Burun Tıkanıklığı Nedir ?

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Burun Tıkanıklığı Nedir ?

Burun tıkanıklıkları Kulak Burun Boğaz Hastalıkları polikliniklerine yapılan başvurularda en sık bildirilen şikayetlerden birisi olmasına karşın çoğu kez yeterince önem verilmeyen fakat aslında değişik durumlarda hayati önem taşıyabilecek bir belirtidir . Dr. Erhun Şerbetçi Myent okurları için yazdı.

Burundan nefes almakta güçlük çekilmesi genel olarak burun tıkanıklığı olarak tanımlanır. Bu durum dinlenme halinde iken mevcut ise daha fazla önem ve öncelik taşır. Günlük hayat sırasında örneğin yol yürüme, merdiven çıkma gibi olağan fiziksel hareketleri güçleştiren bir burun tıkanıklığı da mutlaka araştırılmalıdır. Spor yaparken yani ağır fiziksel etkinlikleri güçleştiren burun tıkanıklıkları da söz konusu olabilir. Bu durum özellikle profesyonel sporcularda önem kazanmaktadır.
Burun tıkanıklıkları tek taraflı, iki taraflı, bir tarafta daha fazla yada bazen bir tarafta bazen de diğer tarafta olmak üzere değişken olabilir.

Bütün bir yıl sürebileceği gibi mevsimsel şiddetlenmeler yada ay içerisinde dönemsel değişmeler gösterebilir. Yıllardan beri var olabilir yada yakın zaman da ortaya çıkmış olabilir. Her iki durumda önemli sayılmalıdır.

Burun tıkanıklığı neyin belirtisidir ?

Burun tıkanıklığının kendisi başlı başına bir belirtidir yada burun akıntısı, geniz akıntısı, burundan konuşma, horlama, yüz ve baş ağrısı, çocuklarda yüzde ve dişlerde şekil bozukluğu, işitme kaybı, kişilik değişimleri gibi belirtilerle beraber bulunabilir. Bu durumda bazı burun ve sinüs hastalıkları ile olay karmaşıklaşmış demektir.

Burun tıkanıklıklarının önemi nedir?

Burun tıkanıklıkları komşu organlar olan orta kulaklar ve sinüslerimiz ile ilgili hastalıklara yol açabilirler. Özellikle çocuklarda yüz kemiklerinin gelişimini , dişlerin düzgün çıkmasını ve zihinsel etkinleri olumsuz etkiliyebilirler. Ayrıca akciğer hastalıkları ve teorik olarak kalp hastalıkları gelişimi üzerine olumsuz etki gösterebilirler.

Burun tıkanıklıklarının çocuklardaki sebepleri ve tedavileri nelerdir?

Yeni doğanda burun tıkanıklığı çok önemli ve hayati bir belirtidir. Burun içerisi ve geniz ile ilgili bir gelişme anomalisi nedeniyle olabilir. Bu durum doğumdan hemen sonra hastane koşullarında tanınarak gerekli önlemler alınır. Bebeklik ve çocukluk dönemi burun tıkanıklıklarının en sık rastlanılan sebebi ise halk arasında geniz eti denilen adenoid büyüklüğüdür.

Geniz etinin burun boşluğunu tamamen tıkıyor olması yada orta kulak ve/veya sinüslerle ilgili hastalıklara yol açması ameliyatla tedaviyi gerektirir. Bu ameliyat teknik olarak küçük fakat özellikli bir ameliyat olarak kabul edilir ve başarısı da yüksektir. Çocuk burun tıkanıklıklarının önemli bir sebebi de çocuk sinüzitleridir. Bu durum özellikli ve sabırlı bir ilaç tedavi sürecini gerektirir. Alerjik sebepler ve bazı gelişimsel anatomik koşullarda da burun tıkanıklığı yapabilir.
Çocuklarda tek taraflı burun tıkanıklığı ve akıntısı burun içerisine sokulmuş bir yabancı cisim nedeniyle olabileceği için ayrıca dikkat çekici kabul edilmelidir. Nadiren çocuklarda burun tıkanıklıkları iyi veya kötü huylu tümörlere bağlı olabilir.

Burun tıkanıklıklarının erişkinlerdeki sebepleri ve tedavileri nelerdir ?

Erişkinlerde en sık burun tıkanıklığı sebebi halk arasında kemik eğikliği olarak bilinen, burun boşluğu orta bölmesinin bir tarafa doğru eğik olması halidir. Bu duruma septum deviasyonu denilir ve genellikle burun boşluğu yan duvarlarında bulunan yumuşak dokuların (konkaların) şişmesi ile birlikte olduğunda burun tıkanıklığı daha şiddetlidir. Kemik eğikliği burun içerisinden yapılan bir ameliyatla düzeltilmeyi gerektirebilir. Günümüzde konka şişmeleri eğer ilaç tedavilerine cevap vermiyorsa lazer yada radyofrekans yardımlı girişimlerle oldukça rahat ve başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedirler. Erişkin burun tıkanıklıklarının diğer önemli sebepleri sinüzitler, alerjik koşullar, polipler, horlama-apne sendromu ve daha nadiren iyi ve kötü huylu tümörlerdir.

Genel olarak burun tıkanıklıklarının tanı ve tedavisinde günümüzdeki yenilikler nelerdir ?

Bu konuda aslında son yıllarda çok önemli gelişmeler olmuştur. Öncelikle burun tıkanıklıklarının tanısı ve ayırıcı tanısı günümüzde endoskop denilen ince optik çubukların burun içerisini tamamen gözler önüne koyması ile kesin ve kolay bir muayene şeklinde yapılabilmektedir. Bu endoskoplar ameliyat sırasında da kullanılmakta ve eşlik eden ince araçlarında yardımı ile tedavideki başarı ve hasta rahatının en üst düzeyde gerçekleşmesini sağlamaktadırlar . Ayrıca son yıllarda lazer ve radyofrekans yardımı ile yapılan konka ameliyatları ile hastanın aynı gün taburcu edilmesi ve çoğu kez tampon kullanımının gerekmemesi gibi belirgin üstünlükler de önemli gelişmelerdir.

Balık gözlere birebir!

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Balık gözlere birebir!


Balık gözlere birebir! ABD’de yayımlanan ”Archives of Ophthalmology” dergisinde yayımlanan iki yeni araştırmada, balık etinde, özellikle sombalığında bulunan omega-3 yağının ilerleyen yaşta gözde görme kaybını azalttığı belirlendi.

Massachutestts-Boston Göz ve Kulak Hastanesi ile araştırmanın öncüsü Dr. Johanna Seddon, 75 yaşın üstünde artan göz lekelerinin (makula yozluğu) balıkyağı ile azaldığının kanıtlandığını söyledi.

ABD Ulusal Göz Kurumu’ndan Dr. Emily Chew da iki araştırma sonuçlarına katılarak, balıkta omega-3 ile ”lutein” maddesinin hem gözü hem kalbi koruduğunu belirtti. Araştırma, ABD’de 5-6 yıl boyunca 680 yaşlı kişiyle Avustralya’da 2335 kişi üzerinde yapıldı.

Haftada iki kez balık yiyen yaşlılarda görme bozukluğunun yüzde 36 azaldığı görüldü. Uzmanlar, balık tadına alışkın olmayanların alışabileceğini yahut imkan varsa hap olarak alabileceğini belirttiler.

Gıda Zehirlenmelerine Dikkat

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Gıda Zehirlenmelerine Dikkat


Gıda Zehirlenmelerine Dikkat Gıda zehirlenmesi nedir?

Besinlerle bulaşan ve daha çok gastrointestinal sistem şikayetleri ile seyreden akut tablolar gıda zehirlenmeleri olarak adlandırılır. Ortak bir yemeğin yenmesinden yetmiş iki saat sonra iki veya daha çok kişide benzer belirtilerin gözlenmesi gıda zehirlenmesini düşündürmelidir. Hastalık aynı yerde bulunan ve aynı gıdayı yiyen bir grup kişide görülebileceği gibi; aynı kontamine gıdayı farklı yerlerden alan veya yiyen kişilerde de ortaya çıkabilir.

Gıda zehirlenmelerinin görülme sıklığı nedir?

Dünya çapında ele alındığında ishalle seyreden hastalıklar ölüm nedenleri arasında kardiovasküler hastalıklardan sonra ikinci sırada gelmektedir. Gıda kaynaklı hastalıkların insidansını tahmin etmek zordur, ancak 2000 yılında 2.1 milyon kişinin sadece bu nedenle öldüğü bildirilmiştir. Gelişmiş ülkelerde gıda kaynaklı enfeksiyonlar yıllık olarak %30′ların üzerindedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl yaklaşık 76 milyon gıda kaynaklı hastalık bildirilmekte; bunların 325.000′i hastanelerde yatarak tedavi görmekte, 5.000′i ise çeşitli nedenlerle kaybedilmektedir. Gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde güvenilir veriler olmadığından gerçek sayı bilinmemekte fakat durumun daha ciddi olduğu düşünülmektedir.

Gıda zehirlenmelerini kolaylaştıran faktörler nelerdir?

Gıda kaynaklı hastalıklar pek çok nedenden dolayı günümüzde önemli bir halk sağlığı sorunu olmaktadır. Yaşadığımız yüzyılda uluslararası seyahat ve ticaretin artması, gıda üretim sisteminde oluşan değişiklikler ve bunlara mikroorganizmaların adaptasyonu, gıda kaynaklarının globalleşmesi, yolculuk-göçmen kampları, insan populasyonunu, davranışları ve hayat tarzındaki değişiklikler gıda zehirlenmelerinin oluşmasındaki faktörler olarak düşünülebilir.

Gıda zehirlenmeleri nasıl meydana gelir?

Gıdaların hazırlanması-sunumu aşamasında hijyen kurallarına uyulmaması ve gıdaların hazırlandıktan sonra uygun saklama koşullarının sağlanamaması durunumunda gıdalar mikroorganizmalar veya bunların toksinleri ile kontamine olur. Gıda zehirlenmeleri mikroorganizma ve toksinleri dışında besinlerdeki diğer kimyasal maddelere bağlı olarak da gelişebilir. Ağır metal zehirlenmesi, monosodyum gulutamat, mantar zehirlenmeleri bu grupta yer almaktadır.

Gıda zehirlenmesine neden olan mikroorganizmalar nelerdir?

Gıda zehirlenmesinden en çok sorumlu tutulan mikroorganizmalar şunlardır:

Staphylococcus aureus
Salmonella spp.
Clostridium botulinum
Vibrio parahaemolyticus
Bacillus cereus
Campylobacter ve Yersinia spp.
Fungal toksinler
Clostridium difficile ve Clostridium perfringens
Hangi belirtiler olduğunda gıda zehirlenmesinden şüphelenmek gerekir?

Şüpheli bir gıdanın yenmesinden sonra bulantı, kusma, ishal, ateş, karın ağrısı bazen de görme bozukluğu ve duyu kayıpları izlenen kişilerde iyi bir sorgulamanın yapılması ile gıda zehirlenmesinden şüphelenilebilir. Vakalar belli bir grupta görülebileceği gibi sporadik de olabilir.

Gıda zehirlenmesi düşünüldüğünde hastalardan alınacak örnekler neler olmalıdır?

Hasta ve kontrol gruplarından serum, dışkı, kusmuk ve idrar örnekleri,
Eğer hasta yaşamıyor ise kan, karaciğer ve dalak dokusundan alınan örnekler,
Gıda sektöründe çalışan kişilerden dışkı, boğaz sürüntüleri ile el gibi görünen bir yerde iltihabi yara, yanık, kesi varsa bu bölgelerden alınan örnekler,
Şüpheli gıdadan arta kalan örnek,
Yemeğin hazırlanmasında kullanılan malzeme ve ekipmandan alınan örnekler
İshali olan hastalar ne zaman doktora başvurmalıdırlar?

Yüksek ateş, dışkıda kan varlığı, aşırı miktarda sıvı kaybına neden olan kusma, ağız kuruluğu, idrar çıkışında azalma, ayağa kalkmakla baş dönmesi, üç günden uzun süren ishal durumlarında mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekmektedir.

Gıda zehirlenmesine neden olan ajanların tanısı nasıl konmaktadır?

Hem hastadan alınan klinik örnekler hem de şüpheli gıdadan alınacak örneklerle etken olan mikroorganizma saptanmaya çalışılır. Klinik örnekten izolasyon gıdalara göre daha kolaydır. Hastadan ve gıdadan aynı tipte ajanın saptanması tanı ve epidemiyolojik açıdan değerlidir.

Gıda zehirlenmesinde tedavi nasıldır?

Vakaların çoğu kendi kendini sınırlama özelliğine sahiptir. Ancak bazen hastalık ciddi boyutlara ulaşıp ölümlere neden olabilmektedir. Gıda zehirlenmelerinde tedavinin temelini destekleyici önlemler oluşturmaktadır. Kaybedilen sıvı hastaya ağız yolu veya damardan verilmektedir. Doktor tavsiyesi olmadığı sürece antibiyotik kullanılmamalıdır. Barsakların hareketini engelleyici ajanlar etkili değildir ve önerilmemektedir. Botulizmus vakalarında ise tedavi yaklaşımı daha farklı olmaktadır.

Gıdalarda bulunabilecek olası patojenler ve yaygın görüldüğü gıdalar nelerdir?

Süt ve süt ürünleri, kremalı yiyecekler, mayonez: S.aureus

Süt ve süt ürünleri, yumurta: Salmonella

Pirinç, tahıl, hububat: B.cereus

Balık ve deniz ürünleri: V.parahaemolyticus

Çiğ sebze ve meyveler: Shigella ve parazitler

Alkolsüz içecekler, meyve suları: Kimyasallar (çinko, kurşun, bakır)

Çiğ ve az pişmiş etler: Campylobacter, Yersinia, Salmonella, Escherichia coli O157:H7

Bal: C.botulinum

Gıda zehirlenmesinden korunmaya yönelik geliştirilen temel kurallar nelerdir?

Dünyada en yaygın sağlık sorunlarından birinin kontamine gıdalardan kaynaklanan hastalıklar olduğunu kabul eden Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bu hastalıkların risklerini önemli ölçüde azaltmak için “Altın Kurallar” olarak tanımlanan bazı basit önlemlerin tüketiciler tarafından uygulanmasını önermektedir. Bu kuralları şöyle özetleyebiliriz:

Güvenli tüketim için işlenmiş gıdalar seçilmelidir.
Pişirilecek gıdalarda pişirme işlemi tam ve kusursuz uygulanmalıdır.
Pişirme sonrası gıdalar bekletilmeden tüketilmelidir.
Pişirilmiş gıdaların muhafazasına özen gösterilmelidir.
Gıdaların yeniden ısıtılması tam ve kusursuz olmalıdır.
Çiğ ve pişmiş gıdaların birbiriyle temasından kaçınılmalıdır.
Ellerin yıkama ve temizliği kesinlikle ihmal edilmemelidir.
Mutfaktaki yüzeyler temiz tutulmalıdır.
Gıdalar böcek, kemirici, haşere gibi hayvanlardan korunmalıdır.
Temiz su kullanımı gerekliliği unutulmamalıdır.
MANTAR ZEHİRLENMELERİ

Mantar nedir?

Klorofil taşımayan, parazit veya saprofit olarak yaşayan ve sporlarla üreyen canlı organizmalardır.

Mantarları genel olarak nasıl ayırabiliriz?

Genel anlamda mantarları yenebilen ve zehirli mantarlar olmak üzere iki kısma ayırmaktayız.

Yenebilen mantarlar ile zehirli mantarların ayrımı nasıldır?

Tabiatta yetişen mantarlar arasında zehirli zehirsiz ayrımı yapmak çok güçtür. Ancak bu konuda uzmanlaşmış bilim adamları ve ileri laboratuvar imkanları ile bu ayrım yapılabilir.

Halk arasında zehirli zehirsiz mantar ayrımı yapılabildiği iddia edilmektedir. Bu güvenilir midir?

Halk arasında zehirli zehirsiz mantar ayrımında inanılan bazı inançlar vardır. Çok çekici görüntüde olan, yabani hayvanlar tarafından yenmeyen, belirli bölgelerde yetişen, pişirilirken gümüş çatal batırılınca kararan mantarların zehirli olduğu gibi inançların bilimsel bir değeri yoktur.

Kültür mantarı güvenilir midir?

Kültür mantarı (Agaricus bisporus) özel koşullarda üretilen toksin içermeyen bir mantar kültürüdür. Özellikle et ve sebzenin yeterli olmadığı ülkelerde alternatif bir besin kaynağı olarak tüketilebilir.

Kültür mantarı yenmesi sonucu bazen ortaya çıkan klinik tablolar zehirlenme midir?

Kültür mantarının uygun koşullarda saklanmaması özellikle plastik torbalarda uygun olmayan sıcaklıkta muhafaza edilmesi bakteri çoğalmasına yol açmaktadır. Bu nedenle bir gastroenterit tablosu ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’ de mantar zehirlenmelerinin durumu nedir?

Ülkemizde sonbahar ve ilkbahar aylarında mantar zehirlenmeleri çok fazla görülür. Özellikle yağışlı geçen bir mevsimin ardından çok miktarda mantar yetişir ve genellikle düşük gelirli aileler tarafından besin olarak tercih edilir. Bu nedenle yabani mantarlara bağlı zehirlenmeler bazı bölgelerde önemli bir sorun olarak görülmektedir.

Mantar zehirlenmesi olduğu nasıl tanınır?

Mantar zehirlenmelerinde tanı hasta veya yakınlarından yabani mantar yeme öyküsünün alınması, varsa mantar örneğinin incelenmesi, hastanın klinik bulgularının detaylı olarak değerlendirilmesiyle konur.

Mantar zehirlenmelerinde öykü önemli midir?

Zehirlenmeye neden olan mantarın türü ve toksininin tespitini yapmak için yeterli ve yaygın laboratuvar imkanları ve yetişmiş mantar uzmanlarının olmayışı nedeni ile pratikte kullanılamamaktadır. Bu yüzden özellikle Türkiye’de öykü birinci derecede önemlidir.

Özellikle öyküde sorulması gerekenler:

Mantarı ne zaman yedi?

İlk bulgular ortaya ne zaman çıktı?
İlk bulgular nedir?
Yenen mantar tek tür veya karışık türler miydi?
72 saat içerisinde alkol tüketildi mi?
Mantar çiğ veya pişirilerek mi yendi?
Mantar tek öğünde veya üst üste iki öğünde mi yendi?
Mantar yiyip hastalanan başka kişiler var mı?
Mantar yemeyip hastalanan var mı?
Mantar zehirlenmelerini ve bu zehirlenmelerden kaynaklanan ölümleri en aza indirmek için neler yapılabilir?

Zehirli mantarlar ve mantar zehirlenmeleri konusunda halk bilinçlendirilmelidir. Ayrıca sağlık personeli mantar zehirlenmesi vakalarının tanı ve tedavisinde hastaya yeterli düzeyde müdahale edebilecek imkanlara sahip olmalıdır. Doğadan toplanmış mantar yenilmemelidir.

Mantar yiyen kişi ne zaman zehirlendiğinden şüphelenmelidir?

Yabani mantarlar içerdikleri toksin grubuna göre çok farklı klinik bulgulara yol açarlar. Bu klinik bulguların ortaya çıkması belirli bir ara dönem (latent dönem) den sonra olur. Mantarın cinsine göre bu latent dönem çok kısa olabileceği gibi (30dk.) çok uzun sürelerde (16-24 saat) olabilir. Daha detaylı bilgi için Ulusal Zehir Danışma Merkezi ya da diğer Zehir Danışma Merkezlerine başvurulabilir.

Genel olarak bilinmeyen bir mantar yiyen kişi ishal, bulantı ya da kusma gibi semptomlardan şikayetçi olursa en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.

Yaş sebze ve meyve sağlığı koruyor

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Yaş sebze ve meyve sağlığı koruyor


Yaş sebze ve meyve sağlığı koruyor Beslenme ve Diyet Uzmanı Seçil Kenar, yaz sebze ve meyvelerinin kalp hastalıkları ve kansere karşı korumanın yanı sıra sağlığa pek çok faydası bulunduğunu bildirdi. Peki hangi meyve hangi hastalığa kalkan oyuloyr deniz, işte cevabı:

Kenar, yaptığı açıklamada, yaz aylarında günde 6-7 öğün meyve ve sebze tüketmenin önemine dikkat çekerek, ”Üzüm, karpuz, kayısı, biber, domates gibi yaz sebze ve meyvelerinin kalp hastalıkları ve kansere karşı korumanın yanı sıra, sağlığa pek çok faydası vardır” dedi.

Üzümün, kanser ile kalp hastalıklarına, karpuz, kayısı ve domatesin ise kansere karşı koruma sağladığını vurgulayan Kenar, ”Kayısı bağırsakların çalışmasına yardımcı olur. Biber ve şeftali bol miktarda A ve C, çilek A, B1, C ve K vitaminleri ile protein, şeker, demir, fosfor, kalsiyum ve sodyum içerir” görüşlerini ifade etti.

Kenar, bunun yanı sıra kışa göre tabaklardaki yemek porsiyonlarının daha küçük olması gerektiğini belirterek, zararlı maddeleri vücuttan atmaya yardımcı olan Omega-3 yağ asitleri içeren balığın da haftada 2 gün tüketilmesini önerdi. Seçil Kenar, serinlemek için taze sıkılmış meyve suyu, tatlı olarak da dondurma veya sütlü tatlıların tercih edilmesi gerektiğini de bildirdi.

Kalp Gözü İle

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Kalp Gözü İle

Sporla iç içe değil sporu kalbinde yaşayan şehrin bir ferdi olarak bu anlamlı günde okurlara seslenmek isterim. Spor, yenmek ve yenilmenin kardeş olduğu insanlar arasındaki dostluk köprülerinden birisi ve hatta günümüzde en önemlisidir. Brezilya ile yapılacak olan Milli Maça bu gözle bakmak kanaatimce yerinde olacaktır. Spora bunun yanı sıra insanın beden ve ruhunu terbiye edici özellikleri ile de bakmak gerekir. Çünkü oyun ve spordan beklenen insanı olgunlaştırmak, topluma daha yararlı hale getirmektir. Ulusal veya uluslararası yarışma ve spor karşılaşmalarının özü budur. Bu noktayı yakalamadan spor yapmanın faydası ancak beden üzerine olur. Halbuki bizim isteğimiz hem beden ve hem de ruhun olgunlaşmasıdır.

Bu ilk sözlerimle siz saygı değer dostlara şunu arz etmek isterim ki, fırsat oldukça ve elimden geldikçe spor ve kalp sağlığını ilgilendiren konularda yazılar yazmaya devam edeceğim. Bundan maksadım kalp sağlığını birinci derecede ilgilendiren konularda tüm insanları ve de özellikle gençleri uyarmaktır. Bu önemli konular arasında sigara, alkol ve uyuşturucu en ön sırada yer alacaktır. Ayrıca gençliğin okul, eğitim ve sağlık konularında pek çok sıkıntı, sorunu ve sorusu olmaktadır. Kişiler çoğu zaman bunları açıktan açığa soramamaktadır. Bütün bu konular ile ilgili tüm soru, istek ve önerilerinizi alıp gerekli cevapları vermek benim için büyük bir zevk olacaktır.

Bu duygular ile Milli Takımımıza başarılar dilerken yeni sezonda Trabzonspor’un da benzer mutlulukları bize tattırmasını ümit etmekteyim.

Selam ve saygılarımla,

Kardiyoloji
Prof Dr Cevdet Erdöl

Zollinger-Ellison Sendromu

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Zollinger-Ellison Sendromu


Zollinger-Ellison Sendromu Genel Bakış

Zollinger-Ellison sendromu, pankreasta veya ince bağırsağın (on iki parmak bağırsağı) üst kısmında bir veya daha fazla tümörün meydana geldiği bir rahatsızlıktır. Gastrinomalar adı verilen bu tümörler, midenizde aşırı asit üretimine yol açarak peptik ülsere neden olan gastrin hormonundan yüksek miktarlarda salgılar.

Zollinger-Ellison sendromunun bir parçası olarak meydana gelen bu tümörler, genellikle tedaviye diğer ülserlere göre daha dirençlidir, ilk tedavinin ardından nüksedebilir, çoğu zaman çok sayıda olur ve mide ile bağırsağın olağandışı alanlarında meydana gelebilir.

Zollinger-Ellison sendromu ender görülür. Hatta, bir milyon Amerikalının üçünden daha az sayıda kişide Zollinger-Ellison olduğu tahmin edilmektedir. Her yaşta oluşabilir, ancak ortalama teşhis yaşı 50′dir.

Tedavi, asidin azaltılması ve ülserlerin iyileştirilmesi amacıyla ilaç alınmasından, mümkünse, tümörlerin alınması için cerrahi müdahaleden oluşmaktadır.

Bulgu ve Belirtiler

Zollinger-Ellison sendromu, peptik ülserinkilere benzer belirtilere ve semptomlara yol açar. Bunlar aşağıdakileri içerebilir:

· Karnınızın üst kısmında yanma, acıma, ezilme veya rahatsızlık
· Bulantı ve kusma
· İshal
· Yorgunluk
· Kilo kaybı

Semptomlar ağır ve inatçı olabilir, tezgah altı ilaçlar almanın geçici bile olsa çok az rahatlama sağladığını veya hiç sağlamadığını fark edebilirsiniz.

Sebepleri

Doktorlar, Zollinger-Ellison sendromunun nedeninin tam olarak ne olduğunu bilmemektedir. Ancak Zollinger-Ellison sendromunda olayların seyri açıktır. Sendrom, pankreasınızda veya on iki parmak bağırsağında bir tümörün (gastrinoma) veya tümörlerin oluşması ile başlar.

Pankreasınız, midenizin arkasında ve altında bulunur. Besinlerin sindirilmesinde temel olan enzimler üretir. Pankreas ayrıca, her ikisi de kanınızdaki şeker düzeyini düzenleyen insülin ve glukagonun yanı sıra, mide asidini kontrol eden mide hormonu gastrin de dahil olmak üzere, çok sayıda hormon üretir. Küçük bağırsağın üst kısmı olan on iki parmak bağırsağı, midenizin en alt ucunda başlar. On iki parmak bağırsağında, pankreastan, karaciğerden ve safra kesesinden gelen sindirim özsuları karışır ve sindirim zirve noktasına ulaşır.

Tümörler, büyük miktarda gastrin salgılayan hücrelerden oluşur, bu da midenizde aşırı düzeyde asit üretimine yol açar. Aşırı asit üretimi de daha sonra peptik ülserlere neden olur.

Gastrinomalar, ülserlere neden olmanın yanı sıra, zaman zaman kanserli de olabilir (kötü huylu). Gastrinomalar yavaşça büyür; ancak kanser genellikle lenf düğümleri veya karaciğeriniz olmak üzere, başka yerlere de yayılabilir.

Zollinger-Ellison sendromu, multipl endokrin neoplazya tip I (MEN I) adı verilen başka bir hastalık ile bağlantılı olabilir. MEN I hastalarının endokrin sisteminde, pankreas tümörlerinin yanı sıra, çoklu tümörler de bulunmaktadır. Ayrıca, paratiroid bezlerinde de tümörler vardır ve balgam salgılayan bezlerinde tümörler olabilir. Gastrinomaları olan kişilerin yaklaşık yüzde 25�inde bunlar, MEN I hastalığının bir parçası olarak bulunur.

Variköz Venler Genel Bakış

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Variköz Venler Genel Bakış
Variköz venler, cilt yüzeyine yakın ve boğum boğum olan, genişlemiş venlerdir (toplardamarlar). Variköz kelimesi Latince� deki �bükülmüş� manasına gelen varix kökünden gelir. Herhangi bir ven variköz hale gelebilir ama en yaygın olarak etkilenen venler bacaklardaki ve ayaklardakilerdir. Çünkü ayakta durduğunuzda ve dik yürüdüğünüzde, vücudunuzun alt kısmındaki venlerde basınç artar.

Birçok kişi için variköz venler ve örümcek venler (variköz venlerin yaygın, hafif ve tıbben önemsiz bir varyasyonudur)basit bir estetik kaygıdır. Bazı kişiler içinse variköz venler, sızlayan ağrıya ve rahatsızlığa sebep olabilir. Bazen durum daha ciddi problemlere yol açar. Variköz venler, dolaşım sistemindeki başka bozukluklarının risklerinin de yüksek olabileceğini gösterebilir.

Variköz venler, Birleşik Devletlerde, özellikle yaşlı kadınlar arasında sık rastlanan bir sorundur. Kadınların bu sorunla karşılaşma olasılığı erkeklerden yüksektir.

Bulgu ve Belirtiler
Variköz venler ortaya çıkmadan evvel semptomları görülebilir. Belirti ve semptomlar şunlar olabilir:

� Bacaklarınızda sızlama veya ağırlık hissi, alt bacaklarınızda yanma, zonklama, kas krampları ve şişme. Uzun süre oturmak veya ayakta durmak bacaklarınızın daha kötü olmasına sebep olur.

� Bacak derisinin altında genişlemiş venler kolaylıkla görülür.

� Ayak bileklerinizde kahverengimsi � gri lekeler.

� Bir ya da daha fazla venin çevresinde kaşınma

� Ayak bileğinize yakın yerlerde, ciddi bir vasküler hastalık olan ve hemen ilgilenilmesi gereken, cilt ülserleri

Variköz venler koyu mor veya mavi renktedir ve �kablolar gibi- bükülmüş ya da dışarı doğru çıkmış olarak görünebilirler. Genellikle baldırların arkasında ya da bacağın içinde, kasığınızdan ayak bileğinize kadar herhangi bir yerde bulunurlar.

Örümcek venler daha küçüktür, genellikle kırmızı veya mavi renktedir ve variköz venlere kıyasla yüzeye daha yakındırlar. Örümcek venler, kısa, çentikli çizgi görünümleri ile bir ağaç dalı veya örümcek ağı gibi gözükebilirler. Örümcek venler hem bacaklarda hem yüzde bulunabilirler. Örümcek venler küçük ya da büyük bir cilt alanını kaplayabilirler.

Örümcek venlere ek olarak diğer variköz ven çeşitleri şunlardır:

� Venöz göller. Bunlar venlerdeki kan havuzlarıdır.

� Retiküler venler. Cildin altındaki bu düz, mavi venler genellikle diz arkasında görülür.

� Telenjiyektaziler. Bunlar örümcek venlere benzeyen genellikle yüzde ve vücudun üst kısmında bulunan, kırmızı renkli, ince kan damarı salkımlarıdır.

Bazen, bacaklardaki derin venler de genişlerler. Böyle vakalarda, etkilenen bacak çok fazla şişebilir. Ağrı ve kızarıklığın eşlik ettiği ya da etmediği herhangi bir ani bacak şişmesi acil tıbbi yardımı gerektirir, çünkü bu durum � tıbben derin ven tromboflebiti olarak bilinen - bir kan pıhtısına işaret olabilir.

Nedenleri
Arterler kanı kalbinizden vücudunuzun diğer dokularına taşır. Venler kanı vücudunuzdan kalbinize geri götürür, bu sayede kan tekrar dolaşabilir. Kanı kalbinize geri götürmek için bacaklarınızdaki venler yerçekimine karşı çalışmak zorundadır. Bu, alt bacaklarınızdaki pompa gibi görev gören kasılmalarla, kanın geri dönmesine yardım eden sıkı elastik ven duvarlarıyla ve venlerinizdeki ince, tek yönlü kapakçıklarla sağlanır. Kapakçıklar kan kalbinize doğru akarken açılır ve kanın geri akmasını önlemek için kapanır.

Variköz venler, ven kapakçıklarında bozukluk olduğunda oluşur. Yaşlandıkça, venler esnekliğini kaybedip, uzamalara sebep olur. Bu oluştuğunda, kalbinize doğru gitmesi gereken kan geriye doğru akabilir. Kan venlerinizde havuz oluşturur ve venleriniz genişleyerek variköz hale gelir. Venler mavi görünür, çünkü içlerinde yeniden sirkülasyona katılacak olan oksijensiz kan bulunur.

Bazı hamile kadınlarda variköz ven oluşur. Hamilelik vücudunuzdaki kanın hacmini arttırır, ama bacaklarınızdan leğen kemiğinize doğru olan kan akışını azaltır. Bu dolaşım değişikliği büyüyen fetüsü desteklemek için tasarlanmıştır ama istenmeyen bir yan etki de oluşturur � bacaklarınızda genişlemiş venler. Rahminizin bacaklarınızdaki venlere daha fazla baskı uyguladığı hamilelik süresince, variköz venler ilk defa olarak ortaya çıkabilir ya da bu süreçte daha da kötüleşebilirler. Hemoroitler anüs çevresinde bulunan variköz venlerdir.

Uterus Fibroidleri Genel Bakış

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Uterus Fibroidleri Genel Bakış

Uterus (rahim) fibroidleri, kadınlarda en sık görülen tümör çeşididir. Uterusun nonkanseröz (kanser olmayan) olan bu büyümesi, doğurganlık yıllarında görülmeye başlar. Fibromiyom, leyomiyom veya miyom da denilen bu uterus fibroidleri, uterus kanseri riskini arttırmaz ve neredeyse hiçbir zaman kansere dönüşmezler. Çoğu zaman, uterus fibroidleri zararsızdır.

Dört kadından üçünde uterus fibroidleri bulunmaktadır; ancak çoğu zaman hiçbir bulgu ve belirti göstermediğinden çoğu kadın bu durumu farketmez. Doktorunuz, pelvik muayene veya doğum öncesi ultrasonografi sırasında fibroidlere tesadüfen rastlayabilir. Fibroidler, genellikle 30�lu veya 40�lı yaşlarda her dört kadından birinde sorunlara neden olmaktadır.

Fibroidler, ani ve keskin bir pelvik ağrıya neden olduklarında acil bir tedavi gerekebilir. Ancak, bu nadir bir durumdur. Genelde, fibroidler hiçbir soruna neden olmamakta ve nadiren tedavi gerektirmektedir. Rahatsızlığa veya sıkıntıya neden olduklarında, ilaç tedavisi ve cerrahi müdahaleler sayesinde fibroidler küçültülebilir ya da yok edilebilir.

Bulgu ve Belirtiler

Fibroidlerin en sık görülen bulgu ve belirtileri şunlardır:
· Şiddetli adet kanamaları
· Uzun adet dönemleri
· Pelvik basınç veya ağrı
· İdrar tutamama, sık idrara gitme veya idrar tutulması(retansiyonu)
· Kabızlık
· Bel veya bacak ağrısı

Kan ihtiyacı arttığında, fibroid nadiren şiddetli bir ağrıya neden olabilir. Beslenme kaynakları kaybolunca, fibroid yok olmaya başlar. Dejenere olan fibroidin artık ürünleri, çevre dokuya sızarak ağrı ve ateşe neden olabilir. Uterus içine veya dışına bir sapla bağlı olan bir fibroid (pedinküllü fibroid), sapının etrafında dönerek ağrıya neden olabilir.

Fibroidin yeri, bulgu ve belirtilerinizi etkilemektedir. Rahmin içine doğru büyüyen fibroidlerin (submüköz fibroidler), uzun ve şiddetli adet kanamalarının esas sebebi olduğu düşünülmektedir. Rahmin dışına doğru büyüyen fibroidler ( subseröz fibroidler) ise mesane veya üreterlerinize baskı yaparak idrar yolu belirtilerinizin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Fibroidleriniz, rahminizin arkasından dışarı doğru büyüyorsa ya kabızlığa neden olacak şekilde rektumunuza, ya da sırt ağrısına neden olacak şekilde spinal sinirlerinize baskı yapabilir.

Nedenleri

Uterus fibroidleri, rahmin düz kas dokusundan (miyometriyum) gelişirler. Tek bir hücre, tekrar tekrar üreyerek sonunda çevre dokulardan ayırdedilebilen soluk, sert, lastiksi bir doku meydana getirmektedir. Fibroidler, gözle görülemeyecek kadar küçük olabildikleri gibi, rahmin şeklini bozacak ve büyütecek kadar iri de olabilmektedirler. Bir ya da birden fazla bulunabilirler. Ağır vakalarda rahmi öyle genişletirler ki göğüs kafesine dek ulaşabilir.

Doktorlar, fibroid tümörlerin meydana geliş sebebini bilmemektedir, ancak yapılan araştırmalar ve klinik deneyler birkaç faktöre işaret etmektedir:

· Genetik değişiklikler. Fibroidlerin çoğu, uterus kaslarını kodlayan genlerdeki bozulmaları içermektedir.

· Hormonlar. Muhtemel bir gebeliğe hazırlamak için uterus çeperinin gelişmesini sağlayan ve overler tarafından salgılanan östrojen ve progesteronun, fibroid tümörleri büyütmesi mümkün görünmektedir. Fibroidler, normal uterus kas hücrelerinden daha fazla östrojen ve östrojen reseptörleri içermektedir.

· Diğer kimyasallar. İnsüline benzer büyüme faktörü gibi vücut dokularının korunmasına yardımcı olan maddeler, fibroidlerin büyümesine etki edebilir.

Uzun QT Sendromu Genel Bakış

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Uzun QT Sendromu Genel Bakış

Sağlıklı görünen bir delikanlı maçın en kritik anında basketbol sahasında yere çöker. Yeni bir ilaç almaya başlayan bir kadın bayılma nöbeti geçirir. Bu krizler uzun QT sendromu adı verilen, ender görülen ve zaman zaman öldürücü olabilen kalp ritmi bozukluğundan ileri gelebilir.

Uzun QT sendromu (LQTS) kalbin elektrik sisteminde meydana gelen bir bozukluktur. Bu rahatsızlık sizi bayılmaya, bazı durumlarda da kalp krizine ve muhtemelen ani ölüme neden olabilecek, hızla gelişen, kaotik kalp atışlarına karşı savunmasız bırakır. Amerika Birleşik Devletleri’nde tahminen her 5.000 ila 7.000 kişiden birini etkilemektedir.

QT sendromuna karşı doğuştan genetik anlamda yatkın olarak doğabilirsiniz. Buna ek olarak, çoğu yaygın olan 50′yi aşkın ilacın yanı sıra, elektrolit anomalileri ve çeşitli tıbbi rahatsızlıklar da bu rahatsızlığa yol açabilir.

Uzun QT sendromunun tedavisi, fiziksel etkinliğinizin sınırlanmasını, belli ilaçlardan kaçınılmasını veya kaotik kalp ritminin önlenmesi için ilaç alınmasını da içerebilir. QT sendromunun bulunduğu bazı insanların, ani ölümün önüne geçilmesi için, nakledilebilir kardiyoverter-defibrilatöre (ICD) de ihtiyacı olabilir.

Bulgu ve Belirtiler

QT sendromunun bulunduğu herkes semptomları yaşamaz. Bu insanların üçte birinde veya daha fazlasında asla belirti veya semptom görülmez, rahatsızlıklarını ancak aile geçmişlerinde uzun QT sendromu olduğu için veya bununla ilgili olmayan bir nedenden ötürü elektrokardiyogram (ECG) çekilmesinin sonucunda öğrenirler.

Uzun QT belirti ve semptomlarını yaşayan kişiler için, en yaygın belirtiler arasında şunlar bulunur:

· Senkop. Bayılmanın başka bir adıdır. Uzun QT sendromunun bulunduğu kişilerde, bayılma nöbetlerinin nedeni kalbin geçici olarak hatalı biçimde atmasıdır.

· Krizler. Eğer kalp elektrik açıdan kaotik bir durumda kalırsa, beyin gitgide oksijenden mahrum hale gelir. Bu da krizlere neden olabilir. Hatta, uzun QT sendromu olan bazı insanlara sara bozukluğundan ötürü nöbet geçirdiklerine dair yanlış teşhis konmuş ve kriz önleyici ilaçlar verilmiştir.

· Ani ölüm. Normal şartlar altında, kalp normal ritmine döner. Eğer bu durum kendiliğinden olmaz ve sağlık görevlileri harici defibrilatör ile ritmi normale geri döndürmek için zamanında gelmezse, ani ölüm meydana gelebilir.

Ana semptom olan bayılma nöbetleri egzersiz veya duygusal heyecan esnasında, sözgelimi şaşırdığınızda, kızdığınızda veya korktuğunuzda meydana gelir. Uzun QT sendromu bulunan biri, örneğin basketbol oynarken, çalar saatin çalması veya telefonun çalması gibi irkiltici bir ses duyduğunda bilincini yitirebilir.

Kalıtsal uzun QT sendromunun belirtileri ve semptomları hayatın ilk birkaç ayında başlayabileceği gibi, orta yaş gibi ileri bir döneminde de başlayabilir. Uzun QT sendromunun semptomlarını yaşayan birçok insan ilk semptomlarını yaşamlarının ilk otuz yılı içerisinde yaşamaktadır. Yaklaşık olarak yarısında ilk kalp semptomları 12 yaşına kadar görülür.

Nadir olarak, uzun QT sendromunun belirtileri ve semptomları uyku veya uykudan uyanma esnasında meydana gelebilir. Bazı doktorlar kalıtsal uzun QT sendromunun bazı ani bebek ölümü sendromu (SIDS) vakalarının açıklaması olabileceği kanısındadır.

Sebepleri

Kalbiniz kanı vücudunuzun her yanında dolaştırabilmek için günde 100.000 kez çarpar. Kalbinizin odacıklarının, kan pompalamak için eşgüdümlü biçimde kasılması ve gevşemesi gereklidir. Kasılma ve gevşeme, kalp kasınız içerisinde, elektriğin teller içinde dolaştığı gibi dolaşan elektrik itkileri tarafından kontrol edilir.

Kalbiniz, kanı alan iki üst odacık (kulakçıklar) ve kanı pompalayan iki alt odacık (karıncıklar) olmak üzere dört odacıktan oluşur. Kalbinizin sağ üst odacığı içerisinde, sinüs düğümü adı verilen bir grup hücre bulunur. Sinüs düğümü her kalp atışını başlayan elektrik itkileri üretir.
Her itki öncelikle kalbinizin kulakçıkları içerisinden geçer. Kulakçıklar kasılarak, kanın sıkışarak alttaki iki karıncığa doğru akmasını sağlar. Kulakçıklar gevşer. İtki daha sonra karıncıklarınız içerisinden dolaşır ve karıncıklar kasılarak kanı dışarıya, akciğerlerinize ve vücudunuzun geri kalan kısmına pompalar. Ardından karıncıklar gevşer. Kalbinizin üst ve alt odacıklarındaki bu dönüşümlü kasılma ve gevşeme hareketi kalp atışınızı oluşturur.

Her kalp atışından sonra, kalbinizin elektrik sistemi kendisini sonraki kalp atışına hazırlamak için yeniden yüklenir. Öte yandan, uzun QT sendromunda, kalp kasınızın atışlar arasında yeniden yüklenmesi normalden daha uzun sürer. Bu elektrik bozukluğu elektrokardiyogramda (ECG) görülebilir. Bu testin başka bir kısaltması da EKG’dir.

QT arasının uzaması
ECG testinde elektrik itkileri kalbiniz içerisinden geçerken ölçülür. Derinize iliştirilen kabloları bulunan yamalar, ekranda gösterilen veya kağıda yazdırılan bu itkileri ölçer.

ECG ile elektrik itkileri beş ayrı dalga halinde ölçer. Doktorlar bu beş dalgayı P, Q, R, S ve T harflerini kullanarak etiketler. P dalgası kalbinizin üst odacıklarındaki elektrik faaliyetini gösterir. Q ila T arasındaki diğer dalgalar kalbinizin alt odacıklarındaki elektrik faaliyetini yansıtır.

Q dalgasının başlangıcı ile T dalgasının bitişi arasında geçen süre (QT arası) kalbinizin karıncıklarının kasılmasının ardından, bir sonraki kasılmaya başlamadan önce dinlenmesine kadar geçen süreye denk gelir. Başka bir deyişle, QT arası

Doktorlar QT arasını ölçerek, bunun normal bir zaman diliminde meydana gelip gelmediğini söyleyebilir. Eğer normalden daha uzun sürüyorsa, buna uzamış QT arası adı verilir.
Her itki öncelikle kalbinizin kulakçıkları içerisinden geçer. Kulakçıklar kasılarak, kanın sıkışarak alttaki iki karıncığa doğru akmasını sağlar. Kulakçıklar gevşer. İtki daha sonra karıncıklarınız içerisinden dolaşır ve karıncıklar kasılarak kanı dışarıya, akciğerlerinize ve vücudunuzun geri kalan kısmına pompalar. Ardından karıncıklar gevşer. Kalbinizin üst ve alt odacıklarındaki bu dönüşümlü kasılma ve gevşeme hareketi kalp atışınızı oluşturur.

Her kalp atışından sonra, kalbinizin elektrik sistemi kendisini sonraki kalp atışına hazırlamak için yeniden yüklenir. Öte yandan, uzun QT sendromunda, kalp kasınızın atışlar arasında yeniden yüklenmesi normalden daha uzun sürer. Bu elektrik bozukluğu elektrokardiyogramda (ECG) görülebilir. Bu testin başka bir kısaltması da EKG’dir.

QT arasının uzaması
ECG testinde elektrik itkileri kalbiniz içerisinden geçerken ölçülür. Derinize iliştirilen kabloları bulunan yamalar, ekranda gösterilen veya kağıda yazdırılan bu itkileri ölçer.

ECG ile elektrik itkileri beş ayrı dalga halinde ölçer. Doktorlar bu beş dalgayı P, Q, R, S ve T harflerini kullanarak etiketler. P dalgası kalbinizin üst odacıklarındaki elektrik faaliyetini gösterir. Q ila T arasındaki diğer dalgalar kalbinizin alt odacıklarındaki elektrik faaliyetini yansıtır.

Q dalgasının başlangıcı ile T dalgasının bitişi arasında geçen süre (QT arası) kalbinizin karıncıklarının kasılmasının ardından, bir sonraki kasılmaya başlamadan önce dinlenmesine kadar geçen süreye denk gelir. Başka bir deyişle, QT arası

Doktorlar QT arasını ölçerek, bunun normal bir zaman diliminde meydana gelip gelmediğini söyleyebilir. Eğer normalden daha uzun sürüyorsa, buna uzamış QT arası adı verilir.
Her itki öncelikle kalbinizin kulakçıkları içerisinden geçer. Kulakçıklar kasılarak, kanın sıkışarak alttaki iki karıncığa doğru akmasını sağlar. Kulakçıklar gevşer. İtki daha sonra karıncıklarınız içerisinden dolaşır ve karıncıklar kasılarak kanı dışarıya, akciğerlerinize ve vücudunuzun geri kalan kısmına pompalar. Ardından karıncıklar gevşer. Kalbinizin üst ve alt odacıklarındaki bu dönüşümlü kasılma ve gevşeme hareketi kalp atışınızı oluşturur.

Her kalp atışından sonra, kalbinizin elektrik sistemi kendisini sonraki kalp atışına hazırlamak için yeniden yüklenir. Öte yandan, uzun QT sendromunda, kalp kasınızın atışlar arasında yeniden yüklenmesi normalden daha uzun sürer. Bu elektrik bozukluğu elektrokardiyogramda (ECG) görülebilir. Bu testin başka bir kısaltması da EKG’dir.

QT arasının uzaması
ECG testinde elektrik itkileri kalbiniz içerisinden geçerken ölçülür. Derinize iliştirilen kabloları bulunan yamalar, ekranda gösterilen veya kağıda yazdırılan bu itkileri ölçer.

ECG ile elektrik itkileri beş ayrı dalga halinde ölçer. Doktorlar bu beş dalgayı P, Q, R, S ve T harflerini kullanarak etiketler. P dalgası kalbinizin üst odacıklarındaki elektrik faaliyetini gösterir. Q ila T arasındaki diğer dalgalar kalbinizin alt odacıklarındaki elektrik faaliyetini yansıtır.

Q dalgasının başlangıcı ile T dalgasının bitişi arasında geçen süre (QT arası) kalbinizin karıncıklarının kasılmasının ardından, bir sonraki kasılmaya başlamadan önce dinlenmesine kadar geçen süreye denk gelir. Başka bir deyişle, QT arası

Doktorlar QT arasını ölçerek, bunun normal bir zaman diliminde meydana gelip gelmediğini söyleyebilir. Eğer normalden daha uzun sürüyorsa, buna uzamış QT arası adı verilir.
Her itki öncelikle kalbinizin kulakçıkları içerisinden geçer. Kulakçıklar kasılarak, kanın sıkışarak alttaki iki karıncığa doğru akmasını sağlar. Kulakçıklar gevşer. İtki daha sonra karıncıklarınız içerisinden dolaşır ve karıncıklar kasılarak kanı dışarıya, akciğerlerinize ve vücudunuzun geri kalan kısmına pompalar. Ardından karıncıklar gevşer. Kalbinizin üst ve alt odacıklarındaki bu dönüşümlü kasılma ve gevşeme hareketi kalp atışınızı oluşturur.

Her kalp atışından sonra, kalbinizin elektrik sistemi kendisini sonraki kalp atışına hazırlamak için yeniden yüklenir. Öte yandan, uzun QT sendromunda, kalp kasınızın atışlar arasında yeniden yüklenmesi normalden daha uzun sürer. Bu elektrik bozukluğu elektrokardiyogramda (ECG) görülebilir. Bu testin başka bir kısaltması da EKG’dir.

QT arasının uzaması
ECG testinde elektrik itkileri kalbiniz içerisinden geçerken ölçülür. Derinize iliştirilen kabloları bulunan yamalar, ekranda gösterilen veya kağıda yazdırılan bu itkileri ölçer.

ECG ile elektrik itkileri beş ayrı dalga halinde ölçer. Doktorlar bu beş dalgayı P, Q, R, S ve T harflerini kullanarak etiketler. P dalgası kalbinizin üst odacıklarındaki elektrik faaliyetini gösterir. Q ila T arasındaki diğer dalgalar kalbinizin alt odacıklarındaki elektrik faaliyetini yansıtır.

Q dalgasının başlangıcı ile T dalgasının bitişi arasında geçen süre (QT arası) kalbinizin karıncıklarının kasılmasının ardından, bir sonraki kasılmaya başlamadan önce dinlenmesine kadar geçen süreye denk gelir. Başka bir deyişle, QT arası

Doktorlar QT arasını ölçerek, bunun normal bir zaman diliminde meydana gelip gelmediğini söyleyebilir. Eğer normalden daha uzun sürüyorsa, buna uzamış QT arası adı verilir.
Her itki öncelikle kalbinizin kulakçıkları içerisinden geçer. Kulakçıklar kasılarak, kanın sıkışarak alttaki iki karıncığa doğru akmasını sağlar. Kulakçıklar gevşer. İtki daha sonra karıncıklarınız içerisinden dolaşır ve karıncıklar kasılarak kanı dışarıya, akciğerlerinize ve vücudunuzun geri kalan kısmına pompalar. Ardından karıncıklar gevşer. Kalbinizin üst ve alt odacıklarındaki bu dönüşümlü kasılma ve gevşeme hareketi kalp atışınızı oluşturur.

Her kalp atışından sonra, kalbinizin elektrik sistemi kendisini sonraki kalp atışına hazırlamak için yeniden yüklenir. Öte yandan, uzun QT sendromunda, kalp kasınızın atışlar arasında yeniden yüklenmesi normalden daha uzun sürer. Bu elektrik bozukluğu elektrokardiyogramda (ECG) görülebilir. Bu testin başka bir kısaltması da EKG’dir.

QT arasının uzaması
ECG testinde elektrik itkileri kalbiniz içerisinden geçerken ölçülür. Derinize iliştirilen kabloları bulunan yamalar, ekranda gösterilen veya kağıda yazdırılan bu itkileri ölçer.

ECG ile elektrik itkileri beş ayrı dalga halinde ölçer. Doktorlar bu beş dalgayı P, Q, R, S ve T harflerini kullanarak etiketler. P dalgası kalbinizin üst odacıklarındaki elektrik faaliyetini gösterir. Q ila T arasındaki diğer dalgalar kalbinizin alt odacıklarındaki elektrik faaliyetini yansıtır.

Q dalgasının başlangıcı ile T dalgasının bitişi arasında geçen süre (QT arası) kalbinizin karıncıklarının kasılmasının ardından, bir sonraki kasılmaya başlamadan önce dinlenmesine kadar geçen süreye denk gelir. Başka bir deyişle, QT arası

Doktorlar QT arasını ölçerek, bunun normal bir zaman diliminde meydana gelip gelmediğini söyleyebilir. Eğer normalden daha uzun sürüyorsa, buna uzamış QT arası adı verilir.
Uzun QT sendromu kalbin elektriği yeniden yükleme sistemindeki anomalilerden ileri gelir. Öte yandan kalbin yapısı normaldir. Kalbinizin elektrik sistemindeki anomaliler kalıtsal veya sonradan edinilmiş olabilir.

Tromboflebit Genel Bakış

  • Faydalı Bilgiler
  • Kasım 29th 2007
  • admin

Tromboflebit Genel Bakış

Trombo �pıhtı� demektir. Flebit bir venin enflamasyonudur. Tromboflebit ise tipik olarak bacaklarda gözlenen, bir veya daha fazla vende kan pıhtısı ya da iltihap oluşumudur. Bazı ender durumlarda, tromboflebit (genellikle flebit olarak kısaltılır) kolunuzdaki venleri de etkileyebilir.

Etkilenen ven, cildinizin yüzeyinde olabileceği gibi (yüzeysel tromboflebit), bir kasın içinde de(derin ven trombozu) olabilir.

Sebebi, genellikle uçakla veya araba ile yapılan uzun bir yolculukta devamlı oturmak veya ameliyat sonrasındaki yatak istirahatı gibi uzun süreli hareketsizliklerdir. Hareketsiz kalmak, venlerinizdeki kan akışını yavaşlatır ve bir pıhtı oluşmasına sebep olabilir. Felç, kanserin belli türleri ve östrojen kullanımı da tromboflebite sebep olabilir. Kan pıhtılaşmasına karşı kalıtımsal yatkınlığınız varsa tromboflebite yakalanma riskiniz yüksektir

Bulgu ve Belirtiler

Tromboflebit belirti ve bulguları:

� Etkilenmiş bölgede sıcaklık, hassasiyet ve ağrı
� Kızarıklık ve şişlik

Derindeki bir ven etkilendiği zaman, bacağınız hassaslaşabilir, acıyabilir veya şişebilir. Aynı zamanda ateş de oluşabilir. Yüzeysel bir damar etkilendiğinde ise, cildinizin altında kırmızı, sert ve hassas bir şerit oluşabilir.

Korunma

Uzun bir uçuş veya otomobil yolculuğu boyunca hareketsiz oturmak ayak bileklerinde ve baldırlarda şişmeye sebep olabilir. Hareketsizlik, aynı zamanda bacaklarınızın venlerinde tromboflebit oluşum riskini arttırır. Bir kan pıhtısının oluşmasını engellemek için:

� Yürüyüşe çıkın. Eğer uçuyorsanız, yaklaşık olarak her saat başı uçağın koridorunda yürüyün. Eğer araba kullanıyorsanız, saat başı durup arabanın çevresinde bir kaç tur atın.

� Eğer oturduğunuz yerde kalmak zorundaysanız, bacaklarınızı düzenli olarak oynatın. Ayak bileklerinizi esnetin ya da ayaklarınızı önünüzdeki koltuğa doğru bastırın.

� Konçlu varis çoraplarını giyin. Bunlar, dolaşım sisteminize ve sıvı hareketine destek olmak için bacaklarınızı sıkıştırırlar. Eğer bacaklarınızda ve ayak bileklerinizde şişme eğilimi varsa, bu çorapları giyin.

� Aspirin alın. Eğer alerjiniz yoksa uzun bir yolculuktan önce aspirin almayı düşünün. Aspirin kanınızın pıhtılaşma süreci ile ilgilidir. Kanama olduğunda, yaralanma bölgesinde trombosit denilen hücrelerin kümelenmesine pıhtılaşma denir. Trombositler, kanamanın devam etmemesi için kan damarınızdaki açıklığı mühürleyen yapışkan bir tıpa oluşturur. Aspirin trombositlerin kümelenmesini azaltarak, kanınızın pıhtılaşma eğilimini azaltır.