Saç Boyalarına Dikkat! Lenfome Kanseri Riskini Artırabiliyor

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Saç Boyalarına Dikkat! Lenfome Kanseri Riskini Artırabiliyor


Saç Boyalarına Dikkat! Lenfome Kanseri Riskini Artırabiliyor Barselona’daki Katalan Onkoloji Enstitüsü’nden Dr. Silvia de Sanjose ile meslektaşlarının araştırmasında, “başta saç renklendiricileri 1980′den önce kullanmaya başlayan kadınlar arasında olmak üzere, saç boyalarının lenfoma riskini artırdığı” belirtildi.
De Sanjose, daha önceki araştırmaların saç boyasıyla kanser riski arasında bağlantı bulduğunu hatırlatarak, yeni araştırmada bu bağlantıyı, 6 Avrupa ülkesinden 4,719 lenfoma hastasıyla ilgili verileri incelerek desteklediklerini söyledi. Araştırmada, hasta kadınların dörtte üçü saçlarını boyarken, erkeklerin yüzde 7’sinin boyadığı belirlendi.

Araştırmada, saçlarını boyayanlar arasında bu hastalığa yakalanma riskinin yüzde 19 daha fazla olduğu belirtilirken, saçlarını yılda 12 ya da daha fazla kez boyayanların hastalığa yakalanma riskinin yüzde 26 daha fazla olduğu kaydedildi.

American Journal of Epidemiology dergisinde yayınlanan araştırmada, saçlarını 1980 öncesinden beri boyayanlarda lenfoma kanseri riskinin yüzde 37 daha fazla olduğu saptandı.

De Sanjose ve ekibi, kadınlardaki lenfoma kanserinin kabaca yüzde 10′unun saç boyası yüzünden olabileceğini bildirdi. 1978-1982 arasında, potansiyel kanser yapıcı maddeleri azaltmak için boyaların içeriğinin değiştirildiği ancak yeni boyaların risksiz olup olmadığının açıklık kazanmadığı belirtiliyor. Bu yüzden bu konuda daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu kaydediliyor.

Akraba evliliği büyük risk

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Akraba evliliği büyük risk


Akraba evliliği büyük risk Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Çocuk Nörolojisi ve Kas Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Topaloğlu, çocukları tekerlekli sandalyeye mahkum eden kas ve sinir hastalıklarının, akraba evliliğiyle birlikte artış gösterdiğini bildirdi. İstanbul’da devam eden ”11. Dünya Nöromosküler (kas ve sinir) Hastalıklar Kongresi”nin 2 başkanından biri olan Prof. Dr. Topaloğlu, kas ve sinir hastalıklarının doğuştan ya da sonradan ortaya çıktığını söyledi.

Haluk Topaloğlu, hastalığın, akraba evliliğinin yaygın olduğu ülkelerde daha sık görüldüğüne dikkati çekerek, şunları kaydetti: ”Türkiye’de 140 bin kas ve sinir hastalıkları hastasının 100 binini çocuklar oluşturuyor. Bu çocukların büyük bir kısmı tekerlekli sandalyeye mahkum yaşıyor. Çünkü kalıtımla geçen kas ve sinir hastalıklarını ancak kısmi tedavi edebiliyoruz. Hastalığın yüzde 80′i kalıtımsal, yüzde 20’si ise sonradan ortaya çıkıyor. Dolayısıyla akraba evliliği arttıkça görülme oranı da artıyor.”

Akraba Evliliği Arttı

Prof. Dr. Topaloğlu, Türkiye’de akraba evliliğinin son 10 yılda arttığını ve yüzde 20′lerden yüzde 22-23′lere çıktığını vurgulayarak, bu oranın Avrupa ülkelerinde 10 binde 4 olduğunu bildirdi. Topaloğlu, Türkiye’de akraba evliliğinin fazla olduğu doğu bölgesinde hastalığın da yaygın olduğuna işaret etti. Hastalığın çocuklarda yürüme yetisinin kaybolmasına neden olduğunu ifade eden Topaloğlu, ”Böyle bir çocuk doğduğu zaman aileye bomba düşmüş gibi oluyor. Aynı hastalıkla doğmuş 4-5 çocuğu olan aileler bile var” dedi. Bu çocukların tedavisinin, 5-6 farklı branştan oluşan bir hekim grubu tarafından izlendiğini belirten Topaloğlu, hastalığın anne karnında ancak ikinci bebekte genetik testle tespit edilebildiğini kaydetti.

Prof. Dr. Haluk Topaloğlu, ailelere de, ”Akraba evliliği yapmayın. Çocuklarınızı tekerlekli sandalyeye mahkum etmeyin. Eğer akraba evliliği yaparsınız, çocuğunuzun sakat kalma riski çok yüksek” uyarısında bulundu.

Hastalıklı genlere katil ilaç! yorum yaz arkadaşına ilet

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Hastalıklı genlere katil ilaç! yorum yaz arkadaşına ilet

İlaç, yakında insanlar üzerinde denenmeye başlanacak Amerikan “Nature Biotechnology” dergisinde yayımlanan makaleye göre, Güney Yeni-Galler Üniversitesinin araştırmacıları, ilacın kanser dahil birçok hastalığı tedavi edebileceğini düşünüyor.
Araştırma ekibinin başkanı Levon Kaşıkyan, Dz13 adını verdikleri ilacın “tıpta devrim” anlamına geldiğini söyledi ve ilacı DNA ve RNA’dan ürettiklerini kaydetti. İlacın, hastalıklara yol açan genleri bulup imha etmek üzere tasarlandığını belirten Kaşıkyan, “Katilimiz yeni bir ilaç kategorisi oluşturabilir.

İlaç, arızalı genleri bulup ortadan kaldıran silah gibi davranıyor” ifadesini kullandı. Uzmanlar, hastalıkların çok erken safhalarında da kullanılabileceğini söyledikleri ilacın insanlar üzerinde yıl başında denenmeye başlayabileceğini düşünüyor. Araştırmacılar, ilk denemeleri cilt kanseri konusunda yapmayı tasarlıyor.

TEİS’ten “ilaç harcamaları” araştırması

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

TEİS’ten “ilaç harcamaları” araştırması


TEİS’ten “ilaç harcamaları” araştırması Tüm Eczacı İşverenler Sendikası’nın (TEİS) yaptığı araştırmaya göre, ilaç dışı sağlık harcamalarında hastane giderleri ve medikal ürünler başı çekiyor.
Araştırmaya göre, 2005 yılı faiz dışı harcamalarında hedeflenen sağlık hizmeti harcaması 5 milyar 988 milyon 167 bin YTL iken, bu hedef aşıldı ve rakam 7 milyar 342 milyon 130 bin YTL olarak gerçekleşti. TEİS, ilaç dışı medikal ürünlerin denetimlerinin arttırılması halinde tasarrufa gidileceğini savunuyor. TEİS’in, kurumların yayınladıkları verileri kıstas alarak yaptığı araştırmadan çarpıcı sonuçlar çıktı. Araştırmaya göre, konsolide bütçeye tabi kurumların 2005 yılı faiz dışı harcamalarında hedeflenen sağlık hizmeti harcaması 5 milyar 988 milyon 167 bin YTL iken bu hedef aşıldı ve rakam 7 milyar 342 milyon 130 bin YTL olarak gerçekleşti. Konsolide bütçeye tabi kurumlar dışında kalan Bağ-Kur’un 2005 yılı sağlık giderleri toplamı 3 milyar 625 milyon 815 bin YTL (2004 yılına göre yüzde 2.5 azalma oldu), Emekli Sandığı’nın 2005 yılı sağlık giderleri toplamı 2 milyar 917 milyon 45 bin 576 YTL oldu.

Emekli Sandığı harcamasının içindeki ilaç harcaması 1 milyar 607 milyon 42 bin 801 YTL, SSK’nın 2005 yılı sağlık harcaması ise toplam 7 milyar 677 milyon 105 bin YTL olarak gerçekleşti. SSK’nın 2005 yılı dışardan alınan sağlık hizmeti giderlerinde yüzde 79.5 oranında artış yaşandı. Yeşil Kart ve konsolide bütçeye tabi kurumların ilaç harcamaları hariç sadece bu üç kurumun 2005 yılı toplam sağlık harcaması gideri 14 milyar 219 milyon YTL oldu. Türkiye ilaç pazarının tamamının 2005 yılında 8 milyar 900 milyon YTL olduğunu belirten TEİS yetkilileri, sadece bu üç kuruma ait harcama tutarının tüm Türkiye’de tüketilen ilaç miktarının neredeyse iki katı olduğuna dikkati çekti. TEİS’in araştırmasında Yeşil Kart harcamasının 2005 yılında 1 milyar 700 milyon YTL’nin üzerinde olduğu belirlendi. Yeşil Kart harcamalarında bütçe harcamasının gerçekleşme oranı 2005 yılında yüzde 157.3 olarak hedeflenenden yüzde 57.3 fazla bir harcama gerçekleşti.

TEİS’e göre, giderlerdeki bu fazlanın en önemli nedeni Yeşil Kartlıların hastane ve ilaç dışı medikal ürün giderlerindeki artış. Konsolide bütçeye tabi kurumlardaki ilaç harcamalarının gerçekleşme oranı 2005 yılında yüzde 94 olarak gerçekleşerek tasarruf sağlanırken, ilaç dışı sağlık harcamalarındaki artış yüzünden toplam sağlık giderlerinin gerçekleşme oranı yüzde 123 olarak gerçekleşti. İlaç harcamalarında sağlanan tasarrufun özellikle özel hastanelerden hizmet satın alınmaya başlanması ve ilaç dışı medikal ürünlerdeki tüketimin artması ile oluşan toplam sağlık harcamalarında yaşanan artışı dengeleyemediğini belirten TEİS, ilaç harcamalarında yapılan tasarruf tedbirlerini ‘Bumerang tipi harcama kesintileri’ olduğunu, bu kesintilerin hem halk sağlığı üzerine hem de ekonomiye maliyetinin ağır olacağını savundu.

İlaç harcamalarında serbest eczanelerden sunulan sağlık hizmetinin yaklaşık 35 milyon insanın sisteme dahil olmasıyla 2 kat artmasına rağmen, ilaç harcamalarında enflasyonun altında bir oranda sadece yüzde 10′luk bir artış yaşandığını ifade eden TEİS, “İlaç dışı medikal ürün pazarının geçtiğimiz yıl yaklaşık 8 milyar dolarlık bir büyüklüğe eristiği de göz önünde bulundurulduğunda ilaç dışı sağlık giderlerinin en az ilaç harcamaları kadar denetim altına alınması gerektiği gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır. TEİS olarak ilaç dışı sağlık harcamalarının azaltılması yönünde acil tedbirler alınmasını, özellikle medikal ürünlerin maliyetleri ve tüketimleri konusunda denetimlerin arttırılmasını ve ilaç dışı medikal ürünlerin de, ilaç gibi ruhsatlandırılarak fiyatlarıma sini istiyoruz. Bu önlemler sağlık giderlerinde önemli bir tasarruf sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Hamileyken yağlı yiyen annelerin bebekleri obez oluyor

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Hamileyken yağlı yiyen annelerin bebekleri obez oluyor


Hamileyken yağlı yiyen annelerin bebekleri obez oluyor İngiltere’nin başkenti Londra’daki King’s College tarafından fareler üzerinde yapılan araştırmada, hamileyken hayvansal yağlar açısından zengin bir diyet uygulanan farelerin yavrularının vücudundaki yağ oranı bir yıl sonra ölçüldü. Annesi hamileyken yağlı yiyeceklerle beslenen yavru farelerin vücudundaki yağ oranının diğer farelere oranla daha fazla olduğu belirlendi.
Araştırmacılar, anneleri yağlı yiyecekler yiyen farelerin yağ hücrelerinin genişlediğini belirtti. Bilim adamları, kadınlara hamileyken dengeli beslenmeleri, yağlı yiyeceklerden tamamen uzak durmamaları uyarısında bulundu. D

Felç geleceğini haber verir

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Felç geleceğini haber verir


Felç geleceğini haber verir Geçici iskemik atak ani başlayan bir süre devam eden ve hemen hiçbir iz bırakmadan kaybolan nörolojik yetmezlik belirtilerinden oluşan durumdur. Bu süre 24 saati aşmamalıdır. Fakat genelde kısa olur.
Yapılan araştırmalar sonucu bu terimin eski yunanda bile kullanıldığı göstermiş olmasına karşın gerçek niteliği ile tanınması ve de tedavisi son yıllarda olmuştur ve halen çalışmalar devam etmektedir. Geçici iskemik atak geçiren hastaların büyük çoğunluğu 1-3 yıl içinde felç hastası olmaktadır.

Günümüzde gerek çevresel faktörler, gerekse beslenme alışkanlıklarından dolayı genç yaşta felç sanıldığından daha fazla görülmektedir. Hayati önem ve sosyal nedenlerden dolayı bu hastalığın erken dönem teşhisi bu hastalığa aday kişilerin felçten kurtulmasını dolayısıyla kendisinin bakım hastası olmasını önler. Evet bu hastalar hayati tehlikeyi atlatsalar bile bakım hastası olarak kalırlar, bu da çevresindeki yakınlarını sosyal ve ekonomik yönden etkiler. Gerek yaşlı gerekse genç olsun inme yani felç hastalığının habercisi olan geçici iskemik atakları tespit edip tedavisini yapmak büyük önem taşır.

Beyni besleyen 2 tane ana damar sistemi vardır. Kaba tabirle bunlardan biri beynin ön ve orta yüzeyini besleyen halkın şah damarı diye adlandırdığı Karotis damarları diğeri de beynin arka yüzeyini ve derin bölgelerini besleyen Vertebrobaziler damar sistemidir. Çok kısa olarak :

1) Vertebro-badiler sistemindeki geçici iskemik ataklarda :

a)Görme bozuklukları:çift görme ,görme bulanıklığı ,görme hayalleri görülür.

b)Baş dönmesi (vertigo) özellikle çift görme ile beraber anlam kazanır.

c)Düşme nöbetleri özellikle yaşlı hastalarda ani olarak düşme görülür ve hastalarca dizlerimin bağı çözüldü diye tabir edilir.

2) Geçici Karotis iskemisi :

a)Bir gözde ani gelişen kısa süreli körlük

b)Bir tarafta his ve duyu bozuklukları ve kuvvet azlığı

c)Konuşma bozuklukları ,bazen de şuurda bozukluklar görülebilir.

65 yas üzerindeki gruplarda hastalığın seyri daha iyidir. Orta yaşta kalıcı felç geçirme olasılığı ortalama % 30′ dur. Bu hastalığı hazırlayan sebepleri çok kısa sıralarsak:

1)Kalıtsal olarak damarların yapısı

2)Hipertansiyon

3)Kalple ilgili hastalıklar (kapak hastalığı vs.)

4) Kanda yağ oranı (kolesterol,trigliserid,HDL,LDL,VLDL durumu)

5) Sigara içme alışkanlığı

6) Aşırı alkol alışkanlığı,Aşırı kahve alışkanlığı

7) Kandaki şekilli elamlarin fazlalığı sayılabilir.

Geçici iskemik geçiren hastaların çoğu durumunu önemsemez. Fakat bu durum fark edildiğinde en kısa zamanda doktora başvurulmalıdır. Bu durum nedir? Örnek verecek olursak ani gelişen geçici konuşmada bozukluk ani gelişen tek gözde geçici körlük, bir tarafta geçici güç azalması, geçici hafıza kaybı vs. sıralıyabiliriz.

Hasta deneyimli bir hekime başvurduktan sonra hastalığa yol açacak tüm sebepler araştırılmalı bir neden varsa derhal ortadan kaldırılmalı ve uygun tedavi düzenlenmelidir. Hastalıkla karşılaşılabilecek tabloların ayrımı büyük önem taşır örneğin bu akut tablo gerçek bir damarsal olayımı yoksa tümöre iltihaba veya başka patolojiyemi bağlı olarak çıkmıştır. Bunun ayrımı iyi yapılmalıdır.

Günümüzün modern teşhis ve görüntüleme yöntemleriyle deneyimli bir hekim tarafından bu durum şüpheye düşürmeden tespit edilip tedavisi düzenlenir. Yukarıda da söylediğim gibi erken teşhis hastayı ve hasta yakınlarını ileride maddi manevi bir yükün altından kurtarır. Hastayı risklerden büyük oranda korur.

Almanlar sigaraya karşı

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Almanlar sigaraya karşı


Almanlar sigaraya karşı Alman halkının büyük çoğunluğunun, işyerlerinde, kamu binalarında, tren istasyonlarında ve tren gibi kamuya açık yerlerde sigara içme yasağından yana olduğu bildirildi.
Alman Focus dergisi tarafından yapılan araştırmaya göre, halkın yüzde 81′i, binalarda sigara içmeyenleri korumak için sigara içilmemesini memnuniyetle karşılayacağını belirtirken, işyerlerinde sigara yasağı isteyenlerin oranı yüzde 77, tren istasyonlarında ve trenlerde yasaktan yana olanların oranı ise yüzde 75 oldu.

Araştırmaya katılanların yüzde 52’si de bar ve lokantalarda sigara içilmemesinden yana olduğunu kaydetti.

ErkekLerde kısırLık ve tedavi yöntemLeri

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

ErkekLerde kısırLık ve tedavi yöntemLeri

ERKEKLERDE KISIRLIK SORUNU VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ Çiftlerin yaklaşık %15′inde görülen çocuk sahibi olabilme sorununda, sadece erkeğe bağlı faktörler %20 olup, ayrıca yaklaşık %40 vakada da erkekteki sorun, çiftin çocuğunun olmamasına katkıda bulunmaktadır.. Böylelikle, çocuk sahibi olmakta zorluk yaşayan çiftlerin % 50-60′ında, erkekteki bir sorunun kısmen de olsa sebepler arasında yer aldığı söylenebilir. Erkekte kısırlıkla ilgili sorunlar, çok büyük bir çoğunlukla yapılan sperm tahlilinden anlaşılabilirse de, bazı durumlarda özel tetkikler gerekebilir.
Erkek Kısırlığının Nedenleri ve Çeşitleri
Erkek kısırlığı çok çeşitli nedenlerden ortaya çıkabilir: hormonal nedenler, genetik-ailevi nedenler, geçirilmiş iltihabi hastalıklar, geçirilmiş ameliyatlar, doğumsal anormallikler, çevresel , kimyasal etkenler vb. En sık görülen ve mikrocerrahi ile olumlu sonuç alınabilen bir neden de yumurtalık damarlarında varisleşme-yani varikoseldir.
Eroin, morfin gibi maddelerin kullanımı ve vücut geliştirme çalışan insanların doping için aldıkları maddeler, çocuk olmasını engelleyebilir ve zorlaştırıcı etkilerde bulunabilir. Bu tip ilaçlar kasları kuvvetlendirmek adına vücudun normal hormonal düzenini bozar, dışarıdan bol miktarda vücuda alınması sonucu bunların vücutta üreten hücreler ve sistemler zayıflayarak devre dışı kalabilir.
Aşırı sıcak ortamda olanlar ve petro-kimya türü kimyasalların dumanı ile iç içe olanlar kısırlık tehlikesi ile karşı karşıya kalırlar. Çeşitli boya ve kimyasalların kanserojen etki gösterdiği de bilimsel açıdan kanıtlanmış bir gerçektir.

Erkeklerde kısırlık nedenlerinden biri olan kanal tıkanıklığı nasıl oluşur?
Tüplerde tıkanıklık 4 farklı sebebe bağlıdır.
1-Zaman içerisinde gelişen kistlere bağlı olarak tıkanıklıkortaya çıkabilir.
2- Doktor eliyle yani vazektomi denilen bir doğum kontrol yöntemi sonucu tüplerin bağlanmasıyla gelişebilir.
3- Doğumsal olabilir. Genetik nedenlerle nakil yolları olan tüplerin kısmen veya tamamen gelişmemesi sonucu ortaya çıkar.
4- Cinsel yolla bulaşan bazı hastalıklar sonucu da bu kanallarda tıkanmalar oluşabilir. Gonore (bel soğukluğu) gibi kadınlardan cinsel ilişki ile kapılan hastalıkların tedavi edilmemesi sonucu kısırlık ortaya çıkabilir.
Tıkanıklık nedeni olan kısırlıkları artık özel mikrocerrahi ve endoskopik yöntemler ile çoğu vakada başarı ile giderip normal yolla hamile kalınması sağlanabilmektedir.


Belirtileri

Bu hastalıklar her zaman olmasa da çoğu kez belirti verir; mesela idrar yaparken yanma, tıpkı nezledeki gibi idrar yolundan akıntı olması gibi. Bu hastalıkların ilerlemesine yetersiz tedavi de sebep olmaktadır. Eczaneden veya kulaktan dolma tavsiye ile bilinçsizce alınan ilaçlar hastalığı tam olarak tedavi etmeyebileceğinden hastalık idrar yolundan prostat ve testislere ilerleyerek kısırlığa yol açabilmektedir. Tüberküloz yani verem hastalığı da kısırlık yapabilir.

Önce erkek mi kadın mı doktora başvurmalıdır
Aslında her ikisinin de aynı anda başvurması gereklidir fakat önce erkeğin tetkiklerinin yapılmasında fayda vardır. Kültürel yapımız gereği kısırlık söz konusu olduğunda hep kadınlar doktora gönderilmekte, erkekler ancak en son aşamada gitmekte yada hiç doktora gitmemeyi tercih etmektedirler. Öncelikle kadınların kısırlığı son aşamasına kadar araştırılmakta hatta gereksiz yere birçok tedaviler uygulanmaktadır. Çocuğu olmayan bir erkek önce Androloji konusunda uzman bir Üroloji uzmanına, bir Androlog’a başvurmalıdır. Önce muayene, özel sperm ve hormon tetkikleri gerçekleştirilir.
Erkek kısırlığında tedavi basamaklar halinde uygulanır; başlangıçta basit ve sebebe yönelik tedaviler tercih edilir. Sorun tam olarak ortadan kaldırılarak çiftin evlerinde hamilelik sağlaması için ilaç tedavisi, mikrocerrahi, endoskopi uygulanabilir. Kesin tedavi olamasa bile erkeğin bu tedaviler ile durumunun kısmen düzelmesi sağlanarak yardımlı üreme tekniklerinden daha yüksek başarı ile faydalanabilecek hale gelmesi sağlanır. Uygun çiftler kocanın laboratuarda hazırlanan spermlerinin jinekolog tarafından eşe verilmesi (aşılama-inseminasyon) yönteminden fayda görebilir iken durumu daha ağır olanlara mikroenjeksiyon-tüp bebek uygulaması son çare olarak gerekebilir. Mikrocerrahide uygun kişilerde fayda oranı %80 olup hamilelik %40’a varabilmektedir. Aşılamada deneme başına % 20, tüp bebekte %25 hamilelik sağlanabilmektedir.
Günümüzde tam kısırlik durumu çok daha nadirdir. Mikrocerrahi, endoskopi ve yardımlı üreme teknikleri ile eskiden netice alınamayan durumlarda bile çiftler çocuk sahibi olabiliyor. Erkekler suçu eşlerine atmak yerine kendileri de detaylı tetkik olmalıdır. Normal gibi görünen tek bir sperm tahlili yeterli değildir. Ayrıca çocuk sahibi olan bir erkeğin zaman içinde-örneğin varikosel etkisi ile- çocuk sahibi olamaz hale gelmesi de mümkündür. Kısırlık tedavisinde yurdumuzda tüm ileri tetkik ve tedaviler uygulanabilmektedir. Fakat kalite kontrolü ve tedavinin basamaklı yapılması ilkelerine uyulmayabilmektedir. Birçok tetkik ve tedavi çoğu zaman gerekli kalitede gerçekleştirilmemektedir. Ayrıca ticari amaçlar nedeni ile çiftler gereken tetkik ve basit tedaviler denenmeden pahalı ve ciddi anne ve çocuk sağlığı komplikasyonlarına yol açabilecek tüp bebek denemelerine ilk adım olarak başlatılabilmektedirler. Çok kolay ve ekonomik çözümler denenmeden ve bilhassa erkek tedaviler ile en uygun hale gelmeden tüp bebek yöntemine geçilmemelidir. Mikrocerrahi, endoskopi ve ilaç tedavileri birçok çifti tüp bebeğe gerek kalmadan çocuk sahibi yapabilmekte, en azından tüp bebek uygulamasındaki başarı şansını arttırmaktadır.

Erkekte cinseL güçsüzLük-Erken boşaLma…

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Erkekte cinseL güçsüzLük-Erken boşaLma…


Erkekte Cinsel Güçsüzlük
Erken Boşalma

Erkekte cinsel güçsüzlüğün belirtileri penisin sertleşmemesi, yarım sertleşmesi, sertleşmenin çabuk sönmesi, erken boşalma, hiç boşalamama veya orgazm olunmamasıdır.
Bu sorun irdelenirken “cinsel açıdan güçsüz kalma korkusu” ile gerçek cinsel güçsüzlüğün birbirinden ayrılması gerekir. Gerçek güçsüzlük uygun eş, uygun zaman ve uygun yer olduğu halde bile ortaya çıkan cinsel işlev bozukluğudur. Bu işlev bozukluğunun ana nedenleri şöyle özetlenebilir: 1- Organik nedenler
2- Ruhsal bozukluklar.
3- Cinsel kimlik duygusundaki gelişimsel kusurlar.
Eskiden peniste sertleşme azlığı neredeyse tamamen ruhsal kökenli bir sorun olarak kabul edilirdi. Ancak son araştırmalar organik bozuklukların payının % 30-40′a kadar çıktığını bildirmektedir.
Organ kusurunun en iyi tanısı uyku laboratuvarında REM uykusu döneminde penis sertleşmesinin olup olmadığı ile konur. Erkeklerde penis uykuda sık sık sertleşir ve söner. Uykuda, masturbasyon sırasında veya cinsel uyarılmayla penis sertleşmesinin hiç olmadığı bildiriliyorsa organ kusurundan şüphelenilir.
Cinsel İşlev Kusurlarında Tedavi Yaklaşımı

1-Öncelikle kişide başka bir ruhsal sorun, organik bozukluk, ilaç, alkol ya da başka maddelere bağımlılığın olup olmadığı araştırılır.
2-Kişinin cinsel eşi ile uyumlu olmadığı durumlarda sorun bir cinsel konu sayılmaz.Cinsel ilişkide eşlerin istekli ve hazır olmaları,aralarında yakınlık,sevgi ve sıcaklık duyguları yanısıra cinsel yönde birbirlerini çekici bulmaları gerekir. Böyle ruhsal bir ortamda fiziksel ortamında uygun olması sağlanmalıdır.
3-Uzmanlarla konuşurken sorunları olabildiğince açık konuşarak anlatmak gerekir.
4-Cinsel uyum sorunları genellikle kişisel, çevresel ve toplumsal özelliklere bağımlıdır. Bunlar değerlendirilmeli ve yanlış algılanmalar değiştirilmelidir.
5-Cinsel tedavi (Sex Therapy) cinsel işlev bozukluklarını hedef alan koşullanma ve öğrenme ilkelerini kullanan davranışsal tedavi türüdür. Cinsel işlev bozukluğunun temelinde yanlış koşullanmalar ve pekiştirmeler yatar. Ve bu yanlış koşullandırmaları ve öğrenmeyi silip yerine uyumsal olanları öğretmek gerekir. Bu öğrenme süreci kolaydan zora, düşük güçte uyarıcıdan daha güçlü uyarıcıyca olmak üzere korku ve bunaltı yaratan uyarıcılar karşısında sistematik gevşeme ve duyarsızlaştırma tekniklerini içerir.
Çiftlerin hem kendilerini hem de birbirlerinin bedenini iyice tanımaları, dokunabilmeleri, uyarılma noktalarını, haz duyma, orgazma ulaşma hareketlerini tanımaları ve birbirlerini uyarabilmeyi öğrenmeleri önemlidir.
6-En önemli nokta ise cinsel işlevlerde herhangi bir problem hisseden kişilerin mutlak bir uzmana başvurmaları gereklidir. Her problem kendi içinde özeldir. Ve hiçbiri birbirine benzemez. Bunlar değişebilir ve problemler çözülebilir. Bu işin uzmanı olan psikiyatrisler, psikologlar, seks terapistleridir. Bu konuda duyarlı olup cesaretle problemin üstüne gidilmelidir.

Diş Gıcırdatma, Hasarlara Sebep Oluyor

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Diş Gıcırdatma, Hasarlara Sebep Oluyor

İSTANBUL (İHA)
Çocukların yüzde 15′inde, diş gıcırdatma veya diş sıkma alışkanlıklarının ciddi boyutlarda görüldüğü bildirildi. Dişlerin gıcırdatılması sonucunda, dişlerde aşırı aşınma, yüz kasları, baş, boyun, kulak, ve çene ekleminde ağrıların meydana geldiği belirtildi.

Ailelerin sıkça şikayet ettiği konulardan biri de, çocuklarının uyku sırasında dişlerini gıcırdatması (bruksim). Hatta bazen, çocuklarının gün içersinde de dişlerini gıcırdattığını söyleyen aileler bulunuyor. Uzmanlara göre, aslında her çocuk süt dişlenme, karışık dişlenme ve daimi dişlenme dönemlerinde dişlerini bir miktar gıcırdatıyor. Bu masum diş gıcırdatmalar, özellikle süt köpek dişleri ve kesici dişlerde hafif aşınmaların görülmesine sebep oluyor. Çocukların yüzde 15′inde ise diş gıcırdatma veya diş sıkma alışkanlıkları ciddi boyutlarda görülebiliyor. Bunun sonucunda, dişlerde aşırı aşınma, yüz kasları, baş, boyun, kulak ve çene ekleminde ağrılar görülebiliyor. Eğer erken yaşlarda koruyucu tedaviler yapılmazsa, henüz büyüme ve gelişmesi devam eden çocukların hem dişlerinde hem de çene ekleminde kalıcı hasarlar oluşabiliyor. Peki ama diş gıcırdatmaya ne sebep oluyor? Uzmanlar, şimdiye kadar yapılmış çalışmalarda kesin bir sebep bulunamadığını söylüyor. Genellikle birkaç faktörün biraraya gelmesiyle “bruksizmin” olduğu düşünülüyor. Yapılan çalışmalarda ise, lokal, sistemik ve psikolojik faktörler üzerinde duruluyor.

DİŞ SÜRMESİ DE DİŞ GICIRDATMA SEBEBİ OLABİLİYOR
Lokal faktörler; dişlerdeki kapanış ilişkilerindeki bozukluklar, erken dişsel temaslar veya yüksek yapılmış bir dolgu olabiliyor. Sistemik faktörler de; yetersiz beslenme, barsak parazitleri, alerji ve endokrin bozuklukluları şeklinde. Eğer barsaklar dolu ise, gerginleşen barsak duvarından kalkan uyarılar, beyinde sindirim kanalının faaliyetini başlatıyor. Bunun sonucunda barsak kasılması artıyor, sindirim enzimleri salgılanıyor, mide asidi ve tükürük akışı çoğalıyor, çiğneme kasları kasılıyor veya daha kolay kasılır hale geliyor. Böylece de diş gıcırdatma olabiliyor. Ayrıca, sinüzit sebebiyle burun akıntısı olan bir çocuk da diş gıcırdatabiliyor. Çocuklarda diş sürmesi de diş gıcırdatma sebebi olabiliyor. Sürme sırasında dişetinde bir baskı oluşuyor ve bazı biyo-kimyasal maddeler bu sırada salgılanıyor. Bunun sonucunda bu maddeler çevre dokulardaki sinirleri uyararak, çiğneme kasları uyarılıyor ve istemsiz çene kasılmaları, yani diş gıcırdatmaları oluşabiliyor. Psikolojik faktörler ise; günlük streslere bağlı veya kişisel sıkıntılar başlıkları altında toplanıyor. Ayrıca emosyonel stres, kuvvetli pişmanlık, obsesyon, uykusuzluk, her türlü gerginlik hali ve kıskançlık gibi durumlar da diş gıcırdatmaya sebep olabiliyor.

Diş gıcırdatmanın tedavisine gelecek olursak; uzmanlar, çocuklarda diş gıcırdatma tedavisinde öncelikle palyatif, yani basit çözümler düşünülmesi gerektiğini vurguluyor. Öncelikle pedodontist-çocuk-aile üçgeninde konuşularak diş gıcırdatma sıklığı ve şiddeti hakkında detaylı bilgi alınması, daha sonra ise ağız içi muayene yapılarak dişlerdeki aşınmaların varlığının kontrol edilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, eğer dişlerde aşırı aşınmalar varsa bu bölgelerin tedavi edileceğini bildiriyor. Ayrıca dişlerin kapanış ilişkisi kontrol edilerek bozukluk varsa bunların basit aşındırmalarla dengelenmesi ve düzeltilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, eğer bu düzeltmeler fayda etmiyorsa basit ağız içi apereyler yapılarak sorunun giderilmeye çalışılacağını bildiriyor. Uzmanlar ayrıca, çocuk doktoruna danışılarak, çocukta barsak paraziti veya diğer sistemik faktörlerin varlığının araştırılması gerektiğini belirtiyor.