Varis sıcak havayı sever!

  • Kadın Sağlığı
  • Haziran 28th 2007
  • admin

Hem görüntü hem de sağlık açısından kadınların bitmeyen derdi olan varis, yaz aylarında daha da büyük bir sorun haline geliyor. Prof. Dr. Bozkurt, yaz sıcaklarında damarların genişlediğine dikkat çekiyor ve uyarıyor: Güneşten ve saunadan uzak durun

- birinci bölüm-
Yaz sıcakları ile birlikte damarların genişlediğine ve varis şikayetlerinin arttığına dikkat çeken İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. A. Kürşat Bozkurt, Türkiye’- deki 5 milyon varisliyi uyararak alınabilecek önlemleri sizler için açıkladı.

* Varis nedir?
Varis; bacaktaki toplardamarların genişlemesi, uzaması ve büklümlü hale gelmesidir. Günlük hayatta küçük ve dışa doğru çıkıntı yapmış damarlara da varis denir. Çapı 1 milimetre olan toplardamar genişlemeleri ise kılcal varis olarak adlandırılıyor. Bu kadar küçük damarlar bile altta yatan bir toplardamar probleminin belirtisi olabilir.

* Ülkemizde görülme sıklığı nedir?
Ülkemizde sağlıklı istatistikler bulunmadığından sıklığını bilmiyoruz. Ancak Batı toplumunda 35 yaş civarında bireylerde yüzde 20 oranında varis vardır. Yaşlanma ile beraber bu sıklık artmakta ve 60 yaşın üzerindekilerde yüzde n0′a kadar çıkar. Kılcal varisler çok daha sıktır ve kadınlarda erkeklerden daha çok görülür. Ülkemiz bilindiği gibi oldukça genç bir nüfusa sahip. Bu nedenle varisin toplumumuzda en az yüzde 10 oranında olduğu tahmin edilirse bunun 5-7 milyon bireyi rahatsız ettiği söylenebilir.

* Yüksek topuklu ayakkabı varis oluşumunda etkili mi?
Aslında varisin oluşma nedeni tam olarak bilinmemektedir ancak uzun süre ayakta duran bireylerde damar içinde basınç çok yükselir bu yüksek basınç hem damar duvarına hem kapakçığa zarar verir. Bu negatif etki yıllar içinde birikerek artar. Kadınlar için en büyük risk yüksek ve ince topuklu ayakkabılardır. Yaşlanma ile birlikte varis çok artar. 70 yaş civarında olan kadın ve erkeklerin yüzde 70′inde değişik düzeylerde varis saptadık.

* Genetik geçiş var mı?
Varis gelişmesinde ailesel bir yatkınlık söz konusudur ve önemli bir kısmında aile bireylerinde de varis vardır. Bir çalışmada anne veya babasında varis bulunan bireylerde varis gelişme olasılığının yüzde 89 olduğu belirlendi. Bu oran yalnızca anne veya babasında olanlarda yüzde n7 iken ailesinde varis olmayan kişilerde ise yüzde 20 tespit edildi.

* Varis kanamaya yol açar mı?
Evet cilde çok yakın olan varisler küçük bir sürtünme ile kanayabilir. Kanama çok şiddetli olabilir. Burada yapılması gereken tek şey kanamanın üzerine baskı uygulamak ve hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmaktır. Hastane uzakta ise bir elastik bandaj ile kanayan alan sarılabilir.

* Modern etkenler nelerdir?
Uzun süre ayakta durarak veya oturarak çalışmak, spor yapmamak, aşırı kilo, çok seyahat etmek, (uçakta, otobüste uzun süre hareketsiz oturmak) sıcak su ile banyo, güneşlenme, sıcak kumda uzun süre yatma şekillerinden biriyle sıcağa aşırı maruz kalmak, karaciğer hastalıkları ve derin toplardamar tıkanıklıklarıdır.

* Korunma önlemleri neler?
Varis çorapları hastalıktan korunmada önlem olabilir. Hafif, orta, yüksek ve çok yüksek basınç uygulayan varis çorapları mevcuttur. Korunma amacıyla hafif basınçlı çoraplar yeterlidir. Ancak varisleri ve şişliği olan hastalar daha yüksek basınç basınçlı çorapları giymelidir. Varis çorabı pek çok kişi tarafından yanlış kullanılmaktadır. Varis çorabı hastanın toplardamarlarının en boş olduğu aşamada giyilmelidir. Öncelikle hasta yatağa yatmalı ve bacağını 5-10 dakika yukarı kaldırmalıdır. Ardından varis çorabını giymelidir. Gün içinde ayakta kaldığı süre içinde varis çorabı ile dolaşmalıdır. Gece yatarken giyilmesi gerekli değildir.

* Yanlız bacaklarda mı olur?
Hayır. Vücudun her yerindeki damarlar genişleyebilir. Örneğin erkeklerde üreme organının etrafındaki toplardamarlarda genişleme olabilir ve bu kısırlık dahil olmak üzere değişik sorunlar yaratabilir. Kadınlarda vajina etrafındaki damarların genişlemesi nadir değildir. Çok sık görülen hemoroid (basur) hastalığı aslında bir varis türüdür.

* Variste ilaç etkili olur mu?
Tedavi gerekliliği ve tipi hastaya göre değişir. Genç bir bayanda görüntü bozukluğuna yol açan küçük bir varis tedavi edilebileceği gibi, yaşlı hastalarda daha yaygın varisler yaşam boyu izlenebilir. İleri derece varisler; özellikle bacakta şişme, ciltte renk değişikliği ve yara varsa mutlaka tedavi edilmelidir. Burada vurgulanması gereken varisin öldürücü bir hastalık olmadığıdır. Varis, önemsenmesi gereken ciddi bir hastalık. Ancak varis nedeniyle bacak kesilmez. Beyne ve kalbe pıhtı gitmez.

Anatomik olarak 3 tip varis vardır

  • Kadın Sağlığı
  • Haziran 28th 2007
  • admin

1) Iri yeşilimtrak ana varisler.

2) Cilt altında ağ biçiminde yapılar oluşturan morumsu retiküler varisler

3) Kırmızı ipliksi varisler

Toplardamarlar (venler, venalar) açıklığı kalbe doğru bakan kapakçıklar içerir. Bu kapakçıklar, göğüs ve karın içinde, öksürme, hapşırma, ıkınma, yürüme, koşma vb. sebeplerle basıncın arttığı durumlarda bu artışın uzuvlardaki toplardamarlara yansımasını engeller ve kan akımı daima kalbe doğru olur.

Kapakçıklarda herhangi bir nedenle ( Geçirilmiş flebit, aşırı şişmanlık, irsiyet, doğumlar vb.) oluşan kaçaklar, daha aşağıdaki damarlarda aşırı basınç artmasına sebep olur. Zaman içinde yüksek basınç ile normalden fazla gerilen bu damarlarda, genişleme, uzama ve büklümlenmeler oluşur. Bir yandan genişleyerek deforme olan bu damarlar, kendi içlerindeki kapakçıklar da karşılıklı gelemediklerinden, aşağıya doğru kaçaklara, venöz dolaşımda iki yönlü akımlara yol açarlar. Böylece daha da aşağılara yansıyan yüksek basınç, buralardaki venlerde de varislerin oluşmasına sebep olur.

Ne Yapabiliriz?
Varisin tipi ne olursa olsun, diğer hastalıklara oranla tedavisi kolay ve her zaman mümkündür.

Ağrısız, kısa, ve iz bırakmayan hassas cerrahi teknik, iri ve büklümlü varislerde kesin tedavi yöntemidir
Retiküler ve ipliksi varislerde ışın tedavileri tek başına veya skleroterapi ile beraber uygulanır.

Tedavi Yöntemleri
Ameliyat

Yeni Yaklaşım: 10 dakika kadar ayakta durma ile varislerin iyice belirginleşmesi sağlanır. Varisler büyük dikkatle tek tek işaretlenir. Bu teknikte varisler cilde yapılan 1 mm’lik mikro kesilerden dikkatlice alınır. (resim) Dikiş kullanılmaz. Sağlam damarsal yapıların korunması bu yaklaşımın temel ilkesidir. Hastamız girişimi izleyen birkaç saat içinde evine yollanır. Genellikle 3-4 günden sonra tamamen normal yaşama dönülür.
Klasik Yöntem: (Kendi hastalarımda bu yaklaşımı uygulamayı 1977 yılında terk ettim). Bu yaklaşımda varisli bölgeler kaba olarak işaretlenmekte ve işaretlenen bölgelerde ciltte 2-4 cm kesiler yapılarak varikoz damar paketleri çıkartılmaktadır. Alınan damarların vücutta kalan uçları bağlanarak kanamalar önlenmektedir. Bu işlem tamamlandıktan sonra kasıktan ayak bileğine uzanan Büyük Safen Veni, ” Stripper” (varis teli) ile kopartılarak alınmaktadır.
Bu yöntemin sakıncaları, çoğu zaman sağlam olan safen damarının, varislerin tekrarlayacağı endişesi ile alınması ve hastanın birkaç gün veya 1 hafta hastanede kalmasını gerektirmesidir.
Skleroterapi (Iğne)
Küçük varislerin giderilmesinde kullanılan bir tekniktir. Bu yöntemde hastalıklı damarın içine çok ince bir iğne ile girilerek, az miktarda, damarı kurutan ilaçlar verilir.
Işın Tedavileri (Laser, Photoderm)
İğne tedavisinde olduğu gibi küçük ipliksi varislerin tedavisinde önemli yeri vardır. İğne ile girilemeyen kılcal varislere belli dalga boylarında IŞIK yollanarak hasta damarda hasar oluşturulur ve kurutulan damar daha sonra vücut tarafından eritilerek yok edilir. Bu yöntemde de varisli bölgeye 2-4 seans tedavi uygulamak gerekir.
Skleroterapi
1 mm veya daha ufak varislerin giderilmesinde kullanılan bir tekniktir. Bu yöntemde hastalıklı damarın içine çok ince bir iğne ile girilerek, az miktarda, damarı kurutan ilaçlar verilir. Kullanılan ilaçlar genellikle yüksek konsantrasyonlu tuzlardan oluşur (Örneğin % 25 NaCl). Bu konsantre çözeltiler hasta damarın iç cidarını bozarak damarın kapanmasına neden olurlar. Kapanan damar daha sonra vücut tarafından eritilerek yok edilir. Tedaviden sonra bazen morumsu lekeler oluşabilir ancak 3-6 hafta içinde kaybolurlar. Toplam tedavi, orta derecedeki kapiller varislerde genelde her biri 30 dk süren 3-6 seanstan oluşur. Seansları takiben istirahat etmek gerekmez, kişi günlük işlerini sürdürebilir.

Photoderm, Lazer

Isın kullanılarak yapılan tedavilerde, lazer ve fotoderm uygulamasında temel prensip ışığın koyu renkli dokular tarafından emilip, ısıya dönüşmesi esasına dayanır. Çok güçlü foton partiküllerinden oluşan ışın huzmesi, nispeten geçirgen olan cildi aşıp, cilt altındaki kötü görünüşlü, koyu renkli varis veya kapiller varisler tarafından tutulur. Güçlü ışık enerjisi bu istenmeyen yapılarda 3/1000 saniye süre ile ısıya dönüşerek hasta damarsal yapılarda bozulmalara yol açar. Bozulan bu variköz damarlar daha sonra vücut tarafından eritilerek yok edilir.

Photoderm ve Lazer tedavileri için cildin ışığa geçirgen olması gereklidir. Yaz aylarında güneşli bir havada uzunca bir yürüyüş yapmak, cildinizi — siz farkında olmasanız da — hafifçe koyulaştırabilir. Bu, tedavi edilmek istenen damarsal yapılara ulaşacak olan ışın yoğunluğunu azaltacaktır.

Solaryum veya kremle veya başka bir yoldan cildin koyulaşması, ışınlı tedavileri olumsuz yönde etkiler.

Varisli damarların büyüklüğüne ve bünyenizin verdiği cevaba göre sıklıkla 1-3 seans tedavi ile sonuca varılır. Seanslardan sonra istirahat etmek gerekmez, günlük işlerinize devam edebilirsiniz.

Varis görüntü, ağrı, kramp ve psikolojik açılardan insanı etkileyen bir rahatsızlıktır. Kişinin yaşamını olumsuz biçimde etkilemeye başladığı zaman tedavi olanaklarını araştırmak gerekir. Varis tedavisi her mevsimde yapılabilir. Havaların ısınmış olması yapılacak tedaviyi etkilemez

Bununla beraber yaz aylarına kadar sonuç arzulandığı için, Ocak-Nisan arası kılcal tipteki varisler için en uygun zamandır.

Işınlı tedaviler için en uygun zaman cildinizin en açık renk olduğu kış aylarıdır.

Zamanlama ile ilgili olarak en sık karşılaştığımız hata, karar verildikten sonra yapılan ertelemelerdir.

İri büklümlü varisler, hasta için en kolay ve kalıcı biçimde tedavi olan varislerdir.

İri tip varislerin (çapı 2mm veya daha büyük) tedavisinde kanımca tek tedavi yöntemi, bu varislerin cerrahi tekniklerle çıkartılmasıdır. Burada dikkat edilecek konular, sağlam damarların korunması, hasta damarların tamamının alınması ve ameliyat sırasında cilt ve cilt altı dokularına azami ihtimam gösterilmesidir.

Böylelikle hasta en az travma ile ameliyattan çıkacak ve erken dönemde işinin başına dönebilecektir.

Ne yazık ki, bu prensiplere dikkat edilmeyen durumlarda, varis ameliyatı hasta için oldukça zahmetli, nekahat dönemi uzun ve sonuçları açısından da umulanın elde edilemediği bir girişim olacaktır. Her merkezde çeşitli cerrahi branşlar tarafından kolaylıkla üstlenilen varis cerrahisi, elde edilen kötü sonuçlar ve erken nükslerle haksız olarak “varis tekrarlar” kavramını oluşturmuştur.

Konuda uzmanlaşmış cerrahların dikkatli bir teknikle gerçekleştirdiği varis ameliyatlarından sonra 5 yıl içinde varisin tekrarlama olasılığı sadece %2-5 arasındadır. Diğer bir deyişle, %95-98 oranında KESİN tedavi elde edilir.

Cerrahi disiplin ve prensipler dışında, varis ameliyatlarında günümüzde iki yaklaşım vardır. Kişisel olarak varis cerrahisinde yalnızca kendi geliştirdiğim YENİ YAKLAŞIM prensiplerini uygulamaktayım.

Klasik ve yeni yaklaşım arsındaki en belirgin farklar ve özellikler:

Yeni Yaklaşım Klasik Yaklaşım
BSV korunur
Mikro kesi tekniği uygulanır
Aynı gün eve çıkabilme
Kısa iyileşme süresi
Yüzeysel anestezi teknikleri
Daha hassas bir tekniktir
Varislerin tek tek işaretlenmesi
30-45 dk ameliyat süresi
Sağlam damarların korunması
3 gün içinde normal yaşam
BSV çıkartılır
Varisler klasik 3-5 cm kesilerden alınır
Varislerin gros işaretlenmesi
1-3 hastanede kalmayı gerektirir

BSV : Büyük Safen Veni

Günübirlik varis cerrahisi girişimlerde iki tip anestezi tekniği uygulanabilir:

Bölgesel (Rejyonal) Anestezi

Genel Anestezi

Spinal anestezi ve Epidural anestezi bölgesel anestezi teknikleridir. Bu tip bölgesel anestezi verilen hastaların ameliyattan sonra 24 saat hastanede kalmasında yarar vardır.

Spinal anestezi: Özel olarak imal edilmiş çok ince bir iğne ile omurilik sıvısı içine verilen ilaçlarla yapılan anestezi çeşididir. Bu anestezi şeklinde hasta uyanıktır, ortalama olarak 2 saat kadar göbek hizasının altındaki bölgelerde hiç bir şekilde ağrı hissetmez.

Epidural anestezi: Diğer bir bölgesel anestezi tipidir. Bu teknikte ilaç omurilik zarı dışına verilir. Daha çok, uzun sürme olasılığı olan ameliyatlarda ve ameliyat sonrası fazla ağrı duyulacak durumlarda tercih edilmektedir. Bu anestezi tipinde hasta saatlerce ağrısız bir durumda tutulabilir.

Varis cerrahisinde tercih edilen esas anestezi yöntemi genel anestezidir.

Günümüzde uygulanan genel anestezi, son derece güvenli ve ameliyat sonrası dönemi rahattır. 1990′lı yıllardan itibaren anestezi cihazlarına bilgisayar teknolojisinin de ilavesiyle hastaların emniyeti açısından büyük ilerlemeler olmuştur. Aynı yıllarda daha güvenli, etkin ve olumsuz yan etkileri daha az olan anestezi ilaçları kullanıma girmiştir. Son zamanlarda çok popüler olan bu ilaçların kullanımıyla; hastalar çabuk, bulantısız, sersemlik hali olmadan uyanmaktadırlar. Yeni çıkan bu ilaçların kalp ve dolaşım sistemine herhangi bir olumsuz etkisinin olmaması sonucunda, hastalar ameliyat gününün akşamını evlerinde geçirebilmektedirler.

Ameliyat sabahı ılık bir duş almak, lensiniz varsa çıkarıp gözlük takmak, eşofman gibi bol ve rahat bir giysi giyip, ameliyat sonrasında refakat edecek yakınınızla birlikte ameliyathaneye gelmeniz önerilerimiz arasındadır. Ameliyattan 6 saat öncesine kadar yiyecek, 3-4saat öncesine kadar da içecek (süt-ayran hariç) alınabilir.

Hiç unutulmaması gereken konu: AMELİYATA TAMAMEN AÇ OLARAK GELİNMESİ GEREKİR. Belirtilen süreler dışında su dahi İÇİLMEZ.

Bu ameliyatta, Büyük Safen Veni, ayak bileğinin hemen önünden bulunur. Kasık hizasında yapılan kesi ile burada derin toplardamar ile bağlantısı kesilir.Varis teli (stripper) Safen damarının içine yerleştirildikten sonra bacağın diğer bölgelerindeki varisli damarlar cilde yapılan çeşitli kesilerden alınır. Daha sonra BSV resimde görüldüğü gibi stripper yardımı ile çıkartılır.

Kadınlarda kilo ile reflü orantılı

  • Kadın Sağlığı
  • Haziran 28th 2007
  • admin

ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, kadınlarda normal kilonun üzerine çıkıldığında, fazladan birkaç kilo bile reflü hastalığı riskini artırabiliyor.

New England Journal of Medicine adlı tıp dergisinde yayınlanan araştırmada, aşırı kiloların, mide ekşimesi ve gastroözofagiel reflü hastalığının diğer belirtilerini artırdığı görüldü.

Boston Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 10 bin 545 kadın üzerinde yapılan araştırma, reflü ile hafif kilo artışları arasında bile ilişki olduğunu ortaya çıkardı.

Araştırmada, örneğin 1.58 metre boyundaki bir kadının 55 kiloya oranla 56-62 kilo olması durumunda reflü riskinin yüzde 38 arttığına,oysa bu kiloların da normal sınırlar içinde olduğuna dikkat çekildi.

Aynı boydaki bir kadının kilosunun 62-87 arası olması durumunda reflü riskinin yaklaşık 2, 87’nin üzerine çıkması durumunda da 3 kat arttığı kaydedildi.

2 milyarın üzerinde kadın anemi

  • Kadın Sağlığı
  • Haziran 28th 2007
  • admin

Demir eksikliğine bağlı anemi dünyada 2 milyarın üzerinde kadını etkiliyor. Anemi yani kansızlık özellikle hamilelik döneminde önem kazanıyor.

Solukluk, çarpıntı, baş ağrısı, huzursuzluk, halsizlik, çabuk yorulma, iştahsızlık ve toprak, buz, kağıt gibi şeylerin yenmesi gibi belirtiler veren demir eksikliği anemisi, Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre gelişmekte olan ülkelerde gebe kadınların yüzde 58’ini etkiliyor. Ülkemizde ise gebelikte görülen anemilerin yüzde 95’e yakını demir eksikliğinden kaynaklanıyor. Hem anne hem de bebek sağlığı açısından önem taşıyan demir eksikliği daha çok sosyokültürel ve ekonomik durumu düşük kadınlarda görülüyor.

Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr.Ali Ulvi Haklerdi, gebelikte kan hastalıklarının teşhislerinin konması ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesinin güç olduğuna dikkat çekerek, “Gebe kadında önemli fizyolojik değişiklikler yaşanır. Hemoglobin değerinin 11 gramın altında olması teşhis için yeterli. Ancak gebeliğin 3’üncü ve 6’ncı ayları arasında bu ölçüm en az 10.5 gr. olmalıdır” dedi.

3’ÜNCÜ AYDAN İTİBAREN DESTEK GEREK
Prof. Dr. Hakverdi, aneminin özellikle gelişmekte olan ülkelerde görülmekle birlikte sosyokültürel ve ekonomik durumu düşük, beslenme yetersizliği olan gebelerde daha sık rastlandığını vurguladı. Hakverdi, kadınlarda demir depolarının yetersiz olduğunu, bu nedenle gebeliğin 3’üncü ayından sonra demir kullanımının desteklenmesi gerektiğini ifade ederek “Gebelikte, anne adayının ve bebeğin 3’üncü aydan sonra metabolizmanın hızlanması sonucu demir kullanımı da artar. Özellikle son aylarda anne rahmindeki bebeğin demir kullanımının artması ile ihtiyaç daha da belirginleşir. Bütün bunlara karşın, kadınların çoğunda demir depoları yetersizdir ve bu hem çocuk hem de anne sağlığı açısından önemli bir durumdur” dedi. Hakverdi’ye göre, gebelerin eğitim seviyelerinin yükselmesi ile Türkiye’de anemi görülme sıklığında da önemli bir düşüş yaşanacak.

Uzun süreli demir eksikliklerinde tırnakların kaşığa benzer şekilde içe çökmesi, ağız köşelerinde çatlamalar, dilin düzleşmesi, ağrılı olması ve yutkunma zorluğu daha çok erişkinlerde dikkat çeken belirtiler arasında yer alıyor. Demir eksikliği anemisi olan bebek ve çocuklarda oturma, emekleme ve yürüme gibi motor gelişmede gecikme, davranış bozuklukları, öğrenmede güçlük ve bağışıklık sisteminde azalma sonucunda enfeksiyonlara yatkınlık gözleniyor.
Aile tarafından fark edilmeden uzun süre devam eden kansızlık, kalp yetmezliği, zor nefes alma ve ileri derecede halsizlik gibi belirtilerle de ortaya çıkabiliyor.

Kadınlar tetanos aşısından korkuyor

  • Kadın Sağlığı
  • Haziran 28th 2007
  • admin

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Füsun Ersoy, “ölümcül olan tetanos mikrobuna karşı başlatılan kampanyaya, bölgedeki birçok kadının karşı çıkması acı ve kaygı vericidir” dedi.

Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki birçok kadın kısırlığa yol açtığı düşüncesiyle tetanos aşısı yaptırmıyor.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Füsun Ersoy, Van’da tetanos aşı kampanyasının başlamasıyla birlikte ekiplerin ev ev gezerek, 15-49 yaş arası kadınları aşıladığını bildirdi.

Tetanos mikrobunun ölümcül olduğunu ve anneden çocuğa taşındığını ifade eden Prof. Dr. Ersoy, aşılamayla kadınların tetanos mikrobuna karşı bağışıklık kazandığını, bu bağışıklık sisteminin çocuğa geçmesiyle hastalığa yakalanma riskinin ortadan kalktığını ifade etti.

Bölgedeki birçok kadının tetanos aşısının kısırlığa yol açtığı şeklindeki yanlış bir anlayışa sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Ersoy, şöyle dedi:
“Tetanos aşısı kısırlığa yol açmaz. Ölümcül olan tetanos mikrobuna karşı başlatılan kampanyaya bölgedeki birçok kadının karşı çıkması acı ve kaygı vericidir. Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki bu yanlış anlayıştan dolayı her gün çok sayıda yeni doğan bebek tetanos mikrobu nedeniyle yaşamını yitirmektedir.”

Prof. Dr. Füsun Ersoy, bu hastalığın tedavisinin zor olduğunu, dolayısıyla kadınların tetanos mikrobuna karşı gerekli bağışıklığı sağlayan aşı kampanyasına katılım göstermesi gerektiğini vurguladı.

Ülkede tetanos hastalığının yaygınlığına işaret eden Prof. Dr. Ersoy, “Tetanos hastalığının yaygınlığı bir ülkenin gelişmişliğinin göstergesidir. Tetanos aşısı, bu hastalığın tamamen ortadan kaldırılması için büyük önem taşımaktadır” diye konuştu.

Sigara hamileliği engelliyor

  • Kadın Sağlığı
  • Haziran 28th 2007
  • admin

Sigara kullanan kadınlara bir uyarı. Sigara embriyonun ana rahmine tutunma şansızı azaltıyor.

Sigaranın zararları listesine bir yenisi daha eklendi. Zira sigaranın embriyonun ana rahmine tutunma şansızı azalttığı belirlendi. Sigara içindeki zararlı maddeler embriyon ile anne arasındaki hassas kimyasal iletişimi olumsuz etkiliyor. Bu da, sigara içen kadınların hamile kalma olasılığının düşmesi, hamile kalmaları durumunda ise sağlıklı bir hamilelik geçirme olasılığının azalması anlamına geliyor.

Human Reproduction dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, sigara, rahmi bebeğin tutunması açısından yetersiz kılıyor.

Bağışlanmış yumurtalarla tüp bebek tedavisi gören kadınlar arasında yapılan araştırmada, sigara içen ve içmeyen kadınların gebe kalma oranlarına bakıldı.

Araştırmacılar, az sigara içenlerin yüzde 52,2’sinin ilk seferinde gebe kaldığını, çok içen kadınlarda ise bu oranın yüzde 34,1 olduğunu saptadı.

Araştırmada, günde 10’dan az sigara içenler “az içici”, bu sayıyı aşanlar “çok içici” olarak değerlendirildi.

Araştırma ekibinin başkanı Dr. Sergio Soares, çok sigara içen kadınlara, döllenme olsa bile hamileliği sağlıklı şekilde sonuna kadar sürdürme şansının düştüğünü hatırlatmak gerektiğini söyledi.

Tüp bebek uzmanı Dr. Simon Fishel de sigaranın içindeki binlerce zehrin, embriyon ile anne arasındaki narin kimyasal iletişimi altüst edebildiğini söyledi.

Şeker kadında cinselliği etkiliyor

  • Kadın Sağlığı
  • Haziran 28th 2007
  • admin

Şeker hastalarının yarısından daha fazlasında cinsel fonksiyon bozuklukları ortaya çıkıyor. Şeker hastası kadınlarda olan ana yakınma, vaginal nemlenmenin azalmasıdır.

Memorial Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Abdullah Özkardeş, bu durumun cinsel birleşmeyi tatsız bir hale getirdiğini vurguladı. Özkardeş, “Kadınlarda görülen bu nemlenme azalması, erkeklerdeki sertleşme zorluğunun eşitidir. Nemlenme azalması, sinirlerin ve damarların şeker hastalığı nedeni ile etkilenmesi sonucu ortaya çıkar” dedi.

Kürtajı azaltmanın ilginç yolu

  • Kadın Sağlığı
  • Haziran 28th 2007
  • admin

Japonya’da bir hastane, ailelerin istemedikleri bebeklerini, isimlerini açıklamaksızın bırakabileceği bir ”pencere” açacak. Aileler, Kumamoto bölgesindeki Jikei hastanesindeki ”küçük bir pencere”den içerideki kuvöze bebeklerini bırakıp gidebilecekler. Kuvöze bir bebek konulduğunda çalacak alarm sayesinde hastane personeli haberdar olacak. Bebekler daha sonra evlat edinmek isteyenlere verilecek. Bu uygulamayla kürtajın azaltılmasının amaçlandığı açıklandı.

Hamile kadinlar, saglikli beslenmeye dikkat

  • Kadın Sağlığı
  • Haziran 28th 2007
  • admin

Gebeliğin gerektirdiği enerji ve besin öğeleri

Et, yumurta, kurubaklagiller: Beyin, kas, kemik ve dişlerin gelişimi ve kan yapımında görevlidir. Protein ve demir ihtiyacını karşılar.

Süt ve süt ürünleri: Kemik, diş gelişimi ve büyüme ile görevlidir. Protein ve kalsiyum kaynağıdır.

Sebze ve meyveler: Büyüme ve gelişme için vitamin ve mineralleri sağlar.

Tahıl ve tahıl içeren besinler: Kalori ve B grubu vitaminler içerdiklerinden büyüme ve gelişme için önemlidir.

Enerji veren yağ ve şekerler : Sadece enerji içerir ve enerji açığını kapatırlar. Bu besin gruplarını normal yaşantımızda olduğu gibi gebelikte de aynı özenle tüketmeliyiz.

Kalsiyum Kalsiyum, bebeğinizin gebeliğin 8. haftasından itibaren oluşmaya başlayan kemik ve dişlerinin gelişimi için gerekli bir mineraldir. Gebelikte, normalde gerek duyduğunuz miktarın iki katı kadar kalsiyum gereklidir. Çünkü gebelik boyunca diş ve kemiklerden sürekli bir kalsiyum eksilmesi olmaktadır. Kalsiyum açısından zengin besinler peynir, süt, yoğurt ve yeşil yapraklı sebzelerdir. Ancak süt ürünlerinin yağ açısından da zengin olduğundan dolayı yağı alınmış süt ve yoğurdu tercih etmeniz daha doğru olacaktır. Brucella, tifo benzeri hastalıklardan korunabilmek için tükettiğiniz peynirin ve sütün hijyenik ve pastörize olmasına da özen gösterin.

C vitamini C vitamini demirin bağırsaklardan emiliminde, vücudun hastalık etkeni mikroorganizmalara karşı bağışıklık direncinin artırılmasında ve metabolizmamızdaki pek çok biyokimyasal süreç için gerekli bir vitamindir. Düzenli bir şekilde beslenen gebelerde hap şeklinde vitamin alınması önerilmemektedir. C vitamini portakal, limon, kırmızı ve yeşil biber, domates, çilek, greyfurt, karnıbahar, lahana, brüksel lahanası gibi pek çok taze meyve ve sebzelerde bulunur. Vücutta depolanmadığı için her gün belli bir miktar alınmalıdır.

Folik Asit Bebeğin merkezî sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalarından itibaren folik asit alınması çok önemlidir. Vücutta depolanmadığı ve gebelik süresince normalden fazlasına gerek duyulduğu için her gün alınmalıdır. Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır, ancak uzun süreli pişirmeler ve uzun süre bekleyen gıdalardaki miktarını azaltır. En çok ıspanak, yer fıstığı, fındık, karnıbahar, kepekli ekmekte mevcuttur. Doğal gıdalar gebenin folik asit açığını tam olarak kapatamayacağından ötürü gebeliğin ilk haftalarından itibaren hap olarak dışarıdan alınması uygun olacaktır. Gebelerde folik asit eksikliğine bağlı birtakım anormallikler çıkabilir.

Proteinler Gebelikte artan protein gereksinimi karşılamak için kırmızı ve beyaz et, süt ve süt ürünleri, yumurta, balık, kuru baklagiller (fasulye, mercimek, barbunya..) gibi proteinden zengin besinler önerilir. Proteinler, hayvansal ve bitkisel proteinler olarak ikiye ayrılır. Hayvansal gıdalardaki yağ mümkün ölçüde alınarak, etin yağsız şekilde tüketilmesi önerilir. Ayrıca balıkta bebeğin zeka gelişimi üzerine olumlu etki yapar.

Lifli Gıdalar Günlük beslenmenizin büyük bir bölümünü oluşturması gereken lifli (posalı) yiyecekler, gebelikte sık görülen kabızlığın ve bağırsak tembelliğinin önlenmesinde çok yararlıdır. Genellikle tüm sebze ve meyveler lif açısından zengindir. Her gün bolca yiyebilirsiniz. Kepekli besinler de lif içerir, ancak diğer bazı besinlerin bağırsaklardan emilimini azalttığından aşırı tüketilmemelidir. Lifli gıdalar en sık olarak kepekli ekmek, barbunya,, kayısı, kuru üzüm, bezelye, pırasa, esmer pirinç ve kuruyemişte bol miktarda vardır.

Gebelikte bulantı Sabahları yataktan kalkmadan önce tuzlu bir bisküvi, kraker veya ekmek tüketilmesi bulantıyı azaltacaktır. Az az sık sık beslenerek alım arttırılmalıdır.

Gebelikte pika Bulantı hissini azaltacağı görüşü ile toprak yeme olayıdır. Yetersiz beslenen annelerde sıklıkla görülür. Fe (demir) eksikliği anemisine neden olur.

Gebelik ve kabızlık Kabızlık oluşumunu engellemek için posadan zengin besin ( kepekli ürünler, sebze ve meyveler) ve sıvı tüketimini arttırmak, sık sık beslenmek önerilebilir.

Zayıflarda düşük riski daha fazla

  • Kadın Sağlığı
  • Haziran 28th 2007
  • admin

Yapılan bir araştırma, çok zayıf kadınlarda düşük riskinin normal kilodaki kadınlara göre yüzde 72 oranında daha fazla olduğunu ortaya koydu. Meyve, sebze ve çikolata yemek bu riski düşürüyor.

Düşük yapan 600 ve hamileliği 12. haftayı aşan 6 bin kadın üzerinde yapılan araştırmada, biyolojik ve sosyolojik durum ile yaşam tarzının yarattığı risk faktörleri ve düşük olasılığını göz önünde bulunduran bilim adamları, beden kitle endeksi 18,5’in altında olan kadınların ilk üç ayda düşük riskinin çok daha yüksek olduğunu saptadı.

Araştırmada, ilk üç ayda vitamin kullanan hamile kadınların düşük riskinin yarı yarıya azaldığı da belirlendi.

Sosyolojik açıdan da hamile bekar kadınların evli ya da birlikte yaşayanlara oranla düşük riskinin daha yüksek olduğu, bir kadının hamile kaldıktan sonra başka biriyle birlikteliğinin bu riski daha da artırdığı kaydedildi.

Daha önce düşük yapan kadınların yüksek risk grubunda olduğu da biliniyor.

Bilim adamları, bulgularının doğrulanması için daha geniş araştırmalara gerek olduğuna işaret ettiler.