi Sendromu (PMS), tamamen kafanızdadır.
Adet günlerinizden önce, vücudunuzdaki hormon düzeyleri fırlar ve siz de sinirli veya mutsuz olabilir veya kramp ya da baş ağrısı gibi fiziksel belirtiler yaşayabilirsiniz. Adet Öncesi Sendromu (PMS), gerçek bir durumdur ve göz ardı edilmemelidir.

İlk gece geldi çattı

Perşembe, 28 Haziran 2007

İlk gece geldi çattı

İlk cinsel ilişkide nasıl davranmalı? Neler yapmalı?

Kadın için cinsellikte en önemli şey kendini güvende hissetmektir. Hele hele yıllarca bir tabu olarak kadının gözünde büyümüş olan ilk gece, ilk cinsel ilişki korkusu ve o gece yaşanılacaklar kadının ilerideki bütün cinsel hayatını etkileyebilir.

Kadın kendini güvende hissederse, sevildiğini ve sayıldığını hissederse ancak cinsel istek duymaya başlar. İlk ilişki sırasında her iki tarafta birbirlerinin bedenlerini yeni tanıyacaklarından ve nasıl tepki vereceklerini bilmediklerinden yumuşak ve anlayış ile yaklaşılmalıdır.

Özellikle bekaretini kaybedecek olan hanımlarımız için eşlerinin çok anlayışla yaklaşmaları önemlidir, çünkü kadın o güne kadar hiç bilmediği bir duyguyu yaşayacaktır ve belki de canının çok yanacağını düşünmektedir.

Kadın sevgiyle ve güvenle cinselliği hissedeceği için cinsel ilişkiye girmeden önce ne kadar uzun süre bir yaklaşım yaşanırsa yani ön sevişme yaşanırsa bu kadını o kadar rahat hale getirecektir.

İlk ilişkide yaşayabileceklerinizi anlatmadan önce isterseniz bekaret – kızlık zarı (hymen) nedir kısaca açıklayalım.

Kızlık zarı, vajina (hazne) girişinde kadınlarımızın adet görünceye kadar ve de cinsel hayatları başlayıncaya kadar vajeni dışardan gelebilecek mikroplardan ve hastalıklardan korumak üzere doğal olarak oluşmuş bir yapıdır.

Çok çeşitli tipleri vardır. Bazı kadınlarımızda hiç olmayabilir, bazılarında yarım olabilir, bazılarında ise halk arasında elastik zar olarak isimlendirilen ve ancak doğumda yırtılabilen türdendir.

Elastik zar esasında ortasındaki deliği cinsel ilişkiye mani olmayacak büyüklükte olan bu nedenle de kanamaya neden olmayan zardır. Zarın kalınlığı da çok değişken olup, bazı hanımlarımızda çok ince yapıda ve erkeğin en ufak hareketi ile yırtılabilen yapıdadır. Bazıları ise daha kalındır ve zor yırtılır. Zor yırtılan zarlarda kanama miktarı fazlaca olabilir, eğer panik yaratacak veya bedensel rahatsızlık yaratacak boyuttaysalar hemen bir kadın doğum uzmanına başvurularak, kanama durdurtulmalıdır.

Bazıları ise ilişkide yırtılmayacak kadar kalın olup bunlar ancak bir hekim tarafından uyuşturularak, acı vermeden açılmaktadır.

Kadınlar için 10 kritik test

Perşembe, 28 Haziran 2007

Günümüzde hastalıklarla mücadele ‘korunma’ ile başlıyor. Son yıllarda sıkça adını duyduğunuz kanser, şeker, tansiyon gibi hastalıklara yakalanmamak için aşağıdaki testleri ihmal etmeyin.

1 Mamografi: 40 yaşından sonra yılda bir kez yaptırılmalı.

2 Göz tansiyonu ölçümü / Tonometre: 45 yaşından sonra yılda bir kez yaptırılmalı. Ailede göz tansiyonu varsa ve diyabetliyseniz 30 yaşından itibaren yılda bir kontrol yaptırılmalısınız.

3 Efor testi: 45 yaşından sonra her yıl yaptırılmalıdır.

4 Smear testi. 20 yaşından sonra 3 yılda bir kez yaptırılmalıdır. Cinsel yolla bulaşmış bir hastalığınız varsa, birden fazla cinsel partneriniz olmuşsa, daha önceki testlerinizde anormal bir sonuç bulunuyorsa; bu test yılda bir kez tekrarlanmalı. Eğer 65 yaş üzerindeyseniz, artık sonuçlarınız normal çıkıyorsa ve başka nedenlerden dolayı rahim kanserine yakalanma riskiniz artış göstermiyorsa ya da histeroktomi yaptırmışsanız; doktorunuz ’smear testi’ yaptırmayı bırakmanızı önerebilir.

5 Vajinal ultrason: 20 yaşından sonra 3 yılda bir kez yaptırılmalı.

6 Cilt kanseri muayenesi: 20 yaşından sonra yılda 1 kez yaptırılmalı.

7 Kan tahlilleri: 35 yaşına kadar 5 yılda bir, 35 yaş üstü yılda bir şeker ve kolesterol tahlili yaptırılmalıdır.

8Kemik yoğunluğu ölçümü: 4560 yaş arası 2 yılda bir, 60 yaş üstü yılda bir yaptırılmalı.

9 Ağız ve diş sağlığı için tükürük testi: 40 yaş sonrası diş hekimi kontrolü her yıl, tükürük analizi 5 yılda bir yaptırılmalı.

10 Kolonoskopi: 65 yaşından sonra 5 yılda bir yaptırılabilir.