Mantar

  • A'danZ'yeHastalıklar
  • Temmuz 28th 2007
  • admin

Bir zamanlar toplum dışına itilen kurbanlarıyla korkunç bir hastalık sayılan cüzam, artık tedavi edilebilmektedir. Hastalığa eskiden bütün ülkelerde rastlanılırdı. Günümüzde ise yalnız nemli, tropikal ve yarı tropikal bölgelerde görülmektedir. Yeterli besin almayanlar ya da açlık çekenler ise özellikle tehlikede sayılır. Dünyada, 2 - 10 milyon arasında cüzamlı bulunduğu sanılmaktadır. Her yıl, yaklaşık 200.000 yeni vakaya rastlanılmaktadır.

Belirtiler

Cüzam iki biçimde ortaya çıkar ve her ikisinde de belirtiler, iki ya da üç yıl süren uzun bir kuluçka döneminden sonra görülür. Tüberküloit cüzam denen türünde dirseğin arkasındaki ulna siniri kalınlaşır ve iltihaplanır; bedende çay lekesine benzer lekeler oluşur. Duyum yokluğu nedeniyle farkına varılmayan küçük zedelenmeler ve enfeksiyon daha büyük hasarlara yol açar.

“Lepromatöz cüzam” adı verilen öteki türünde ise ilk belirtiler, altındaki iltihap nedeniyle kalınlaşan, kabaran, buruşan, uyuşmuş bölgelerdir. En ağır biçimlerinde bütün deri etkilenir; daha az şiddetli vakalar ise, daha çok yüz ve kulakları etkiler. Yüz, “aslan yüzü” görünümü alır. Kulaklarda, burunda ve yanaklarda yumuşak derialtı oluşumları gelişir ve genellikle başka bakterilerin bulaşmasıyla, kangrene dönüşen yaralar açılır. Ayrıca çevresel sinirler hasar görür; geniş yama biçimli duyarsız bölgeler ve felçler ortaya çıkar. Bazen bu durum, bütün kolu ya da bacağı etkiler.

Nedenler

Cüzamın nedeni, “mycobacterium leprae” adlı bakteridir. Bakteri, deri ve sinirleri etkileyerek duyum yitimine, ağır vakalarda ise biçim bozukluğuna yol açar. Hastalığa neden olan bakteri, bir kişiden ötekine deri temasıyla ve - büyük bir olasılıkla - burundan çıkan damlacıklarla geçer. Böceklerle, sterilize edilmemiş dövme iğneleriyle, derialtına yapılan şırıngalarla da bulaştığı bilinmektedir. Bulaşıcı bir hastalık olmasına karşılık, uzun süre yakın temas söz konusu değilse cüzama yakalanma olasılığı azdır. Bu yüzden cüzam, çoğunlukla aile içinde etkili olur.

Tüberküloit cüzam hastalığın daha hafif bir biçimidir. Genellikle etkilenenler, kulak arkasındaki yüz sinirleri ve elin bir bölümüne ait ulna siniridir. Yavaşça beliren bir uyuşukluk ve çevresel sinirlerde (omurilikten başlayıp beden yüzeyine yayılan sinirler) duyum yitimiyle ortaya çıkar. Dirseğin arkasındaki ulna siniri kalınlaşır ve iltihaplanır; bedende çay lekesine benzer lekeler oluşur. Duyum yokluğu nedeniyle farkına varılmayan küçük zedelenmeler ve enfeksiyon daha büyük hasarlara yol açar.

“Lepromatöz cüzam” adı verilen öteki türünde ise bakterinin neden olduğu zarar, çok daha ağır ve yaygındır. Cüzam, tedavi edilmezse ilerler. Duyarsız bölgeler kolayca zarar görür; zedelenmeler fark edilmez, iltihaplanır, bazen kangren olur ve böylece el ve ayak parmakları yitirilir.

Sinirlerin iltihaplanması, çevresel kas gruplarının felcine yol açarak, bilek ya da ayakta felç yapar. Tedavi edilmeyen hastaların en az yüzde 25′inde yüz biçiminin bozulması ya da ciddi sakatlığa varan biçim bozuklukları görülür.

Toplumdan yalıtılma korkusu, hastaların tedavi için zamanında başvurmasına ve cüzamın çevreye yayılmasına yol açar. Ancak tedavi görmekte olanların genellikle hastalığı bulaştırmadıklarından, yalıtılmaları gereksizdir.

Tedavi

Tanıda “lepromin testi” olarak bilinen deri testinden yararlanılır. Böylece hastanın direnci ölçülür. Direnç yüksekse, tüberküloit cüzamın hafif vakalarında olduğu gibi, bazen kendi kendine ya da birkaç aylık ilaç tedavisiyle geçer. Direnç düşükse, ilaç tedavisi yayılmayı sınırlar, ama yineleme eğilimi olduğu için ömür boyu ilaç almak gerekebilir.

Tedavi edilmeyen cüzam genellikle yaşamı kısaltmaz; yavaş ilerlediği için zamanla artan sakatlıklara ve biçim bozukluklarına neden olur. Bununla birlikte, modern tedaviyle ve erken tanıyla bu üzücü sonuçların önlenebildiğini unutmamak gerekir.

Tedavi, bir sülfür bileşiği olan dapson (DDS) ile yapılır. Dapson haftada iki kez ağızdan alınır. Bu tedavi yıllarca, bazen de ömür boyu sürer. Hasta, dapsonun yan etkilerine dayanamazsa, sülfakson ve rifampisin gibi başka bileşikler alabilir. Genellikle hastalarda ilaca tepki olarak karaciğer iltihabı ya da kansızlık oluştuğundan, bu ilaçlarla birlikte vitamin ve demir hapları verilir.

Zarar görmüş sinirlere yeniden duyarlılık kazandırmak olanaklı olmasa da, etkilenmiş kaslar fizik tedavi ile sağlığa kavuşturulabilir. Kangrenli bölgeler ameliyatla alınır; yüzün ciddi olarak etkilenmiş bölümlerine

Myomlar

  • A'danZ'yeHastalıklar
  • Temmuz 28th 2007
  • admin

Myomlar rahim ve rahim ağzında görülen normal dışı düz kas dokusu büyümeleridir. Myomlar rahimde, myometriumda (kas tabakası) bulunan düz kas hücrelerinin anormal büyümesi ile oluşur. Çoğu zaman birden fazla sayıda myom olur.

Myomlar her dört ila beş kadından bir tanesinde görülür. Genellikle 30-40 yaşlarında görülen myomlar, menapoz sonrasında küçülür. Myomlar çoğunlukla tedavi gerektirmez.

Bazen aşırı kanama, ağrı, basınç hissi, kısırlık, düşük ve erken doğuma yol açabilir. Myomların cerrahi yolla giderilmesi bu problemleri ortadan kaldırır.

Nedenleri

Artmış östrojen düzeyi
Myomların kesin nedeni bilinmemekle beraber, östrojenin (kadınlık hormonu) myomların büyümesine yol açtığı düşünülmektedir.

Gebelik sırasında daha fazla östrojen salındığından myomlarda büyüme görülür. Menapoz döneminde ise östrojen düzeyi azalır ve myomlarda küçülme görülür.

Kalıtım
Ailesinde özellikle anne ve anneannesinde myom olan kişilerde myom gelişme şansı fazladır.

Myom tipleri

Myomlar genellikle rahimde, nadirende rahim boynunda görülür. Myomlar subseröz (rahimin dış tabakasında), intramural (rahimin orta tabakasında) ve submüköz (rahimin iç tabakasında) olabilir.

Bulgular
Birçok myom hiç bulgu vermez. Hastaların üçte birinde anormal vajinal kanama, basınç hissi, kasık ağrısı yakınmaları vardır.

Anormal Kanama
Anormal kanama myomu olan hastalarda en çok görülen yakınmadır. Büyük myomlar rahim içinde adet döneminde dökülen yüzeyi arttırdıkları için fazla ve uzun süren adet kanamasına neden olurlar.

Myomların endometriuma (rahimin iç tabakasına) bası yapmasından dolayıda kanamalar görülür. Anormal kanama rahim kanseri gibi nedenlerden de oluşabileceği için hastalara detaylı inceleme yapılmalıdır.

Ağrı
Myomlar hızla büyümeye başladığında, kan akımı yetersiz kalır ve dejenere olarak yok olurlar. Bu gelişme kramp tarzında hissedilen ağrıya neden olur.

Baskıya bağlı yakınmalar
Büyük myomlar mesane (idrar torbası), üreter (idrar yolu) ve rektum (makat) gibi organlara bası yaparak çeşitli yakınmalara neden olur. Azalan mesane kapasitesine bağlı olarak idrara sık gitme yakınması olur.

Eğer myoma bağlı bası düzeltilmezse böbrekler zarar görebilir. Rahimin alt bölgesindeki myomlar kalın barsaklar ve rektuma bası yapar. Böylelikle barsak hareketleri güçleşir, kabızlık ve hemoroidler (basur) oluşabilir.

Myomlar ve kısırlık
Rahim içinde bulunan myomlar kısırlığa neden olabilir. Kısır hastaların yüzde 2-3 ünde kısırlık nedeni myomlardır.

Myomlar endometriumda (rahimin iç tabakası) değişikliklere neden olduğundan, döllenen yumurtaların rahme tutunmasını engelleyebilir. Bunun ötesinde Fallop tüplerine bası yaparak, spermin yumurtaya erişmesini ve dolayısı ile döllenmeyi engeller.

Myomlar çıkarıldıktan sonra elde edilen gebelik oranları hasta yaşı, gebeliğe engel olan diğer nedenlerin bulunmasına, yumurtlama durumuna ve tüplerin durumuna bağlı olmasına rağmen genellikle yüksektir.

Myomlar ve düşük
Myomu olan kadınlarda düşük oranları %40 gibi yüksek oranlarda olabilir. Döllenme ve döllenen embryoların rahme tutunması gerçekleşse dahi gebelikte artan östrojene (kadınlık hormonu) bağlı olarak dahada büyüyen myomlar düşüklere yol açar.

Endometrial doku ve rahmin kanlanmasındaki değişikliklerde erken düşüklere neden olur. Myomlar ayrıca erken doğumada neden olabilir. Myomların cerrahi ile çıkarılmasından sonra, önceden myoma bağlı düşük yapan hastaların yüzde 80′i sağlıklı çocuk sahibi olur.

Myomlar ve kanser
Myomu olan hastarda kanser gelişme riski (1/10000) onbinde birdir. Özellikle menapozdan sonra myomlarda ani büyüme görülmesi kanser şüphesini doğurur. Böyle durumlarda rahim çıkarılmalıdır.

Tanı
Basit jinekolojik muayene ile myomların tanısı konulabilir. Myomlar erken gebelik, yumurtalık tümörleri ve barsak tümörleri ile karışabildiğinden hastalara mutlaka detaylı inceleme yapılmalıdır.

Myomların tanısında aşağıdaki yöntemler kullanılır. Ultrason yüksek frekanstaki ses dalgalarını kullanarak üreme organlarının görüntülenmesini sağlar.

Fakat myomlar 1 cm’den küçük veya çok büyük ise ultrason ile inceleme sağlıklı sonuç vermeyebilir.

Bilgisayarlı Tomografi ile rahmin üç boyutlu görüntüsü elde edilir, myomların tanısında bu yönteme genellikle gerek duyulmaz.

Magnetik Rezonans myomların tanısında nadiren başvurulan bu yöntem myomun büyüklüğü ve yeri hakkında fikir verir.

Histerosalpingografi (HSG-rahim filmi) adı verilen inceleme ile rahim ve fallop tüplerine verilen özel bir boya ile bu yapılar değerlendirilir.

Rahim ve tüplerdeki anormalliklerin tanısına imkan veren bu yöntem ile myomlarında tanısı konur.

Diagnostik Histeroskopi incelemesinde histeroskop denen teleskopik cihaz ile rahim içi değerlendirilir. Lokal anestezi altında uygulanabilen bu yöntem ile aynı zamanda myomlar çıkartılabilir.

Diagnostik Laparoskopi ile myomların tanısı konur, ve tedavisi yapılabilir. Karından laporoskop denilen teleskopik cihaz ile girilerek pelvik yapılar değerlendirilir. Genel anestezi altında yapılan işlem esnasında histeroskopide uygulanabilir.

Tedavi

Düzenli Takip
Tüm myomların cerrahi ile çıkarılmasına gerek yoktur. Ağrı, basınç hissi, düzensiz ve aşırı kanama yakınmaları olmayan hastaların düzenli kontrolleri yapılarak myom boyutları takip edilir. İleride gebelik düşünen hastalar veya menapoza girecek hastalar bu şekilde takip edilir.

Cerrahi
Yakınmalara yol açan ve hızla büyüyen myomlar cerrahi olarak çıkarılmalıdır. Rahim bırakılarak sadece myomların çıkarıldığı ameliyatlara myomektomi denir. Myomun yeri ve büyüklüğü cerrahi işlemin tipini belirler.

Cerrahi Histeroskopi
Rahimde yerleşen myomlar cerrahi histeroskopi ilede çıkarılabilir. Rahme yerleştirilen histeroskop ile sadece rahim içinde yerleşen myomlar çıkarılır. İşlem basittir ve komplikasyon nadir görülür.

Cerrahi Laparoskopi
Cerrahi laparoskopi rahimin dış duvarında yerleşen myomların çıkarılması için uygulanabilir. İnce bir kesiden laporoskop ile karın içine girilir, ve myomlar çıkarılır. Hastalar genellikle iki gün içinde iyileşir.

Laparatomi
Myomlar çok büyük veya çok sayıda ise diğer yöntemelere göre daha büyük bir girişim olan laparatomi uygulanabilir. Hastanın cerrahiden sonra iyileşmesi dört ila altı haftayı bulur. Laparotomi geçiren hastalar ileride doğum yaparlarsa sezeryan yapılması gerekebilir.

Myomların çikarılması için uygulanan işlemlerin riskleri

Myomektomi sırasında dikkat edilmesi gerekenler; kanamanın minimal düzeyde olması ve ileride kısırlığa yol açabilecek yapışıklıkların oluşmamasıdır.

Myomektomi sonrasında bazı hastalarda tekrar myom oluşabilir ve ileriki yıllarda histerektomi (rahimin alınması) gerekebilir.

Histerektomi
Hızla büyüyen ve yakınmalara yol açan myomları olan, ileride gebelik düşünmeyen hastalara histerektomi (rahmin alınması) uygulanabilir.

Myomların Tıbbi Tedavisi
GnRH analogları diye adlandırılan bir grup ilaç myomların boyutlarını küçültmek için kullanılabilir. Bu ilaçlar uzun süreli kullanıldığında kemik kaybına yol açar.

Bu ilaçlar cerrahi öncesinde myomları küçültmek için kullanılabilir. Menapoz benzeri yan etkiler oluşturan bu ilaçlar sıcak basması, vajinal kuruluk ve kemik kaybına neden olur.

Myomların dondurulması: Krioterapi
Yale Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nün yaptıkları bir çalışmada myomların artık ameliyatla alınmasının gerekli olmadığı, dondurularak tedavi edilebilecekleri gösterildi. Amerikan Üreme Sağlığının 1996 yılında Bostonda yapılan toplantısında bu calışmanın ilk sonuçları tebliğ edildi.

Bu tedavide myom üzerine özel bir prob ile ulaşılarak -196 C soğukluktaki bir sıvı nitrojen kaynağı ile myomlar dondurulabiliyor ve canlılıklarına son verilerek ufalmaları sağlanabiliyor. Bu tedavi sayesinde myomların ameliyatla alınmalarına gerek kalmıyor, kan kaybı ve ciddi ameliyat riskleri ve ameliyat sonrası yapışıklıklar gibi komplikasyonlardan kaçınılmış oluyor.

Bu çalışma halen devam etmekte. Aynı hekimler ile Cincinati’de düzenlenen 1997′deki yıllık kongrede tekrar bu konuyu tartışma imkanı bulduk ve çalışmalararının devam etmekte olduğunu, bir süre sonra tamamlanacağını ve sonuçlarının çok başarılı olduğunu öğrendik. Bakarsınız yakın bir gelecekte myomlarım ameliyatla nasıl alınacağından çok, nasıl dondurulabileceğini tartışacağız.

Zona

  • A'danZ'yeHastalıklar
  • Temmuz 27th 2007
  • admin

Göğüs veya gövdede ya da yüzde ve gözde, çoğunlukla yalnız bir tarafta olmak üzere görülen ve sinirler boyunca yakıcı ağrılara, zona veya herpes zoster denir.

Hastalık başladıktan birkaç gün sonra ağrıların olduğu yerde, bir kırmızılık ve ortasında içi su dolu küçük kabarcıklar görülür. Bu belirtiler bir hafta kadar devam eder.

 

Zihin yorgunluğu

  • A'danZ'yeHastalıklar
  • Temmuz 27th 2007
  • admin

Aklın geçmiş olayları, öğrenilen şeyleri saklayıp, zamanı gelince şuur üstüne çıkarıp, hatırlaması kabiliyetine hafıza denir. Bu yeteneklerin geçici olarak kaybolmasına da zihin yorgunluğu denir.

Zayıflık

  • A'danZ'yeHastalıklar
  • Temmuz 27th 2007
  • admin

Vücut yeterli derecede beslenmezse, kilo kaybeder. Bu durum, bir çok müzmin hastalıklarda ve had hastalıkların hemen hemen hepsinde görülür. Zayıflık, belirli bir hastalıktan kaynaklanıyorsa, ilk önce onu tedavi etmek gerekir.

- Bronköpnomoni

  • A'danZ'yeHastalıklar
  • Temmuz 27th 2007
  • admin

Hastalık, bronşit gibi başlar, tedbir alınmazsa, 2-3 gün içinde ağırlaşır. Ateş sabahları 38 derece iken akşamları 40 dereceye kadar yükselir. Hastada öksürük, cerahatli ve bazen de kanlı balgam görülür. Halsizdir, nefes almakta güçlük çeker, rengi de soluktur.

Doktor tedavisi şarttır. Diğer tarftan, hasta istirahat ettirilir ve morali üstün seviyede tutulur. Yanına fazla misafir kabul edilmez. Ağrı olan tarafına içine sıcak su doldurulmuş şişe konur. Sıcak su buharı teneffüs ettirilir. Ateşi yükseldiği zaman da; vücudu ıslak bezle silinir. Ateş düşürücü ilaçlar verilmez.

- Bronköpnomoni

  • A'danZ'yeHastalıklar
  • Temmuz 27th 2007
  • admin

İyi tedavi edilmeyen grip, boğmaca, bronşit veya kızamıktan sonra ortaya çıkan bir hastalıktır. Nedeni, akciğer ve bronşların yer yer iltihaplanmış olmasıdır.

- Virüs Zatürreesi:

  • A'danZ'yeHastalıklar
  • Temmuz 27th 2007
  • admin

Virüslerin neden olduğu bir çeşit zatürreedir. Ya aniden ya da bir soğuk algınlığı sonunda görülür. Lober pnömoniden daha hafif geçer. Hastalığın ateşi 39 dereceye kadar yükselir. Kendini son derece yorgun hisseder. Öksürüğü kuru fakat az balgamlıdır. Kol ve bacaklarında da ağrılar vardır.

- Lober Pnömoni:

  • A'danZ'yeHastalıklar
  • Temmuz 27th 2007
  • admin

Pnömokok adı verilen mikropların neden olduğu had akciğer iltihabıdır. Mikroplu tozlar, fazla yorgunluk, soğuk algınlığı veya uzun süre güneşte kalmak hastalığın zeminini hazırlar. Hastalık ani baş ağrısı, titreme, kusma ve sırt ağrıları ile başlar.

Zatürree

  • A'danZ'yeHastalıklar
  • Temmuz 27th 2007
  • admin

Halk arasında akciğer iltihabı tıp dilinde ise pnömani denir. 3 çeşidi vardır.