Yogaya başladılar Einstein gibi oldular

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Yetişkinlerin rahatlamak, stresten arınmak için tercih ettiği yoga; çocukların da hayal güçlerini ve zekasını kullanma becerisini geliştiriyor. Öğrenme yeteneğini, dikkati bir konuya yoğunlaştırmayı sağlayan yoga sayesinde çocuklar okulda başarılı oluyor, vücutları esneklik kazanıyor, arkadaşlarıyla uyumları kolaylaşıyor.

Okul başarısını artırmak için çocuklar yoga yapmaya başladı. Memorial Hastanesi’nde her cumartesi verilen yoga kursunda; miniklerin, yoga sayesinde öğrenme becerileri geliştirilip, enerjilerini doğru yöne kanalize etmeleri sağlanıyor. Yoga yaparken bir yandan eğlenen çocuklar diğer yandan da esneklik, güç ve konsantrasyon kazanıyor. Memorial Hastanesi Tamamlayıcı Tıp Bölümü doktorlarından Neslihan İskit, yoganın fiziksel, zihinsel ve sosyal hayattaki etkileriyle ilgili sorularımızı yanıtladı:

*Yoganın fiziksel faydaları neler? Salgı bezlerini düzene sokar. Bedene de akla öğrettiği gibi, esnekliği öğretir. Güç, esneklik ve koordinasyon becerileri sağlayarak, spor ve diğer fiziksel faaliyetler sırasında incinmeyi engeller. Çocuk kuvvetliyse denge ve esneklik kazandırır. Denge ve esnekliğe zaten sahipse, kuvvet kazandırır.

*Zihinsel faydaları nedir? Daha kolay ve yeni şekillerle öğrenmek için olumlu düşünce ve motivasyon kazandırır. Çocuklara yarışma stresi olmadan, kendileri ve çevreleri için farkındalık geliştirmeyi, kendilerini incelemeyi ve keşfetmeyi öğretir. Bir konuya uzun süreli odaklanma ve dikkati geliştirir. Kendine güven, başarı gibi arzu edilen bir şeyi elde etmek için yolar sunar. Hayal gücü ile yaratıcılığı geliştirir.

*Ruhsal açıdan da gelişime katkıları var mı? Çevreye iyi bakma konusunda farkındalık yaratır. Sevgi, öz saygı ve başkalarına saygıyı temel alan; verimli, yapıcı bir hayat için yöntemleri öğretir. Kendine güven, başarı ve bir şeyi elde etmek için yollar sunar. Maddi zenginliğe ve markalara bağımlılık konusunda özgürleşme sağlar.

*Sosyal hayatta neleri değiştirir? Çocuklar yarışma stresi olmadan, kendileri ve çevreleri için farkındalık geliştirmeyi, kendilerini incelemeyi ve keşfetmeyi öğrenirler. Takım çalışmasına yatkınlıkları artar.

Kanser olur muyum? % 99.99 cevabı var

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Geçtiğimiz aylarda ABD’de yaşanan bir olay, genetik testin önemini bir kez daha ortaya çıkardı. Ailede yaşlı pek çok ferdin mide kanserinden ölmesi üzerine 11 kuzen gen testi yaptırdı ve ‘kusurlu geni’ taşıdıklarını öğrendi. Önlerinde iki seçenek vardı: Ya bu kadere razı olmak ya da midelerini aldırmak! Ve onlar ikincisini seçerek bıçak altına yatmaya karar verdi. Artık mideleri olmadığı için daha az ve daha sık yemek zorundalar ama “Bu ölmekten daha iyi” diyorlar. Kuzenlerden Mike Slabaugh da şöyle konuşuyor: “Sadece hayatımız kurtulmadı. Aynı zamanda gelişti, güzelleşti. Artık bu hastalık riskini taşımadığımızı bilmek çok güzel bir duygu.” Yurtdışında gen testi yaptırmak artık sıradan bir sağlık kontrolü olarak algılansa da Türkiye’de henüz o aşamaya gelinmedi. Birkaç sene önce Ankara’daki GENAR Genetik Laboratuvarı’nda ağızdan alınan doku örneğine bakılarak kişinin hastalık riskleri ortaya çıkarılmaya başlandı. Kısa süre önce de İstanbul’da aynı uygulamaya başlanan Baykent Tıp Merkezi’nden Aile Hekimi ve Yaşam Koçu Osman Bulutlar, ‘GentestVital’ olarak isimlendirilen analizle ilgili sorularımızı yanıtladı.

RİSK VARSA ÖNLEM DE VAR
* Test için doku örneği niye yanak mukozasından alınır?
DNA analizi genel olarak kandan yapılmaktadır. Gentest’in yanak mukozasından çalışılmasının nedeni, danışanlarımıza acı vermeden kolayca örnek alabilmek içindir. Doku örneğinin yanak mukozasından alınması sonuç güvenilirliği üzerinde bir fark yaratmaz.

* Analizlerin sonuçları ne kadar güvenilir?
Yüzde 99.99

* Bu testle kişinin mevcut kompleks hastalıkları hakkında mı bilgileniyoruz?
Gentest sadece yatkın olduğunuz hastalık alanlarıyla ilgili bilgi verir ve yatkın olduğunuz hastalıklara yakalanma olasılığınızı, yaşam tarzı müdahalesi ile azaltmaya çalışır. Biz test yaptırmak isteyenlere öncelikle bir anket doldurtuyoruz. Tüm kişisel özellikleriyle ilgili bilgileri vermelerini istiyoruz. Bu formda kişi mevcut hastalığı hakkında bilgi verdiyse, bu bilgiye dayanarak ekstra yorumlar getiriliyor ve öneriler buna göre şekilleniyor.

* Peki test yaptırmaya karar verdim ve bu anketi doldurdum. Herhangi birinin bu bilgilere hatta benim DNA sonuçlarıma ulaşması mümkün mü?
Hayır. Bizimle paylaştığınız tüm kişisel bilgileriniz (DNA örneğiniz, kimlik bilgileriniz ve kişisel sağlık bilgileriniz) çok sıkı güvenlik koşulları ile gizli tutulmaktadır. Güçlü ve uygun özel koruma ihtiyacının farkında olduğumuzdan kimsenin, sizin izniniz olmadan bu bilgilere ulaşamayacağından emin olabilirsiniz. Değerlendirmeye alınan bilgilerinizin kimliğinizden ayrıldığına emin olmak için bize gönderdiğiniz materyali öncelikle isimsizleştiriyoruz. DNA örnekleri üzerlerine etiketler yapıştırıldıktan sonra, sadece bu etiketler yardımıyla DNA’nızın size ait olduğu ispatlanabilir. Bu süreçte de laboratuvarımızda çalışan personel bile bu örneğin kime ait olduğunu bilemez. Analizler tamamlandıktan sonra örnek, fiziksel olarak yok edilmektedir. Bilgileriniz sizinle daha sonra yapacağımız görüşmeler için veri tabanlarımızda saklanır. Bilgileriniz hiçbir şekilde satılmaz ve üçüncü bir kurum veya şahsa bu bilgiler açıklanmaz. Raporunuz yalnızca bu analizi yaptırmanızda size yardımcı olan hekiminize gönderilmektedir.

* Bu testle ciddi kalıtımsal hastalıklar saptanabiliyor mu?
Hayır. Gentest kalıtımsal hastalıkları saptamaya yönelik değildir. Örneğin Huntington hastalığı, kistik fibrozis ya da orak hücre anemisi gibi tek gen defektine bağlı hastalıklar için tarama yapmıyoruz.

* Genetik değişimler endişe verici midir?
Çoğu zaman gen varyasyonlarının (değişimlerin) vücudumuz veya sağlığımız üzerine herhangi bir etkisi yoktur; hatta bazı durumlarda bu varyasyonlar yararlı bile olabilir. Bazen bir varyasyon, genin biraz değişmiş bir mesajı hücreye göndermesine neden olabilir. Yanlış mesajın alınması, hücrenin tam anlamıyla çalışmayan bir ürün -örneğin bir enzim- üretmesine neden olabilir. Bu değişik ürün, örneğin enzim, vücut için uygun olandan daha yavaş veya daha hızlı çalışabilir. Sağlıksız beslenme alışkanlıkları veya yaşam tarzı ile birlikte, böyle bir gen varyasyonu kişiyi sağlık sorunlarının gelişmesine daha yatkın yapabilir. Var olan genetik varyasyonları hesaba katarak yapılan önerilerle, sağlığınızı koruyabilir ve geliştirebilirsiniz.

HEKİMİN İSTEMİ OLMALI
* Gentest’i bir hekime ihtiyaç duymadan yaptırabilir miyim?
Türkiye’de hayır. Biz genetik yapı ile ilgili bilgilerin, kişilere, bu konuda özel bir eğitim almış hekim aracılığı ile ulaştırılmasının doğru olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle yetkili bir hekimin istemi olmadan Gentest yaptırmanız mümkün değildir.

* Genetik analizleri ilerleyen yaşlarda tekrar yaptırdığımızda sonuçları değişik çıkabilir mi?
Genetik bilgilerimiz çevresel etmenlerden bağımsızdır ve değişmez. Bu sebeple genetik analiz hayatınızda bir defa yaptıracağınız bir testtir. Ancak yaşam tarzınızdaki değişiklikleri takip ederek yaşamınızın genlerinize uygun olup olmadığını denetlemelisiniz.

* Beslenme ve yaşam tarzımızı Gentest önerilerine göre düzenlediğimizde genetik yapımız değişiyor mu?
Hayır, genetik yapınız değişmiyor. Ancak vücudunuzdaki biyolojik süreçlerdeki olumsuzluklar düzeliyor. Ayrıca genlerinizin aktif ve sağlıklı olması sağlanıyor.

Sonbahar geldi diye canınız sıkılmasın

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Memorial Hastanesi Psikiyatri Bölümü doktorlarından Uzman Psikolog Aslıhan Tokgöz Tozlu, özellikle sonbahar mevsiminde yaşanan depresyon haliyle ilgili bilgi verdi:

* ‘Mevsimsel depresyon’ aynı zamanda mevsimsel duygu durum bozukluğu olarak da adlandırılır ve her yıl aynı dönemde ortaya çıkar. Genellikle sonbahar veya kış başlangıcında başlar, baharda veya yaz başlarında sona erer.

* ‘Mevsimsel depresyon’, kış aylarında zaman zaman insanın içine çöken sıkıntıdan farklıdır ve daha ağır yaşanabilir. Belirtileri genellikle depresyonun belirtileri ile aynıdır: Üzüntü hali, anksiyete, sinirlilik, ilgi kaybı, sosyal ortamlardan çekilme, konsantrasyon bozukluğu, aşırı yorgunluk, enerji kaybı, uykuda azalma, karbonhidrat alma isteği, iştahta açılma ve kilo alma…

* Tam olarak sebebi bilinmiyor ve bu konuda iki ayrı görüş mevcut. Birinci görüşe göre; sonbahar ve kış aylarında güneş ışığının azalması, uyku ve hormonları düzenleyen biyolojik saatin bozulmasına sebep olur. İkincisi ise; yine güneş ışınının azalması ile beyindeki kimyasal maddelerin düzeninde bozulma olur ve bu bozulma depresif duyguların yaşanmasına sebep olur. Vakaların yaklaşık yüzde 70- 80′i kadındır ve ortalama 30 yaşlarında ortaya çıkar.

* Mevsim değişikliğine bağlı durumlarda kişi dışarıda daha fazla zaman harcayarak, düzenli beslenerek (gerekli vitamin ve mineralleri alarak), her gün mutlaka yaşadığı mekanı havalandırarak, haftada üç gün 30 dakika egzersiz yaparak, her gün hava bulutlu olsa bile açık havada 30 dakika yürüyerek ve sosyal hayatını devam ettirerek belirtilerin üstesinden gelebilir. Fakat belirtiler çok yoğunsa, bir uzmana başvurulması gerekir.

Ramazanda su kaybeden cilt daha fazla özen ve nem ister

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Ramazan ayında cildinize daha fazla özen göstermeniz gerekiyor. Oruç nedeniyle uzun süre susuz kalanların ciltlerinde kuruma meydana gelebilir. Ayrıca iftarda ve sahurda, ağır ve yağlı beslenmek, zaman darlığı sebebiyle vücut için gerekli gıdaları tam alamamak ve yetersiz uyku; cildi olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle iftardan sonra bol su içilmeli. Sulu meyve ve sebze tüketmeye özen gösterilmeli. Ancak cilt için gerekli nem oranını korumak ve suyu hücrelerde daha fazla tutabilmek için sadece su içmek yeterli olmuyor. Öncelikle hücrelerde meydana gelecek hasarı önlemek gerekiyor. Bu dönemde nemlendiriciler kurtarıcı rolü üstlenirler. Güçlü formüllü yoğun nemlendirici özellikte, cildin gün boyu nemli ve yumuşak kalmasını sağlayan ürünler kullanmalısınız. Nemlendiricilerin etkisi sadece cildi nemlendirmek ve kurumaktan korumakla sınırlı değil, aynı zamanda çevresel kirlilik ve yıpranmaya karşı da koruyucu bir kalkan oluşturuyorlar.

NEMLENDİRİCİSİZ OLMAZ!
Cilt tipiniz ne olursa olsun, cildinizi her gün nem kaybına karşı nemlendirmeniz gerekiyor. Yağlı bir cildinizin olması, nemlendirici kullanmanıza gerek olmadığı anlamına gelmiyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; her cilt tipi için en uygun ürünlerin kullanılmasıdır. Kuru ciltler için kremler, karışık ve yağlı ciltler için ise yağ oranını dengeleyen nemlendiriciler öneriliyor. Yağlı bir cildi olanların yağsız ürünleri seçmeleri gerekiyor. Çünkü bazı kozmetik yağlar sivilceye neden olabiliyor. Cildi su ile yıkamak yeterli değil: Cildin üst yüzeyindeki hücrelerin yüzde 40′ını su molekülleri oluşturur ve bunlar hemen cildin altında bir çeşit koruyucu bariyer meydana getirirler. Sanki deri tabakalarını bir arada tutan bir yapıştırıcı gibi görev yaparlar. Yaşlanmayla birlikte, cildin nem kaybı artar ve nemlendiriciye daha fazla ihtiyaç duyar. Nemlendirici ürünler; su moleküllerini cildin en alt tabakalarına kadar taşıyarak, derinlemesine nemlendirmeyi sağlıyorlar. Cildi sadece su ile yıkayarak bırakmak doğru bir yöntem değil. Cildi yağlı olanların temizleme jelleriyle yıkamaları, ardından tonikle temizliklerini tamamlamaları, normal ve kuru ciltlerdeyse süt tipi temizleyiciler ve alkol içermeyen toniklerle günlük temizliklerini gerçekleştirmeleri öneriliyor. Uygun temizleyici ve tonik kullanımı sonrası ise mutlaka uygun bir ürünle nemlendirmek gerekir. Yeni nesil nemlendiriciler cildi nemlendirirken aynı zamanda, ölü hücre tabakasının atılarak, hücre yenilenmesini de sağlayan bileşikler içeriyorlar (AHA). Böylece geride daha canlı ve genç görünümlü bir cilt bırakıyorlar. Bazı nemlendiriciler ise B, C, E vitamini ve betakaroten gibi cildin yaşlanma sürecini yavaşlatan vitaminler içeriyorlar. Cilt; kirli hava, ultraviyole ışınlar gibi çevresel faktörlerin etkisiyle giderek mat ve cansız bir görünüm alır. Bu yüzden yağsız ve güneş ışığı filtreli bir nemlendirici krem kullanmayı alışkanlık haline getirmek gerekiyor. Doğru seçilmiş bir nemlendirici, su moleküllerinin cilt yüzeyinden cildin derinlerine kadar hareketi için uygun ortamı sağlar, üst deriyi mükemmel bir yumuşaklığa kavuşturur. Böylece cilt, daha parlak, pürüzsüz ve esnek bir görünüm alıyor. Göz çevresindeki deri de çok ince olması nedeniyle, yüzün diğer kısımlarına oranla kırışıklıklara daha elverişlidir. Bu nedenle göz çevrenize ekstra özen gösterin. Yağlı kremler bu bölgenin hassasiyetini daha da artıracağı için yağsız olan, kaliteli göz kremlerini tercih edin.

SU HAYATTIR!
Vücudumuzun yüzde 70′i sudur ve bu suyun yüzde 20’si deri tarafından kullanılıyor. Günde en az 10 bardak su tüketmek, cildin temizlenmesine de yardımcı oluyor. Cildi toksinlerden arındırıyor, yumuşaklığını koruyor, temiz ve sağlıklı olmasını sağlıyor.

Peeling mevsimindeyiz: Bebek tenine dönüş

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Mevsim ’soyarak’ güzelleşme mevsimi. Güneşin yakıcılığını yitirdiği ancak kavurucu soğukların henüz başlamadığı sonbahar ayları, ‘peeling’ için en doğru zaman….

Cildin yenilenmesini sağlayan peeling; cilt yüzeyindeki düzensizliklerin ve ölü hücrelerin uzaklaştırılması, ince kırışıklıkların, güneş ve hamilelik lekelerinin, akne ve izlerinin giderilmesi amacıyla, üst derinin ve hatta bazı durumlarda, orta derinin yüzeysel katmanlarına kadar olan kısmının, çeşitli şekillerde soyulması anlamına geliyor. Bu soyulma, tamamen hekimin kontrolünde ve öngörüsünde çeşitli derinliklerde oluyor: Çok yüzeysel, ölü derinin toz toz dökülmesiyle sonuçlanan, basit, kişiyi günlük aktivitesinden uzaklaştırmayan soyulmalardan, bir soğanın iç zarı kalınlığında ince soyulmalara ve en nihayetinde, ihtiyaca göre oldukça derin soyma işlemlerine kadar uzanıyor. Bunun sonucunda; bir yandan cilt yüzeyi pürüzsüzleşiyor, renk düzensizlikleri ortadan kalkıyor, öte yandan, alt derideki doku tamirinin ve kan dolaşımının hızlanması sağlanıyor ve cildin elastik liflerinin yapımı uyarılıyor.

ÇEŞİT ÇEŞİT PEELİNG
Bugün için üç tip peeling işleminden sözetmek mümkün: Mekanik peeling, kimyasal peeling ve lazer peeling. Bir tür zımparalama işlemi olan mekanik peeling ve deri yüzeyindeki hücrelerin ışık ısısıyla buharlaştırılması esasına dayanan lazer peeling ile cilt yenilemeyi, önümüzdeki haftalarda ayrı ayrı mercek altına alacağım. Bugünkü konumuz kimyasal peeling. Kimyasal peeling işlemleriyle ilgili çok fazla tanınmayan uygulamalardan ve kullanılmaya başlanan yeni maddelerden söz etmek istiyorum. Bu alandaki gelişmeler o kadar hızlı oldu ve kullanılan maddelerin çeşitliliği o kadar arttı ki, yalnızca isimlerini sıralamak dahi bir dosya kağıdını doldururdu. Yakın bir zamana kadar adlarını sadece hekimlerin bildiği triklorasetik asit, salisilik asit, fenol, laktik asit, retinoik asit gibi maddeler vardı. Peeling uygulamalarıyla geniş kitlelerin tanışması, 1990′lı yılların ortasında, meyve asitleri, en çok da glikolik asit sayesinde oldu. Uygulaması ve uygulatması oldukça basit, bir o kadar da iyi sonuçlar alınan cilt soyma işlemine bugün, daha etkili sonuçlara sahip ve o oranda sosyal yaşamı etkilemeyen, yan etkileri olmayan pek çok yeni madde eklendi: ‘Mandelik asit’, ‘pirüvik asit’, yeni bir retinoik, azelaik ve fitik asit karışımı olan ’sarı soyma’ bunlardan bazıları. Mandelik asit: Aslında bir alfahidroksi asittir (AHA). Yani meyve asididir. Acı bademden elde edilir. Yakmadan ve kızarıklığa neden olmadan işlevini yerine getirir. Her cilt rengi ve tipine uygulanabildiği gibi, mevsimsel bir kısıtlaması da yoktur. Işığa bağlı yaşlanma (photoaging) olgularında, leke tedavisi, akne ve izlerinin tedavisinde etkinliğine dair sonuçlar, ilk kez Taylor tarafından 1999′da yayınlandı. Son iki-üç yılda sayılan amaçlarla kliniklerde kullanımı yaygınlaştı. Cilt yüzeyine hekim tarafından on günde bir olmak üzere uygulanan mandelik asit, 6-7 seans sonunda etkisini gösteriyor. Pirüvik asit: İnatçı akne ve leke vakalarında son yıllarda en sık başvurulan peeling uygulamalarından biri… Pirüvik asit, elma, fermente meyve ve sirkede bulunuyor. En çok tanınan meyve asidi olan şeker kamışının kökünün fermentasyonundan elde edilen glikolik aside göre daha derine nüfuz eder ve daha güçlüdür. Neredeyse triklorasetik asitle kıyaslanabilecek yüksek etki gücüne karşın, hastaların sosyal hayatına engel olmaz ve rahatlıkla uygulanıyor. Haftada bir kez 6-7 uygulamayla sonuç almanın mümkün olduğu ifade ediliyor. Sarı peeling: Adını, uygulanan krem kıvamındaki asidin renginden alıyor. Brezilyalı hekim Mene tarafından geliştirilmiş olan karışım, özellikle cilt yaşlanmasına bağlı etkilerin ortadan kaldırılmasında ve inatçı lekelerde etkili oluyor. Uygulama sonrasında oldukça yoğun, çok ince ve hastayı sosyal hayatından kesinlikle uzaklaştırmayan soyulmalar meydana geliyor. Buna karşılık leke tedavisinde en etkin kimyasal peeling seçenekleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Saydığımız bu maddelerden başka nano teknolojiye dayalı kimyasal peeling uygulamaları ve daha pek çok yeni madde, her yıl çeşitli dünya ülkelerinde düzenlenen medikal estetik kongrelerinde uygulayıcı hekimler tarafından tanıtılıyor.

Ramazan sofranızı bilimsel kurun

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Oruç tutarken çeşit çeşit yemeklerle donatılan iftar sofrasına oturduğunuzda kendinizi kaybetmeyin! Sağlıklı bir oruç dönemi geçirmek istiyorsanız; hafif bir iftar yapın ve sahur arasında tam üç öğün yiyin. Lifli gıdaları sofranızdan eksik etmeyin, bol sıvı almayı da unutmayın….

Ramazanda sağlıklı beslenme formülünü Memorial Hastanesi Gastroentereloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feryal İlkova ve Diyetisyen Seçil Kenar anlattı:

* Tüm gün süren açlığın olumsuz etkilerinden kurtulmak için sahurda ve iftarda mönü nasıl olmalı?
Oruç tutarken sağlıklı olmak için beslenme düzeninden ödün vermemek gerekir. Bu dönemde özellikle lifli gıdalarla beslenmek, bol sıvı almak, yemekleri yavaş yavaş yemek ve hazmı kolay besinler seçmek; ramazan sofralarının vazgeçilmez kuralı olmalı. Hafif bir iftar yapılıp, ardından akşam yemeği yenmeli ve sonrasında da hafif bir sahur yapılmalı. İftar yaparken özellikle dikkat edilmesi gereken; sindirimi zor, ağır yemeklerden ve hayvansal gıdalardan kaçmak olmalı.

* Ramazan sofrasında mutlaka bulunması gereken besinlere örnek verebilir misiniz?
İftar sofralarında her besin grubundan dengeli yemekleri içeren bir mönü olmalı. Yemekten hemen sonra çay, kahve içmek hiç doğru değil; bu alışkanlığınızı bırakın. Bu tür yiyecekler demirin emilimini azaltır. Bu yüzden yemekten en az 2 saat sonra içilmesi uygundur. Tatlı yemek isteniyorsa, iftardan iki saat sonra, hamurlu ağır tatlılar yerine, sütlü tatlılar ara öğün olarak seçilmeli. Çay ve kahve yanında büsküvi, kurabiye atıştırmayı hiç önermiyoruz. Kuruyemiş isteniyorsa, yemekten sonra ara öğün olarak n-5 fındık, 2-3 ceviz alınabilir. Mutlaka sahura kalkılmalı ve hafif besinler tüketilmeli.

* İftar sofrasına oturur oturmaz ne yenmeli?
Sahura kadar durmadan yemek yenmeli mi? İftarda kan şekeri çok düşük olduğundan, kısa sürede çok miktarda besin tüketimi isteği doğaldır. Yemeğe kan şekerini hızlı yükseltmeyecek, hafif, az yağlı, posa miktarı fazla besinlerden başlamak en doğrusu. Fazla miktarda yemek yemek, boş olan mideye yüklenilmesine neden olur. Böylece sindirim zorlaşır, midede ağırlık, ekşime, yanma, bulantı, uyku basması, bağırsaklarda kabızlık, şişkinlik gibi sağlık problemleri ortaya çıkar. Bu nedenle iftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanmalı. 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze veya salatayla devam edilmeli.

* İftar sofrasında ne bulunmalı?
Yemek sırasında ve sonrasında mutlaka bol su içilmeli. İftarın bir çorba ile açılmasını ve 15 dakika geçtikten sonra ana yemeğe geçilmesini öneririm. Kan şekerini hızla yükselten beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi gıdalar yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı besinleri tercih etmek daha doğrudur. Yapılan en büyük hatalardan biri; çok hızlı bir şekilde, çok yüksek miktarda besin tüketimidir. Beyin, doyma emrini, yemekten 15-20 dakika sonra verir. Çok hızlı yemek yenildiğinde, bu süre zarfında çok yüksek miktarda kalorili besinler yenilebilir. Bu yüzden mutlaka her lokmadan sonra çatal, kaşık ve bıçağı bırakarak, tekrar almak, hızlı yemek yemeği engelleyecektir.

* Özellikle reflü hastalarının ramazanda nasıl beslenmelerini öneriyorsunuz?
Reflü hastalarının oruç tutmaları da sakıncalı olabilir. Reflü hastası oruç tutmak istiyorsa; sahuru kesinlikle atlamamalı, sahurda hafif yiyecekler tercih etmeli, hemen yemek yiyip yatmamalı, yatma saatinden en az bir saat önce yemeğini bitirmiş olmalı. İftarda da yüksek kalorili ve yağlı yiyeceklerden kaçınmak, reflü olasılığını azaltacaktır. Sigara ve alkol alınmaması, çikolota, kahve, biberli ve yağlı baharatlı yiyeceklerden uzak durulması önemli yarar sağlar. Ayrıca iftardan sahura kadar geçen süre içerisinde aşırı çay, kahve tüketiminden, hamur işi ve ağır tatlı gıdalardan kaçınılmalı. Eğer pidenin üzerindeki susam fazlaysa ve kişiyi rahatsız ediyorsa, pide yenmemeli. Ağır şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar ya da şekerli kompostoları tercih etmeli.

Sağlık hakkı

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Acaba deneme tahtası mı olduk?
Epilepsi hastası 19 yaşında bir kızım var. Bir türlü düzelmiyor. Gitmediğimiz doktor, kullanmadığımız ilaç kalmadı. Bazen çarşı-pazar içinde düşüp kalıyor. 3 ay önce, tavsiye üzerine bir doktora gittik. Bize özel bir tedavi başlayacağını söyledi. Verdiği ilaç yurtdışından geliyormuş. Normal eczanelerden bulamıyoruz. Sıklığı azalmakla birlikte, yine nöbetler oluyor. Doktor tedaviye devam etmemizi istiyor. Kızımın kullandığı ilaçları bir doktor akrabamıza gösterdim. ‘Epilepsi tedavisinde, benim bildiğim böyle bir ilaç kullanılmıyor. Bu tedavinin riski çok fazla’ deyince korkuya kapıldık. Doktoruna sorduğumuzda, ‘bu yeni bir tedavi. Çoğu hekim bunu bilmez. Siz telaşlanmayın. Ben şimdiye kadar bu tedaviyle sizin gibi 7 hastayı iyileştirdim’ dedi. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Acaba deneme tahtası mı olduk diye endişeleniyoruz.

Modern tıp literatüründe hangi hastalıkların tedavisinde, hangi ilaç ve tedavilerin kullanılabileceği bellidir. Her ilacın ruhsatlandırılması sırasında da hangi hastalıkların tedavisinde kullanılabileceği açıkça tanımlanmıştır. Bir ilacın ruhsatlı kullanım yerleri dışında, başka bir hastalığın tedavisinde kullanılması doğru değildir. Bir hekim hastasına klasik tıp literatürüne girmiş, uygulama standartları (yani kimlere, ne zaman, nasıl, hangi koşullarda ve kim tarafından uygulanacağı) belirlenmiş, yararı ve riskleri açık olarak tanımlanmış tanı ve tedavi yöntemlerini uygulayabilir. Hekim, herhangi bir sorgu durumunda, hastasına uyguladığı tanı veya tedavi yönteminin bilimsel olarak geçerli referanslarını ortaya koyabilecek durumda olmalı. Hekim, kendi tahmin veya gözlemlerine göre bilimsel kanıtlara dayanmayan bir tedaviyi rutin olarak hastalarına uygulayamaz. Ancak bazı çok özel durumlarda standart dışı tedavi yöntemleri hastalara uygulanabilir. Yararı ve riskleri henüz tam olarak netleşmemiş, yeni ve standart dışı bir tedavi yönteminin hastaya uygulanabilmesi, şu koşullarda mümkün olabilir: Öncelikle; söz konusu hastalığın tedavisinde mevcut klasik yöntemler sonuna kadar uygulanıp olumlu sonuç alınamamış veya klasik tedavi imkanının olmadığı ortaya konmuş olmalı. İkincisi; uygulanacak olan yeni ilaç ya da tedavi yönteminin, ilkin deney hayvanlarında, takiben sağlıklı gönüllüler üzerinde gerçekleştirilen deneylerde etkin ve güvenilir olduğu kanıtlanmış olmalı. Yani; önceden hayvanlar ve sağlıklı insanlar üzerinde etkinliği ve riskleri yeterince araştırılmamış bir ilaç, doğrudan hastalara uygulanmamalı. Üçüncüsü; yeni tedavi uygulaması tıp etiğine ve geçerli hukuki mevzuata uygun olmalı. Dördüncüsü; standart dışı tedavi verilen hastalar, olası yan etkiler açısından yakın gözlem altında tutulmalı ve sorun geliştiğinde hemen ve etkin bir müdahale için gereken her türlü önlem alınmış olmalı. Son olarak; yapılacak tedavinin deneme olduğu, sonuç alınamayabileceği ve zarar verebileceği hastaya açıkça söylenip, kendisinden hukuken geçerli ve yazılı bir onam alınmış olmalı. Bu koşullar karşılandığında, henüz klasikleşmemiş bir tedavi yöntemi hastaya uygulanabilir. Vurgulanması gereken bir önemli husus da; bu tür ilaçların etkisi abartılıp, riskleri gizlenerek, hasta ve hasta yakınlarının umutlarının istismar edilmesi ve gerçek dışı vaatlerle haksız bir kazanç kapısı haline getirilmesi olasılığı… Bu nedenle yukarıda açıklanan tüm koşulları sağlasa bile, yeni tedavi denemelerinin, akademik merkezlerde, kurumsal bir kimlikle ve yetkin uzmanlar tarafından yapılması tıp etiğine daha uygun olur.

Meyve yemek için neden çok

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Kış aylarına girerken vücudunuzun bağışıklığını artırmak için meyve takviyesinde bulunun. Özellikle C vitamini içeren mandalina, portakal, elma, greyfurt ve diğer meyvelerin tüketimi ile hem sağlıklı hem de zinde bir kış dönemi geçirebilirsiniz. Uzmanlar, kış meyvelerinin yararlarını şöyle sıralıyor: Meyve tüketimi kanser, obezite, kalp hastalıkları, kireçlenme, cilt bozulması gibi çeşitli hastalık risklerini azaltır. Meyve hiç kolesterol içermez, ayrıca hafızayı canlandırır. Meyveler mükemmel bir lif kaynağı. Bol miktarda fotokimyasal ve antioksidan içerir. Meyve, kendinizi daha iyi hissettirir. Az kalorilidir ve ölçülü yendiği zaman kilo aldırmaz.”

Vücudunuzu susuz bırakmayın

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Cilde tazelik vücuda enerji katan su; içeriğindeki minerallerlerle de vazgeçilmez bir tat. Günlük 2 litre suyun tüketilmesini öneren uzmanlar, daha az tüketimin iş verimi bile düşürdüğüne dikkat çekiyor. İşte suyun yararları: Sıcak havalarda vücudumuzu serin tutar ve soğuk havalarda vücut izolasyonu sağlar. Düzenli günlük faaliyetler sırasında yaktığınız kalori miktarını artırır. Su, enerjinizi veren kan hacminin korunmasına yardım eder. Egzersiz sırasında yaktığınız kaloriyi artırır. Kabızlık, idrar yolu enfeksiyonları, böbrek taşları, mesane kanseri gibi hastalıklardan korunmaya yardımcı olur. Vücudunuzdaki yağ stoklanmalarını azaltır. Su içmek, tok hissetmenize yardımcı olarak, iştahınızı azaltır. Ayrıca; göz, ağız ve burun kanallarımızın nemlenmesine yardımcı olur. Konsantre ilaçların meydana getirdiği mide ağrısını önleyebilir.

Oruç tutup çalışanlar zor işleri sabah yapın

  • Faydalı Bilgiler
  • Ekim 28th 2007
  • admin

Oruç tuttuğu için bir cerrahın ya da pilotun hata yapma lüksü yok… Bu nedenle, dikkat gerektiren işlerde çalışanlar, oruç tutarken daha özenli davranmalı. Örneğin; yoğun dikkat isteyen işler, kan şekerinin düşük olmadığı sabah saatlerinde yapılabilir….

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşen Yücel, çalışanlara, Ramazan boyunca iş yaşamında fazla olumsuzluk yaşamamalarını sağlayacak yöntemleri anlattı:

* Çalışırken orucun olumsuz etkilerinden korunmak için ne yapılabilir? Oruç tutma nedeniyle özellikle çalışanların en sık yaşadıkları yan etki; öğleden sonra başlayan performans eksikliği ve dikkat kaybı. Bir kısım insan da, Ramazan’ın ilk günlerinde yoğun baş ağrısı çeker. Bu bazı işyerlerinde o dereceye varır ki; herhangi sıradan bir iş bile halledilemez hale gelir. Her şey oruç ve iftara göre ayarlanıp uygulanır. Düşünecek olursak; ülkemiz gibi devamlı üretmesi gereken bir ülke için yılın bir ayı durmak, büyük kayıp demektir. Çünkü oruç tuttuğu için işini hakkıyla yapamayan bir cerraha ya da hava kontrol görevlisine kimsenin tahammülü yoktur. Dikkat eksilmesinin ana nedeni; açlığın sebep olduğu düşük kan şekeri, yeterli sıvı almamaya bağlı dehidratasyon ve tansiyon düşüklüğüdür. Bunun yanında azalan kan insülin seviyesi de, sodyumun atılımını artırıp, düşük tansiyona zemin hazırlar. İnsanlarda terleme, halsizlik, kaslarda ağrı görülebilir ve baygınlık hissi olabilir. Ellerde titreme ve yoğun dikkat kaybı belirtiler arasında yer alır.

* Dikkat kaybı nasıl önlenebilir? Sabah saatlerinde insanlar daha dikkatli çalışabilirler. Öğleden sonra düşen kan şekeriyle birlikte, çalışma isteği ve gücü de azalır. Bu nedenle, yoğun dikkat isteyen işler, sabah saatlerine kaydırılmalı. Oruç boyunca görülen halsizlik ve yorgunluk; kan basıncının yani tansiyonun düşmesine bağlı olabilir. Bu sırada terleme, enerji azalması, baş dönmesi görülebilir. Bu hal, özellikle öğleden sonra ortaya çıkar. Bunun nedeni iftar ve sahurda yeterli sıvı ve tuz alınmamasıdır. Bu yüzden kilo başına 30 mililitre suyun tüketilmesi gerekir. Yani; 50 kilo olan biri iftarın ardından 1.5 litre sıvı içmeli.

* Çalışanlar Ramazan ayı boyunca nasıl beslenmeli? Ramazan’da sadece iki öğün yenilebildiğinden; gün boyu süren performansımızı etkileyen en önemli öğün olan sahuru atlamamak gerekir. Her ne kadar zaman zaman uyku daha tatlı gelse de, konsantrasyonun iyi olması, metabolizmanın hızlı çalışması ve yukarıda sayılan açlık belirtilerinin ortaya çıkmaması için bu öğünde yeterli miktarda gıda yenmeli.

* Oruç sırasında başı ağrıyan kişilere ne yapmalarını tavsiye edersiniz? Eğer kişide ataklar şeklinde gelen bir ağrı varsa, ancak atak sıklığı ayda 1-2′den fazla değilse ve ilaç dışı yöntemlerle de ataklarını geçirebiliyorsa; sahur ve iftar öğünlerini düzgün takip etmek kaydıyla bu kişiler oruç tutabilirler. Ancak bu dönemde fazla miktarda kafeinli ürünleri tüketmemeleri gerekir. Çünkü ani kafein eksikliğiyle birlikte ek bir baş ağrısı meydana gelebilir. Eğer kişi düzgün bir ilaç tedavisi almak zorunda ise ve bu tedavi sahur ve iftar saatlerine uydurulamayan bir tedavi ise oruç tutmakta ısrar etmemesi gerekir. Bunun dışında, herhangi bir sağlık sorunu olmayan kişilerde oruç sırasında şiddetli bir ağrı görülüyorsa, bu kişi hemen bir doktora başvurmalı.

* Hangi ağrıları ciddiye alıp orucu bozmak gerekir? Eğer daha önce hiç böyle bir ağrıyla karşılaşmadıysak, yani akut ağrı dediğimiz, ani başlayan ve vücutta meydana gelen herhangi bir bozukluğun habercisi olan bir ağrı varsa; bunu ciddiye almak gerekir. Örneğin hastanın hiç mide ya da karın ağrısı yokken oruçluyken çok şiddetli bir karın ağrısı başladıysa veya barsak düzeninde bozuklukla birlikte şiddetli bir karın ağrısı, beraberinde kusma gibi belirtiler varsa, tabii ki bunu ciddiye almak gerekir.

* Oruç bozulmadan ağrıdan kurtulmanın yolları var mı? Eğer hafif ve orta şiddette bir ağrıysa kişi nefes ya da gevşeme egzersizleriyle bu ağrıyı geçirebilir. Ama ağrıyı çeken kişinin bu egzersizleri nasıl uygulayacağını bilmesi gerekir. Fakat ağrı orta şiddetten fazlaysa, bu egzersizlerin faydası olsa bile tam olarak ağrıyı geçiremeyebilir.

* Nefes egzersizleri nasıl yapılmalı? Nefes egzersizleri, tıpkı doğum sancıları sırasında uygulandığı gibi yapılabilir. İnsanın vücudunu zihni ile yönlendirerek kontrol altına almasını sağlayan birçok yöntemden biridir. Ağrıyı kendi kendinize kontrol etmeye çalışırken, bir yandan da vücudun iyi oksijen almasını sağlayarak, dokulara daha fazla oksijen gönderebilirsiniz. Aynı şekilde gerilim ağrılarında, özellikle de kas kökenli gerilim ağrılarında çok sık kullanılan, insanın kendi kendine kaslarını gevşettiği gevşeme egzersizleri de çok yararlıdır. Ve bu egzersizlerin sessiz, sakin bir ortamda, mümkünse sevilen bir müzik eşliğinde yapılması çok faydalı olur. Ama her ikisi için de kişiye önceden bir uzman tarafından bu konuda eğitim verilmiş olması gerekir. Ayrıca imkan varsa, loş ve sessiz bir ortamda uzanma, temiz havaya çıkma gibi bir takım tedbirler de ağrının azalmasını sağlayabilir.