Hassas bir anne misiniz?

  • Anne ve Çocuk
  • Temmuz 2nd 2007
  • admin

İki yaşındaki çocuğunuz gece yatağından düşüp evi yaygaraya verdi. Siz,

a)Kocanıza sımsıkı sokulup, çocuğunuzun susup başının çaresine bakmasını beklersiniz.

b) Odasına koşar ve onu kucağınıza alıp sakinleştirmeye çalışıp, öpücüklere boğarsınız.

c) Çocuğunuzun ağlamalarını duymuyormuş gibi uyumaya devam edersiniz.

Aşağıdakilerden hangisini tercih ederdiniz?

a) Sevgililer Günü ve eşinizle yatakta baş başa vakit geçirmek.

b) Anneler Günü ve çocuğunuzun size yaptığı kuru makarnadan bir kolye.

c) Kadınlar Günü ve eşinizin sizi tebrik etmesi.

Cepleriniz genellikle aşağıdakilerden hangisiyle doludur?

a) Kocanızın sizi şaşırtmak için yazdığı bir sevgi notu.

b) Otobüs biletleri ve bozuk paralar.

c) Çocuğunuza ait sakız kağıtları ve sümüklü mendiller.

Sizin için göğüsleriniz…

a) Kocanıza hoş görünmenize yarar.

b) Kendinizi iyi hissetmenize yarar.

c) Çocuğunuzu emzirmenize yarar.

Çocuğunuzun kıskanç olmaması için

  • Anne ve Çocuk
  • Temmuz 2nd 2007
  • admin

Uzmanlar, Türkiye genelinde çeşitli illerde yaptıkları araştırmalarda, çocuktaki duygusal sorunların başında kıskançlığın geldiğini tespit ettiklerini bildirdiler. Çocuğun kıskançlığının özellikle yeni bir kardeşi olduğu zaman yoğunlaştığını anlatan uzmanlar, şunları söylediler:

“Genelde aileler ilk çocuğu kıskandırmamak için ikinci bebeğe “O, senin kadar güzel değil, o kirli, sen daha güzel ve temizsin” gibi sözlerle yaklaşmaktadırlar. Aslında çocuk yeni doğan bebeğe gösterilen sevginin farkındadır ve söylemese de hareketlerin ve söylenenlerin suni olduğunu gözlemlemektedir. Bu nedenle kıskançlığı bastırmak uğruna çocuğa sahte mesajlar vermeyin…”

Hamileyken rejim yapmayın

  • Anne ve Çocuk
  • Temmuz 2nd 2007
  • admin

Son yıllarda vücutlarının bozulmaması için hamilelik dönemini birkaç kilo alarak sonlandırmaya çalışan gebelerin sayısı artıyor. Jinekologlar kendilerine bu istekle gelen anne adaylarını, “Vücudunuzdan önce çocuğunuzun sağlığını düşünün” diye uyarıyor. Jinekologlar, “Hamilelikte diyet olmaz” diye ısrarla vurgularken, diyetisyenler de, “Salata veya kivi yiyerek hamilelik geçmez” diyor. Hamilelik dönemi boyunca en az 10 kilo alınması gerektiğinin üzerinde duran doktorlar, “Hamile bir kadın diyet yaparsa erken doğum, çocukta gelişme geriliği, süt eksikliği ve düşük, bunun yanında bebeklerde kalp hastalığı riski yükselir” uyarısında bulunuyor.

Beslenmenin önemi artıyor

Prof. Dr. Teksen Çamlıbel’in verdiği bilgilere göre; gebelik, beslenmenin öneminin arttığı bir dönemdir. ‘İki kişilik yeme’ düşüncesi, hamilelikte doğrudur. Bebeğin anneden istediği ekstra kalori, günde yaklaşık 300-500 kaloridir. Gebelik süresince toplam ağırlık artışında, hamilelik öncesi kilo önemli bir rol oynar. Zayıf ya da çok genç bir anne adayı, 13-18 kilo alabilecekken, hafif şişman olan gebe 12 kilo almalıdır. Ortalama ağırlık artışı, 10-12 kilogramdır. Yani kişisel özellikler ağırlık artışına etki etmektedir.

Kalp hastası olabilir

Zayıf hamilelik sonucu düşük kiloda doğan bebeklerde ileri yaşlarda hipertansiyon, ‘Tip 2′ diye bilinen insüline dirençli şeker hastalığı ve kalp-damar hastalıklarının diğerlerine göre 18 kat daha fazla gözlemlendiği ortaya çıktı. Hamilelik döneminde diyet yapmadan dengeli beslenmek önemlidir.

Erken doğum riski

Prof. Dr. Mustafa Bahçeci’nin verdiği bilgilere göre; Gebelik boyunca ideal olarak 10 ila 14 kilo arasında bir artış iyidir. Bu artışın yaklaşık yarısı bebek, bebeği çevreleyen su kesesi ve bebeğin plasentasından kaynaklanmaktadır.

Geri kalan kısmı ise kan hacmi artışı ve yağ dokusu artışıdır. Kan hacminin artışı, gebeliğin sağlıklı bir şekilde devam etmesi açısından oldukça önemlidir. Bu artış sayesinde, rahim içerisinde bulunan bebeğe kan akışı yeterlice sağlanmaktadır. Yağ dokusundaki artış ise, bebeğin ihtiyaç duyacağı enerji için gelişmektedir. Sadece tek yönlü besinlerin tüketimi ve kilo alma kaygısının devamlı ön planda olması, sağlıklı bir bebeğin doğmasını tehlikeye sokar.

Ağrısız emzirebilirsiniz!

  • Anne ve Çocuk
  • Temmuz 2nd 2007
  • admin

Türkiye’nin tek bitkisel içerikli memebaşı pomadı Garmastan, hayatının ilk günlerinde bebeğin ve annesinin emzirmenin sağlık ve mutluluğunu yaşamalarına yardımcı oluyor.

Garmastan Pomat’ın içeriğindeki antienflamatuar etkili doğal madde, Venezuella, Kolombiya ve Paraguay’da bulunan gayazulen çiçeğinden elde ediliyor.

Emzirme döneminde oluşan memebaşı çatlaklarının önlenmesi ve tedavisinde kullanılan Garmastan Pomat, annenin ağrısız bir emzirme dönemi geçirmesini sağlıyor. Antiseptik, antienflamatuar, nemlendirici, antioksidan etki sağlayan içeriği ile cildi koruyor, memebaşı çatlaklarının iyileşmesini hızlandırıyor, memebaşında ve bebeğin ağzında oluşabilecek enfeksiyonları önlüyor.

Ağrısız emzirmenin çözümü Garmastan Pomat, her emzirmeden sonra meme ucu ve çevresine ince bir tabaka halinde sürülüyor. Hamileliğin sekizinci ayından itibaren göğüsleri emzirmeye hazırlamak için de her banyodan sonra göğüslere sürülmesi öneriliyor.

Hem bebek hem de anne için güvenle kullanılan Garmastan Pomat, meme başı çevresini yumuşak ve elastik tutup deriyi koruyor. Vücut sıcaklığında hemen eriyor, böylece hassas cilt üzerinde kolaylıkla dağılıyor. Kokusuz olduğu için bebeği annenin doğal kokusundan uzaklaştırmıyor ve yağsız olduğu için de giysilerde iz bırakmıyor.

Bir erkeğin annesi olmak

  • Anne ve Çocuk
  • Temmuz 2nd 2007
  • admin

Erkek ve kız çocuklarının hem biyolojik hem de ruhsal açıdan birbirlerinden oldukça farklı olması işinizi biraz daha zorlaştırıyor. Bu nedenle erkek çocuklarının neler hissettiğini ve onlara karşı nasıl davranılacağını bilmekte yarar var. Bu bilinmezlik içinde bocalamamak için onları daha iyi tanımalısınız. İşte size erkek çocukları hakkında işinize çok yarayacak ipuçları:

Erkek çocukları, kızlara göre daha fazla enerjiye sahiptir

Erkek çocukları kızlara göre %30 daha fazla kaslı bir yapıya sahiptir. Bu da erkek çocuklarının daha güçlü olduklarını ve daha fazla hareket etmeye ihtiyaç duyduklarını gösterir. Erkek çocuklarının sahip oldukları diğer hormonlar da hareket etme isteklerini artırmaktadır.

Etrafı dağıtan ve herkese sataşan bir çocuk aslında karmaşayı bilinçli olarak yaratmaz. Bu onun doğasında vardır… Bu durumda size büyük görevler düşmektedir. Ona kendini kontrol etmeyi öğretmek, sıkıntı ve sinirlerini başka bir şeye yönelerek gidermeyi göstermelisiniz. Kısacası içindeki enerjiyi daha yararları şeylere harcamasını sağlamalısınız.

Erkek ve kız çocuklarının beyni aynı şekilde gelişmez

Yapılan birçok araştırmada erkek ve kız çocuklarının beyinlerinin doğumdan itibaren aynı şekilde gelişim göstermediği görülmüştür. Beyin, cinsiyete özgü farklıklar göstermektedir.

Kızlarda her iki beyin yarımküresi erkeklere oranla daha fazla iletişim halindedir. Bunun sonucunda da kız çocukları daha çok analiz yapmaya ve soru sormaya eğilimlidirler.
Erkek çocuklarında ise sağ beyin yarımküresi daha belirgin ve keskin kararlar alma özelliğine sahiptir. Psikologlar bunun, erkek çocuklarının matematik ve uzay problemlerinde daha başarılı oluşunu açıkladığı görüşünde.

İki beyin yarımküresinde konuşmayı sağlayan alan, kız çocuklarında %30 oranında daha büyüktür. Bunun sonucunda da erkek çocukları genellikle daha geç konuşmaya başlarlar. Hatta daha az soru sorar ve konuşurlar. Bu nedenle erkek çocukları daha erken konuşmaya başlamak için teşvike gereksinim duyarlar. Bu noktada onunla devamlı konuşmanız, duygularını dile getirebilmesi için onu cesaretlendirmeniz gereklidir. Ona masallar anlatın ve onu dinlemek için zaman ayırın… İsteklerini elde etmek için güç kullanmak yerine dilini kullanması konusunda onu özendirin.
Erkek çocukları dövüşmeyi sever.

Erkek çocukları, doğaları gereği dövüşçü bir yapıya sahiptirler. Bu agresif davranış biçimi erkeklik hormonuyla yakından ilgilidir. Bu yüzden de erkek çocukları bir kavga sırasında hemen dövüşmeye eğilim gösterir ve saldırganlaşırlar. Onlara, bu güdülerini kontrol altında tutmayı öğretmek gerekir.

Kız çocukları ise daha çok dilin gücüne güvenirler ve konuştukları takdirde olaya egemen olacaklarını düşünürler. Ancak erkek çocukları gibi dövüşen kız çocukları da yok değildir.

Erkek çocukları, kızlara göre daha kırılgandır

Erkek çocuklarının kız çocuklarına göre daha kırılgan olduğu, uzmanlarca ispatlanmıştır. Ayrıca yapılan araştırmalar, erkek çocuklarının kızlara göre daha sık hasta olduğunu göstermektedir. Bu fiziksel zayıflıklara ek olarak psikolojik zayıflıklar da söz konusudur çünkü psikoloğa giden erkek çocukların sayısı kızlara oranla daha fazladır. Bu nedenle onların da hassas olduğu kabul edilmeli ve onlara “küçük adam” muamelesi yapılmamalıdır. Küçük birer çocuk oldukları unutulmamalıdır.

Ayrıca ağlayan bir kız çocuğunu nasıl kucağınıza alıp, ona sarılıyor ve öpüyorsanız erkek çocuğuna da aynı şekilde davranmalısınız. Erkek çocuklarına çok şefkat gösterip, yumuşak davranıldığı takdirde onların zayıf kişilikli biri olacakları düşünülür. Hatta bazı ebeveynler, oğullarıyla ufakken oynayıp, çok sevgi gösterirlerse onun korkak bir çocuk olmasından çekinirler. Psikologlar bunun yanlış bir düşünce ve inanış olduğunu, erkek çocukların da kız çocukları kadar sarılmaya, öpüşmeye ve sevgiye ihtiyaç duyduklarını söylüyorlar.

Oğlunuzun maço olmasını engellemek için…

Özellikle ataerkil toplumlarda erkek çocuklarına kızlardan daha farklı davranılır. Onların yeri ayrıdır her zaman. Tabii ki erkek ve kız çocuklarının birbirlerinden farklı oldukları yadsınamaz bir gerçek. Kız çocuklarının güzellikleri övülüp, ön plana getirilirken, erkek çocuklarına daha çok cesaret aşılanır.

Ancak erkek çocuğunu cesarete ve güçlü olmaya teşvik etmek onu bir maço haline getirmek demek değildir. Bunların yanısıra oğlunuzun ev işlerinde yardım edip, kadınlara karşı saygı duymasını öğretmek de sizin görevinizdir. Özellikle bu konuda babaya büyük görevler düşer. Çünkü erkek çocuklar genellikle babalarını örnek alırlar. Baba eğer kadınlara karşı saygısını ve davranışlarını oğluna da aşılayabiliyorsa, sorumluluklarını yerine getiren bir çocuk yetiştiriyorsunuz demektir.

Oğlunuzu tek başınıza büyütürken…

Bir erkek çocuğunu tek başına büyütmek hiç kolay değildir. Ancak başarılmayacak bir şey olduğu da söylenemez. Örneğin; Bill Clinton ve Tom Cruise, babaları hiçbir zaman yanlarında olmadan, anneleriyle büyümüşlerdir. Güç gerektiren bu durum için size birkaç öneri;

Oğlunuzdan “evin hakimi”ni yaratmayın! Oğlunuz bir çocuk ve size güvence sağlamak veya sizi teselli etmek onun görevi değil.

Oğlunuz size ait değildir. Bir erkek çocuğa sahip olmak her anneyi mutlu eder ancak onu kısıtlayıcı davranışlardan kaçının.

Ona, dayı, amca ve enişte gibi örnek alabileceği erkek modelleri gösterin. Ancak onu kimseye benzetmeyin.

Onun dünyasına (arabalar, spor vs.) ilgi gösterin. Bu dünya her ne kadar size çok uzak olsa da oğlunuzla yakınlaşmanızı sağlayacaktır.

Sınırlar koyun. Çocuğunuza bu gerekli! Psikologlar, çocuğunuza koyduğunuz kurallar yüzünden onun size günde birkaç kez kızıp, tepki göstermesini normal karşılamanızı ancak taviz vermemenizi söylüyor çünkü bu kurallar onun gelişimi açısından gerekli.

Erkek çocuk ve babası

Baba, erkek çocuğun hayatında son derece önemli bir role sahiptir. O, erkek çocuk için bir örnektir. Psikologlar, bir erkek çocuğunun babaya duyduğu gereksinmeyi şu şekilde açıklıyorlar;

Erkek çocuk güreşmek gibi fiziksel iletişimlerden çok hoşlanır. Erkek çocuk, babasıyla macera yaşamaya bayılır. Bu sayede babasını güçlü görür ve kendisini onunla daha güvende hisseder.

Erkek çocuk, babasıyla sohbet etmekten, hayata bakışını, yaşadıklarını ve yaptıklarını dinlemekten son derece keyif alır.

Çocuklarla tatile çıkmak mümkün

  • Anne ve Çocuk
  • Temmuz 2nd 2007
  • admin

Çocuklarla tatile çıkmanın ne kadar zor bir şey olduğunu ancak yaşayan bilir. Hatta bir yaşayan, bir daha yaşamak istemediği için tatile bile çıkmaz. Oysa alınacak bazı önlemlerle çocuklarla tatile çıkmak mümkün. Voyager Dergisi tarafından hazırlanan ‘Çocuklarla Tatil Hakkında Her Şey’ isimli rehberkitap, seyahat etmeyi planlayan ailelere yol göstererek, bu anlamda Türkiye’de bir ilke imza atıyor. ‘Çocuklarla Tatil Hakkında Her Şey’, birbirinden özel 207 önerisi ve 16 yaratıcı oyunuyla, komple bir tatil rehberi niteliği taşıyor. Çocuklarla tatile çıkmanın püf noktalarının anlatıldığı kitapta; tatile çıkmadan yapılması gerekenler, hazırlık süreçleri, tatil planını şekillendirme, ulaşım imkanları, tasarruf etmenin yolları, ödeme kolaylıkları ve indirimlerin yanı sıra yol boyunca çeşitli yaş gruplarına göre beslenme ve sağlık önerileri ve çocukları seyahat boyunca eğlendirecek ve oyalayacak keyifli oyunlar da yer alıyor. İşte Çocuklarla ‘Tatil Hakkında Her Şey’den 0-12 yaş arası çocuklarla tatile çıkmaya hazırlanan ebeveynlere kolaylık sağlayan birkaç öneri…

Emniyet

Tatile çıktığınızda yabancı ve kalabalık yerlerde bulunacağınız için fazladan tedbirler ve güvenlik önlemlerine ihtiyacınız olacak. Çocuğunuza güvenli ama özgür hareket edeceği sınırlar çizerseniz ve onu da rahat ettirirseniz, o da bu güvenli ortamdan keyif duyacaktır. En önemli kural çocuğunuzdan gözünüzü hiç ayırmamanız. Yürürken arkanızda kalmamasına özen gösterin. Gittiğiniz mekanlara en son kendinizin girdiğinizden emin olun. Kaybolursa yer değiştirmemesi gerektiğini yola çıkmadan çocuğunuza tembihleyin. Çocuğunuzun boynuna asacağınız bir düdük de işe yarayabilir. Birbirinizi kaybederseniz çocuğunuz bu düdüğü çalarak nerede olduğunun işaretini verebilir. Eğer birden fazla çocuğunuz varsa her ikisine benzer renklerde elbiseler giydirin. Böylece tek bir renk ayırımını gözlerinizle takip etmek daha kolay olur. Ayrıca, çocuğunuzun her zaman yanında fotoğraflı bir kimlik taşımasını sağlayın.

Zamanlama

Yolculukta, her zaman her şey aksi gidebilir. Bu yüzden hep dikkatli olun ve aktarmalar arasında yeterli olduğunu düşündüğünüzden fazla zaman bırakmayı ihmal etmeyin.

Bebekler konuşmayı nasıl öğreniyor

  • Anne ve Çocuk
  • Temmuz 2nd 2007
  • admin

ABD’de bir bilim adamı, bebeklerin anadillerini nasıl öğrendiklerini tespit edebilmek için bir bebeği 3 yıl boyunca, uyanık olduğu her an kameralarla izleyecek. “Human Speechome Project” adı verilen proje kapsamında, bebeğin dil öğrenmeyle ilgili gelişimi hakkında 400 bin saatlik malzeme toplanması planlanıyor.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsünden Prof. Deb Roy’un oğlunun izlenmesi için evine kameralar ve mikrofonlar yerleştirildi. Bebeklerin ana dillerini nasıl öğrendiğine ilişkin tartışmalar sürüyor. Ebeveynin çocuğuyla ilgilenirken sarf ettiği sözleri dinlemenin dil öğreniminde önemli yer tutuğuna inanılsa da, bu durum, çoğu çocukta görülen hızlı gelişimi tek başına açıklamakta yetersiz kalıyor.

Lisan öğrenmeyle ilgili genlerin ve çevre faktörlerinin de, çocukların konuşmayı öğrenmesinde diğer etkenler olduğu düşünülüyor. Ancak bilim adamları bir bebeği evde çok uzun zaman gözlemleyemedikleri için, çevre faktörlerinin konuşmanın öğrenilmesi üzerindeki etkisi şimdiye kadar test edilemedi.

Yeni projeyle, elde edilen kayıtların incelenmesi suretiyle çevrenin ana dil öğrenimi üzerindeki etkisinin ölçülmesi bekleniyor. Örneğin, Prof. Roy’un oğlunun ilk kelimeleri nasıl öğrendiğini saptamak için, kayıtlarda bu kelimeleri kimlerin kullandığı, nerede kullandığı ve bu esnada çocuğun ne yapıyor olduğuna bakılacak.

Sürekli takip

Bundan 9 ay önce, Prof. Roy’un oğlu dünyaya geldiğinde başlatılan proje kapsamında, 14 mikrofon ve her yönü izleyen 11 kamera kullanılıyor. İzleme sistemi sabah saat 08.00’de çalıştırılıyor ve akşam 10.00’da kapatılıyor. Bebek dili karmaşık bir şekilde öğrendiği ve artık ev dışında daha fazla vakit geçirmeye başladığı zamana kadar, 3 yıl boyunca izlenecek. Kayıtlar geçici olarak evde tutulduktan sonra üniversitenin, bir milyon cigabayt kapasiteli devasa disk depolama sistemine gönderiliyor. Kayıtlar burada gerek uzmanlar, gerekse bilgisayarlar tarafından ayrıştırılacak.

Üniversitenin medya laboratuvarı müdürü Frank Moss, bunu insanın gen haritasının çıkarıldığı “Human Genome” projesiyle karşılaştırdı. Moss, “Human Genome projesi nasıl ki doğuştan gelen genetik kodumuza ışık tutuyorsa, Speechome projesi de çevrenin insanın gelişimi ve öğrenmesini nasıl biçimlendirdiğinin haritasının çıkarılmasında önemlibir ilk adım” dedi.

Çocuğunuz bir indigo mu

  • Anne ve Çocuk
  • Temmuz 2nd 2007
  • admin

Çocukların yaramaz olması, söz dinlememesi yaygın ve kabul gören bir durumdur. Fakat düz duvara tırmanıyor, bir koltuktan diğerine uçarak gidiyor, yaşından önce konuşuyor, kendisine ‘çocuk’ muamelesi yapılmasına kızıyorsa hem aileler hem de doktorlar tarafından ‘hiperaktif’ olduğu varsayılır. Oysa ki aşırı yaramaz, yaşından beklenmeyecek kadar zeki ve ailesiyle kavga edecek kadar uyumsuz bir çocuksa o belki de bir ‘indigo’dur. Onlar bizim bildiğimiz tarzda çocuklar değil. Anne-babalardan çocuklarına geçerek nesilden nesile aktarılan klasik eğitim tarzını kesinlikle reddediyor. Kendi yöntemlerinizle bir şeyler yaptırmanız neredeyse imkansız. Saygı duymak ve görmek istiyor. Hiçbir zaman bebek muamelesi yapılmasından hoşlanmıyor. Çok küçük yaşlarda bile onlarla her şeyi konuşmanız gerekiyor. Duygusal sömürüye hiç gelemiyor. Onlar için her durum karşısında değişmeyen sevgi belirtileri çok önemli. Bakışları, olaylar karşısındaki duruşları çok net ve keskin. Algıları ve sezgileri yüksek. Enerjileri çok fazla. Uzmanların bir kısmı hiperaktif teşhisi koysa da hem kendileri hem de aileleri bunu kabul etmiyor.Çünkü onlarda öğrenme problemi, dikkat eksikliği görülmüyor. Herhangi bir bilgiyi öğrenmesi için yapmanız gereken tek şey; mantıklı açıklamalarla bunun gerekliliğini anlatmak. İndigo çocukları araştıran kişilere göre de bırakın öğrenme bozukluğunu 21. yüzyılın kurtarıcısı olabilme potansiyeline sahipler. Sosyal ilişkileri ise güçlü.

Nereden çıktı bu indigolar?

İlk olarak 1982 yılında Nancy Ann Tappe “Yaşamınızı Renk Yoluyla Anlama” kitabında indigo kavramından bahsetti. Çocukların davranış kalıpları ilk kez bu kitapta tanımlandı. Doğruluğu ise yaşayan birçok kişi tarafından onaylandı. Bu kitap sayesinde “indigo çocuk” kavramı gündeme alındı. 1986 yılında da danışman ve konuşmacı Lee Carroll ve Jan Tober ‘İndigo Child-The New Kids Have Arrived’ isimli kitaplarında bu çocukları anlattı. Kitabı yazma nedenlerini ise şöyle açıklıyorlar: “Biz anne-babalardan yeni bir sorun türünü işitmeye başlamıştık. Zor ve garip yapıdaydılar. Onlar yetişkin ve çocuk rollerinde beklenmedik davranışlar gösteriyor ve kendi kuşağımızın deneyimlerine aykırı bir yer değiştirmeyi temsil ediyordu. Aynı şeyi uzmanlar da kendi aralarında konuşmaya başlamıştı. Sorunlu anne-babalar artık ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. Bu çocukları incelemeye aldık. Çünkü anlaşılmaya ihtiyaçları vardı. Anlaşıldıkları takdirde de geleceğin en etkili bireyleri olacaklardı.”

İndigo çocuklar hakkında birbirine benzeyen değişik tanımlamalar var. Genel ve kesin bir tanımlama getirilemiyor. Çünkü tıp dünyası bu çocukların var olduğunu kabul etmiyor. Bu tarz çocuklar için tek bir tanımlama var. O da hiperaktif. Fakat indigo çocuklara sahip ailelerin çocukları hiperaktiflikten uzak.

Anormal olan onlar değil, bizleriz

Tanımlar arasında farklılıklar olsa da genel anlamda indigo çocuk; “bir dizi olağandışı psikolojik nitelik sergileyen, daha önce belgelenmemiş bir davranış biçimi gösterip özel davranış şekilleriyle muamele gerektiren ve klasik eğitim düzenini yıkmayı amaçladıklarına inanılan çocuklar” olarak tanımlanıyor.

Bebeğim Kreş’in 18 yıldır sahibi ve yöneticisi Ayla Özaygen de bir indigo çocuk annesi. Bu kavramı Türkiye’de ilk olarak gündeme getiren kişilerin başında geliyor. Kreşte bulunan çocukların birçoğu da ingido çocuklardan oluşuyor. Özaygen, indigo çocukların bir yere kadar anlatılabiliceğini düşünüyor. İndigo çocukları araştırma nedenini de şöyle açıklıyor: “18 yıldır çocuklarla birlikteyim. Bir şeylerin iyi gitmediğini, yetmediğimi düşünüyordum. Bazılarının çok daha farklı olduğunu anlıyordum. Onların keskin tavırlarını çözemiyordum. Kroyon dizisini okudukça çocukları biraz daha çözümlemeye başladım. Anormal olan onlar değil, biziz demeye başladım.”

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sema Özörnek’in 2,5 yaşındaki oğlu Deniz, bir indigo. Özörnek, mesleği itibariyle birçok çocukla içiçe. Dolayısıyla Deniz’in farkını anlaması kolay olmuş. Özörnek, anne-babaların kendi aile sorunları yoksa ve ruhen rahatlarsa çocuklarının davranışlarını daha kolay analiz edebileceklerine dikkat çekiyor. “Daha 2 yaşındayken beni yönlendirmeye başladı. Konuşamıyordu, ama neyi nasıl istediğini anlatıyordu. Evde istediği düzenin nasıl olduğunu öğretiyordu. Eşyalarının kendi isteği dışında konmasına itiraz ediyordu.” diyor.

Ekonomist Yasemin Pınar Aktürk’ün kızı İlayda da 2,5 yaşında. Dokuzuncu aydan beri konuşuyor, yürüyor. Annesine göre yetişkin olarak yapması gereken her şeyi yapabiliyor. Büyük insanlar gibi olayları iyi ve net tanımlayabiliyor. Doğru kelimeleri doğru zamanlarda kullanıyor. Birçok indigo gibi onu ikna etmek çok zor ve yapacağınız her eylemin mantıklı bir nedenini sunmak zorundasınız. Yaşıtlarına göre fazlasıyla hareketli. Bir türlü öğle uykusuna yatırılamayan İlayda annesinin “Öğle vaktinde uyuman gerekiyor. Çünkü, senin büyümeni sağlayacak büyüme hormonu ancak bu şekilde görevini yerine getirebiliyor. Büyümek istiyorsan uyuman gerekir.” açıklamasından sonra uyumaya başlıyor.

İndigolar kişisel konforu bozuyor

Yasemin Pınar Aktürk, kızı İlayda sayesinde hayata bakış açısının değiştiği görüşünde; “İlayda’ya anlamsız, sizin bile tanımlayamayacağınız şeyleri kesinlikle söylememeniz, ağzınızdan çıkan her şeyin nedenini nasılını anlatmanız gerekiyor. Doğduğu andan itibaren böyleydi. Poposu pişikken altını değiştirmek istediğimde hiçbir açıklama yapmadan temizlemeye çalışırsam bağırıyor, engelleyici hareketler yapıyordu. Onun altını neden temizleyip krem sürmem gerektiğini anlattığımda sesini bile çıkarmıyordu.”

Burak Akkurt 18 yaşında ve lise son sınıf öğrencisi. “Keyifli Yaşam” isimli danışmanlık merkezinin ortaklarından ve reiki dersleri veriyor. Ayrıca indigo çocuklara da danışmanlık yapıyor. Onların problemlerine yardımcı olmaya çalışıyor. Çünkü kendisi de bir indigo. Akkurt’a göre indigo çocuklar zor ve farklılar… Duygu sömürüsüne boyun eğmeyen, bilinen eğitim sistemini değiştirmeye gelen karakterist kişiler. Hatta alışılagelmiş, üstünde düşünülmeyen şeyleri düşündürerek insanların kişisel konforunu bozmaya çalışanlar olarak da tanımlanabilir.

Burak Akkurt da tüm indigolar gibi alışılagelmiş çocuk hallerinin dışındaymış. Daha 8 aylıkken konuşup yürümeye başlamış. Altı yaşındayken kendisinin bir indigo olduğunu öğrenmiş. Annesi kendisini tanımlamaya, anlamaya çalıştığı için büyük çapta problem yaşamamış. Burak’ın en katlanamadığı şey anlamsız kurallar ve klasik eğitim sistemi. Öğretmeni, öğretmeye çalıştığı şeylerin nedenini anlattığı sürece başarılı bir öğrenci olmuş. Aksi durumda ise öğrenememiş.

Şimdi üniversite sınavlarına hazırlanıyor ve psikoloji okumak istiyor. İlkokuldayken başından geçen bir olayı şöyle anlatıyor: “Matemetik derslerini hiç sevmezdim. Bana anlamsız gelirdi, kavramlar, formüller… Neden öğrenmem gerektiğini de öğretmenim anlatamıyordu, yapamıyordum. Sonra öğretmenim matematik dersinin beynimi, düşünme gücümü kuvvetlendirdiğini örneklerle açıkladı. O yıl okulda matematik birincisi oldum.”

Başka bir indigo da Larzan Aras’ın ilkokul dördüncü sınıfta okuyan oğlu Tuna. Tuna ilkokula başlayana kadar hiç konuşmamış. Bunun için Tuna’yla yaşamak Larzan Aras’a sıkıntılı günler getirmiş. Fakat Tuna, 2,5 yaşında iken onun bir indigo olma ihtimalini öğrenmiş. Tuna’yı annesi şu cümlelerle tanımlıyor: “Sınır çizilmesini istemeyen, saygı duymayı seven ve saygı bekleyen, karşı tarafın bir zayıflığını hissederse bunu sonuna kadar kullanan, asla zevzekleşmeyen, ciddiyetini hep koruyan, ona düzgün davranıldığında düzgün karşılık veren bir çocuk.”

Bir indigoya nasıl davranılmalı?

İndigolar, davranışları, duruşları, tepkileri ve duygularıyla sıradan çocuklardan farklı. Bu farklılık da ister istemez onlara karşı farklı muameleyi gerektiriyor. Eğer onları çözümleyip bir indigo olduğunu anlayabilir ve doğru davranabilirseniz sorunsuz; hatta mükemmel bir çocuğunuz olduğunu düşünmemek elde değil. Fakat onu anlayamıyorsanız ya da gerekli değişimi yaşayamadıysanız sonu doktorda biten ve muhtemelen hiperaktif teşhisi konulacak bir çocuğa sahipsiniz demektir. Bundan dolayı indigolara karşı duruşunuz önemli.

Kreşte indigo çocuklara yardımcı olan Ayla Özaygen, bir indigoya karşı kesinlikle dürüst olmanız, eğer bir durum karşısında korkuyorsanız bunu ifade etmeniz ve birlikte hareket etmeyi istemeniz gerektiğini vurgulayarak, “Kendi nefsinizin arzusuyla davranış sergilerseniz bu size döner. Ama gerçekten onu düşünüyorsanız bunu hisseder. Asla şımartma seviyesinde olmamalı. Öyle bir şımarır ki bununla baş edemezsiniz.” diye anlatıyor.

İşletme mezunu Nergiz Özcan da bir indigo çocuk annesi… Oğlu Bartu 2,5 yaşında iken indigo kavramıyla tanışmış. Bartu şimdi 7,5 yaşında… Çok zor günler geçirdiğini söyleyen Nergiz Hanım, “2,5 yaşına kadar çok agresifti. Ben klasik yöntemlerle inatlaşarak üstüne gittikçe o, daha da çekilmez oluyordu. Çok zor günler geçirdim. Sonra doğru davranmayı öğrendikten sonra olumlu tepkiler vermeye başladı” diyor. Nergiz Özcan’a göre, indigolara kesinlikle emir verilmemeli, sorunlar karşısında alternatifli çözümler sunulmalı, yetişkin bir birey kabul edilip hakları gözetilmeli, tabiri yerindeyse adam yerine konmalı.

Doktorlara göre indigo çocuk yok

Dr. Sema Özörnek, klasik yöntemlerin indigo için uygun olmadığının altını çizerek “Hangi çocuk ‘ayıp’ kavramını bilir? Bir indigoya bunu öyle yapma ayıp derseniz dünyayı başınıza yıkar. Mantıklı açıklamaları her zaman kabul eder; ama tek başına bir ‘hayır’ı kesinlikle kabul etmez. Yoksa bu çocuk sorunlu, baş edemiyorum demeye başlarsınız.” diye anlatıyor.

İndigo çocuklar başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerde bir hastalık tanısı konulmasa da kabul ediliyor, biliniyor, araştırmalar yapılıyor. Birçok doktor da hiperaktiflikten farklı bir tanımı olduğunu biliyor. Bu tarz çocuklar için özel eğitim programları yapılıyor. Türkiye’de ise durum daha farklı. Uzmanlar indigo çocukları kabul etmiyor. Bu tip çocuklar aslında sorunlu varlıklar değil. Fakat doğru davranılmadığı takdirde sorunlu hale geliyor; çoğunlukla da DES (Dikkat eksikliği) ya da DEHS (Dikkat eksikliği-hiperaktif) tanısı konuluyor. Aşırı huysuzluk ve uyumsuzluk gösterdiği için de ritalin adı verilen uyuşturucu ilaçlar veriliyor. Ritalin ise, çocuğu daha sakin, olgun ve dengeli yapıyor ama gerçekten büyümeyi ve ona eşlik eden bilgeliği erteliyor.

Nöropsikiyatri Merkezi doktorlarından Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bir uzman olarak indigo çocukların bilimsel olarak kabul edilmediğini söylüyor. İndigo çocukları hiperaktif çocuklara verilen yeni bir isim ve tıp karşıtı bir hareket olarak nitelendiriyor. İndigo çocukların hiperaktif çocuklardan farklı olarak öğrenme bozukluğu ve dikkat eksikliği yaşamadığını söylediğimizde ise durumu şöyle açıklıyor: “Aslında bu çocuklar da hiperaktif. Tek farkları çok zekiler ve yüksek zekaları sayesinde hiperaktif olduklarını gizliyorlar. Bunlar, özel olarak eğitilmesi gereken çocuklar. Belirli davranış kalıplarına uyuyor diye bir çocuğa indigo denemez. Bir çocuğa hiperaktif teşhisi koyabilmek için onlarca testten geçiriyoruz. Bilim bu kadar basite indirgenmemeli.”

Dr. Sema Özörnek de bir doktor olmasına karşın indigoyu kabul ediyor ve hiperaktiflikle karıştırılmaması gerektiği üzerinde duruyor: “Hiperaktiflik çocuğun haraketliliği olarak tanımlanıyor. Oysa çocuk tabii ki haraketli ve enerjik olacak. Hiperaktiflerde en büyük belirti öğrenme bozukluğu olmasıdır. Çocuğun dikkatini toparlayıp bir şey anlatmak zordur. Sadece oyuna konsantre olurlar. İndigo olan hareketli çocuklara hiperaktif tanısı konuyor, sonra da ilaçlarla uyuşturuluyor.”

Özörnek, bir indigo çocuğun hiperaktif olabileceğini, hiperaktif bir çocuğun da indigo olabileceğini söylüyor. Çünkü hiperaktiflik bir rahatsızlık ve indigoyu yanlış davranışlarla hiperaktif boyutuna getirmek hiç de zor değil. Nevzat Tarhan, indigo kavramının son zamanlarda yaygınlaşıyor olmasından rahatsız. Çünkü bu çocukların anne-babaları çocuklarının indigo olduğunu kabul edip uzman desteği alması gerektiği halde almıyor. İndigo kavramını kişilerin büyüttüğünü, her anne-babanın çocuğunun zeki olduğunu söylemek istediğini, çocuğunun toplum içinde farklı ve özel algılanmasının hoşlarına gittiğini söylüyor.

İndigonun farkı bellidir

Bebeğim Kreş’den Ayla Özaygen de çocukları indigo olduğu halde ilaç tedavisi uygulatan kişileri eleştiriyor. İndigoları eğer sürünün bir parçası yapamadılarsa ilaçlarla sürünün içine dahil etmeye çalıştıklarını savunuyor. “Her indigo hiperaktif değil, her hiperaktif de indigo değildir.” diyor ve ekliyor: “Anlayabilene indigonun farkı çok bellidir. Onlar küçük yaşlardan itibaren çok kişiliklidir. Anlaşılması bazen zor olabiliyor. Bunun nedeni bizim, kalıplarla onlara bakıyor olmamızdan kaynaklanıyor. Onları anladığınız sürece onlarla yaşamak kolay.”

Üstün zekaları çevrelerindeki her şeyi sorgulamayı, mantık süzgecinden geçirmeyi doğdukları andan itibaren prensip edinen indigoları tanımlarken sıkça vurgulanan konulardan biri de yirmibirinci yüzyılı indigo çocukların kurtaracağı. Ayla Özergen’e göre indigoların zekaları çok üstün demek yanlış. Belirli bir kriter yok. Ama duygusal zekalarının çok güçlü olduğu söylenebilir. Algılama yetenekleri bizden farklı. Duygularını devreye sokmadıkları için de algıları fazla. Çabuk öğreniyorlar, olaylar karşısındaki çözümleri, tavırları kısa ve öz. Bunlar istediği her şeyi yapabilen çocuklar.

İdeal ebeveyn var mı

  • Anne ve Çocuk
  • Temmuz 2nd 2007
  • admin

Ancak uykularınız ve sevginiz bölünmeye başladığında, ilişkiniz bu olumsuzluklardan nasıl etkilenecek?

Bebek sahibi olmak, çiftlerin yaşayabileceği en güzel tecrübelerden biridir kuşkusuz. Ancak anne-baba olmanın sorumlulukları bebekten önceki eğlenceli, rahat ve heyecanlı yaşantıyı sık sık özlemle hatırlamanıza yol açabilir. Bebeğin doğumuyla ortaya çıkan evlilik sorunları da tıpkı diğer sorunlar gibi son derece normaldir. Yapılan araştırmalar, çiftlerin sadece yüzde 15″inin bebekleri doğduktan sonra kendilerini birbirlerine daha yakın hissettiklerini gösteriyor. Geri kalan yüzde 85″lik çoğunluk ise, geçici bile olsa bebeğin ilk zamanlarında karı-koca olarak yaşantılarının sekteye uğradığı fikrinde birleşiyorlar.

Yeni kurallar zorlayabilir

Çiftlerin büyük bir çoğunluğu bebekleri doğmadan önce mükemmel bir birliktelikleri olduğunu, istedikleri saatte istediklerini yapma özgürlüğü yaşadıklarını düşünürler. Gerçekten de istenerek ve planlanarak dünyaya getirilen bebekler bile psikolojik, fiziksel ve duygusal olarak anne-babalarının ilişkilerini zorlayabilirler. Yeni anne-babanın eski yaşam tarzları ve bu tarzın getirdiği kurallar bebekle birlikte adeta yok olur. Belki de bu yüzden mükemmel bir birliktelik ve başarılı bir evlilik hayatı sürdüren çiftler anne-babalığa daha zor adapte olabilirler.

Nasıl alışacaksınız?

İyi ama bir daha dönüşü olmayan ve fazlasıyla özveri isteyen bu yeni röle nasıl alışacaksınız? Önünüzdeki dönemde hafta sonu ne yapacağınızdan çok bebeğinizin biberonlarını nasıl steril hale getireceğinizi düşünmeye başlayacaksınız.

İşin en zor kısmı anne-baba olmaya hazırlanmanın belli bir yolu olmayışıdır. Tamamen gözleri kapalı olarak üstlendiğiniz bu rolü deneme-yanılma yöntemi ile kotarmak zorundasınız. Bu ilk dönemde anneler genellikle çevrelerinden büyük bir destek alırken, babalar kendilerini dışlanmış ve desteksiz hissedebilirler.

Yapılan araştırmalara göre kadınlar annelik rolünü, babaların babalık rolünü benimsediğinden daha kolay benimsiyorlar. Anneler genellikle bebekleri 6 aylık olup bir düzene oturduğunda sıkıntılarını atıp, kendi-lerine yine güvenmeye başlıyorlar. Erkeklerde ise bu alışma süreci 18 aya kadar uzuyor.

Yeni babaların bir kısmı ise bebeklerini kıskandıklarını itiraf ediyorlar. Aradan birkaç yıl geçtiğinde yaptıklarının mantıksız ve şımarıkça olduğunu kabul etseler bile o dönemde anne ile bebek arasındaki yakın ilişkiyi kıskanmadan edemediklerini itiraf ediyorlar.

Bazı gerçekleri kabul edin

Yukarıda sözünü ettiğimiz olası gelişmelerden dolayı mükemmel giden evliliğinizi bir bebekle süslemeye karar verdiğinizde bazı gerçekleri kabul edip önünüzdeki yeni döneme hazırlanmanız gerektiğini unutmayın.

Öncelikle ilişkinizin değişeceğini hem de çok değişeceğini kabullenin. Ancak bu değişim, mutlaka kötü bir değişim olmak zorunda değildir. Sadece yeni rolünüze alışmak için kendinize zaman tanıyın. Çocuklu arkadaşlarınızla sizleri bekleyen değişiklikleri görüşün.

Ya da kendinize, gece uykunuzun, eşinizin ilgisinin bölünmesine hazır olup olmadığınızı sorun. Eşiniz yorgun, sıkıntılı veya sinirli olduğunda neler yapmanız gerektiğini önceden tasarlamaya çalışın. Bebeğiniz dünyaya geldikten sonra, birbirinize olan sevginizi eskisi kadar dışa vuramayıp, sık sık gösteremeyebilirsiniz. Ancak artık birbirinize duyduğunuz sevginin en büyük göstergesi karşınızda duruyor ve hayat onunla çok daha anlamlı bir hale geliyor.

Yeni bir düzen yaratmalısınız…

Aranıza bir bebeğin katılmasıyla beraber yaşamınızda değişimler olması normaldir. Ancak bu arada kendinize de zaman ayırmalı ve eşinizle birlikte olmak için fırsatlar yaratmayı ihmal etmemelisiniz.

Hem kendinize hem de eşinizle birlikte olmak için zaman ayırmalısınız. Bebeğinizi bir yakınınıza veya bakıcısına bırakarak eğlenmeye gitmeniz suçluluk duymanıza neden olmasın.

Bebeğinizi yaşamınızın odak noktası haline getirmeyin. Bebeğin doğumundan önceki ilişkinizi canlı tutmak ve iletişim kurmak için gerekli zamanı yaratmalısınız.

Fikir ayrılıklarınızın olması normaldir, ancak bebeğinizin yanında tartışmamaya özen gösterin. Bebeğiniz küçük olsa da ve kelimelerin anlamlarını bilmese de sesinizin tonu onu korkutabilir.

Bebeğinizin sorumluluklarını eşinizle paylaşın. Belki eşiniz istediklerinizi tam olarak yerine getirmeyebilir, ancak yine de bu bebeğiniz ve bir çift olarak ilişkiniz açısından oldukça önemlidir.

Burcunuza göre annelik

  • Anne ve Çocuk
  • Temmuz 2nd 2007
  • admin

Koç: Çocukla çocuk olan, yaratıcı ve “masalcı” bir annedir. Mükemmel bir oyun arkadaşıdır. Disiplin sağlamak ister ama öfkesini de çabuk unutur.

Boğa: Çocukları büyüdükçe biraz “tatlı sert” olsa da bu anneler şefkatli ve koruyucudur. Yıllar içinde çocuklar için iyi bir arkadaş kılacaktır.

İkizler: Çocuklarını çok sevmesine rağmen onların kendisini kısıtlamasına izin vermez. Çocukları da onu örnek alıp bağımsızlıklarına düşkün kişiler olur.

Yengeç: Fedakar bir anne, çocukları için kabuğundan çıkıp güvenilir bir sığınaktır. Bu da, çocuğun dış dünyaya uyumunu zorlaştırabilir.

Aslan: Kendi hayatını yaşamaktan vazgeçmez. İş ve çocuk dengesini kurar. Çocuklarıyla arkadaş olur, oyunlar oynar. Ancak, söz dinlemeyi de öğretir.

Başak: Çok çabuk çocuk sahibi olmaz. Ama, anne olduğunda da disiplinli ve titizdir. Çocuklar ona güvenir ve sevildiğini bilir.

Terazi: Onun için çocukları eşinden sonra gelir ama çok sevecen ve şefkatli bir annedir. Gerektiğinde serttir. Çocuklar eşini dinlemezse öfkelenir.

Akrep: Çocuklarını sevmesine rağmen sevgisini gösteremeyebilir. Çocuklarının yüksek hedefleri olmasını ister ama onların kusurlarını da görmez.

Yay: Çocuklar için iyi bir arkadaştır. Önceleri biraz korksa da bu işi iyi yapacaktır. Çocuklarının kendisi gibi dürüst ve neşeli olmalarını sağlar.

Oğlak: Çocuklarıyla ilgilenir. Onları dinlemek isteyecektir, ama öpücükler dağıtmayacaktır. Çocuklar özgürlükleri için mücadele ettiğinde gerginlik olabilir.

Kova: Kendini o küçük insana adamak zor gelebilir. Sevgi gösterileri yapan bir anne değildir. Ancak ev ödevlerine yardım eden, eğlenceli bir kişidir.

Balık: Küçüklüğünde mahrum kaldığı her şeye onların sahip olmasını ister. Aşırı hoşgörülü olması, disiplin kurmasını zorlaştırır.