Öğle uykusu insanın ömrüne ömür katıyor

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Akdeniz ve Güney Amerika ülkelerinin birçoğunda uygulanan ’siesta’, yani öğle uykusu tatili; vücudun tazelenmesini sağlıyor, günlük performansı artırıyor, düşünce gücünü hızlandırıyor.

İnsan sağlığı üzerinde hayli etkili olan öğle uykusu ile ilgili merak edilen soruların yanıtını, Memorial Hastanesi Uyku Laboratuvarı Sorumlusu Doç. Dr. Turan Atay verdi:

* Öğle uykusu ne gibi yararlar sağlar? Öğle uykusu fizyolojik bir olaydır. Kişinin 2n saat içerisinde uykuya yatkın olduğu dönemlerden biri de öğle uykusu saatleridir. Öğle uykusu, en az gece uykusu kadar insan vücuduna yarar sağlar. Gece yeteri kadar uyumuş, öğle uykusunu da uyuyan bir kişinin vücudu tazelenir, performansı artar, düşünme ve problem çözme yeteneği hız kazanır.

* İnsan vücudu en çok hangi saat dilimlerinde uyku ihtiyacı duyar? Gün içerisinde iki kez vücut ısısı düşer. Birisi sabaha karşı 03.00 sıralarında, diğeri ise öğleden sonra 14.00- 15.00 saatleri arasında. İnsanların öğle yemeğinin ağırlığına bağladığı bu rehavet dönemi, aslında vücudun uykuya en meyilli olduğu saat dilimi. Bu saat aralıkları uykunun en kaliteli olduğu zaman. Kaliteli uyku, insan vücuduna uzun süre uyumaktan çok daha yarar sağlar.

* Genetik faktörlerin uyku üzerinde etkisi var mı? Genetik faktörlerin uyku üzerinde çok büyük etkisi var. Kimi insan 13-14 saat uyusa da uykusunu alamaz, kimi ise 4-5 saatlik bir uykuyla günü zinde geçirebilir. Aynı şekilde uykuya dalma ve uyanma saatleri de genetik faktörlerden etkilenir. Bazıları geç saatte yatıp geç kalkmayı, bazıları da erken yatıp erken kalkmayı sever.

* Öğle uykusuna en fazla kimlerin ihtiyacı var? İmkanı olan herkesin öğle uykusuna yatması, vücudu açısından çok faydalı. Ancak özellikle çocukların öğle saatlerinde mutlaka uyumaları gerekir. Burnu tıkalı olan çocuklar uykularını tam olarak alamadıkları için vücutları kavruk kalabilir. Çocukluk çağında öğle saatlerinde alınan kaliteli uyku, beyin ve vücut gelişimi için çok önemli. Yani uyku, büyüme açısından çok önemlidir.

* Öğle uykusu ne kadar süre olmalı? Çocukların yaklaşık 1-2 saat öğle uykusuna ihtiyaçları var. Erişkinler için ise 15-20 dakika yeterli. Ancak bazı insanlar geceleri dahi uyuyamaz. Bu tip insanlara öğle uykusu kesinlikle tavsiye edilmiyor. Çünkü gündüz saatlerinde kısa bir süre dahi uyusalar, gece uyumaları çok zorlaşır.

* Birçok sıcak ülkede uygulanan ’siesta’nın önemi nedir? Pek çok Akdeniz ve Güney Amerika ülkesinde saat 14.00-16.00 arasında ’siesta’ yani öğle tatili uygulaması yapılıyor. Siesta, sıcak ülkeler için çok doğru bir uygulama. Öğle saatlerinde, kişilerin, yaşadığı yorgunluğu engellemek için kısa süre de olsa uykuya ihtiyaçları var. Uyuşuk bir şekilde çalışacaklarına, insanların uykularını almış dinç bir şekilde çalışmaları çok daha verimli olur.

ABD’deki ameliyathanede İbo’nun türküsünü dinledik

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

65 yaşında olmasına rağmen en zor ameliyatlara imzasını atan Prof. Kalayoğlu, sağlığı elverdiği sürece de ameliyathaneden çıkmak istemiyor. Ameliyatı ‘ibadet etmek’ gibi gören duayen cerrah, sessizliği tercih ediyor ama bazen durum değişebiliyor: Asistanlarım bazen ameliyathanede rap dinler, sesimi çıkarmam. Ama bir kez canıma tak etti ve İbrahim Tatlıses dinlettim….

Wisconsin Üniversitesi’nde karaciğer transplantasyon cerrahisini kuran dünyaca ünlü karaciğer cerrahı Prof. Dr. Münci Kalayoğlu, Türkiye’deki cerrahlar arasında duayen… 65 yaşında ve hala en zorlu ameliyatlara imzasını atan Prof. Dr. Kalayoğlu, kendi yaşamından örnekler vererek, sağlıklı ve başarılı olmanın yollarını anlattı:

* Siz yaklaşık 15 yıldır aynı fiziksel görünümü koruyorsunuz. Saçlarınızdaki beyazlar dışında görsel olarak değişim yaşamıyorsunuz; antiaging formülünüz nedir? Ben her gün tartılırım; 76 kilonun altına düştüysem o gün biraz daha kaçamak yapıp rahat yemek yiyebilirim. Eğer 76 kilonun üzerine çıktıysam o zaman o gün işi sıkı tutarım ve salata ile günü geçiştiririm. Aslında insanın kilosunu muhafaza etmesi basit bir denklem; sarf ettiğinizden fazla yerseniz şişmanlarsınız. Özellikle yaş ilerledikçe kilo kontrolü daha önem kazanır. Metabolizma hızı düşer. Bunu hızlandırmak gerekir.

* Özel bir vitamin alır mısınız? Her gün bir aspirin alıyorum; kanımı sulandırıp tansiyonumu düşürmeme yardımcı olur. Ayrıca her gün kullandığım kolesterol ilacım var. Bunun yanı sıra vitamin sevmem ama günde 1 multivitamin almayı alışkanlık haline getirdim. Ancak ilaç içeceksem, bol su ile içmeye özen gösteririm; yoksa karaciğer yorulur.

BEN HER ŞEYİ YERİM

* Her şeyi yer misiniz, mesela zorlu bir ameliyattan sonra eşiniz masaya sakatat getirse yiyebilir misiniz? Öyle ’sakatat yemem’ gibi takıntılarım yok. Masada karşıma gelenleri ameliyat masasındakilerle karşılaştırmam. Karım önüme ne getirirse karaciğer de dahil onu yerim ben.

* Ailenizden birinin ameliyata ihtiyacı olsa siz mi operasyonu gerçekleştirmek istersiniz? Ailemi, çocuklarımı ve çok yakın akrabalarımı kendim ameliyat etmem. Bu bence bir cerrah açısından büyük bir hatadır. Eğer mümkünse beni ya da yakınlarımı ameliyat edecek cerrahı seçmek isterim. Öncelikle Türk olmasını tercih ederim. Sonra ameliyatı izlemek isterim. Bir hareketi çok tekrar eden bir cerrahsa, zamanı dikkatli kullanmıyorsa; o zaman benim açımdan makbul değildir.

* Dünyaca başarılı olmak için ne yapmak gerekir? Bence bir işte başarılı olmak için öncelikle yaptığın işi sevmen gerekir. Ben yaptığım işi çok seviyorum. Yeniden dünyaya gelsem hiç şüphesiz yine cerrah olmak isterdim. Benim işime yönelik tüm duygularım ‘işkolik’ tanımlamasına uyar. Hayatta beni mutlu eden şeyler; hastalarımın sağlığına kavuşması ve ailemdir. Eşim olmadan asla hiç yurtdışına gitmem, hiçbir kongreye dahi katılmam.

* Ameliyathanede nasılsınız, sinirli mi, sakin mi, mesela müzik dinler misiniz? Ben ameliyat sırasında sessizliği severim, çünkü ameliyat benim için ibadet etmek gibidir. Ben isteseydim bugün karaciğer naklinde uyguladığım tekniği kendime saklayabilirdim. Dünyada tek olmak hiç de zor değildi. Ama bugün pek çok asistanım var. Çünkü benim övündüğüm şey; talebe yetiştirmektir. Talebelerimin de ameliyathanede rahat etmesini isterim. Bizim gençler bazen ameliyathanede rap falan dinlemek isterler, çoğu zaman ses çıkarmam ben de onlarla birlikte dinlerim. Ama bir kez canıma tak etti. Wisconsin Üniversitesi’ndeki ameliyathaneme bir gün evden türkü kaseti getirdim bizimkilere onu dinlettim. Değişik geldi ama bir kez oldu.

* Kimin türkü kaseti Amerika’daki ameliyathanede dinlenebilir ki? İbrahim Tatlıses’i de dinlettim, gayet de sevdi benim asistanlar. Ameliyat da son derece başarılı geçti.

EV VE AMELİYATHANE…

* Zorlu ameliyatlarda da hiç strese girmeden müzik dinleyebilir misiniz? Ben bugüne kadar bin 500 karaciğer nakli yaptım, bunun yanı sıra

n0- n5 bin diğer ameliyatlarım da var. Fıtık, sünnet, apandisit gibi ameliyatlar yapsaydım, herhalde bu sayı üçe katlanırdı. Benim dünyam ameliyathane ve ev arasında geçer… Strese girmemek için ameliyatı en ince ayrıntısına kadar önce kafamda birkaç kez tekrarlarım ben.

* Sizin hastalarınız neden daha erken ayağa kalkıyorlar? Hastaların bazıları beş günde, bazıları on beş günde evlerine giderler. Aynı operasyonu yaparsınız, aynı bakımı uygularsınız ama iyileşme süresi hastadan hastaya değişir. Hastaların kişilikleri bunda çok etkili olur.

* Organ nakli en zor cerrahilerden biri midir? En risklilerinden biridir. Organ naklinde ‘2 artı 2 eşittir 4′ değildir. Bazen üç eder, bazen beş… Ameliyata girmeden önce bunu iyi hesaplamak gerekir. Bugün tıp pek çok şeyi başarabiliyor ama organ üretmeyi başaramıyor. Ben bir ameliyatı yapmadan beş kez ameliyat yaparım. Sabah bir ameliyata gireceksem gece mutlaka ameliyat kafamda bitmiştir.

Aromaterapinin sihirli dünyasıyla rahatlayın

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Çok yorgunsunuz ve kafanız bozuk! O halde kendinizi ‘aromaterapi’nin sihirli dünyasına teslim edin. Aromaterapi yağları, vücutta oluşan ruhsal ve fiziksel dengesizlikleri gidererek, vücut sağlığını korumak için kullanılıyor. Bitkilerin kabuk, çiçek, meyve, tohum, sap gibi farklı yerlerinden çeşitli yöntemler sonucunda elde ediliyor. Bitki özlerinden elde edilen şifalı yağlar, buharla uçucu hale gelerek, yaydıkları kokularla sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı etki sağlıyor. Kendinize en uygun aromatik yağı seçmek için öncelikle şişenin kapağını açarak burnunuzun 3-4 cm. altında tutmaya çalışın. Ardından 5-6 tane daire çizmeye başlayın; böylece aroma molekülleri daha belirgin hale gelecektir. Önceliği sağ deliğe vermek şartıyla burnunuza yaklaştırıp koklamaya başlayın. Kokunun başınızın tepesine ve bedeninize yayıldığını düşünün.

Öğretmenin gözünü bağırsak ilacı açtı

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

5 ay önce trafik kazası sonucu kör olan Mehmet Akif öğretmen, bağırsak kanseri ilacı ile yeniden görmeye başladı! Yöntem şimdi uluslararası tıp camiasına sunulacak. Dünyası yeniden aydınlanan Mehmet Akif öğretmen ise yeni öğretim yılında öğrencileriyle olmaktan çok mutlu.

Mehmet Akif Ünal’ın hayatı 20 Nisan 2006 Perşembe günü saat 19.20′de bir anda değişti. Okuldan çıkmış bir taksi ile evine gidiyordu. Karşı yönden gelen bir araç hatalı sollama yaparak taksiye çarptı. Çarpan aracın şoförü hatasını canıyla ödedi. Mehmet Akif öğretmenin ise o saat itibariyle dünyası karardı… Sonrası Florange Nihtingale Hastanesi’nde büyük bir koşturmaca… Gözlerine dolan camlar nedeniyle, kaza sonrasını, yalnızca karanlıkta duyduğu seslerle hatırlayabilen Mehmet Akif öğretmen, “Hiç acı hissetmedim, yalnızca ne olduğunu anlamaya çalıştım. Elimi sağ gözümün üzerine koydum, gözümün yerinde cam kırıkları elime battı. Sağ gözüm gitmişti! Sol gözüm ise yalnızca ışığı görebiliyordu” diye anlatıyor o saatleri. Ve tarih; 18 Eylül 2006… Aradan geçen beş ayda Mehmet Akif Ünal’ın sağ gözü yüzde 80 görmeye başladı. Bu bazılarına göre mucize! Tıbba göre ise literatüre girmeye aday yeni bir tedavi yöntemi! Mehmet Akif öğretmenin raporlarında ‘koroid yırtılma’ yazıyor. Bunun anlamı; gözün aldığı hasar nedeniyle retina alt tabakasının yırtılması ve bu nedenle görme yeteneğinin kaybolması.

BAŞKA SEÇENEĞİM YOKTU
Ancak onun sadece ışığı ayırt edebilen, bulanık şekilde hayata bakmasına neden olan gözü, retinasına uygulanan bağırsak kanseri ilacı ile iyileşti. Şimdi dünyada bu alanda kullanılan tek ve başarılı örnek olarak, uluslararası tıp camiasına onun hikayesi konu olacak. Mehmet Akif Ünal, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Işığı seçebiliyordum. Eşimin yüzünü göremiyordum. Üç ay sonra gözümde ekstra damarlar oluşacağı için görmemin azalacağını söylediler. Gözümdeki kırılma, göz merkezine çok yakın olduğu için kör olma dışında bir seçeneğim yoktu. Tedavi yöntemlerini araştırdım. Sonra doktorum bana yeni bir yöntem deneyebileceğimizi söyledi. Yöntemi dinledikten sonra internetten de araştırdım. Ve uygulamaya karar verdim. Sonuçta o günkü durumumdan daha kötü olamazdım. Görmeyi özlemiştim. Bu kararı çekinerek aldım ama farklı doktorları da araştırdım ve başka bir tedavi bulamadım.” Prof. Dr. Halil Bahçecioğlu tarafından kendisine önerilen yöntemi kabul eden Ünal göz içine uygulanan ilk enjeksiyondan sonra yüzde 80 görmeye başladı. Bu yıl yeniden ders zili çalınca öğrencilerinin arasına katılan Ünal, şimdi kaza nedeniyle kaybettiği sağ gözünün yerine yapay bir göz hazırlatmaya çalışıyor. Sol gözü onun zorlu matematik problemlerini çözmesini de öğrencilerine ders anlatmasına da yetiyor. Üstelik bu yıl öğrencilerine öğreteceği çok daha özel bir ders olduğunu düşünüyor: “Hayatta insanın başına her şey gelebilir. Savaşmayı bilmek gerekli. Yenilikleri izlemek için sorun ne olursa olsun internetten yararlanın…”

Ortodonti (Diş Çarpıklığı Tedavisi) Bilmek İstedikleriniz

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

ORTODONTİK TEDAVi

Dişhekimliğinin bir uzmanlık dalı olan ortodonti, diş, çene ve yüz kompleksini normal yapı ve gelişim, anomaliler ve anomalilerin tedavisi yönünden ele alan bilim dalıdır. Önceleri estetik amaçla işe başlanmış zaman içerisinde sınırları genişletilip, bugünkü konumuna ulaşılmıştır. Günümüzde ortodontinin hitap ettiği kitle oldukça genişlemiş ve uygulama alanı da aynı oranda artmıştır. Son yıllarda yapılan araştırmaların sonuçlarına göre tüm dünyada koruyucu dişhekimliğinin önem kazanması, daha bilinçli bir kitle yaratmış ve diş çürüğü vakalarında gözle görülür bir azalma meydana gelmiştir, buna bağlı olarak da kalıtım, gelişim yetersizlikleri, çeşitli yanlış alışkanlıklar (parmak emme, uzun süre yalancı meme ve biberon kullanma, dudak ısırma) gibi faktörler sebebiyle oluşan rahatsızlıklar sonucu ortodontiye duyulan ilgi de artmıştır.
Ortodontinin sınırları
Süt dişlenme dönemiolarak adlandırılan okul öncesi yıllarda parmak emme, dudak yeme, ağza yabancı cisim sokma gibi alışkanlıklara bağlı olarak ortaya çıkan sorunların mümkün olduğu kadar azaltılmasına yönelik uygulamalardır. Bu alışkanlıklar süt dişlenme döneminde ortadan kaldırılırsa iskelet yapıda kalıcı bir bozukluk oluşmadan iyileşme sağlanır. Bunun için de birtakım ağız içi veya ağız dışı aygıtlardan yararlanılır.

Karışık dişlenme dönemi ilkokul çağı çocuklarını kapsar, ağızda hem daimi hem de süt dişlerinin bulunduğu dönemdir. bu dönemde zamanından önce veya sonra süt dişlerinin kaybedilmesi alttan gelen daimi dişlere rehberlik edememesi sonucunda birtakım yer darlığı problemleri oluşabilir. Oluşan çapraşıklığın giderilmesi ortodontinin ilgi alanına girer. Yine bu dönemde başlayıp ergenlik çağının sonuna kadar devam eden çeneler arası uyumsuzlukların giderilmesi de ortodontinin konusudur.
Daimi dişlenme döneminde diş dizlerindeki bozukluklar diş çekimi yapılarak veya yapılmadan sabit ya da hareketli aygıtlarla düzeltilebilir.
Dişeti hastalıklarına bağlı olarak meydana gelen diş düzensizlikleri veya diş kaybına bağlı olarak meydana gelen düzensizliklerin tedavileri de ortodontinin konusudur.

Ortodonti hangi yaş guruplarında uygulanabilir?
Dişsel düzeltmelerde yaş sorun değildir. Hasta kaç yaşında olursa olsun tedavi mümkündür. Eğer bireyin kemik yapısında bir düzensizlik söz konusu ise (iskeletsel) yaş önemlidir. Bu durumda fonksiyonel tedaviye gereksinim vardır ki bu tedavi de ergenlik çağına kadar olan sürede yapılır. Ortalama tedavi süresi 24 ay olmasına rağmen kişiden kişiye değişir. yetişkinlerin tedavisi çocuklarınkine oranla biraz daha uzun sürer.

Ortodontiste gitmek için en iyi zaman nedir?

Çocuklarda ilk dişlerin (süt dişleri) konumları hakkında çok fazla endişelenmeye gerek yoktur. Bu dişler arasında bulunan boşluklar, doğal gelişim göstergesidir. Erişkinlerin dişlerindeki gibi sıkı temaslar ileride meydana gelebilecek yer darlığı ve dolayısıyla dişlerde çapraşıklığın göstergesi olabilir. Daimi dişler 6-7 yaşlarında sürmeye başlarlar ancak 7-9 yaşları arasında, kesici dişler sürene dek pek fazla problem gözlenmez. Ancak süt dişlerinin tümü daimileriyle yer değişene dek yerinde tutulmalıdır. Aile hekiminiz sizi erken yaşta bir ortodontiste yönlendirse dahi bu her zaman tedavinin çok erken başlatılacağı anlamına gelmez. Çoğu dikkatli dişhekimi potansiyel bir problemin kontrol atında olduğu ve en uygun tedavi zamanının geçmediğinden emin olmak ister. Çocuklarda çenesel problemlere erken yaşlarda müdahale etmek gerekirken, sadece dişlerin düzensizlik gösterdiği durumlarda tedavi için zaman vardır. Erişkin hastaların da dişleri hareket ettirilebilir yani bu tür tedaviler için zaman aşılması söz konusu değildir. Artan yaşın tedavi süresini uzatması ve tedaviyi biraz zorlaştırması mümkün olabilir. Yine de yaş faktörü dişlerin destek dokularının sağlıklı olması kadar önemli değildir.

Yetişkinlere de ortodontik tedavi yapılabilir mi?
Evet. Gelişen teknoloji, çocukken yapılamayan ortodontik tedaviyi yetişkinlikte mümkün kılmakta; kendi düzgün dişleri ile gülümsemesi kişileri daha mutlu etmektedir. Aslında dişleri ilgilendiren tedaviler hemen her yaşta yapılabilir; yeter ki dişler ve periyodonsiyum sağlıklı olsun. Fakat çene kemiklerini ilgilendiren anomaliler ileri yaşlarda ancak ameliyatla düzeltilir.

METAL VE ESTETİK BRAKETLERİN GÖRÜNÜŞLERİ

ESTETİK BRAKETLERÇene ortopedisi ne anlama gelir?
“Çene ortopedisi” çenelerin yüze veya birbirine göre bozulan ilişkilerini özel araçlarla düzeltmeyi amaç edinen bir ortodonti alanıdır. Mesela alt çene prognatizmi, alt çenenin geride olması (Class II) veya üst ileri itim küçük yaşlarda “ortopedik tedavi” ile düzeltilebilir (II: Sınıf anomaliler).
Yalnız dişlerin düzeltilmesi ise “ortodontik tedavi” ile elde edilir; fakat çoğu zaman ortopedik tedavi ve ortodontik tedavi birlikte yürütülür.
Ortognatik cerrahi nedir?
Ortodontik veya ortopedik tedavi ile dişlerin düzgün sıralanması gerçekleştirilebilir. Çeneler arası ilişkiler de bir sınıra kadar düzeltilebilir. Fakat bazı vakalarda ortodontik tedavi yetersiz kalır. Böyle durumlarda bir çene-yüz cerrahı ortodontistle birlikte çalışarak ağır bir anomaliyi cerrahi metotla düzeltebilir. Çok kısa sürede elde edilen estetik sonuç başarılı olmakta ve günümüzde ortognatik cerrahi tedavi gittikçe yaygınlaşmaktadır.
Ortodontik tedavi sırasında dişler nasıl hareket eder?
Diş üzerine yay, tel veya özel lastiklerle bir kuvvet uygulanırsa kuvvetin yönünde bir hareket oluşur. Hareket eden dişin önünde geçici bir süre için kemik dokusu yıkımı olur, hareketin aksi yönde ise yeni kemik dokusu yapılır. Böylece yeni yerlerini alan dişler, yeni bir kemik yuvasına da otururlar.
Pekiştirme tedavisi nedir?
Ortodontik tedavi yaklaşık 2 yıl sürer. Dişler düzeldikten hemen sonra etrafındaki yapılar (periodonsiyum) dişlerin yeni konumuna uyum sağlayamamıştır. Ayrıca kemik dokusu olgunlaşmamıştır. Bu nedenle apareyler çıkarılırsa dişler eski yerlerine dönebilirler. Bunu önlemek için düzelmiş dişleri yapılacak başka aygıtlarla yerlerinde pekiştirmek gerekir. Tedavinin bu son aşamasına pekiştirme tedavisi denir. Bu dönemde de çocukların dişlerine gereken özeni göstermesi şarttır.
Ortodontik aparey nedir?
Aparey “aygıt” anlamına gelir. Ortodontik tedavide kullanılan bütün düzenekler bu adla anılırlar. Aparey ler çok çeşitlidir

*
a.Bazı apareyler ağızdan çıkarılıp takılabilir. Bunlara “hareketli aparey” denir. Bunların üzerlerine konulan yaylar, vidalar, düzeltilecek dişlere bir kuvvet uygular. Hareketli apareylerin bazıları hem alt hem de üst çeneye oturur ve tek gövdeli (monoblok) olan bu aygıtlarla ortopedik tedaviler yapılır.
*
b. Bazı aygıtlar dişler üzerine yapıştırılan oluklu bir metal (braket) ile bu oluklu metallere uygulanan tellerden oluşur. Bunlara “sabit aparey” denir.

Aparey seçiminde kararı ortodonti uzmanı verir. Kural olarak en kısa zamanda, en etkin tedavi düşünülür. Ayrıca çocuğun tedavi yaptırma isteği, uyumu ve ailenin ekonomik koşulları da aparey seçimini etkiler.
Ortodontik tedavide çocukların uyması zorunlu kurallar nelerdir?
Ortodontik tedavide çocukların uyması zorunlu olan kurallar vardır. Anne ve babaların da tedavi süresince çocuklarını dikkatle izlemeleri gerekir.
Bu kurallar şunlardır:

*
1-Ortodontik tedaviye başlamadan önce çürük dişlerin tedavi edilmesi ve diş etinin tam sağlıklı duruma getirilmesi gerekir.
*
2- Tedaviye başlanınca ortodonti uzmanı, koyduğu tanıya göre çocuğa bir aparey uygular. Bu apareye ve dişlere daha önceki bölümlerde anlatıldığı gibi çok iyi bakılması; dişlerin düzenli fırçalanması şarttır. Hele sabit aygıtlarda dişlerin üzerine yapıştırılan olukların etrafında diş plağı çok çabuk yerleşir. Buna imkan verilmemesi gerekir.
*
3- Hekim tedaviye başladıktan sonra hastasını ortalama ayda bir görür. Dolayısıyla ortodontik tedavide büyük görev, çocuklara düşer. Bu nedenle dişleri düzeltilecek çocuklarda tedavi isteği olması gerekir. Ailenin zorlaması çoğu zaman olumsuz etki uyandırmaktadır.
*
4- Hekimin kontroller sırasındaki tavsiyelerine dikkatle uyulmalıdır.
*
5- Randevular aksatılmamalıdır
*
6- Apareylerde kırılma, kopma veya ağıza yapışan düzeneklerde çıkma varsa tedavi kesintiye uğrar. Böyle durumlarda hemen hekime başvurulmalıdır.
*
7- Pekiştirme tedavisinde bıkkınlık gösterilmemeli; uygulanan aygıt ağıza düzenli takılmalıdır.

Günümüzde daha az farkedilen ortodontik apareyler mevcuttur.

Ortodontinin dışarıdan bakıldığında daha az farkedilmesi mümkün mü? Günümüzde daha az fark edilen malzemelerle ortodontik tedavinin en çekinilen özelliği olan tel görünümünden kurtulmak mümkün olabilmektedir. Dişin üst yüzlerine yapıştırılan apareyler metal renginde, beyaz veya diş renginde olabilirler. Hatta bazı durumlarda dişin görünmeyen arka kısımlarına da uygulanabilirler.

S.O.S veren cildinizi yenilemenin tam zamanı

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Deniz, güneş ve kum üçlüsü ile yaşadığımız tutkulu beraberlik sona erdi. Şimdi bu beraberlikten geriye kalan hasarları onarma zamanı. Güneş ışınları, kum ve tuzlu suyun etkisiyle yıpranan, yaşlanan ve kuruyan cildinize özen göstermeniz şimdi çok daha önemli. Uzun süre güçlü güneş ışığına maruz kalmak, hem yüzeyde hem de orta deri tabakasında değişik ölçüde hasara neden olur. Deride kollajen ve elastin liflerin bulunduğu şekerli protein havuzunun suyu eksilir, bu da lif yapılarında kayıplara neden olur. Güneş, ciltteki yağ dengesine de belli ölçülerde etki eder. Bütün bunların sonunda cilt desteksiz kalır; kurur… Bazı bölgelerde damar genişlemeleri ve lekelenmeler olur, kırışıklıklar meydana gelir. Aynaya baktığınızda cildinizin kalınlaştığını, sertleştiğini ve kırışıklıklarınızın derinleştiğini görerek umutsuzluğa kapılıyorsanız; zaman kaybetmeyin ve hemen cildinizi şımartmaya başlayın.

OKSİJENLE CANLANIN

Oksijen terapi; yaz sonrası bakımları arasında, neştersiz, kansız ve iğnesiz bir şekilde güzelleşirken, aynı zamanda da keyif alacağınız bir yöntem. Üstelik hiçbir yan etkisi yok. Bu yöntemde, özel formüllü bazı kozmetik ürünler, aktif içerikler ve saf oksijen, püskürtme yoluyla epidermisin alt tabakalarına kadar transfer ediliyor. Uygulama sırasında kullanılan kozmetik ürünler, cilt arasındaki boşluklardan cildin en alt tabakasına kadar iniyor. Cilde belirli bir basınçla uygulandığı için masaj etkisi de yapıyor ve böylelikle kollajen ve elastin gibi liflerin sentezini uyarıyor. Yara izleri, çatlaklar, lekeler, akne izleri, ince çizgiler, matlaşmış ve kurumuş ciltler için iyi bir çözümü oluşturuyor. Oksijen terapi gözle görülür bir biçimde dokuların canlanmasına yardımcı oluyor. Seanslar ilerledikçe, cilt elastikiyetinin ve nemliliğinin artışı gözle görülür şekilde artıyor. Güneş ve sivilce izlerinin hafiflemesine yardımcı olurken, berrak ve pürüzsüz görünmeye başlayan ciltte kırışıkların azalmaya başladığı hissediliyor. Uygulamaya, cilt temizlenerek başlanıyor. Ardından cildi arındırmak için ölü hücre tabakası uzaklaştırılıyor. Bu sayede cilt, verilecek her maddeyi alacak hale geliyor. Yüze, boyuna ve dekolteye; önce basınçlı saf oksijen, arkasından özel formüllü kozmesötikler püskürtülüyor. Ürünün, cildin derin katmanlarına nüfuz etmesi için yeniden oksijen veriliyor. Bu noktada, güneşin etkisiyle artan lekelerin giderilmesi ve hasar gören yapının onarılmasıyla ilgili diğer tıbbi girişimleri bir başka yazıya bırakarak; çoğu zaman ihmal edilen, ancak cildin olmazsa olmazı diye nitelendirdiğimiz bir konuyu paylaşmak istiyorum: Nemlendiriciler…

NEMLENDİRİCİSİZ OLMAZ
Güneşin en önemli etkilerinden biri de cildin nemliliği üzerindeki olumsuz etkisidir. Burada nemlendirici kullanımının öneminin altını çizmek şart. Günlük ve düzenli nemlendirici kullanımı, ciltteki kuruluğu tedavi etmede, cildinizin tazeliğini, gençliğini ve güzelliğini korumada en etkili yoldur. Nemsiz bir cilt, mat ve sönük bir görünüme sahiptir, zamanla pullanmalar gözlenir, yapılan makyajı dahi tutamaz hale gelir. Cildin en üst tabakası olan epidermisin nemini yitirmesi dış etkenlere karşı onu hassaslaştırır, bu da kendini yanma, batma ve kızarıklıklarla gösterir. Zamanından erken kırışmaya yol açar.

CİLT NEDEN KURUR?
Kuru ciltler zaten nemsiz kalmaya uygun bir alt yapıya sahiptir, çünkü su ile birlikte bariyer oluşturup, buharlaşmayla nem kaybını önleyecek yağ açısından fakirdirler. Ancak bununla birlikte her cilt tipi nemsiz kalabilir. Bunda ultraviyole ışınları ve hava kirliliği başlıca iki önemli dış etkendir. Bu ikisi, hem serbest radikallerin, hem de toksik moleküllerin oluşumuna yol açarak, cilde zarar verir. Epidermis, E vitaminini sentezleyerek bu zararı kontrol altına almaya çalışır. Ancak bir süre sonra, hem cildin lipid yapısına, hem de su rezervlerine saldıran serbest radikaller; cilde, doğal korunma mekanizmalarını kaybettirerek, dış etkenlere duyarlılığı bir kat daha artırır. Gittikçe kötüleşen kısır bir döngüye girilir.

NASIL ETKİ EDER?
Bir kısım nemlendiriciler, çevre dokudan su çekerek derinin nemlenmesine yardımcı olan su emicilerdir. Bu amaçla kullanılan gliserin gibi moleküller, tam bir sünger şeklinde davranarak suyu emerler. Bazı nemlendiriciler ise cildin en üst tabakasını örterek, buharlaşma yoluyla gerçekleşen su kaybını önleyen örtücü ve kapatıcı özelliktedirler. Sadece ciltte bulundukları süre içinde etkilidirler. Nemi, hücre içinde tutarak dengelemek amacıyla kullanılan bitkisel ekstreler ve yağlar bunlara örnektir. Bir de cildi düzgün ve yumuşak tutmak amacıyla kozmetikler içerisine ilave edilen yumuşatıcılar vardır. Bunlar cilt hücreleri arasındaki boşlukları doldurarak pürüzsüz bir yüzey oluştururlar. Ayrıca yeni nesil nemlendiricilerin içerdikleri bakır, çinko, magnezyum, mangan, gibi oligoelementler; hücresel metabolizmanın dinamizmini yükselterek su tutucu etkiyi kat kat artırır. Kuvvetli güneşe, rüzgara veya soğuğa maruz kalınan günlerdeyse etkisi güçlendirilmiş maske ve serumların kullanılması daha uygun olur. Gündüz kullanılan nemlendiricilerde dikkat edilmesi gereken iki özellik: ultraviyole filtre içermeleri ve hava kirliliğine karşı bir kalkan görevi sağlamalarıdır. Sabah ve akşam olmak üzere, günde en az iki kez kullanılması gereken nemlendiricilerin uygulanmasında, boyun ve dekolte gibi düzenli koruma ve nem isteyen iki kırılgan noktanın ihmal edilmemesi gereklidir.

Ailenizin doktoru

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Evlenmeden önce bu testleri mutlaka yaptırın
Nişanlım B tipi sarılık taşıyıcısıymış. Şimdi bana aşı yaptılar. Evlenmeden önce zaten zorunlu olarak bazı testleri yaptırmak gerektiğini söylüyorlar. Bunların özellikle genetik hastalıklarla ilgili olduğu belirtiliyor. Ama net bir bilgimiz yok. Başka hangi hastalıkların tahlillerini yaptırmak gerektiği konusunda ayrıntılı bilgi verebilir misiniz?

Evlilikten önce adayların yaptırmaları önerilen bazı laboratuar tetkikleri vardır. Bunlar çoğumuza angarya gibi gelir hatta bir kısmımızı tedirgin eder. Sanki testlerde bir hastalık belirlenirse evlilik engellenecek sanırız. Fakat gerçek bu değildir. Buradaki tek amaç, toplumumuzu tehdit eden sağlık sorunlarını bir vesile ile tespit etmek ve sağlıklı nesiller yetiştirmektir. Yaptırılması önerilen tetkiklerden başlıcaları, hepatit B, AIDS (HIV), talasemi (Akdeniz anemisi) ve frengi (sifiliz) tarama testleridir. Kısaca neyin ne için istendiğine göz atalım; Hepatit B karaciğerde yerleşen bir virüsün yol açtığı hastalıktır. Kişiden kişiye kan yoluyla, cinsel yolla bulaşabilir ya da doğum sırasında anneden çocuğa geçer. Bu hastalığın önemi; klinik belirtiler ortadan kalksa bile hastaların taşıyıcı hale gelebilmeleri ve yukarıda belirttiğimiz yollarla başkalarına da hastalığı bulaştırabilmelerinden kaynaklanır. Eğer taşıyıcılık bilinmez ise hastalık kişilerde kronik karaciğer hastalıklarına yol açabilir. Yapılan tarama testleri ile hastalık öğrenilir ise hasta olan kişi tedaviye yönelir, hasta olmayan eş ve doğacak çocuklar ise aşı ile koruma altına alınabilir. Aşı üç doz halinde uygulanır. Birinci dozu takiben bir ay sonra ikinci doz, 6 ay sonra da üçüncü doz yapılır. Koruyuculuğu yüksek bir aşıdır. HIV (AIDS) ne mutlu ki yurdumuzda Afrika ve bazı batı ülkelerinde olduğu kadar toplum sağlığını tehdit eder boyutta değildir. Buna karşın tedbir korkulu rüya görmemizi engelleyecektir. HIV, aynı hepatit B’nin bulaştığı yollarla, yani kan ve cinsel yolla bulaşır ve onun gibi basit bir test ile tespit edilir. Evlilik öncesi bu tarama testini yaptırmak; ailesinin ve toplumun sağlığını önemseyen her aklı başında modern insanın görevidir. Talasemi (Akdeniz anemisi) özellikle güney bölgelerde yoğun olmakla beraber, yurdumuzun her kesimindeki insanlarda bulunabilen bir kansızlık türüdür. Anne ve babadan çocuklara geçer. Taşıyıcılarda hastalık belirtisi bulunmazken her ikisi de taşıyıcı olan anne babanın çocuklarında ağır tablolar ortaya çıkabilir. Bu durum gebelik öncesi bilinirse; çiftlerin hasta çocuk doğurması önlenebilir, sağlam çocuk sahibi olmalarına yardımcı olunur. Sifiliz (frengi), antibiyotikler etkili şekilde kullanılmaya başlamadan önceki dönemlerin en korkulan hastalıklarındandı. Ancak bugün artık başarı ile tedavisi mümkün. Hastalığın özelliği çeşitli dönemler içermesi ve bu dönemler arasında sessiz kalmasıdır. Hasta olduğunu farkında olmayan anne, doğumsal hastalıklı bebekler dünyaya getirebilir. Tüberküloz (verem), bir dönem umutsuz aşkların sembolü sayılırken, günümüzde geri kalmışlığın belirtisidir. Özellikle ekonomik gücü daha zayıf sosyal sınıflar arasında yaygın olmakla birlikte, her kesimden insan arasında görülme sıklığı belirgin derecede artmıştır. Özellikle antibiyotik tedavisine dirençli basillerin yaygınlaşması bu durumun sebepleri arasındadır. Basit bir akciğer filmi ile vakaların yüzde 90 tespit edilip tedaviye yönlendirilir. Hiçbir tetkik amaçsız istenmemektedir. Hastalık ve sağlık evliliğin ayrılmaz parçalarıdır ve sağlığı korumak en önemli görevdir.

Baş Agriniz Varsa Deneyin Pratik Uygulamar

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Kronik Baş Ağrıları İçin Uygulanabilecek Egzersiz

1- Oturun ve omuzlarınızı gevşetin. Başınızı sağa doğru eğerek kulağızı sağ omuzunuza yaklaştırın.
2-Sağ avuç icinizi başınızın sağ tarafına yerleştirin.Elinizi ve başınızı diğer yana doğru yatırın ve derin nefes alın. Nefesinizi tutun ve sertce itmeye devam edin.
3- Nefesinizi yavaşca ve tamamen verirken elinizi bırakın ve başınızı sağ omzunuza doğru yaklaştırın. Bunu iki kez daha tekrar edin.
4- Uygulamayı sol tarafınızda üç kez tekrarlayın.
5-Başınız düz olacak şekilde, parmaklarınızın ic taraflarını başınızın iki yan alta tarafındaki kemilerin üzerine yerleştirin. Derin nefes alın ve parmaklarınızl birlikte başınızı izometrik olarak itin.
6- Ellerinizi kucağınıza bırakın ve ağzınızdan nefes verirken cenenizi acın. Ağızınızdan derin nefes alırken cenenizi öne doğru, alt dişlerinizi de üst cenenize doğru uzatın. Nefesinizi verin, ağzınızı acın ve cenenizi gevşetin.
7-Çenenizi bir kez daha gerin. Nefesinizi verirken başınızı göğsünüze doğru düşürün.
8-Derin bir nefes alın,parmaklarınızın ic taraflarıyla başınızı yukarı yöne doğru itin, bu arada başınız aşağı düşmeye devam edecektir. Nefesinizi verirken parmaklarınızı da cekin ve başınızın önünüze düşmesini sağlayın. Bunu iki kez tekrarlayın. son kez yaparken nefesinizi verdiğiniz sırada parmaklarınızı başınızın arkasında kenetleyin ve dirseklerinizle birlikte başınızı arkaya doğru cekin.

Kaynak:Enerjilerle Pratik Şifa
Donna Eden
Kozmik Kitaplar

Boyu değil işlevi… Acaba Yeterli mi?

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Peniste veya sekste önemli olan penisin boyu değil, işlevidir

Penis Latince’de kuyruk anlamına gelmektedir. Penis içinde uzunlamasına süngerimsi dokular içeren ve içinde idrar ve meninin (sperm-ersuyu) geçtiği kanalı içeren bir erkeklik organıdır. Cinsel heyecan ile beyin bu organın içindeki süngerimsi dokulara kan pompalar ve penis sertleşerek birleşmeye hazır hale gelir. Penis sertleşme halindeyken boyuna ve enine büyür.

Ergenliğe ulaşmış bir erkeğin penisinin ortalama uzunluğu gevşek halde 5 ile 9 cm arasında, sertleşme halindeyken ortalama 16 cm boyunda olur. Bununla birlikte penisin büyüklüğü kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Yaygın olarak bilinenlerin tersine penisin büyüklüğü, deri rengi ile ilgili değildir, yani kısa boylu birinin penisi uzun boylu birininkinden daha büyük veya bir zencininki bir beyazdan daha küçük olabilir. Penis boyu ortalama 16 cm olmakla beraber 11-18 cm arası penisler normal boyutlardadır.

Ayrıca penisin normal durumu ile sertleşme durumu arasında büyük farklar olabilir. Yani sönükken çok iri gözüken bir penis sertleştiğinde daha büyük bir hal almayabilir.

Bütün erkekler penislerinin büyüklüğü ile yakından ilgilidirler. Bu bir erkeklik gücü, daha doğrusu bir güç sembolu haline gelmiştir. Erkekler cinsel organlarıyla gurur duyar, övünürler. Erkeğin cinsel organına verilen güç soyunmayla beraber korkunç bir yarışa girer. Boyut, gücü simgeleyen bu organın yegane güvencesidir. Gören kadının kıyaslama imkanına kavuşması cinsel organı iri boyutlarda olmayan bir erkek için sonun başlangıcıdır. Erkekler arasında da penis boyutunda odaklanan rekabetin bir trajediye dönüşmesi cinsel kimliğin yalnızca bu organa indirgenmesinden kaynaklanır.

Ama peniste veya sekste önemli olan penisin boyu değil, işlevidir. Yani, sizin penisinizle yapabildikleriniz bunu da duygularınızla birleştirmeniz en önemli olanıdır. İri bir penise sahip olacağınıza (ki 18 cm üstü penisler genelde ilişki sırasında kadına zevk yerine acı vermektedir), sertliğini uzun süre tutabilen daha küçük bir penise sahip olmak daha avantajlıdır. Her ikisi de bir arada olursa hiçbir zararı yoktur.

Tabii ki ebat olarak normalin altındaki penisler de hem cinsel ilişki sırasında, hem de psikolojik yönden erkekte sorun yaratacaktır. Normalin altındaki penislere ne yapılabilir? Bugün yeni ameliyat teknikleri sayesinde penis boyları uzatılabilmekte, ince penisler çeşitli yöntemlerle kalınlaştırılabilmektedir. Çok başarılı sonuçların yanısıra pek sonuç alınamayan ameliyatlar da olmaktadır. Bu hastadan hastay değişmektedir. Ülkemizde de bu tip ameliyatlar yapılmaktadır. Ama bu tip ameliyatların her isteyene yapılamayacağı, sadece ve sadece çok gerekli vakalara yapılması gerektiğini bildirmek isterim.

Bu arada en çok sorulan sorulardan olan piyasada satılan penis büyüttüğü iddia edilen vakum pompaları veya şu ve bu gibi methotlar gerçek dışıdır, kandırmacadır, hiçbir faydaları yoktur. Bu penis büyüttüğü ileri sürülen vakum pompaları büyütmek bir yana, penis sertleştiğinde içindeki kanı tutan kapakçıklara ters basınç yolu ile zarar vermekte ve sertleşme problemleri yaratmaktadır. Bu yüzden kullanılması zararlıdır. Normal standartlardaki boylar için penis boyunuz ne ise odur, yapabileceğiniz tek şey performansınızı geliştirmek veya boşalma sürenizi uzatmaya çalışmaktır.

Penis boyutu ile ilgili konuyu özetlemek istersek bir Türkçe deyimimiz olacaktır:

“Ne uzunu, ne kalını en makbul olanı içinde en çok kalanı…”

Kapanış Sözü içi sayın meslektaşım cenk kipere tesekkürler

Başka doktora gitme hakkınız var

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Kardeşime lenfoma teşhisi kondu. Kemoterapi önerildi. Ancak, alınan biyopsinin bir örneğini, dışarıda bir patoloğa da götürmüştüm. Buradan gelen rapor ‘lösemi’ şeklindeydi. Bunu doktora götürünce, bize çok kızdı. ‘Bana itimadınız yok mu?’ dedi. Ama, kendisi de biyopsi örneklerini bir başka merkezdeki patoloğa gönderdi. Oradan gelen rapor da lösemi şeklindeydi. Bunun üzerine tedavi planı değiştirildi. Başka bir doktora gitme hakkımız yok mu?

Sağlık, herkes için her şeyden önemlidir. Sağlığınızla ilgili ciddi durumlarda, farklı hekimlerin görüşlerini almanın yararından önceki yazılarımda söz etmiştim. Sizin durumunuz, hastanın konsültasyon isteme hakkıyla ilgilidir. Hastalar, bir hekimin takip ve tedavisi altındayken, bir başka hekimin görüşünü alma ve bilgisine başvurma (konsültasyon) hakkına sahiptirler. Bundan dolayı, takip etmekte olan hekim, hastayı suçlayamaz. Hastanın başka bir hekimden görüş alması, kendi doktoruna güvenmeme şeklinde yorumlanamaz. Farklı hekimlerden görüş almakla birlikte, hasta kendi doktorunun takibinde kalmayı isteyebilir. Ancak, hasta konsültasyon talebini kendi hekimine önceden haber vermeli. Yani, hekiminin bilgisi dışında değil, onun izniyle görüş almalı. Uygun bir şekilde ve açık yüreklilikle davranıldığında, hekim bundan rahatsızlık duymaz. Tam aksine, görüş alınacak meslektaşının gerek duyacağı hastayla ilgili bilgi ve dokümanları ona ileterek, konsültasyona yardımcı olur. Bazen hekim de kendi takibinde olan bir hasta için meslektaşlarından görüş alma ihtiyacı duyabilir. Hekimlik ileri uzmanlaşmanın olduğu bir alandır. Hastanın durumu, farklı uzmanlık alanlarından hekimlerin görüşlerinin alınmasını gerektirebilir. Ya da aynı branşta uzman olsalar da hekimlerin ilgi alanları farklı olabilir. Belirli hastalıklar üzerinde yoğunlaşmış ve daha fazla deneyim sahibi hekimler olabilir. Veya bir merkezde tanı / tedavi için gerekli donanım olmayabilir. Bütün bunlar olmaksızın da bir hekim tıkandığında kendisiyle eşdeğer statüde bir hekimden konsültasyon isteyebilir. Konsültasyon, hekimliğin kadim ve vazgeçilmez uygulamalarından biridir. Hastayı konsülte eden hekim, görüş ve kanaatlerini, hastanın müdavi hekimine sözlü veya yazılı olarak iletir. Bunları uygulayıp uygulamamak sorumlu hekimin inisiyatifindedir. Müdavi hekim, konsültan hekimin kanaatini paylaşırsa sorun olmaz. Ama meslektaşının görüşüne katılmazsa, her iki görüşü açıklayarak, hastasının kendisiyle meslektaşı arasında tercih yapmasını ister. Hastanın kendi hekimine haber vermeden farklı bir hekimin tedavisini de uygulaması ahlaki olarak doğru olmadığı gibi; kendisi açısından da sakıncalı olabilir. Tedaviler birbiriyle etkileşebilir ve yan etkiler görülebilir.