RAMAZANDA BESLENME

  • Besinler
  • Eylül 13th 2007
  • admin

RAMAZAN ayı, toplumumuzun yaşamında önemli bir yer teşkil eder. Gün içinde yemek yenilemediği için sahur ve iftar yemeklerine ayrı bir özen gösterilir. Sahur normal kahvaltıdan, iftar ise akşam yemeğinden daha zengin hazırlanır. Bu nedenle ramazan ile birlikte insanların beslenme alışkanlıklarında değişiklikler meydana gelir. Her zaman olduğu gibi ramazanda da amaç ‘yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayabilmektir. Bu ayda yapılan en büyük yanlışlara değinmek gerekirse:

ÇOK YEMEK: Ramazan’ın en bilinen özelliklerinden birisi iftar sofralarının çeşitliliği ve bolluğudur. Bütün gün aç kalındığı için, iftarda vücudun ihtiyacından çok daha fazla yemek yenir. Araştırmalara göre ülkemizde iftar sofralarına diğer zamanlarda konulan yemeklerin 2-3 katı fazla yemek konmaktadır. Boş olan mideye bu kadar çok yemek yiyerek yüklenildiğinde sindirim zorlaşacak, bu da midede ağırlık, ekşime, yanma, bulantı, uyuklama gibi sorunlara yol açacaktır. Bağırsaklarda ise şişkinlik, kabızlık ve gaz gibi problemler oluşacaktır. Bu nedenle sahurda, özellikle de iftarda sadece yiyebileceğimiz kadar yemek bulunursa, vücudumuza boş yere yükleme yapmamış vesağlığımızı da korumuşoluruz.

ÇABUK YEMEK: İftar ve sahur sofralarında en çok yapılan yanlışlardan birisi de çok çabuk ve yeterince çiğnemeden yemek yenilmesidir. Sindirim bilindiği gibi önce ağızda çiğnemeyle başlar. Beyin doyma emrini 15-20 dakikada verir, çabuk yemek yediğimizde doyma emrini henüz alamadığımız için kendimizi hala aç hissederiz ve gereğinden fazla yemek yeriz. Ayrıca ağızda yeterince çiğnenmeyen yiyecekler, sindirim sistemini zorlayacağı için zamanla birçok hastalığa ve probleme neden olacaktır. Gerek Ramazan’da gerekse normal öğünlerde yiyecekler mümkün olduğu kadar yavaş yenilmeli ve çok iyi çiğnenmelidir.

ÇOK ÇEŞİTLİ YEMEK: Ülkemizde iftar sofralarının zenginliği gelenek haline gelmiştir. İftar sofrasındaki yiyeceklerin çok çeşitli olması, bunların sağlık ve beslenme kurallarına uymaması başta sindirim sisteminin zorlanmasıyla birlikte birçok sağlık sorununa yol açar. İftar menüsünü hazırlarken aynı gruptan 2 yemeğin olmamasına, yemeklerin karın doyurucu, renk ve kıvam bakımından birbiriyle uyum içinde olmasına dikkat edilmelidir.

YEMEK SIRASINDA ÇOK SU İÇMEK: Bütün gün su içmediğimiz ve yemekte de ağır şeyler yediğimiz için doğal olarak su içme isteği de fazla olacaktır. Fakat yemek arasında çok su içmek, mide özsuyunun sindirime yardımcı olan enzimlerinin yapısını bozacağından sindirim zorlaşacaktır. Yemek sırasında en fazla 1 bardak su içmek, bütün gün boş olan midenin yemeklerle zorlanmasının dışında bir de suyla sindirimi yavaşlatmasını engelleyecektir.

SAHURA KALKMAMAK YA DA SAHURDA ÇOK YEMEK: Günümüz şartlarında çoğu kişi, özellikle de çalışanlar iftarda fazla yemek yiyerek sahura kalkmıyor, başka bir grup da sahurda fazla yemek yiyorlar. Her ikisi de yanlış, çünkü bütün gece ve bütün gün boş kalan midede asit salgısı artacak ve bu da çeşitli mide rahatsızlıklarına yol açacaktır. Bunun dışında açlık, kan şekerinin düşmesi, tansiyonun azalması gibi sorunlarla da karşılaşılacaktır. Uyku sırasında sindirim yavaşlayacağı için, sahurda çok yemek sindirim sistemini zorlayacaktır.

AÇ KARNINA SİGARA İÇMEK: Ramazan’da sigara tiryakilerinin çoğu, iftar yemeğine başlamadan hemen bir sigara içerler. Aç karnına içilen sigaranın zararları çok daha fazla olduğu için, yemekten önce sigara içilmemelidir.

Ramazan ayında iftar ve sahur yemeklerinde beslenme kurallarına uygun olarak yemek yenildiği takdirde, hem sağlığımızı korumuş oluruz hem de ay boyunca sindirim sistemimizi dinlendirmiş oluruz. Fakat unutmamamız gereken en önemli şey sağlık problemi olan kişilerin oruç tutmaması gerektiğidir.Şeker,tansiyon ve kalp rahatsızlığı gibi kronik hastalıkları bulunanların doktoruyla muhakkak görüşmeleri gerekir.

Ramazan’da bazı püf noktalarına dikkat ederek 1 ay sonra kilo almadan bayrama merhaba demek de mümkün tabii.

Unutulmaması gereken en önemli nokta bu dönemde uzun bir süre aç kalmanızdır. İlk hafta içinde vücut bu açlığa ve yemek yeme saatlerine kendini adapte ettikten sonra harcanan günlük enerjiyi düşürerek az yakmaya, dolayısı ile metabolizmanız yavaşlamaya başlar. Bu durumda demek ki, normalde yediklerinizi azaltmalısınız. Porsiyon miktarlarını fazla arttırmadan ve yediklerinizin içeriğinde bulunan maddelere (yağ, karbonhidrat, protein, vitamin, mineral) dikkat ederek ve en önemlisi de pişirme yöntemlerinden sağlıklı olanları seçerek bu ramazanda daha dinç, daha sağlıklı bir şekilde bayramı karşılayabilirsiniz.

Ramazanda Sağlıklı Beslenmenin Anahtarları !!!

Sahur yemeklerinde seçilen besinler yüksek enerji içeren ve kolay hazmedilecek besinler olmalıdır. Örneğin: Peynir, ekmek (çok tahıllı, çavdar veya kepekli olabilir), çorba(tarhana, mercimek, yayla, sütlü sebze çorbaları olabilir), krep, meyve ( kuru meyvelerden kuru kayısı, kiwi, muz, elma olabilir), yoğurt ( meyveli veya az yağlı sade olabilir) gibi besinler tercih edebilirsiniz.

Özellikle kızartmalardan, mayalı besinlerden(hamur işlerinden), aşırı şeker ve yağ içeren besinlerden uzak durmanız, gece oluşabilecek hazımsızlıklardan, mide yanmalarından, reflüden ayrıca kilo alma problemlerinden sizi koruyacaktır.

Gün içinde susuz kalacağınız için de sıvı ihtiyacınızı çok iyi karşılamalısınız. Özellikle su tüketiminiz önemlidir. Suyu ortalama 2- 2,5 litre içmeye, bununla birlikte enerji verebilecek ama sizin için faydalı olacak sıvılarla da sıvı ihtiyacınızı karşılamaya dikkat etmelisiniz. Örneğin; ayran, taze sıkılmış meyve suları, soda, sebze suları gibi.

Sahur ve İftar arasında nerdeyse 12-14 saatlik bir zaman dilimi ve bağlantılı olarak da açlık olduğu için orucunuzu açtıktan ortalama yarım saat sonra ana yemeğinizi yemeğe özen gösteriniz. Orucunuzu açarken özellikle enerji verecek, kan şekerinizi düzenleyecek ve sıvı ihtiyacınızı karşılayabilecek besinler seçmek daha doğru olacaktır.

Örneğin orucunuzu açtıktan hemen sonra 1 kase çorba ve kepekli ekmek veya dışarıdaysanız kepekli ekmeğe yapılmış çift peynirli bir tost ( peynirli sandviç de olabilir) yanında taze sıkılmış meyve suyu (ayran da olabilir) tüketebilirsiniz.

İftar sofralarında özellikle büyüklerimizin hazırladığı Türk Mutfak Kültüründe yer alan, çorba, sıcak yemekler, pide çeşitleri, zeytinyağlılar, tatlılar… Son derece renkli, zengin yemeklerle donatılan masalarda, hele de bütün gün aç kalmışken psikolojik olarak bir çok yemeği tatmak, yemek isteriz. Fakat bütün gün hiç bir şey yememişken birdenbire birçok yemeği yemek midemizin dengesini bozacaktır. O yüzden kendimize bir sınır koymak ve yemekleri yavaş yavaş tüketmek hem iftar sofralarında keyifli saatler geçirmemizi hem de yavaş yenen yemeklerin mideyi rahatsız etmemesini sağlayacaktır.

Seçilen ana yemeklerin pişirme yöntemleri de çok önemlidir. Özellikle ızgara, fırında veya haşlama yapılan yemeklerin tercih edilmesi ileriki saatlerde mide kramplarına, hazımsızlığa ve mide yanmalarına karşı sizi koruyacaktır.

Ramazan ayında beslenme sıklığı; 4 öğün olmalıdır!!! Sahur, İftar açılışı, İftar yemeği, Gece yatmadan önce bir ara öğün olmalıdır ve ayrıca gerekli olan sıvı ihtiyacı da karşılanmalıdır.Normalde hepsini iftarda tükettiğiniz miktarı bu öğünlere paylaştırmalısınız.
İftar yemeğinden sonra mide sindirimine, özellikle de metabolizmanıza yardımcı olması için egzersiz (yürüyüş) yapabilirsiniz. Özetle yemeği yer yemez hemen tv veya bilgisayar karşısında oturmak veya uzanmak yerine biraz hareket etmek daha iyi olacaktır
Ve Unutmayın ki, oruç tuttuğunuz günde harcadığınız ile normal günde harcadığınız enerji farklıdır. Bu yüzden dengeli bir beslenme programınızın olması özellikle vücuttaki yağ miktarının artmasına engel olacaktır.

Karbonhidratlardan korkmayın ama rafinelenmiş, şeker, şekerli gıdalar yerine daima kompleks olan, kepekli ürünler, meyve, tahıllar, bakliyatlar tercih etmeniz daha doğru olacaktır.Bu şekilde tercih edilen karbonhidrat alımı şişmanlığı önler.

Günlük yaşantımızda ne yazık ki spor ve fiziksel aktivite kavramları bize hala uzak, daha doğrusu hayatımızda sık sık yer almıyor. Özellikle ramazan ayında metabolizmanın düşmesi ile hareketlerimizi daha da azaltarak tembel bir vücuda sahip duruma gelebiliyoruz. Bu sebeple akşam emeklerinden sonra ailece yürüyüşler yapın.

Aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine; sütlü tatlılar veya meyve tatlısı tercih edilebilir.

Sağlıklı beslenmenin belirlenmiş bir tarihi yok bunu lütfen unutmayın!!!

Nasıl ki her saniye nefes almamız gerekiyorsa ‘Dengeli ve Sağlıklı Beslenmek’ de vücudumuzun ihtiyacıdır, hakkıdır. Çünkü bir sonraki güne bizi hazırlayan bizi ayakta tutmaya çalışan yine odur. Sağlıklı olmak sağlıklı bir vücuda sahip olmakla başlar. Dolayısı ile vücudunuza iyi bakmak sadece belirli dönemleri değil her gün her saati kapsamalıdır. Hayati fonksiyonları tam ve düzenli yapabilmek için ihtiyacınız olan günlük enerjiyi, besin öğelerini, vitamin ve mineralleri düzenli bir şekilde almalı ve bunun yanında fiziksel aktivite ile vücudunuzu çalıştırarak dinç tutmalısınız.

Sağlıklı günler dilerim…

Diyetisyen
Fatma İnayet CİHANGİR

Zeytin

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Kahvaltılarımızda vazgeçilmez katığımız olan zeytini ve en sağlıklı bitkisel yemeklik yağ olan zeytinyağını veren Zeytin ağacı, Zeytingiller familyasının örnek bitkisidir. Anayurdu Anadolu olup buradan tüm Akdeniz havzası ülkelerine yayılmıştır. Önemli türü, Avrupa zeytinidir (O. europea).

12-15 m. kadar boylanabilen bu ağaç çok uzun ömürlü olup 1.000 yıl kadar yaşayabilir. 7-8 yaşında zeytin denilen meyvesini vermeye başlayan ağacın, 35′inci yaşına kadar verimi artar. Sonra, meyve veriminde azalma görülür. 100 yaşındaki zeytin ağaçlarının yenilenmesi gerekir.

Hepyeşil (yaprağını dökmeyen) bitkilerden olan zeytin ağacının oval biçimli, ince uzunca yapraklarının üstü koyu yeşil ve altı gümüşi renktedir. Yaşlanan gövdesinin aldığı ilginç biçimler ve yapak renginin güzelliğiyle pek gösterişli bir bitki olan zeytin ağacının beyazımsı yeşil renkli küçük çiçekleri, yaprak koltuklarında, salkımlar halinde ilkbaharda açar. Bu çiçekler genelde kasım ayına kadar olgunlaşarak oval biçimli, uzunca, siyaha çalan koyu yeşil renkli, taş çekirdekli ve tadı acı meyveler verir.

Zeytin meyveleri, özel yöntemlerle salamura edilerek sofralar için hazırlanır. Yağı çıkarılacak zeytinler ocak ayına kadar ağacında bekletilip rengi iyice karalaştığında toplanır. Fabrikalarda preslerle sıkılarak yağı alınır. Ayrıca zeytin ağacının san renkli, esmer dalgalı olan çok sert odunu marangozlukta kullanılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. salamura yeşil zeytin 30 kalori; 0 kolesterol; 3,1 gr. yağ; 3 gr. lif; 4.8 mgr. fosfor; 26 mgr. kalsiyum; 6.2 mgr. demir: 639 mgr. sodyum: 26 mgr. potasyum; 17,4 mgr. magnezyum; eser miktarlarda A, B1 ve B2 ile 0,01 mgr. B6 vitamini, ayrıca folik asit ve E vitamini içerir.

Salamura (kalamata) siyah zeytinin besin değerleri yukarıdakilerden biraz daha da yüksektir.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan kimisi cidden yüksek besin değerlerinin yanı sıra;

o Zeytinden elde edilen zeytinyağı kalp dostudur: Zeytinyağı kandaki kötü kolesterol düzeyini düşürür. Damar tıkanıklıklarını önlemede yardımcı olur. Tansiyonun kontrol altında tutulmasında önemli rol üstlenir. Zeytinyağını bol bol tüketen Ege bölgemizin insanında, özellikle Ayvalık ve civarında kalp hastalığı riskinin düşük olması bir rastlantı değildir.

o Zeytin ile zeytinyağı, kanseri önleyici maddeler içermektedir.

o Zeytin ve zeytinyağının yüksek tansiyonu düşürücü etkilen de vardır.

o Zeytinyağı, bedenin yaşlanmasını geciktirir: Besinler bedenimizde enerjiye çevrilirken oksidan denilen bazı maddeler ortaya çıkar. Zeytinyağı, içerdiği çok sayıdaki antioksidan maddeyle hücrelerimizi yeniler, doku ve organlarımızın yaşlanmasını geciktirir. Bedenimizdeki kireçlenmeleri önler.

o Zeytinyağı, sindirimi kolaylaştırır: Sindirim için gerekli olan mide asitlerini azaltmaz. Sindirime yardımcı olan salgıları destekler. Safra kesesini kolesterolden temizler. Kabızlığı önleyerek bağırsakların daha düzgün çalışmasını sağlar.

o Zeytinyağı, çocukların beslenmesinde dirimsel rol oynar: Bu yağın içerdiği yağ asitleri ana sütününkine eşdeğerli olup çocuklarda kemikleri güçlendirir. Zeytinyağının içerdiği E vitamini, çocukların sağlıklı büyümelerini sağlar.

o Zeytinyağı, güzelliğimize katkıda bulunur: Cildimizi ve saçlarımızı besleyen zeytinyağı, cildin genç görünmesini ve saçlarımızın gürleşip parlamasını sağlar.

o Son olarak zeytinyağı ağacının yaprağı ile eczacılıkta tansiyon düşürücü ilaçlar yapılmaktadır.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Zeytin ağacı, tohumun (yani salamura edilmemiş çekirdeklerinin) ekimiyle ya da gövde çelikleriyle çoğaltılır. Tohumundan elde edilen ve adına ‘delice’ denilen yabani zeytin çöğürlerinin aşılanması gerekir. Bizim için en doğru olan yol, her zamanki gibi, profesyonel ve inanılır zeytin ağacı üreticilerinden, çeşidi belli ve sağlıklı fidanları almak ve bahçemizde 5-7 m. aralıklarla dikmektir.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Zeytin ağacı, kışın sıcaklığı -7 derecenin altına düşmeyen yerlerde yetiştirilir. Deniz düzeyinden 800 m’den yüksek alanlarda zeytin ağaçları pek ender olarak görülür.

Toprak isteği: Zeytin ağacı toprak bakımından fazla seçici değildir. Eğimli, kireçli, taşlı, zayıf nitelikli ve sulaması olmayan topraklarda bile yetiştirilir. Ama kalkerli-kumlu ve besin maddesi yönünden zengin topraklarda en iyi sonucu verir. Zeytin ağacının yetiştirildiği yerde taban suyu yüksek (yani yüzeye yakın) olmamalı, ağaç, killi ve ağır bünyeli topraklara dikilmemelidir.

Sulama: Zeytin ağacının yıllık yağış isteği 700-800 mm’dir. Yazın sıcak ve kurak geçen dönemlerde sulanırsa ağaçların meyve verimi artar. Ancak, zeytin ağaçları belirgin olarak iki yılda bir daha çok ürün verir.

Gübreleme: Yapılacak toprak analizleri sonuçlarına göre, miktarları belirlenecek gübrelerden, zeytin ağaçlarına fazla azotlu gübre verilmemelidir. Oysa, fosfat ve potaslı kompoze fenni gübreler normal oranlarında verilir.

Budama ve seyreltme: Zeytin ağaçlarına, normal olarak şekil, ürün ve gençleştirme budamaları uygulanır. Ağaçlar nemli ve yağışlı havalarda budanmamalı, budamada kullanılan aletlerin sık sık mikrobu kırılmalıdır. Kuruyan zeytin dalları kesilip yakılmalı, sıkışık zeytinlikler seyreltilmeli, kümeleşmiş ağaçlar ayıklanmalı ve çevreleri açılmalıdır. Bütün bu budama işlemleri, zeytin ağaçlarını iyi tanıyan kişiler tarafından yapılmalıdır.

Hasat (Derim): Zeytin meyveleri, sofralık ve yağlık olarak değerlendirilir. Sofralık olarak kullanılacaksa, zeytinler yeşil ya da siyah olgunluk dönemlerinde hasat edilir. Yeşil zeytin hazırlanacaksa, meyvenin rengi yeşilden sarımsı yeşile döndüğünde meyveler toplanır. Bu hasat işleminin zamanı, bölgelere göre eylül-ekim aylarıdır.

Siyah zeytin hazırlanacaksa zeytinin çeşidine göre olgunluk rengini alması beklenir. Kararma, zeytinin kabuğundan etine geçmiş olmalıdır. Bu hasat işlemi de kasım-aralık aylarında yapılır. Yağlık zeytin toplamasında, ağaçta yeşil zeytin kalmamalı, meyvedeki yağ oranı en yüksek düzeyine ulaşmalı ve iki parmak arasına alınıp sıkılan zeytinin çekirdeği etinden kolayca ayrılmalıdır. Bu hasadın zamanı da genellikle kasım-aralık aylarıdır.

Zeytin meyvesinin hasadı en iyi olarak elle toplamayla, bu mümkün değilse sırıkla dallara vurulup zeytinlerin yere dökülmesiyle gerçekleştirilmektedir. Dallara sırık vurulmasıyla yapılan hasatta dallar kırılmakta, ağacın bir yerindeki kanser öteki dallara da bulaşmaktadır. Eğer hasadı bu biçimde yapmak zorunlu ise kısa sırıklar kullanılmalı, vuruşlar iç dallardan dış dallara doğru yapılmalıdır. Bu tür hasatta ağaçların altına örtü örtülmesi de işi kolaylaştırır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Zeytin ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Yerfıstığı

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Konuşma dilinde kısaca fıstık dediğimiz ve tohumu ülkemizde kuruyemiş olarak sıkça tüketilen Yerfıstığı, Baklagillerden aynı adı taşıyan biryıllık otsu bitkinin meyvesidir. 20-70 cm. kadar boylanabilen ve birçok türü olan yerfıstığının anayurdu Güney Amerika’dır.

Bitkinin karşılıklı ve ikili olarak dizilmiş yeşil renkli küçük yaprakları, sarı renkli ufak çiçekleri vardır. Bu çiçekler döllendikten sonra yere doğru eğilerek oluşan meyvelerini toprağa gömer. Bolca ürün veren yerfıstığı bitkisi, küçük bahçelerde yapılan aile tarımı için pek uygundur.

Kuruyemiş olarak tüketilmesinin yanı sıra özellikle Batı ülkelerinde, yemeklik olarak ve sabun yapımında kullanılan yağı çıkarılır. Preslerde yağı alınan tohumun küspesi azot bakımından çok zengin olduğu için hayvanlara yem olarak yedirilir. Ayrıca ürün alındıktan sonra toprakta kalan bitkinin sap ve yaprakları da iyi bir hayvan yemi olur. Batı ülkelerinde yerfıstığı, tatlıcılıkta ve çikolatacılıkta da kullanılmaktadır.

BESİN DEĞERLERİ

Yağ ve protein yönünden pek zengin bir besin olan yerfıstığının 30 gramının tuzla kavruluşundan sonra içerdiği besin değerleri şunlardır: 167 kalori: 7.4 gr. protein: 5,4 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 14.2 gr. yağ; 0,7 gr. lif; 114.6 mgr. fosfor; 21,5 mgr. kalsiyum; 119 mgr. sodyum: 193 mgr. potasyum; 50 mgr. magnezyum; 0,09 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini ve 5 mgr. B3 vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda saydığımız, bazıları cidden yüksek besin değerlerinin yanı sıra;

o Yerfıstığı, kandaki yüksek kolesterol düzeyini düşürür.

o Kan şekeri düzeyini kontrol altında tutar, bu nedenle seker hastalarına yardımcı olur.

o Yerfıstığının hayvanlarda kanseri önleyici etkileri saptanmıştır: Aynı etkileri insanlarda gösterip göstermediği araştırılmaktadır.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Yerfıstığı bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Bitkinin kavrulmamış kalın ve sert kabuklarından çıkarılmış tohumları, ilkbahar mevsiminde doğrudan doğruya bahçelerde derin kazılarak düzeltilip iyi hazırlanmış yerine, sıralar üzerinde 30-40 cm. aralıkla ve toprakta 5 cm. derine ekilir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Yerfıstığı, sıcak ve ılık iklimli bölgelerin bitkisidir. Soğuk yerlerde yetişirse de fıstık tanesi (tohumu) küçük ve az yağlı olur. Ülkemizde Güney Ege ile Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri, iklim bakımından yerfıstığı tarımına çok uygundur.

Toprak isteği: Yerfıstığı bitkisi hafif bünyeli, süzek (suyu iyi akıntılı), gevşek yapılı, kumlu-tınlı, kalsiyum ve organik madde yönünden zengin toprakları sever. Ağır topraklarda yetişirse de böyle yerlerde bozuk biçimli fıstıklar oluşur. Ayrıca bitkinin hasadında güçlük ve ürün kaybıyla karşılaşılır.

Toprak işleme: Yerfıstığı bitkisi doğrudan doğruya yerine ekilip çimlenince ve iyi bakımla fideler 30 cm. boyunda bitkiler haline gelince, bitkinin çevresi çapalanıp patates, yerelması ve diğer bazı bitkilerde olduğu gibi boğaz doldurma işlemi uygulanır. Ayrıca bitki ürün verene kadar 2-3 kez çapalanmalı, toprağı kabartılıp yabani ot mücadelesi de yapılmalıdır.

Sulama: Yerfıstığı bitkisi ekildiğinde, çimlenene kadar havalar yağışlı değilse iki günde bir sulanır. Daha sonra kurak ve yağışsız havalarda duruma göre bitkinin 7-20 günde bir sulanması yeterli olur.

Gübreleme: Yerfıstığı bitkisi Baklagiller’den olduğu için fazla azotlu gübreye gereksinim duymaz. Bitkiye, genelde azot oranı düşük ama, fosfat ve potas oranı normal düzeylerde olan kompoze fenni gübreler verilir. Bu gübreleme işi, ürün alınana dek iki-üç seferde yapılır.

Hasat (Derim): Yerfıstığı bitkisinde hasat zamanının belirlenmesi pek önemlidir. Bitkinin yaprakları sarardığı, kapsüllerinin (sert kabuklu fıstıkların) içi dolup sertleştiği ve pembeleştiği zaman hasat işlemine başlanır. Geciken hasatta fındık içlerinde çürümeler başlar.

Erken yapılan hasatta ise, buruşuk ve niteliği düşük ürün elde edilir. Hasat işlemi küçük bahçelerde çapayla, bitkilerin sökülmesi ve kapsüllerin üste gelecek şekilde toprak üzerine yatırılması biçiminde olur. Daha sonra kapsüller elle toplanır. Raflarda kurutulmak üzere bekletilir.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Yerfıstığı bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Yerelması

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Yeraltındaki yumruları ekim-nisan ayları arasında topraktan sökülerek kış sebzesi olarak yenilen Yerelması, Bileşikgiller familyasındandır. Anayurdu Amerika kıtası ve özellikle Kanada olan bu çokyıllık dayanıklı otsu bitki, 17. yüzyılda Avrupa’ya getirilmiş ve oradan dünyaya yayılmıştır. 1,5-2 m. kadar boylanabilen yerelması bitkisi ayçiçeğine benzer; ama, yaprak ve çiçekleri daha küçüktür. Yazın açan sarı çiçekleri iri papatyaları andırır.

Bitkinin topraküstü kesimleri hayvanlara yedirilir. Bizim için önemli olan ve hafif topraksı kokmakla birlikte tadı biraz enginara benzeyen yumru köksaplarıdır. Bej, kahverengi ya da bazen pembe-turuncu renkli olan bu yumrular, dış görünüş yönünden patatese benzer ancak patates kadar düzgün yapılı değildir.

Yerelması yumrularından mayalandırılarak alkol elde edilebilir. Türk mutfağında yerelmasının en makbul yemeği zeytinyağlı olarak pişirilmekte, ayrıca kış türlülerine de yerelması katılmaktadır.

BESİN DEĞERLERİ

Yerelması yumruları, büyük oranda inülin adlı madde ile meyve şekeri (glikoz) içerir. Bu nedenle tatlı bir lezzeti vardır ve çok besleyicidir. Nişasta içermediğinden kalorisi pek düşüktür.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan kimisi önemli besin değerlerinin yanı sıra yerelması;

o Emzikli annelerde süt gelişini artırır.

o İdrar söktürücüdür. Böbreklerin çalışmasını hızlandırır.

o Safra kesesini etkileyerek safra özsuyu gelişini artırır.

o Müşkil etkisi vardır.

o Cildi güzelleştirir.

o Cinsel gücü artırma (afrodizyak) etkisi bulunduğu ileri sürülmektedir.

o Bedenin direncini artırırken kan şekerini yükseltmediği için şeker hastalarına her zaman tavsiye edilen bir besindir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Yerelması bitkisi, iklim konusunda hiç de seçici değildir. Her türlü iklimde kolaylıkla yetişebilir.

Toprak isteği: Toprak konusunda da seçici olmayan yerelması bitkisi, zayıf nitelikli topraklarda bile yetişir. Bitkinin bu konuda tek isteği, toprağın kış mevsiminde uzun süreler su tutmamasıdır. Sonbaharda 30 cm. aralıklarla ve 10-15 cm. kadar derine, bıçakla dörde bölünerek ekilen yerelması yumruları, zamanla ekildiği toprağı sarar ve çevresine yayılır. Bitkinin ekiminden 40-50 hafta kadar sonra yeni yumrular ürün olarak sökülse de toprakta kalan minik yumrulardan, sonraki mevsimde yeni yerelması bitkileri türer. Ekildiği toprağı yerelmasından kurtarmak güçtür.

Sulama: Yerelması bitkisi, yalnızca havalar çok kurak gittiğinde ve makul oranda sulanır. Bitkiden iyi ürün almak için yazın açan sarı çiçekleri koparılmalıdır.

Gübreleme: Bitki ekilirken kazılan toprağına bir miktar fosforlu gübre konulur. Ara sıra biraz hayvan gübresi verilirse bitkiden bol verim alınır.

Toprak işleme: Mayıs ayı başında bitkinin çevresi çapalanarak patateste olduğu gibi kabartılmalı, bitkinin etrafına tepe şeklinde toprak yığılarak boğaz doldurma işlemi yapılmalıdır.

Hasat (Derim): Yerelması bitkisi, ağustos -eylül aylarında pek gösterişli çiçekler açar. Bundan bir süre sonra bitkinin toprak üstü kısımları çürümeye başlar. Bitkinin hasadına genellikle ekim ayında başlanır. Hasat işlemine geçmeden önce birkaç ocağı çapalanıp açılarak yumrular kontrol edilir.

Yerelmalarının istenen niteliğe ulaştığı görülünce, topraküstü kısımları tümüyle kesilerek bahçe iyice temizlenir. Daha sonra çapayla ocaklar kazılarak yumrular toprak üzerine çıkarılır. İyice yıkanan yumrular çuvallara konularak hasat gerçekleştirilmiş olur.

Zararlılarıyla mücadele: Yerelması bitkisinin hastalığı ve zararlısı yok gibidir. Yalnızca seyrek de olsa bitkiye dadanan sümüklüböceklerle, uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak mücadele edilmelidir.

Yenidünya

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

İlkbahar ve yaz meyvelerinin müjdecisi sayılan etli, sulu, mayhoş ya da tatlı ve iri çekirdekli meyvelerini mart ayından başlayarak hazirana kadar bizlere cömertçe sunan Yeni-dünya ağaçlan, Gülgiller’dendir. Anayurdu Japonya, Çin ve Hindistan olan yenidünyalar, Çin ve Japon kökenli iki ana grup içinde sınıflandırılır.

Çin grubu ağacın meyvesi iri, armut biçiminde ve koyu portakal renkli sıkı etli olup geç olgunlaşır. Japon grubunun daha erken olgunlaşan meyveleri soluk sarı renkli, daha küçük boylu ve beyazımsı yumuşak etlidir.

Yenidünya ağaçları 5-10 m. kadar boylanabilir. Biryıllık dalları tüylerle kaplı ve gevrek yapılıdır. Dalları yaşlandıkça tüyleri dökülür ve yapısı sertleşir. 12-30 cm. uzunlukta ve 5-8 cm. genişlikteki iri yapraklarının üst yüzü koyu yeşil, alt yüzü kül-rengimsi, kabarık damarlı ve tüylüdür. Hep-yeşil (yapraklarını dökmeyen) olan bu ağaç, güzel yaprakları ve gösterişli yapısı nedeniyle bazı yerlerde süs bitkisi olarak da benimsenir.

Yenidünya ağaçları ekim ayı sonu ile kasım ayında çiçek açmaya başlar ve neredeyse kış boyunca çiçekli kalır. Bileşik salkımlar halindeki krem ve beyaz renkli çiçekleri güzel kokulu olup balozu (nektar) bakımından zengindir. Bu nedenle halanlarını kendine çeker. İlkbahara doğru olgunlaşan çiçekler, salkımlar halinde meyvelerini verir.

Yenidünya ağaçları, genellikle aşılandıktan 2-3 yıl sonra meyve vermeye başlar. 23-25 yaşına kadar en yüksek verimle meyve verir. 30 yaşından sonra ekonomik ömrü sona ererse de ağaçlar 60 yıl kadar yaşayabilir. Bu ağaçların odunu, çalgı aletlerinin yapımı için makbul sayılır.

BESİN DEĞERLERİ

Yenidünya meyvesi, yüksek oranda A vitamini içerir. Eti ve kabuğunun rengi, meyvenin A vitamini kaynağı karoten yönünden zengin olduğunu gösterir. Ayrıca B ve C vitaminleri; fosfor, potasyum ve kalsiyum gibi mineral maddeler ve şeker yönünden de zengindir.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda açıkladığımız gibi yenidünya meyvesi, pek değerli besin maddelerini içermektedir. Bunun yanı sıra;

o Ağacın yaprakları tanen içerir ve peklik vericidir: Bu tıbbi etkiyi sağlamak üzere ağacın taze ya da güneş ışığı almayan havadar bir yerde kurutulmuş yapraklarının üzerine kaynar su dökülüp 10-15 dakika kadar demlendirilerek bir infüzyon hazırlanır. İshal durumunda, tehlikesiz ve etkili olan bu infüzyondan günde 2-3 su bardağı içilebilir.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Yenidünya ağacı, tohumuyla (yani meyvesindeki iri çekirdekleriyle) üretilebilir. Çekirdekler toprağa ekilince kolayca çimlenir, çöğürleri çabuk büyür. Ancak bu yolla ağacın meyve vermesi uzun zaman alır. Ağaç, gövde çelikleriyle çoğaltılırsa da en uygun yöntem, aşılanma yoluyla üretilmesidir. Bunun için, meyvenin çekirdeğinden yetişen çöğürlere ya da ayva veya akdiken bitkilerinin anaçlarına istenen yenidünya çeşidi aşılanır.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Yenidünya ağaçları, astropikal iklimi olan yerleri sever. Ülkemizde Akdeniz iklimini yaşayan yöreler bu ağacın yetiştirilmesi için çok uygundur. -3 derecenin altına düşen sıcaklıklarda ağacın çiçek ve meyveleri zarar görmeye başlar.

Toprak isteği: Yenidünya ağaçları, suyu iyi akıntılı (süzek), derin, killi-kumlu ve organik madde yönünden zengin toprakları sever. Toprak niteliği nötr ya da nötre yakın; taban suyunun yüzeye uzaklığı 1,5-2 m. kadar olmalıdır.

Toprak işleme: Yukarıda niteliği verilen topraklarda 7-8 m. aralıkla ekilen ağaçların altı, ilkbaharda yüzlek olarak çapalanır. Yaz boyunca ağacın altında biten otlar elle yolunarak temizlenir.

Sulama: Yenidünya ağaçları gelişmesi ve iyi ürün vermesi için tüm meyve ağaçları gibi, havanın kuraklık durumuna göre, nisan ayından başlanarak yaz boyunca fidan durumundakiler 7-10 gün, gelişmiş olanlar 15-20 gün arayla bolca sulanır. Ancak sıcaklık ve kuraklık artarsa sulama daha da sıklaştırılır.

Gübreleme: Yenidünya fidanlarına ilk üç yılında azotlu gübreden, her sulamadan önce ağaçların altına serpilerek verilir. Ağaca, dördüncü yılından başlanarak ek olarak fosfor ve potasyumlu kompoze fenni gübreler de verilir.

Budama: Yenidünya ağaçları mart ayında, yeni çıkan sürgünleri ağaç merkezini sıkıştırmayacak ve ağaçta dengeli bir taç oluşacak şekilde budanır. Kurumuş, kırılmış ve hastalıklı dallar kesilerek çıkarılır. Ağaçta kesilen yerlere, 1-2 gün sonra aşı macunu sürülür.

Hasat (Derim): Yenidünya meyveleri, çeşidine özgü büyüklük ve rengi alınca hasat edilmeye başlanır. En uygun hasat şekli, meyve üzerinde belirli uzunlukta (2-3 mm’lik) bir sapı kalacak şekilde makasla kesilerek yapılan toplama biçimidir.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Yenidünya ağaçlarına dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Vişne

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Vişne adlı kirazdan ekşi meyvelerini yaz ortalarında veren Vişne ağaçları, Gülgiller’dendir. Anayurdu Anadolu ve Balkanlar olan vişne ağaçları, 5-7 m. kadar boylanabilir; 4 yaşındayken meyve vermeye başlar ve 40-50 yıl yaşar.

Vişne ağacı, yuvarlak taçlı ve kiraza göre daha çalımsı görünüşlüdür. Gövdesi kırmızımtırak gri benekli, donuk ya da parlak renklidir. Dalları kirazınkinden ince ve yay gibi olup sarkıktır. Yaprakları da kirazınkinden daha küçük, ayası düz, parlak yeşil renkli ve tüysüzdür. İlkbaharda erken açan çiçekleri beyaz renklidir. Bir salkımında birden fazla ve altıya kadar değişen sayıda çiçek açar. Temmuz ayı ortalarında olgunlaşmaya başlayan meyveleri, kirazdan biraz basıkçadır. Olgun vişneler, bol sulu ve siyaha yakın kırmızı renklidir.

Ülkemizde iki önemli vişne ağacı türü yetiştirilmektedir. Bunlardan meyvesi her tür kullanıma elverişli olan Kütahya vişnesi, uzun saplı, iri boyda, ucu hafif sivrice, koyu kırmızı ince kabuklu, çok sulu, ekşi ve kırmızı etli meyveler verir. Macar vişnesi ise, kısa saplı, ince, koyu kırmızı renkli kalınca kabuklu, ekşi ve kırmızı etli meyve vermektedir. Her iki türün ağaçları da, temmuz ayından başlayarak bol ürün verir.

Vişne meyvesi, sofralıktan çok meyve suyu, şurubu, reçeli, marmeladı, kompostosu, likörü ile diğer bazı içkileri, pasta ve tatlıları yapılarak tüketilir. Ayrıca kurutularak da yenir.

BESİN DEĞERLERİ

Vişnenin besin değerleri kirazınkine benzer. Ancak şeker oranı daha düşük olduğundan, vişnenin tadı ekşi ya da mayhoş olur. Aynı nedenle kalorisi de kirazınkinden düşüktür.

Ortalama 100 gr. taze vişnede, 58 kalori ile 14,3 gr. karbonhidrat vardır. Oysa, vişnenin A vitamini yüksek olup 1.000 lU’ya kadar varır. Vişnenin diğer besin değerleri kirazınkine çok yakındır.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Bedenimize yararlı besin değerlerinin yanı sıra;

o Vişne meyvesinin taze ya da kurutulmuş saplan, aynen kiraz sapları gibi sağlığımıza yararlı etkiler yapar.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Vişne ağacı, tohumunun (çekirdeğinin) toprağa ekilip çöğürlerinin elde edilmesiyle ya da ağacın köklerinden toprakta süren filizlerinin köküyle birlikte çıkarılıp başka yere şaşırtılması ve sonra bunların büyüdüklerinde aşılanmasıyla çoğaltılabilir. Ancak bu yolla, ağacın meyve vermesi gecikir.

Daha iyisi gene Gülgiller’den yabani kiraz ya da idris (mahlep) fidanlarının yetiştirilmesi, bunların daha sonra istenen vişne türüyle aşılanmasıyla elde edilen ağaçlardır. Böylece profesyonel üreticiler tarafından üretilen, türü belli ve sağlıklı yetişkin fidanları alıp bahçemize dikmemiz bize yıllar kazandırır.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Vişne, serin ve ılık iklimlerin ağacıdır. Sıcaklara, soğuğa, kırağıya ve hava değişikliklerine, kiraza göre daha dayanıklıdır. Ülkemizde Karadeniz, Orta Anadolu bölgeleri ile Ege bölgesinin iç kesimlerinde iyi yetişir. Ege bölgesinin güneyi ve Akdeniz bölgesi vişne yetiştirilmesine uygun değildir. Çünkü vişne ağacı, yılda yaklaşık l.200 saat kadar soğuklama dönemini yaşamak ister.

Toprak isteği: Vişne ağacı toprak bakımından fazla seçici değildir. Süzek (suyu iyi akıntılı) olmak koşuluyla pek çok toprak tipine kolaylıkla uyum sağlar. Ancak, en çok yeğlediği toprak, nötr ya da hafif alkalin nitelikli (pH:7.0) olanlardır. Erken açan çiçeklerinin zarar görmemesi için o dönemde don yaşamayan yerlerde fidanları 4-5 m. aralıkla dikilir.

Sulama: Vişne ağaçları yetiştirilirken bolca sulanır. Daha sonra ağaç haline geldiklerinde ve meyve bağladıklarında, kurak havalarda düzenli olarak sulanmaları gerekir. Susuz bırakılan ağaçlara, birdenbire aşırı miktarda su verilmemelidir. Aksi takdirde ağacın meyvelerinin çatlayıp yarılması durumuyla karşılaşılır.

Gübreleme: Vişne ağaçlarına şubat-mart aylarında yanmış çiftlik gübresi ile daha sonraki dönemde bol azot, fosfor ve potasyum içeren kompoze fenni gübreler verilir.

Budama: Meyve ağaçları arasında vişne ağacı, (kiraz gibi) en az budama isteyen türlerdendir. Yine de ilkbaharda vişne ağaçlarına su yürümeden önce dalları piramit biçimini alacak şekilde budanır. Burada genç sürgünlerin, yaşlı dalların yerini alacak şekilde ağaçta bırakılmasına dikkat edilir. Yaşlanmış ağaçlarda bitkinin ortası artık meyve vermeyeceğinden ana dallarının boyu 1/3′e inecek kadar kısaltılır ve yaşam dolu dalların onların yerine gelişmesi sağlanır. Budama işleminde ağaçtaki kesik yerler bir-iki gün sonra aşı macunuyla örtülür.

Hasat (Derim): Vişne ağaçlarının meyveleri, tam hasat olgunluğuna eriştiğinde toplanarak hasat edilir. Bunun anlamı, meyvelerin normal irilik, renk ile çeşide özgü tat ve aromaya ulaştığı zamandır. Vişne ağaçları genellikle bir defada hasat edilir. Hasat işlemi, sabah ya da akşam serinliğinde yapılır. Hasat elle, meyvenin sapı baş ve işaret parmağı arasında tutulup yukarı itilerek daldan sapın ayrılması şeklinde yapılmalı, bu arada meyveyi taşıyan dalcığın kırılmamasına ve meyvenin örselenmemesine dikkat edilmelidir.

Zararlı ve hastalıklarıyla mücadele: Vişne ağacına dadanan hastalık ve zararlılarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilaçları kullanılarak düzenli ve eksiksiz mücadele sürdürülmelidir.

Üzüm

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Tazesi yaz mevsimi sofralarında yaygın şekilde yer alan, kurusu yıl boyunca çeşitli şekillerde tüketilen üzüm meyvesini veren Üzüm asması, Fundagiller’dendir. Dünyanın beş kıtasında elmayla birlikte meyve üretimi için en çok kültürü yapılan bitkilerden biri olan üzüm asmasının anayurdu Anadolu’dur. Burada İÖ 3000 yıllarında bağcılık yapıldığına ilişkin bulgulara rastlanmıştır.

Binlerce çeşidi bulunan, yapraklarını döken çokyıllık tırmanıcı bir bitki olan asmaların, kökgövde, yan kökler, dip kökler ve kılcal köklerden oluşan sağlam ve ayrıntılı bir kök yapısı vardır. Kökgövdesinin uzantısı gibi görünen gövdesi toprak yüzeyinden başlayıp bitkinin tacında sona erer. Gövde, her yıl enine doğru gelişerek kalınlaşır.

Bitkinin kol, sürgün yaprak ve meyve ağırlığını taşıyacak duruma gelmesi 3-5 yıl alır. Bitkinin, taç kısmında iki ya da daha çok yaşlı organları olan ve yapısıyla gövdeye çok benzeyen kolları bulunur. Bunlar biryıllık çubukları, göz ve sürgünleri taşır. Bitkinin yeşil sürgünleri, kollardaki gözlerin sürmesiyle oluşur; günde birkaç santim büyüyerek gelişme sezonu sonunda metrelerce uzunluğa ulaşır.

Üzüm bitkisinin yaprak, sülük (tutunma organı) ve çiçek salkımlarını yeşil sürgünler taşır. Asma yaprakları, genellikle beş parçalı, üstü mumsu tabakayla örtülü ve yeşil renklidir. Çiçek salkımları, yeşil sürgünün 4.-6. boğumlarında ve bir yaprağın karşısında yer alır. Erdişi olan asmada, erkek ve dişi çiçekler aynı bitki üzerinde bulunur.

Salkım halindeki çiçeklerin olgunlaşmaya başlaması için sıcaklığın 16 dereceye yükselmesi gerekir. 18-21 derece sıcaklıklarda tam olgunlaşan çiçeklerde tozlaşma başlar. Böylece döllenen dişi çiçek salkımlarının %50’si tane tutar, döllenmeyen çiçekler kuruyup dökülür.

Salkımlar halinde olgunlaşan üzüm meyvesinin kabuğu, bitkinin çeşidine göre beyaz, siyah ya da bu iki rengin farklı tonlarındadır. Gene üzüm çeşitlerine göre ince ya da kalın olan kabuk, rengin yanı sıra meyvenin koku ve tanen maddesini taşımaktadır.

Meyvenin ortasında, sayısı 0-4 arasında değişen çekirdeği yer alır. Taze üzüm sofralık olarak pek makbul bir meyve olduğu gibi, kurutularak hoşaf, çeşitli tatlı, kek, çikolata ve pastaların yapımında kullanılır. Ayrıca çok geniş bir kullanım alanı olan üzüm çeşitleri şaraplık olarak değerlendirildiği gibi sucuk, pekmez, bulama, meyve suyu, şıra, sirke ve rakı ile diğer alkollü içkilerin yapımında kullanılmaktadır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze üzümün besin değerleri şunlardır: 69 kalori; 1,3 gr. protein; 15,7-20 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; l gr. yağ; 0,6 gr. lif; 12 mgr. fosfor; 16 mgr. kalsiyum; 0,4 mgr. demir; 3 mgr. sodyum; 158 mgr. potasyum: 13 mgr. magnezyum; 100 IU A vitamini; 0,05 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B 2 vitamini; 0.3 mgr. B3 vitamini: 0,08 mgr. B6 vitamini; 5.6 mcgr. folik asit; 4 mgr. C vitamini ve 0,7 mgr. E vitamini.

Yukarıdaki ortalama değerlerin çok geniş ürün yelpazesi olan üzüm çeşitlerine göre farklılık göstermesi doğaldır.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan besin değerlerinin yanı sıra;

o Üzüm, geleneksel inanışlara göre midevidir; sindirim sorunu olanlara iyi gelir.

o İçerdiği tanen ve diğer maddelerle bazı virüs ve bakterilerle savaşır, onları yok eder.

o Üzüm, diş çürümelerini engeller.

o İçerdiği yüksek orandaki bazı maddelerle bedenin kansere yakalanması rizikosunu azaltır.

o Son zamanlarda yapılan bazı bilimsel araştırma sonuçlarında, üzüm çekirdeğinin sağlığa pek çok yararı olduğu ileri sürülmüştür.

Bütün bu etkilerinden yararlanmak için, taze ve kuru üzüm, günlük diyete katılarak bolca tüketilmelidir.

Dikkat: Çok şekerli bir besin olduğu için, şeker hastaları üzüm yeme konusunda uzman doktorlara danışmalıdır.

ASMASININ ÜRETİLMESİ

Üzüm asmaları, odunlaşmış gövde çeliklerinin köklendirilmesiyle çoğaltılır. 19. yüzyılın ortalarında Kuzey Amerika’dan Avrupa’ya yayılan filoksera zararlısı, asmalara büyük zararlar vermiş, özellikle yerli anaçları etkisi altına almıştır. Asmaların kökleriyle beslenen bu zararlıyla, ilaç kullanılarak mücadele edilemez. Bu nedenle filokseraya en çok dirençli Amerikan kökenli asma anaçlarının kullanılması yeğlenir. Günümüzde üzüm asması üretimi, böyle anaçlardan alınan çeliklerle yapılmaktadır.

ASMASININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Dünyada bağcılığın yaygın olduğu ülkeler, içinde Türkiye’nin de bulunduğu kuşakta yer alır. Yurdumuzun hemen her yeri, iklim bakımından bağcılığa uygundur. İklim öğeleri yönünden sıcaklık en önemlisidir. Bağcılık yapılabilmesi ve üzümlerin olgunlaşması için sıcaklık en az, ortalama 10 derece olmalıdır.

Üzüm asmalarında sürgünlerin gelişmesi 10 derece ve daha yüksek sıcaklıklarda gerçekleşir. Güneşleme süresi de üzüm verimi, niteliği ve olgunlaşmasını etkiler. Asma, güneşi çok seven bir bitkidir. Yılda en az 1.300 saat güneşli hava ister. Güneşi gördükçe, asmaların şeker ve nişasta verimi artar. -12 dereceye kadar dayanan asmalarda, daha da düşen sıcaklıkta zarar görme giderek artar ve -18 derecede asmalar tümüye donar.

Toprak isteği: Üzüm asması, toprak bakımından fazla seçici değildir. Diğer kültür bitkilerinin yetiştirilemediği topraklarda bile yetişip gelişir. Çok farklı toprak tiplerinde, sorun çıkmadan bağcılık yapılabilir. Akarsu kıyılarındaki kumlu alanlardan killi topraklara, 50-60 cm. derinlikteki yüzlek topraklardan çok derin topraklara, taşlı ve fakir topraklardan verimli topraklara kadar farklı tipteki topraklarda asmalar gelişebilir. Ancak, çok ağır, süzek olmayan, tuzlu ve toksik (zehirli) topraklarda bağcılık yapılmamalıdır.

Asmaların en çok sevdiği topraklar ise derin, iyi havalanan, süzek ve kolay ısınan topraklardır. Bu topraklar genellikle tınlı ve kumlu-tınlıdır. 100 yıldan uzun yaşayan ve ürün veren uzun ömürlü ve üretken bitki olan asmaların fidanları ilkbaharda dikilmeden önce, toprağı 40-50 cm. derinlikte kazılmalıdır. Dikiminden önce 24 saat suyun içinde bekletilen fidanlar, 2,5-3 m. arayla dikilir.

Toprak işleme: Bu işlemden amaç, asmanın yetiştiği topraktaki yabani otları yok etmektir. Ayrıca bağda çiğneme ile sertleşen toprağı yumuşatmak için toprağın yüzeyinin kazılarak kabartılması su alımını artırır, toprak altındaki bazı zararlıları kontrol altında tutmayı kolaylaştırır ve yeşil gübreleme yapmayı mümkün kılar.

Toprak işlemeye, kış yağmurlarının bittiği ve toprak tava geldiği zamanda başlanır ve küçük bahçelerde bellemeyle, büyük bağlarda pullukla yapılır. Bir ürün mevsiminde 2-3 kez toprak işlemesi yeterli olur. Toprak işlemesi yapılmadan herbisit (ot öldürücü) ilaçlarla da yabani ot mücadelesi sürdürülebilir.

Sulama: Üzüm asmalarının su isteğinin karşılanmasında yağış olayı çok etkilidir: Asmalar, yılda 450-500 mm. düzenli yağış alan alanlarda yetiştirilir. Yapraklı olduğu dönemde 300-350 mm’lik yağış ister. Bu nedenle yazın kurak geçtiği yıllarda asmaların sulanması gerekir. Asmaların sulanması gerekliliği şöyle anlaşılır: Yaşlı toprakların rengi önce gri-yeşil olur, sonra sararma ve dökülmeler başlar. Bitkinin sülükleri porsur ve dökülür. Sürgün uçları kurur. Yaprakların kenarı aşağı doğru bükülür. Meyve taneleri ufalır, renkleri matlaşır ve güneş yanığına duyarlılaşır.

Gübreleme: Asmalar, topraktaki ve havadaki besinlere ek olarak organik, yeşil ve fenni gübrelerle beslenir. Organik gübre, iyi yanmış çiftlik gübresi olup bitkinin dibine değil, çevresine verilir ve kazılan toprakla üzeri kabartılıp toprak altında bırakılır.

Yeşil gübreleme, baklagillerden bakla, bezelye, yonca vb. bitkilerin, asmaların arasına ekilmesi ve bu bitkiler çiçek açtığında dipleri kazılarak toprağa gömülmesiyle yapılır. Kompoze fenni gübrelerle asmalara azot, fosfor, potasyum, kalsiyum ve magnezyum gibi ana elementler ile demir, manganez, çinko, bakır, bor, molibden ve klor gibi iz elementler verilir. Bu tür gübrelerin verilmesi için toprak ve yaprak analizleri yapılır ve sonuçlara göre verilecek kompoze fenni gübre miktarı saptanır.

Herekleme: Asmalar, genellikle yerden 40-120 cm. yükseklikte taçlanır. Bu nedenle gövdeye bir ya da kolların altına birkaç çatal herek konularak asmalar desteklenmelidir. Son yıllarda, sıra halinde dikilmiş asmalar boyunca direkler dikilip aralarına tel çekilerek ve asmalar bu tellere bağlanarak desteklenmeye başlamıştır.

Budama: Üzüm asmalarının kol, çubuk, sürgün ve yaprak gibi organlarının kesilip çıkarılması demektir. Asmalar her yıl yoğun bir budama işleminden geçirilmelidir. Öyle ki, kış budamasında, asmanın bir önceki yıl oluşturduğu çubukların %85-98′i kesilip çıkarılır. Bu budama işlemi, asmaların yaprak dökmesi ile ilkbaharda gözlerinin uyanması arasındaki bitkinin dinlenme döneminde gerçekleştirilir.

Yazın yapılan budamada ise, genellikle obur sürgünler kesilip çıkarılır. Diğer pek çok bitki türünde de belirttiğimiz gibi, asmaların budanması profesyonelce yapılan bir uğraşı gerektirir. Bu nedenle budama, üzüm asmasını iyi tanıyan kişiler tarafından, dikkat ve özenle yapılmalıdır.

Hasat (Derim): Üzüm taneleri olgunlaştıkça, salkım sapının rengi üzüm çeşidine göre yapraktan daha açık yeşil ya da sarı veya açık kahverengiye dönüşür. Böylece hasat zamanının geldiği anlaşılan üzümlerde tat, renk ve doku gibi özellikler derime en uygun hali almış olur. Salkımlar keskin bir bıçak kullanılarak kesilir. Hasat sırasında, taneleri çürükçül mantarların üremesinden koruyan tane üzerindeki pusların silinmemesine dikkat edilmelidir.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Üzüm asmalarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Turp

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Değişik çeşnileriyle iştah açıcı Turp adlı kök sebzesini veren, Turpgiller’in örnek bitkileridir. Anayurduna ilişkin çeşitli görüşler ileri sürülen ve bu konuda Eski Mısır’dan Çin ve Japonya’ya kadar pek çok yerin adı sayılan, ülkemizin hemen hemen her yerinde bol bol yetiştirilebilen Turpların birçok türü ve çeşidi vardır.

60-90 cm’ye kadar boylanabilen çiçek saplarıyla turplar, çeşitlerine göre bir ya da ikiyıllık otsu bitkilerdir. Taşıdıkları birçok özelliğe göre sınıflandırılan turpları en pratik sınıflandırma yöntemi, yetiştirilme mevsimlerine göre ayrılmalarıdır. Buna göre turplar ilkbahar çeşitleri, yaz çeşitleri ve kışlık çeşitler olarak ayrılırlar. Genelde turp bitkisinin alt yaprakları yayvan ve genişçe, üst yaprakları tırtıklı ya da çentikli olur. Çiçekleri mor, beyaz veya sarı renklerde açar.

Turpun meyvesi, hardalınkine benzer: Küçük, küremsi biçimli, kırmızımtırak kahverengi ve yakıcı kokuludur. Yabani turpların kökü kazık biçimindeyken yenebilen bahçe turplarının kökü yumru biçimindedir, işte bu kökler, yılın çeşitli mevsimlerinde yetiştirilebildiği, baharlı ve lezzetli olduğu ve zamanında hasat edildiği takdirde önemli besin değerlerinin yanı sıra gevrek ve iştah açıcı özellikler taşıdığı için sofralarımızda çerez olarak ve beğenilerek yer alırlar. En tanınmış turp türleri kırmızı turp ile kara turptur (bayırturpu).

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze turpun içerdiği besin değerleri şunlardır: 15 kalori; 1 gr. protein; 2,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; eser miktarda yağ; 0,7 gr. lif; 27 mgr. fosfor; 43,7 mgr. kalsiyum; 1.9 mgr. demir: 59 mgr. sodyum; 241 mgr. potasyum: 11 mgr. magnezyum; eser miktarda A vitamini; 0,04 mgr. B1 vitamini; 0,02 mgr. B2 vitamini; 0,2 mgr. B3 vitamini; 0,1 mgr. B6 vitamini; 10 mcgr. folik asit ve 25 mgr. C vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan ve bazıları çok önemli oranlara varan besin değerlerinin yanı sıra;

o Turp, familyasındaki diğer sebzeler gibi, bedenin bazı kanser hastalıklarına yakalanma rizikosunu en aza indirger: Bu kanser türleri arasında akciğer ve kalınbağırsak kanserleri sayılabilir.

o Yüksek oranda içerdiği antioksidan maddelerle kalp hastalığına yakalanma, felç geçirme ve katarakt illetine tutulma rizikolarını da önemli ölçülerde azaltır.

o Turp, içerdiği yüksek oranda demir ve folik asidiyle, kansızlığı ve ayrıca gebe kadınların spina bifida (omurganın bir yanının açık olması) hastalığı taşıyan çocuk doğurma rizikosunu en aza indirir.

o Turp, içerdiği yüksek orandaki potasyumla, yüksek tansiyonu düşürür.

o Turpun halk hekimliğinde geniş bir uygulama alanı bulunmaktadır: Bu uygulamaları şöylece özetleyebiliriz: Böbrek ve safra kesesinden taş düşürmede, ses kısıklığında, bademcik enfeksiyonunda, romatizma yangılarının hafifletilmesinde ve emzikli kadınlarda süt gelişini artırmada kişilerin bolca turp yemeleri öğütlenmektedir. Ayrıca sıkılarak elde edilmiş turp suyu, öksürüğe ve bronşite iyi gelir.

Dikkat: Turpgiller familyasındaki diğer sebzeler gibi, turp da bedenin iyot emilimini azaltır. Haftada 3-4 kezden daha sık turp yiyen kişilerin, iyotça zengin besinler ve iyotlu tuz almalarında yarar vardır. Özellikle içme suyunun az iyot içerdiği yörelerde bu durum dikkate alınmalıdır.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Tüm turp çeşitleri tohumlarıyla çoğaltılır. Tohumlar, bitkinin yetiştirileceği yere doğrudan doğruya serpme yöntemiyle ekilir ve çimlendikten sonra zayıf fideler seyreltilir. Ya da sıra üzerine ufak köklü turpların tohumları 5-10 cm., iri köklü turpların tohumları 10-20 cm. aralıkla ekilir.

Tohumların ekimi toprak tavındayken yapılmalı, bu gerçekleşemezse ekilen tohumlara can suyu verilmelidir. Turp bitkilerinin ekileceği toprak derince kazılmış ve gübrelenmiş olmalıdır.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Turp, ılık ve serin iklim bitkisidir. Fazla soğuk havalardan korktuğu gibi, aşırı sıcaklardan da hoşlanmaz. İlkbahar ve sonbahar arasındaki sıcak ve kurak dönemde düzenli olarak sulanmazsa ürün niteliği bozulacağı gibi, bitki hızla çiçeğe kalkar. Bu bakımdan turp bitkisi, yazın yüksek yörelerde ve bahçelerin serin köşelerinde yetiştirilmelidir.

Toprak isteği: Turp bitkisi derin, geçirgen, serin ve organik madde yönünden zengin toprakları sever. Erkenci çeşitleri için hafif karakterli topraklar, özellikle kumlu, kumlu -tınlı ve bitek milli topraklar yeğlenmelidir. Ancak, tümüyle kum olan ya da ağır karakterli topraklar turpa uygun değildir. İri turp çeşitleri, genelde tınlı ve hafif killi-tınlı topraklarda iyi sonuç verir.

Sulama: Yukarıda da belirtildiği gibi, turp bitkisi yaz mevsiminde kurak ve sıcak dönemlerde düzenli olarak bol bol sulanmalıdır.

Gübreleme: Taze çiftlik gübresinden hiç hoşlanmayan turpa böyle gübreler verilirse bitki istenen nitelikte kök ürünü vermek yerine, toprak üstünde çok sayıda güçlü yeşil bölümlerini geliştirir. Şu halde turpa, çok iyi yanmış çiftlik gübresi ile azotu az, potaslı ve fosfatlı kompoze fenni gübreler verilmelidir.

Hasat (Derim): Turp bitkileri, tohumlarının ekiminden başlayarak, yazlık çeşitleri 3-6 hafta, kışlık çeşitleri 10-12 hafta içinde hasat edilecek duruma gelir. Bitkinin hasadı tam zamanında, kökler çeşidin normal büyüklüğüne ulaştığında geciktirilmeden yapılmalıdır. Aksi takdirde köklerin içi koflaşır, liflenerek kökün yenilme değerini yitirmesine neden olur. Hasat halindeki bitkinin toprağı son kez sulanıp nemli tutulacağından, bitki elle çekilerek kökü kolayca çekilip çıkarılır ve kök hasat edilmiş olur.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Turp bitkilerine dadanacak zararlı ve hastalıklara karşı, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak eksiksiz, zamanında ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Trabzonhurması

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Bilimsel adındaki (Latince) Diospyros sözcüğü Tanrıların Yiyeceği anlamına gelen, tadı hamken buruk olup olgunlaşınca tatlanan trabzonhurması adlı meyvesini veren Trabzonhurması ağacı, Abanozgiller’dendir. Anayurdu Japonya ile Çin olan, ama Akdeniz havzası ile Türkiye’de çok iyi gelişen ve kışın yapraklarını döken bu ağaç, 12 m’ye kadar boylanabilir.

Gri renkli gövdesinin kabuğu levhalar halinde çatlak çatlaktır. Açık yeşil renkli sürgünleri, yaşlandıkça griye dönüşerek ağacın dallarını oluşturur. Gene açık yeşil renkli, tüylü, kalın, kısa saplı, kenarları düz, ucu sapa doğru çekik, yeşil renkli damarları belirgin yaprakları, dallara iki sıra halinde almaşık dizili ve 6-15 cm. uzunluktadır.

Bu süs bitkisi kadar güzel olan bu ağacın çiçekleri sarımsı beyaz renkte olup döllendikten 140-160 gün sonra, sonbahar mevsiminde olgunlaşır, ufak bir portakal büyüklüğünde turuncu renkli, düzgün yüzeyli meyve haline gelir. İyice tatlandığında taze meyve olarak yendiği gibi, dondurularak ya da kurutularak, tatlıları ve reçeli yapılarak da tüketilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze trabzonhurmasının içerdiği besin değerleri şöyle sıralanabilir: 77 kalori: 19,7 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,4 gr. yağ; 1.69 gr. lif: 26 mgr. fosfor; 6 mgr. kalsiyum; 0,3 mgr. demir; 6 mgr. sodyum; 174 mgr. potasyum: 8 mgr. magnezyum; 2.710 IU A vitamini: 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,02 mgr. B2 vitamini; 0,1 mgr. B3 vitamini: 66 mgr. C vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Özellikle A vitamini yönünden pek zengin bir besin olmasının yanı sıra;

o Trabzonhurması, tanen y önünden de zengin olduğundan, damar büzücüdür; bu niteliğiyle diyarenin iyileştirilmesinde etkili olur: Söz konusu etkisinden yararlanılması için bolca yenmesi tavsiye olunmaktadır.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Trabzonhurması ağacı, yabani türlerinin tohumlarının (yani çekirdeklerinin) ayrıntılı işlemlerle meyveden çıkarılıp özenle çimlendirilmesi sonucu elde edilen çöğürleriyle çoğaltılır. Ancak profesyoneller tarafından elde edilebilen bu çöğürler, sonbaharda fidanlıktaki yerlerine dikilir.

İlkbahar mevsiminde çöğürlere çeşitli yöntemlerden biriyle aşı yapılarak istenen çeşitte fidanlar elde edilmiş olur. Bizim için, böyle ayrıntılı işlemler sonucu elde edilen çeşidi belli sağlıklı fidanları inanılır üreticiden satın alıp bahçemize dikmek en doğrusudur.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Trabzonhurması aslında astropik iklimlerin ağacı olduğu halde, sıcak ılıman iklim koşullarına da uyum sağlamıştır. Yapraklarını döken bir ağaç olduğu için düşük sıcaklıklara dayanabilir. Türlerine göre -12 ila -18 dereceye kadar dayanabilmektedir. Kışın dinlenme isteği 7,2 derecenin altında 200-400 saattir.

Toprak isteği: Trabzonhurması ağacı için en uygun toprak tipi, orta ağır bünyeli, organik madde yönünden zengin, suyu iyi akıntılı ve pH’ı 6,5-7 olan topraklardır. Ancak ağaç, çok hafiften çok ağır bünyeliye kadar değişen topraklara da uyum sağlayabilir. Toprağın kireç oranı %20 kadar olabilir. Organik maddeler yönünden çok fakir topraklarda trabzonhurması ağacı yetiştirilemez. Yukarıda anlatılan şekilde üretimi yapılmış fidanlar sağlandığında, bitkinin isteğine uygun toprak tipinde 6-7 m. aralıkla açılan 60-70 cm. derinlikteki çukurlara fidanlar dikilir.

Sulama: Nemli ortamları seven trabzonhurması ağaçlarının iyi gelişmesi ve bol ürün vermesi için topraktan yeterli suyu alması gerekir. Bu nedenle ilkbahar ve yaz mevsimlerinde yağışların yetersiz olduğu havalarda, ağaçlara düzenli ve yeterince su verilmelidir. Sulama yetersiz olursa ağaç meyve döker, düzensiz sulamada meyveler çatlar. Meyvenin rengi yeşilden sarıya döndüğünde sulama kesilir. Ancak, derimden (hasattan) sonra kurak giden havalarda, sonbahar ve hatta kışın ağaçlara daha seyrek aralıklarla su verilmelidir.

Gübreleme: Trabzonhurması ağaçları, azotlu gübreye fazlaca gereksinim duyar. Azotlu gübre ilkbaharda, ama aşırıya kaçılmadan verilir. Ağaçlara fosforlu ve potaslı gübre kasım-aralık aylarında verilirken gene aşırıya kaçılmamalıdır. Bütün bu fenni gübreler yerine, ağaçlara, iyi yanmış çiftlik gübresi de verilebilir. Gübre, ağacın izdüşümüne (yani tacın genişliğindeki daire biçimli bir alana) serpilir ve hemen çapalanarak toprağa karışması sağlanır.

Toprak işleme: Küçük bahçelerde çapayla ya da belle, büyük bahçelerde pullukla yapılır. Böylece yabani ot temizliği, yağmur suyunun toprağa kolay işlemesi ve toprağın havalanması sağlanmış olur.

Budama: Trabzonhurması fidanının dikimini izleyen üç yıl içinde şekil budaması uygulanır. Daha sonraki yıllarda ağaçtaki çatal ve obur dallar ile çok zayıf sürgünler çıkarılıp atılır. Budama işinin, bu ağaç türünden iyi anlayan kişilerce yapılmasında yarar vardır.

Hasat (Derim): Trabzonhurması meyveleri, tam iriliğini ve kabuğundaki yeşil renk kaybolup çeşidine özgü turuncu ya da koyu turuncu rengi aldığı zaman ve sertken toplanmalıdır. Tadı buruk olan meyveler yumuşayıncaya, yani yenilecek olgunluğa gelene kadar uzun süreler ağaçların üzerinde kalabilir. Ama, bu durumda böcek ve kuşların vereceği zararlara karşı önlem alınması gerekir.

Trabzonhurmalarının hasadı iki seferde yapılmalı, rengini almamış meyveler ikinci derime bırakılmalıdır. Çünkü erken toplanan meyveler buruşup kalır. Hasatta, meyve dalından çekilip koparılmamalı, meyveli dal sol elle tutulmalı, meyve, sağ elle, örselenmeden ve dalı kırılmadan koparılmalı ya da daha iyisi makasla sapı kesilmelidir. Toplanan meyveler kabına yavaşça konulmalıdır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Trabzonhurması ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun koruma ilaçları kullanılarak düzenli ve eksiksiz mücadele sürdürülmelidir.

Tere

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Baharlı çeşnisinden ötürü yaprakları yemek ve salatalara katılarak ya da öylece yenilen Tere bitkisi, Turpgillerdendir. Anayurdu Asya kıtası olan ve 20-50 cm. kadar boylanabilen biryıllık otsu tere bitkisi ülkemizde bolca yetiştirilmekte, Anadolu’da yabani örneklerine kırlarda rastlanmaktadır.

Bitkinin, yeşil renkli çok parçalı yaprakları ve beyaz ya da pembe renkli çiçekleri vardır. Yapraklarının tadı biraz acı ve yakıcıdır. Kokusu da hoş olmadığı halde vitamin ve mineraller yönünden çok zengin ve iştah açıcı olan bu yapraklar, salatalara çeşni vermesi için katılır. Kemikli kuzu ya da koyun etiyle, tere kebabı adı verilen özel bir yemeği yapılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze terenin içerdiği besin değerleri şunlardır: 32 kalori; 2,6 gr. protein; 5,5 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,7 gr. yağ; 1,1 gr. lif; 76 mgr. fosfor; 81 mgr. kalsiyum; 13 mgr. demir; 14 mgr. sodyum; 606 mgr. potasyum: 930 IU A vitamini; 0,08 mgr. B1 vitamini; 0.26 mgr. B2 vitamini; l mgr. B3 vitamini: 0.24 mgr. B6 vitamini: 69 mgr. C vitamini ve 0,7 mgr. E vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Hiç önemsenmeyen ve hatta küçümsenen tere bitkisi, yukarıda görüldüğü gibi çok önemli oranlarda doğal vitamin ve mineral içermektedir. Bunun yanı sıra;

o Tere iştah açıcı bir besindir.

o Lif oranı yüksek olduğu için peklikten şikâyetçi olan kişilere iyi gelir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Yetiştirilmesi oldukça kolay bir bitki olan tere, tohumlarıyla çoğaltılır. Yaz mevsiminde hasat edilecek tereler, derin kazılmış ve iyi gübrelenmiş tereliklere (tere yatağı), mart ayında tohumları serpilerek ekilir ve üzerleri ince bir toprak tabakasıyla kapatılır.

Kısa zamanda çimlenen bitki, zayıf olanları sökülerek seyreltilir. Ya da tohumlar başlangıçta 30 cm. aralıklı sıralara yan yana ekilir. Çimlendikten sonra gene seyreltme yapılır. Kış mevsiminde hasat edilecek tere tohumlan, sonbaharda yukarıda açıklanan şekilde ekilir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Ilıman iklimlerin bitkisi olan tere, yarıgölge ve gölge yerleri sever. Tere, yaz mevsiminde yakıcı güneşten korunmalıdır.

Toprak ve gübreleme isteği: Tere, bol humuslu ve organik madde yönünden zengin bahçe toprağını sever. Bu nedenle terelik hazırlanırken derin kazılmış toprağa, bol bol iyi yanmış çiftlik gübresi ya da kompost gübre verilmelidir.

Sulama: Suyu seven bitki olan tere, yazın sıkça sulanır ve toprağının nemli olmasına özen gösterilir.

Hasat (Derim): Tere, tohumlarının ekilmesinden 8 hafta kadar sonra hasat edilecek hale gelir. Genç bitkilerde önce dış yapraklar, yaşlı bitkilerde ortadaki yapraklar koparılarak hasat edilir.