Tatlı Kabakları

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Türleri: Balkabağı ve Helvacıkabağı ya da Kestanekabağı

Genellikle tatlıları yapılıp beğenilerek yenilen bu iki kışlık Tatlı Kabak türü, Kabakgiller’dendir. Balkabağının anayurdu Amerika, helvacıkabağı ya da kestanekabağının anayurdu Asya ve Amerika kıtalarıdır.

Tatlı kabakları, biryıllık otsu bitkilerdir. Birkaç metre boylanabilen ve bitki yapısı daha iri olmak koşuluyla genelde yemeklik kabaklara benzeyen tatlı kabakları, dünyanın birçok yeri ile ülkemizde bol bol yetiştirilmektedir. İki önemli kabak türünün iri meyveleri, biçim ile kabuk ve et rengi yönünden birbirinden çok farklıdır.

Balkabağı (C. moshata), silindiriğe yakın ya da yuvarlakça basık biçimlidir. Kabuk ve et rengi turuncudur. Üzerleri uzunlamasına hafif oluklu olan balkabaklarının ağırlığı, 15-25 kg. kadardır. Helvacıkabağı ya da kestanekabağı (C. maxima), yuvarlağa yakın hafif basık biçimli, kabuğu kurşunimtırak beyaz, eti sarı renkli ve çok lezzetlidir.

Uygun koşullarda iyice irileşenleri, 30-50 kg. kadar gelebilir. Günümüzde helvacıkabağı ülkemizde daha çok yetiştirilmekte, her iki tatlı kabak türü, genellikle tatlı ve bazen börek yapımında kullanılmaktadır.

BESİN DEĞERLERİ

Besin değerleri birbirine oldukça yakın olan bal ve helvacıkabaklarının ortalama 100 gramının içerdiği besin değerleri şöyledir: 33 kalori; 1 gr. protein; 7,9 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,3 gr. yağ; 1.3 gr. lif; 26 mgr. fosfor; 25 gr. kalsiyum; 0,4 mgr. demir; 2 mgr. sodyum; 280 mgr. potasyum: 6.400 IU A vitamini: 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,05 mgr. B2 vitamini; 0.6 mgr. B3 vitamini: 15 mgr. C vitamini ve 1,8 mgr. E vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda görülen önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Yüksek oranlarda A, C ve E vitamini gibi antioksidan maddeleri içerdiğinden, tatlı kabakları bedenin kansere yakalanma, kalp krizi geçirme ve katarakt illetine tutulma rizikosunu en aza indirger: Bu kanser türleri arasında özellikle akciğer kanseri başta gelmektedir. Bu etkisinden yararlanmak için günde yarım çay fincanı büyüklüğünde tatlı kabağın yenilmesi yeterli olur.

o Tatlı kabaklan, yüksek oranda lif içerdiğinden peklik (kabızlık) çekenlere iyi gelir.

o Tatlı kabaklarının çekirdekleri, erkeklerde, prostat bezinin büyümesinin yarattığı idrar yapma zorlukları, idrar miktarı ve idrara çıkma aralıkları konusunda kişilere büyük rahatlama sağlar. Bu etkisinden yararlanmak için günde 25 gr. çiğ çekirdek içinin iyice çiğnenerek yenmesi öğütlenmektedir.

o Tatlı kabaklarının çekirdekleri, böbrek taşlarının oluşumunu önler ve taş düşürmeye yardımcı olur: Bunun için de günde 25 gr. çiğ kabak çekirdeği yenmesi öğütlenir.

o Tatlı kabaklarının çekirdekleri, içerdikleri çinko mineraliyle (25 gr. çekirdekte 1,6 mgr. çinko vardır), bedenin bağışıklık sistemini güçlendirir ve yine bedenin gelişmesini destekler: Bu etkilerinden yararlanmak için günde 50 gr. çiğ kabak çekirdeği yenmesi öğütlenmektedir.

o Tatlı kabaklarının çekirdekleri hiçbir türden zehir içermedikleri halde, bağırsak asalaklarına karşı kullanılır: Bu etkisinden yararlanmak üzere de, iki gün üst üste 30-40 gr. kadar tatlı kabak çekirdeğinin çiğ olarak yenmesi ve asalakların düşürülmesinin hızlandırılması için ardından bir saat sonra müshil içilmesi tavsiye edilmektedir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Tatlı kabağı bitkileri, tohumlarıyla (pişirilmemiş çekirdekleriyle) çoğaltılır. Bunun için derin kazılıp düzeltilmiş toprakta 2-3 m. aralıkla açılacak 30-40 cm. genişlik ve 10-15 cm. derinlikteki ocaklara kompost konulur ve her ocağa 3-4 adet tohum bırakılır. Üzerleri yine kompost ve toprakla kapatılır ve bastırılır. Bu tohumlar 8-10 gün içinde çimlenir ve 3-4 yapraklı hale gelince, her ocakta l ya da 2 güçlü kök bırakılıp diğerleri sökülerek seyreltme yapılır. Bu işlem, bitkinin birinci çapalamasında gerçekleştirilir.

Birinci çapalamada aşırı olmamak koşuluyla bitkiye hafif bir boğaz doldurma işlemi yapılması da yararlı olur. Birinci çapalamadan 3 hafta kadar sonra, tatlı kabaklarının ikinci çapası yapılır. Böylece bitkinin yabani ot mücadelesi ve toprağının yüzeyinin kabartılması da sağlanmış olur.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği, toprak isteği ve gübreleme: Aynen yazlık kabaklardaki (sakızkabağı) gibidir.

Sulama: Tatlı kabaklarına, uygulamada ilk meyveleri görülene değin su vermekten kaçınılmalıdır. Daha sonra havaların kuraklık ve sıcaklık durumuna bağlı olarak birkaç kez bolca su verilmesi, bitkinin gelişmesine ve meyvelerinin irileşmesine yardımcı olur. Ancak ülkemizde tatlı kabakları yetiştiriciliği, çoğunlukla bitki sulanmaksızın yapılmaktadır.

Hasat (Derim): Tatlı kabakları, iyice irileşip olgunlaşıncaya, başka bir deyişle çekirdekleri tam olarak oluşuncaya kadar bahçede kökü üzerinde bırakılır. Çoğu kez bitkinin dal ve yaprakları kurur, yalnızca ortada kabaklar kalır. Ama, soğuklar başlamadan önce kabaklar toplanmalıdır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Tatlı kabaklarına dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Şeftali

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Yaz mevsiminde hazirandan eylüle kadar pek sevilen meyveleri Şeftali ve Nektarin’i veren ağaçları, Gülgiller’dendir. Anayurdu Doğu Asya ve Çin olan şeftali ağaçları, 3-5 m. kadar boylanabilir.

Çok sayıda olan ve ağacı örten yaprakları, sapında 2-5 adet balozu bezi bulunan kenarları dişli, yeşil renkli ve ok ucu biçimlidir. İlkbaharda erkenden ve yaprağından önce açan pembe renkli çiçekleri yabani güle benzer. Çeşitlerine göre hazirandan eylül ayına kadar olgunlaşan şeftali meyvelerinin pek çok çeşidi (Türkiye’de 64 çeşit) vardır.

Meyve sarı, krem ya da yeşil üzerine morumsu kırmızı renkli, ince tüylü ve ince kabukludur. Beyaz, kırmızı (kana benzer lekeli) ya da sarı renkli olan eti bol sulu, tatlı ve hoş kokuludur. Meyvenin eti, ortasındaki iri ve sert çekirdeğine yapışık (et şeftalisi) ya da çekirdeğinden ayrı (yarma şeftali) cinsinde olur. Şeftali, taze olarak ya da derin dondurucuda dondurularak yenildiği gibi meyve suyu, şurubu, dondurması reçeli, marmeladı ve kompostosu yapılarak da tüketilir. Pastacılıkta da yeğlenerek kullanılır.

Nektarin, türlü doğal değişimler (mutasyonlar) sonucu, insan eliyle şeftaliden elde edilmiş tüysüz şeftali türüdür. 13 çeşidi vardır. Günümüzde taze olarak ve yeğlenerek tüketilmektedir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze şeftalinin içerdiği önemli besin değerleri şöyle sıralanabilir: 38 kalori; 0,6 gr. protein; 9,7 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0,6 gr. lif; 19 mgr. fosfor; 9 mgr. kalsiyum; 0,5 gr. demir; 1 mgr. sodyum; 202 mgr. potasyum: 10 mgr. magnezyum; 1.330 IU A vitamini; 0.02 mgr. B1 vitamini; 0,05 B2 vitamini; 1 mgr. B3 vitamini; 0,024 mgr. B6 vitamini; 2.3 mcgr. folik asit ve 28 mgr. C vitamini. Beyaz etli şeftalinin A vitamini içeriği düşüktür.

100 gr. nektarinin içerdiği önemli besin değerleri ise şöyledir: 46 kalori; 11,4 karbonhidrat; 0 kolesterol; l gr. lif; 22 mgr. fosfor; 3,6 mgr. kalsiyum; 0,42 mgr. demir; 8,4 mgr. sodyum; 247 mgr. potasyum: 11,6 mgr. magnezyum; 1.650 IU A vitamini; 0,02 mgr. B6 vitamini; 20,1 mcgr. folik asit ve 23,1 mgr. C vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Şeftalinin çiçek ve yapraklarının, yumuşatıcı (hafif müşkil) ve hafif yatıştırıcı etkileri vardır: Bu etkileri sağlamak için şeftali ağacının körpe yaprakları ve çiçekleri alınıp karıştırılarak kıyılır. Bu karışımdan 3-4 tatlı kaşığı alınıp üzerine bir bardak kaynar su dökülerek 10-15 dakika süreyle demlendirilir. Böylece elde edilen infüzyondan günde 2-3 bardak içilir.

o Nektarinin bazı besin değerleri şeftaliden daha yüksek olduğu için hastalık sonu nekahet döneminde, güçlenme diyeti yapan kişilere ve çocuklara yemeleri tavsiye edilir.

o Şeftali (ve nektarinin) cinsel isteği artırıcı (afrodizyak) etkileri olduğu ileri sürülmektedir: Bunun için sabahları aç karnına bu meyvelerin bolca yenilmesi tavsiye edilir.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Şeftali (ve nektarin) ağaçlan, tohumuyla (yani çekirdeklerinin ekilmesiyle) çoğaltılabilir. Ancak bu yolla üretimde, ağacın meyve verme süresi uzar. Bunun yerine erik, badem ya da kayısı anaçlarına aşı yapılarak üretilir. Bizim için doğrusu, inanılır profesyonel fidan üreticisinden, türü belli ve sağlıklı fidanları alıp bahçemize 3-5 m. aralıklarla dikmektir.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Şeftali (ve nektarin) ağaçlan, ılıman iklimlerin bitkisidir. Bu ağaçların yetiştiriciliği, Türkiye’de bir-iki il dışında her yerde yapılabilir. Kış sıcaklığının -18 ila -20 dereceye düştüğü zamanlarda, ağaçların göz ve sürgünleri; sıcaklık -25 dereceye düştüğünde ise, tüm ağaç donar. Şeftali ağaçlarının kış mevsiminde soğuklama isteği çeşitlere göre 250 ila 1.250 saat arasında değişir.

Toprak isteği: Şeftali (ve nektarin) ağaçları süzek (suyu iyi akıntılı), kumlu, killi, tınlı, milli, çakıllı, derin ve çabuk ısınan alüvyonlu toprakları sever. Yetiştiği toprağın pH’ı 6-7 arasında olmalıdır.

Sulama: Çoğu meyve ağaçlarında olduğu gibi, şeftali (ve nektarin) ağaçları da yaz mevsiminde, yağışların çok yetersiz olduğu kurak günlerde, toprağı nemli kalacak şekilde yeterince sulanmalıdır.

Gübreleme: Şeftali (ve nektarin) ağaçları çabuk büyür ve çok verimli olur. Bu nedenle iyi beslenmeleri gerekir. Ağaçlara ilkbaharda iyi yanmış çiftlik gübresi verilir. Kışın ağaç altına bakla ekilerek bakla ürünü alındıktan sonra tüm bitki, kökleriyle birlikte ağaçların altına yatırılır. Çapalanarak toprağa gömülür. Böylece yeşil gübreleme yapılmış olur. Ayrıca ağaçlara azot, fosfor ve potaslı kompoze fenni gübreler de verilir.

Budama: Şeftali (ve nektarin) ağaçları, diğer meyve ağaçlarına göre daha çok budama ister. Bunun nedeni, meyvelerinin bir yaşındaki dallarda oluşmasıdır, iyi budamayla, ağacın verimli ve uzun ömürlü oluşu sağlanır. Budama, yaz ve kış mevsimlerinde, şekil ve ürün budaması olarak bu işten anlayan kişiler tarafından uygulanır.

Meyvelerin seyreltilmesi: Şeftali (ve nektarin) ağaçları çok sık meyve tutar. Bunların hepsi ağaçta kalırsa meyve irileşmez. Bu nedenle meyve seyreltmesi, büyük bahçelerde kimyasal maddelerle, küçük bahçelerde elle yapılır. Elle seyreltmede, her dalda 15-20 cm’de bir tek meyve bırakılır.

Zararlı ve hastalıklarıyla mücadele: Şeftali (ve nektarin) ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak eksiksiz ve aksaksız mücadele yapılmalıdır.

Şalgam

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Hafif acımsı-tatlımsı kökleri sebze olarak yenilen Şalgam’ı veren bitkisi, Turpgiller’dendir. Anayurdunun Kuzey Avrupa ile Kuzey Asya olduğu sanılan şalgam, ikiyıllık otsu bir bitkidir. 50-120 cm. kadar boylanabilen ve ülkemizde de yetiştirilen bitkinin birinci yılında kökü ve toprak üstü yeşil kısımları; ikinci yılında çiçek sapı, çiçekleri ve tohumları oluşur.

Bitkinin sebze olarak değerlendirilen bölümü, şişkin kökleridir. Basık, yuvarlağımsı ya da uzun silindirik biçimlerde olan kökün sertçe etinin rengi beyaz ya da mavimtıraktır. Ama, kökün toprak yüzeyine yakın kısmı kırmızı, mor, beyaz, sarı veya yeşil renklerde olabilir. Bitkinin oval biçimli yaprakları yeşil renkli, yaprak kenarları düz ya da testere gibi dişlidir.

Şalgamın çiçek sapları 50-120 cm. kadar uzar. Erselik özellikli çiçekleri, parlak sarı ve bazen beyaz renkte olur. Tohumları lahananınkilere çok benzediğinden, satın alırken aldanmamaya dikkat edilmelidir. Şalgam, günümüzde hem insanlar hem de hayvanlar için üretilmektedir. İnsan yiyeceği olarak yetiştirilenleri yumuşak etli, hayvan yemi olanları ise sert etlidir. Şalgam, bazı çorba ve soslara katılır, yemeklerde garnitür olarak kullanılır. Bazı yörelerimizde suyu sevilerek içilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze şalgamın içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 23 kalori; 0,8 gr. protein; 4,9 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 0.9 gr. lif: 24 mgr. fosfor; 35 mgr. kalsiyum; 0,4 mgr. demir; 34 mgr. sodyum; 188 mgr. potasyum: 20 mgr. magnezyum; eser miktarda A vitamini; 0,04 mgr. B1 vitamini; 0,05 mgr. B2 vitamini; 0,3 mgr. B3 vitamini ve 22 mgr. C vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Şalgam, patates yaygınlaşana değin, büyük önem verilerek tüketilen bir sebzeydi. Günümüzde geri plana itilmiş olan şalgama, içerdiği yüksek besin değerleri nedeniyle layık olduğu önem verilmelidir. Şalgam, söz konusu besin değerlerinin yanı sıra;

o Tüm Turpgiller gibi, bedenin kansere yakalanma rizikosunu en aza indirgeyen bir besindir.

o Zengin potasyum içeriğiyle yüksek tansiyonu düşürmektedir.

o İçerdiği zengin orandaki lifi sayesinde peklik (kabızlık) çekenlere iyi gelir.

o Ayrıca şalgam, halk hekimliğinde bedene dinçlik sağlayan, mide ve siyatik ağrılarına iyi gelen bir besin olarak bilinmektedir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Şalgam bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Tohumlar, doğrudan doğruya bitkinin yetiştirileceği yere ekilir. Ekim zamanı, ilkbaharda mart-nisan; sonbaharda ağustos sonları ile eylül aylarıdır. Tohumlar ya serpme yoluyla ekilir ve sonra fidelerde seyreltme yapılır. Ya da sıralar üzerinde tohumlar, 15-25 cm. aralıkla ve 1-2 cm. derinliğe ekilir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Şalgam, ılık ve serin mevsimlerin bitkisidir. Ancak, soğuklara karşı diğer sebzelerden daha dayanıklı olduğu için, ülkemizde soğukça bölgelerde de rahatlıkla yetiştirilebilir. Bitki, sıcaktan ve kuraklıktan hiç hoşlanmaz.

Toprak isteği: Toprak bakımından pek seçici olmayan şalgam bitkisi, çok hafif ve çok ağır topraklar dışında, her tip toprakta yetiştirilebilir. Ama, bitkiden en iyi sonuç derin, geçirgen, organik madde yönünden zengin kumlu-tınlı ya da killi-tınlı topraklarda alınır. Şalgam bitkisinin toprak hazırlığı ve toprak işlemesi aynen havuçunki gibidir.

Sulama: Şalgam, suyu çok seven bir bitkidir. Yaz mevsiminde havalar sıcak ve kurak gittiği zamanlarda, düzenli olarak sulanması gerekir.

Gübreleme: Şalgam bitkisinin, iyi gelişmesi ve bitkiden yüksek ürün verimi sağlanması için iyi yanmış çiftlik gübresi ile azot ve fosfat içeren kompoze fenni gübrelere gereksinimi vardır. Şalgamın potas gereksinimi, diğer kök sebzelerinkinden daha azdır.

Hasat (Derim): Şalgam bitkisi, tohumlarının ekiminden yaklaşık 3-4 ay sonra hasat edilecek duruma gelir. Bitkinin kökleri, elle çekilerek ya da çapayla kazılarak hasat edilir.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Şalgam bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak eksiksiz, zamanında ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Soya

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Sağlığımıza yararlı nice önemli etkileri olduğu halde, ne yazıktır ülkemizde pek az tanınan ve tüketilen soya fasulyesini veren Soya bitkisi, Baklagiller’dendir. Anayurdu Çin ve Japonya olan en az 3.000 yıldır üretilen soya, biryıllık tarım bitkisidir. En çok Uzakdoğu’da, daha sonra ABD ile Brezilya’ da ve çok sınırlı miktarda ülkemizde yetiştirilmektedir.

Soya, dikine 1-1,5 m. kadar boylanabilen, çok dallı, az çok sarılıcı otsu bir bitkidir. Üç yaprakçıktan oluşan yeşil renkli, oval biçimli ve sivri uçlu yaprakları vardır. Tamamı ince tüylü olan bitkinin çiçekleri, menekşe ve sarı renklidir. Meyvesi hafif kıvrık bir badıç halindedir. Bu badıcın içinde, 2-5 tane küre biçimli, beyaz renkli ve pürtüksüz yüzeyli tohumu yer alır. Tohumların bir yanında kara bir leke bulunur.

Soyanın bu tohumundan çeşitli soya ürünleri elde edilir: Yüksek oranda doymamış yağ içerdiğinden, tohumun %20’sini oluşturan yağlar margarin yapımında kullanılır. Yağı alındıktan sonra geriye kalan küspe bol miktarda protein içerdiğinden, iyi bir hayvan yemi olur. Ayrıca soya tohumundan elde edilen undan ekmek, kurabiye, pasta, çocuk mamaları, çeşitli soslar ve hatta yapay et, süt ve peynirler yapılmaktadır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. çiğ (pişirilmemiş) soya fasulyesinin içerdiği besin değerleri şunlardır: 141 kalori: 14 gr. protein; 10,1 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 17,3 gr. yağ (bunun %84′ü doymamış yağlardır); 1.4 gr. lif: 191 mgr. fosfor; 83 mgr. kalsiyum: 3 mgr. demir: 510 mgr. potasyum; 0,9 mgr. çinko; 660 IU A vitamini; 0,31 mgr. B1 vitamini; 0,13 mgr. B2 vitamini; 1,2 mgr. B3 vitamini: 54 mcgr. folik asit: 17 mgr. C vitamini ve 1,1 mgr. E vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan çok önemli besin değerlerini yanı sıra;

o Soya kalbimizin dostudur, kalp hastalıklarıyla baş etmemize yardımcı olur: Yapılan araştırmalarda, günlük diyete soya katıldığında, birkaç hafta içinde kolesterol düzeyinin düştüğü gözlemlenmiştir. Bunun nedeni, soyanın içerdiği doymamış yağlar, linoleik asitler, omega 3 yağ asitleri ve yüksek orandaki liflerdir.

o Soya yüksek tansiyonu düşürür: Bunun nedeni, yüksek oranda potasyum, kalsiyum ve demir içermesidir.

o İçerdiği kolay çözülen ve çözülmeyen yüksek orandaki lifleriyle kabızlığı ve diğer kalınbağırsak rahatsızlıklarını geçirir.

o Soya kan şekeri düzene sokar: Bu bakımdan şeker hastaları için değerli bir besindir.

o Soya kadınlarda, menopozun oluşturduğu sıkıntıları hafifletir: Yapılan araştırmalar, günde 45 gr. soya unu ya da ezmesi yiyen menopoz dönemindeki kadınların, bu diyete başlamasından 6-12 hafta sonra ateş basması ve gece terlemelerini atlattığını göstermiştir.

Soya bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır: Soya fasulyesinin içeriğinde bulunan bazı maddeler, tümörlerin gelişmesini önleyerek göğüs, yumurtalık ve prostat kanserine yakalanma rizikosunu en aza indirgemektedir. Soya kemiklerimizin de dostudur: İçerdiği yüksek orandaki kalsiyum ve diğer maddeleriyle kemik yoğunluğunun azalması (yani, Osteopoz: Kemik erimesi) illetini önlemektedir.

o Soya değerli bir kas yapıcısıdır: içerdiği yüksek orandaki protein ve aminoasitler gibi maddeleriyle soya, sporcuların vazgeçmemesi gereken bir besin maddesidir.

Bütün bu etkilerinden yararlanılabilmesi için, Batı ülkelerinde olduğu gibi, soyanın günlük diyetimize katılarak bolca tüketilmesi en içten dileğimizdir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ VE YETİŞTİRİLMESİ

Tohumuyla çoğaltılan soya fasulyesi, soğuk ılıman bölgelerin kısa gün bitkisidir. Ancak, ülkemizde de yetiştirilmektedir. Bitki, milli ya da killi-kumlu toprakları sever. Ama, çok kumlu toprakların dışındaki her tipteki toprağa uyum gösterebilir. Soya fasulyesine en uygun toprak pH’ı 6-6,5′tur.

Soya, birinci ürün olarak ilkbaharda, nisan ortalarında ve toprak sıcaklığı 10-12 dereceye yükseldiğinde ekilir. İkinci ürünün ekim zamanı temmuz ayında olup tohumlar buğdayın hasadından sonra aynı yere ekilir. Yetiştirilmesi fasulyeye çok benzeyen soya, yukarıda belirttiğimiz gibi bir tarım bitkisidir. Bahçelerde değil, geniş tarlalarda ve büyük boyutlarda üretimi yapılır. Bu nedenle soyanın üretimi ve yetiştirilmesiyle ilgili olarak kitabımızda bu kadar bilgi vermekle yetineceğiz.

Soğan

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Yemeklerimiz ile salatalarımıza çeşni katan, sağlığımıza yararlı pek çok etkileri bulunan acı sebze soğanı veren Soğan bitkisi, Zambakgiller’dendir. Anayurdunun Güneydoğu Asya olduğu sanılmaktadır. Birçok türü olan soğan bitkilerinden sofralık soğan (A. cepa), dünyanın pek çok yeri ile Türkiye’de yetiştirilmekte, ürünü olan kuru ve yeşil soğanlar bol bol tüketilmektedir.

Soğan, 40-80 cm. kadar boylanabilen ikiyıllık otsu bir bitkidir. Birinci yılında, 40 cm’ye kadar yükselen içi boş koyu yeşil yapraklarını verir. İkinci yılında bu yapaklardan daha uzun bir sapın tepesinde beyaz ya da bazen leylak rengi küçük çiçeklerden oluşan top biçiminde bir çiçek salkımını oluşturur.

Bitkinin birinci yılının ortalarında yaprakların dip bölümü şişkinleşerek toprağın altında bir baş meydana getirmeye başlar. Bu haliyle topraktan sökülürse özellikle salatalarda kullanılan yeşil soğan denilen taze soğan ürünü elde edilir. Sökülmeyip toprakta kalan başlar, bitkinin ikinci yılında sökülüp kurutularak bu kez kuru soğan elde edilir.

Soğan, salataların yanı sıra çeşitli yemeklere, krem peynirlere ve hamburgerlere katılır, çorba ve yahni gibi sevilen yemekleri yapılır. Mutfakların vazgeçilmez bir öğesidir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. çiğ (pişirilmemiş) kuru soğanın içerdiği besin değerleri şunlardır: 38 kalori; 1,5 gr. protein; 9 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0,6 gr. lif; 56 mgr. fosfor; 27 mgr. kalsiyum; 0,5 mgr. demir; 10 mgr. sodyum; 157 mgr. potasyum: 12 mgr. magnezyum; 40 IU A vitamini; 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; 0,2 mgr. B3 vitamini: 0,l mgr. B6 vitamini: 10 mcgr. folik asit: 10 mgr. C vitamini ve 0,3 mgr. E vitamini.

Yeşil soğanın bazı besin değerleri kuru soğandan daha yüksek, bazıları da daha düşüktür. Yeşil soğanın besin değerleri şöyle sıralanabilir: 45 kalori; 10,5 gr. protein; 1 gr. karbonhidrat; yağ ve lifi eser miktarlarda; 40 mgr. kalsiyum; 5 mgr. sodyum; 231 mgr. potasyum; 20 IU A vitamini ve 25 mgr. C vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Soğan, bedenin savunma sistemini güçlendirir: Soğuk algınlığı, öksürük, bronşit ve gastrit gibi enfeksiyon hastalıklarına iyi gelen ve geleneksel olarak bu nedenle tüketilen bir besindir.

o Soğan, yağlı yemeklerin yenmesinden sonra bedende kolesterol yükselmesi ve kanın pıhtılaşması olaylarını önler: Çok fazla yağlı yemek yiyen kişilerde meydana gelen bu gibi sakıncalı durumlar, yemeklerde bol soğan bulunması halinde ortadan kalkar.

o Soğan bedende bulunan kötü kolesterolü ve yüksek tansiyonu düşürür, ama iyi kolesterol düzeyini artırır.

o Bol bol soğan yemenin, bedenin kansere yakalanması rizikosunu azalttığı savunulmaktadır.

o Son zamanlarda yapılan bazı bilimsel araştırmalara göre, soğanın kalbi güçlendirdiği ve koroner damarları genişlettiği ileri sürülmektedir.

o Soğan idrar söktürücüdür: Bu etkisiyle bedendeki toksinlerin atılmasına ve kanın temizlenmesine yardımcı olur.

o Soğan midevidir: iştahı açar ve sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca müshil etkisi de vardır.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Yetiştirilmesi kolay bir bitki olan soğan, şu dört yöntemle çoğaltılabilir:

1. Bitki, tohumları bahçe ya da tarlaya serpme veya sıraya ekme yoluyla çoğaltılabilir.

2. Soğan tohumları önceden toprağı hazırlanmış tavalara ekilir. Burada filizlenen soğan fideleri, daha sonra bahçe ya da tarlaya şaşırtılarak bitki çoğaltılmış olur.

3. İlkbaharda ekilen soğan tohumlarından oluşan ve arpacık soğanı denilen küçük soğanlar, ağustos ayı içinde toplanır. Bunlar daha sonra bahçe ya da tarladaki yerlerine sıralı olarak ekilir.

4. Baş soğanlar da toprağa ekilerek yeniden soğan bitkisi elde edilebilir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Soğan serin ılıman bölgelerin bitkisidir. Soğuklardan hoşlanmaz ama donlara dayanabilir. Fide döneminde serin, başının olgunlaştığı dönemde sıcak havaya gereksinir. Bu sıcaklıklar 7 ila 30 derecelerdir.

Toprak isteği: Soğan bitkisi, süzek (suyu iyi akıntılı), pH’ı 6-6,5 olan, kumlu, milli, killi ve organik madde yönünden zengin topraklarda yetiştirilebilir. Toprağın asiditesinin yüksek olmasından hoşlanmaz. Bu durumu düzeltmek için toprağa sönmüş kireç katılması gerekir. Soğan üretiminde en iyi sonuç, bol güneş gören gevşek yapılı ve su tutma kapasitesi yüksek topraklarda alınır. Ayrıca soğan bitkisi her yıl topraktan fazla besin kaldırdığı için üst üste aynı yere ekimi yapılmamalı, yıllık nöbetler halinde ekim yeri değiştirilmelidir.

Sulama: Çok sıcak ve kurak yaz günlerinde toprakta yeterli nemi bulundurmak için bitki sulanır.

Gübreleme: Soğan bitkisine, iyi yanmış çiftlik gübresi ile fosfatlı ve azotlu kompoze fenni gübreler verilir.

Toprak isleme ve bitki seyreltme: Çevresinde yetişen yabani otlar soğan bitkisini fena halde etkileyeceğinden, bunlarla, çapalama yapılarak mücadele edilir. Ayrıca zayıf gelişmiş soğan bitkileri de sökülerek bitki seyreltmesi uygulanır. Baş bağlaması için soğan bitkisinin çiçek sapları da kopardır.

Hasat (Derim): Yeşil soğanlar, mart-eylül ayları arasında, bitkinin yaprakları yeterli büyüklüğe ulaşınca, bitki yerinden sökülerek hasat edilir. Baş soğanların hasadı için yapraklarının dörtte üçü sararınca bitkinin boynu kesilir ve yaprakları çıkarılır. Böylece başların daha da irileşip besin toplaması sağlanır. Bu işlemden 3-4 hafta sonra, soğanlar elle ya da büyük tarlalarda patates hasat makinesiyle yerinden sökülerek hasat edilir. Daha sonra bu soğan başları çuvalların üzerine konularak kurutulur.

Zararlı ve hastalıklarıyla mücadele: Soğan bitkisine dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarıma koruma ilacı kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Sarmısak

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Sert ve keskin kokusu, acı tadıyla bazı yiyeceklerimize benzersiz bir çeşni ve lezzet katması amacıyla kullanılan Sarmısak’ı veren bitkisi, Zambakgiller’dendir. Anayurdu Asya kıtası olan sarmısak, ülkemizde bol bol yetiştirilip tüketilmektedir.

Soğanın yakın akrabası olan ve l m’ye kadar boylanabilen sarımsak, ikiyıllık otsu bir bitkidir. Birinci yılında toprak içindeki birçok ‘diş’ten oluşan ‘baş’ kısmı ile toprak üzerindeki yapraklarını; ikinci yılında soğanda olduğu gibi çiçek sapı ile bunun ucundaki çiçeklerini oluşturur. Sarımsağın soğandan farkı, çiçeklerde tohum meydana gelmemesidir. Ama, bazı durumlarda çiçekler, ebesoğanı denilen küçük başçıkları oluşturur. Bu başçıklar tohumluk olarak işe yarasalar da, uygulamada tohumluk olarak kullanılmazlar.

Sarmısak bitkisinin kın biçimindeki düz yapraklan, bitkinin toprak altında gelişen baş adlı bitki soğanından uzarlar. Baş, sayıları 5-30 arasında değişen ve yan yana birbirinin üzerine yığılarak gelişen diş adlı soğancıklardan meydana gelmiştir. Bu dişler sarmısak yetiştiriciliğinde tohumluk olarak kullanıldığı gibi, Türk mutfağında koku ve tadıyla çeşni katması için birçok yemek, meze, turşu vb’ye katılarak tüketilmektedir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. (diş) sarmısakta 90 kalori: 5,3 gr. protein; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 1.1 gr. lif; 13,3 mgr. fosfor; 38 mgr. kalsiyum; 1.4 mgr. demir: 0,2 mgr. B1 vitamini; 0.8 mgr. B2 vitamini: 0.3 mgr. B3 vitamini ile 8 mgr. C vitamini vardır. Ama, sarmısak az miktarlarda tüketildiğinden, bedenin enerji, vitamin ile mineral gereksinimlerinin pek az bir bölümünü karşılar. Ortalama 9 gr. gelen irice iki adet sarmısak dişinin bedene sağladığı yalnızca 9 kaloridir.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda belirtildiği gibi, tüketilen sarımsağın besin değeri ihmal edilecek değerde olmasına karşın, sağlığımıza yararlı etkileri çok fazladır. Şöyle ki;

o Sarmısak, bedenin bağışıklık sistemini uyarır, yani antibiyotiklere benzer etkiler yaparak bedendeki enfeksiyonlara karşı savaşır: Bu bağlamda nezle, soğuk algınlığı, uçuk; mide, bağırsak ve mantar iltihapları, arpacık gibi bakteri, virüs ve mantarların oluşturduğu enfeksiyonlar sayılabilir.

o Kandaki kolesterol düzeyini düşürür: Yapılan araştırmalar, günde iki diş sarımsak yiyen kişilerin kolesterol düzeyinde, kısa dönemde %10′luk düşüşlerin gerçekleştiğini ortaya koymuştur.

o Sarmısak, kanı sulandırır ve kan dolaşımını hızlandırır: Bu sayede sarmısak, kalp krizi ya da felç geçirmeye neden olabilecek damar tıkanıklıklarını önler.
o Yüksek tansiyonu düşürür: Araştırmalar, makul düzeyde sarmısak alımının bile bu etkiyi sağladığını göstermektedir.

o Sarmısak, kan sekerinin düzeyini düşürür: Bu sayede bazı şeker hastalarına sarmısak yemenin iyi geldiği yapılan bilimsel araştırmalarla saptanmıştır.

o Bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır. Yapılan araştırmalarda sarmısak tüketen kişilerde, özellikle mide kanserine yakalanma tehlikesinin azaldığı belirlenmiştir.

o Sarmısak kronik bronşiti önler, etkisini azaltır.

o Balgam, idrar, safra ve gaz söktürücüdür.

o İştahı açar ve sindirimi kolaylaştırır.

o Sarmısağın, afrodizyak (cinsel gücü artırıcı) etkileri bulunduğu, Doğu ve Batı kültürlerinde savunulmaktadır.

Sağlığımıza yararlı bu etkilerinden faydalanmak için, sarımsağın diyetimize katılması ve günde iki diş sarmısak yenmesi gerekir. Daha fazla tüketilmesi sarımsağın yararını artırmaz. Ayrıca sarımsağın yüksek sıcaklıklarda pişirilmesi sağlığa yararlı etkilerini azaltmaktadır. Kokusundan şikâyetçi olanlar için piyasada sarmısak kapsüllerinin satılmakta olduğunu da anımsatırız.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Sarmısak bitkisi, başını oluşturan dişlerin teker teker ayrılarak bunlardan tohumluğa elverişli olanlarının bahçemizde önceden hazırlanmış yerlerine ekilmesiyle çoğaltılır. İlkbaharda elle yapılacak ekimde, toprakta hazırlanan sıraların aralarında 8-10 cm. aralık bırakılmalı, derinlik 3-4 cm. olmalıdır.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Sarımsak, ılık iklimlerin bitkisidir. Fazla soğuk ve nemli ortamları sevmez. Ülkemizde yetiştiriciliğinin yapıldığı söz gelişi Kastamonu’nun Taşköprü ilçesi gibi yerler, sarmısak üretimi için iklim bakımından en uygun olan yörelerdir.

Toprak isteği: Sarmısak bitkisi, tınlı-kumlu bahçe topraklarını sever. Yetiştirildiği toprağın oldukça serin, geçirgen ve organik madde yönünden de zengin olmasını ister. Ağır karakterdeki killi ve ıslak topraklardan hiç hoşlanmaz. Böyle topraklarda sarımsağın başları hemen çürür. Ancak, sarmısak çok kuru topraklarda da iyi baş bağlayamaz, başları küçük ve cılız kalır.

Toprak işleme: Sarmısak dişleri ekildikten bir hafta kadar sonra çimlenir, toprak yüzüne fideler çıkmaya başlar. Bunlar 5-6 cm. kadar olunca hafif çapalamayla yabani ot mücadelesi yapılır. Bu işlemden 2-3 hafta sonra, ikinci ve 3 hafta sonra da üçüncü çapalama işlemi yapılır.

Sulama: Sarmısak bitkisi, aynen soğan gibi suyu fazla sevmez. Gereksiz sulama yapılırsa, sarımsakların başları çürür. Ancak, ikinci çapa işleminden sonra havalar çok sıcak ve kuraksa aşırıya kaçılmadan bitkinin sulanması yararlı olur. Ülkemizde sarmısak yetiştiriciliği susuz (sulama yapılmadan) yapılmaktadır.

Gübreleme: Sarmısak bitkisi, taze çiftlik gübresinden kesinlikle hoşlanmaz. İyi yanmış çiftlik gübresi ise, sarımsağın ekileceği toprağın hazırlanması aşamasında verilir. Ayrıca yapılacak toprak analizi sonuçlarına göre azot, fosfat ve potas içeren fenni kompoze gübrelerin verilmesi de yararlı olur.

Hasat (Derim): Ülkemizde genellikle ilkbaharda dişleri ekilen sarımsağın hasadı, normal koşullarda haziran sonu, temmuz ortası ve en geç ağustos başlarında yapılır. Bitkinin yapraklarının 1/3′ü ve daha iyisi 1/2’si kuruduğunda yapraklar kırılır. Bu iş için ya çıplak ayakla sarımsakların üzerinde gezinilir ya da boş bir fıçı bitkilerin üzerinde yuvarlanır. Daha sonra kırılan bu yapraklar kuruyunca, kurumuş yaprağın boyun noktaları tutulup çekilerek, elle veya bu işe uygun çapalarla bitkinin sökülmesiyle hasat gerçekleştirilir. Bu işlem sırasında kesinlikle sarmısak başları zedelenmemelidir.

Nemli havada sökülen başlarda kısa zamanda çürümeler başlayacağından, hasat, kuru ve güneşli havalarda yapılmalıdır. Daha sonra sökülen başlar güneş altında 3-4 gün süreyle kurutulmalıdır.

Semizotu

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Bahçelerde yetiştirilen kültür çeşitleri ile doğada kendiliğinden yetişen yabanileri sebze olarak yenilen mayhoş tatlı Semizotu’nu veren, Semizotugiller’in örnek bitkisidir. Anayurdu Hindistan olan semizotu, tüm dünya ile ülkemizde yaygın olarak yetişmekte ve yetiştirilmektedir.

Semizotu, en çok 30 cm. kadar boylanabilen bir ya da çokyıllık otsu bir bitkidir. Yuvarlağa yakın oval biçimli, yeşil renkli etli ve sulu yaprakları vardır. Bu yapraklar ile yine etli ve sulu olan yaprak sapları yenilir.

Bitkinin küçük çiçekleri genellikle sarı, bazen eflatun, pembe ya da kırmızı renkli olur. Erselik özellikler taşıyan çiçeklerinin döllenmesiyle olgunlaşan küçük kapsül durumundaki meyvelerinin içinde çok sayıda siyah renkli minik tohum bulunur. Kültür çeşitlerinin yaprakları daha irice ve yabanilerininki küçük olan semizotunun kıymalı ve pirinçli yemeği yapılır. Ayrıca semizotu yapraklan, çiğ olarak öylece ya da salatalara katılarak yenilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze semizotunun besin değerleri şunlardır: 32 kalori; 2 gr. protein; 3,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,4 gr. yağ; 1,4 gr. lif: 4 mgr. fosfor; 40 mgr. kalsiyum; 0,2 mgr. demir; 80 mgr. sodyum; 45 mgr. potasyum; 180 IU A vitamini; 0,04 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B2 vitamini; 0,03 mgr. B6 vitamini ve 8 mgr. C vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan besin değerlerinin yanı sıra;

o Semizotu, içerdiği yüksek oranlı lifiyle peklik (kabızlık) çekenlere iyi gelir.

o Yaşlı, hasta ve diyet yapan kişiler için çok uygun bir sebzedir.

o Semizotunun içerdiği omega 3 doymamış yağlar, balıklarınkiyle kıyaslanabilecek düzeydedir: Geleneksel olarak gut hastalığına, baş ağrısı ve bedendeki diğer ağrılara iyi geldiğine inanılmaktadır. Günümüzde yapılan bilimsel araştırmalar, semizotunun sağlığa yararlı bu etkisinin varlığını doğrulamaktadır.

Sayılan bütün bu etkileri için semizotu, diyete katılıp bolca yenilmelidir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Semizotu bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Bahçemizde derince kazılıp tırmıkla düzeltilerek hazırlanan tavalara tohumları serpme yöntemiyle biraz seyrekçe ekilir ya da 20 cm. aralıklı sıralara seyrekçe ekim yapılır. Toprak, tohumlarının derine inmemesi için ekimden sonra hafifçe karıştırılır. Ardından süzgeçli kovayla su verilir. Tohumlar 15 gün içinde çimlenir ve bitki toprakta görülmeye başlar.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Semizotu, ılık iklim bitsidir. Soğuktan ve kırağıdan korkar. Kışı ılık geçen bölgelerde, sonbahar ve ilkbahar arasında da yetiştirilebilir.

Toprak isteği: Toprak bakımından fazla seçici olmayan semizotu bitkisi, ağır karakterli ve fazla nemli topraklardan hoşlanmaz. Hafif karakterli ve organik madde yönünden zengin kumlu ya da kumlu-tınlı topraklarda bitkilerden en iyi sonuç alınır.

Toprak işleme: Semizotu bitkisinin tavasındaki yabani otlar, elle ya da hafif çapalamayla ayıklanmalıdır.

Sulama: Yaz mevsiminde, sıcak ve kurak havalarda, semizotunun düzenli olarak sulanması gerekir.

Gübreleme: İyi yanmış çiftlik gübresi ile kompost gübre, semizotu için en uygun olanlardır. Ancak, bir miktar fenni kompoze gübre ile bitkinin yaprak verimi düşükse şerbet verilerek desteklenmesi semizotuna yararlı olur.

Hasat (Derim): Semizotu tohumları yerine ekildikten 60-70 gün kadar sonra, bitkinin hasadı başlar. Batı ülkelerinde, bitkinin yaprak ve sapları kesilip hasat edilmektedir. Bizde, yakın zamanlara kadar, bitki, kökleriyle sökülüp hasat edilmekte ve piyasaya da öyle çıkarılmaktaydı. Günümüzde yalnızca saplı yapraklarının kesilerek satışa çıkarıldığına tanık olmaktayız.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Semizotu bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Portakal

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Portakal adlı meyvelerini sonbahardan ilkbahar sonuna kadar severek yediğimiz, sıkma meyve suyunu neredeyse yıl boyunca kana kana içtiğimiz Portakal meyvesini veren ağaç, Turunçgiller’dendir (Narenciyeler). Anayurdu Himalayalar’ın güneyindeki ülkelerden Çin’e kadar uzanan bölgeler olan portakal ağaçları, ülkemizde Akdeniz ve Ege bölgelerinin kıyı şeridinde bol bol yetiştirilmektedir.

10 m’ye kadar uzayan boyuyla portakal ağacı, Turunçgiller içinde en yüksek ağaç ve en uzun yaşayandır. Sağlam kök yapısı, dikine uzayan düz bir gövdesi ile düzgün bir dal yapısı vardır. Koyu yeşil renkli deri gibi sert ve dayanıklı olan yapraklarının kenarı düzdür.

İlkbaharda açan beyaz renkli mis kokulu çiçekleri incedir. Bu çiçekler olgunlaştığında, çeşitlerine göre sonbahar ortasından kış sonlarına kadar portakal meyvesini verirler. Önemli portakal çeşitlerinden Vaşington, erkenci, sulu, lezzetli ve çekirdeksizdir. Yafa, orta mevsim çeşidi olup çekirdeksiz ve üstün nitelikler taşıyan bir çeşittir.

Valensiya portakalı, geç mevsimde olgunlaşıp ağaçta uzun süre kalabilir. Az çekirdekli ve bol suludur. Bunlardan gayrı kan portakalı adlı eti ve suyu kırmızı renkli olan çeşit ile diğer yuvarlak ve küçük boylu yerli portakal çeşitleri giderek önemini yitirmekte, yalnızca sıkmalık portakal olarak değerlendirilmektedir. Portakal, taze meyve olarak bolca yenildiği gibi reçeli, marmeladı, konservesi, tatlıları ve meyve suları yapılarak da tüketilir. Kabuğundan ve suyundan çıkarılan esans, parfümericilikte kullanılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze portakalın içerdiği besin değerleri şunlardır: 49 kalori; 1,2 gr. protein; 12.2 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 0,5 gr. lif; 20 mgr. fosfor; 41 mgr. kalsiyum; 0,4 mgr. demir; l mgr. sodyum; 200 mgr. potasyum: 11 mgr. magnezyum; 200 IU A vitamini: 0,1 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; 0,04 mgr. B3 vitamini; 0,03 mgr. B6 vitamini; 5 mcgr. folik asit; 50 mgr. C vitamini ve 0,2 mgr. E vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Portakal, bazı kanser türlerine yakalanma rizikosunu en aza indirger: Portakalı bolca tüketen kişiler, yapılan bilimsel araştırma sonuçlarına göre mide ve pankreas kanserlerine yakalanma riskini en az taşıyan grubu oluşturmaktadır.

o Portakal, içerdiği yüksek orandaki C vitaminiyle bedenin hastalıklara karsı direncini artırmaktadır: Çünkü bazı virüs türleri üzerinde öldürücü etkisi vardır.

o İçerdiği pektin adlı maddeyle kötü kolesterol düzeyini düşürmektedir.

o Portakal, kılcal damarları güçlendirmekte, bu damarların oluşturduğu sistemdeki kan dolaşımını hızlandırmakta, ayrıca damar tıkanıklıklarını önlemektedir: Bu ve yukarıda sözü edilen kolesterol düşürücü etkisiyle portakal, kalbimizin dostudur.

o Ayrıca içerdiği zengin potasyumla yüksek tansiyonun düşürülmesine yardımcı olur.

Bütün bu etkileri sağlamak üzere portakalın taze meyve olarak bolca ve istendiği kadar yenmesi gerekir. Portakalın suyu, C vitamini, potasyum ve folik asit yönünden pek zenginse de bunu içmek taze meyveyi yemenin yerini tam olarak tutamaz.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Portakal ağaçları, genellikle turunç ağacı anaçlarının istenen portakal çeşitlerine aşılanmasıyla üretilmektedir. Uzun ömürlü, çokyıllık pek değerli ve üretken bir ağaç olan portakalın fidanlarının, ilk karşılaşılan üreticiden, çeşit ve niteliği belirlenmeden satın alınması yanlış bir davranış olur. Bunun yerine inanılır ve güvenilir fidan üreticilerinden, çeşidi belli ve sağlıklı fidanları almak gerekir.

Tüp içinde ilkbaharda satılan bu fidanları, hava sıcaklığı yükselip de toprak sıcaklığı 13 dereceye vardığında, bahçemizde açılacak 30-35 cm. genişlik ve derinlikte ocaklara dikmeliyiz. Ocak aralığı Vaşington çeşidi için 7 m. ve yafa ile valensiya çeşitleri için 8 m. olmalıdır.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Tüm turunçgiller gibi, portakal ağacının da önde gelen isteği, sıcak iklimli bir yerde yetiştirilmektir. Portakal ağacının yetiştirildiği yerde sıcaklığın -2 derecenin altına düşmemesi iyi olur. Çünkü -9 derecenin altına düşen sıcaklıklarda ağaç donar ve ölebilir. Dayanamadığı en yüksek sıcaklıklar ise, 45 derece ve üzeridir.

Portakal ağaçlarının gelişme sıcaklığı 12 derecede başlar, ortalama 23 derece, gelişmenin en hızlı gerçekleştiği sıcaklıktır. 37-39 derecelerde, portakal ağaçlarının gelişmesi durur. Soğuk ve sıcak esen rüzgârlar da portakal ağaçlarını kötü yönde etkiler. Yörede esen hâkim rüzgârlara karşı rüzgârkıran kurulması doğru olur. Ayrıca portakal ağaçları, bulundukları yerin havasının nem oranından da etkilenir. Düşük nem oranlı hava da portakal ağaçlarının gelişimini ve ürün verimini kötü yönde etkiler.

Toprak isteği: Tüm turunçgiller gibi, portakal ağaçları en iyi; bol humuslu, derin, süzek (suyu iyi akıntılı) kumlu-tınlı, tınlı ya da killi-tınlı topraklarda yetiştirilir, iyice derinlere inen köklerinin oksijen gereksinimi fazla olduğundan portakal ağacı kesinlikle ağır topraklarda yetiştirilmemelidir. Portakal ağacının yetiştirildiği yerde taban suyunun yüzeyden 1,5 m. aşağıda olması gerekir. Aksi takdirde toprakta drenaj işlemi yapılmalıdır. Toprağın kirecine karşı da duyarlı olan portakal ağaçları için en uygun toprak pH’ı 5,5-6 olmalıdır.

Toprak işleme: Tüm turunçgiller gibi, portakal ağaçlarının çok derine inen kökleri vardır. Ama, kök yapısının %90′ı 0-90 cm. derinlikteki yüzlek toprak tabakasındadır. Bu nedenle toprak işlemesi 10 cm. derinliğe kadar yapılmalı ve ağaçların kökleri kesinlikle parçalanmamalıdır. Bahçenin ilkbahardan başlayarak yılda dört kez 15-20 gün aralarla çapalanması yeterli olur. Yabani ot mücadelesi böyle çapalamalarla sağlandığı gibi ot öldürücü (herbisit) ilaçlarla da yapılabilir.

Sulama: Tüm turunçgiller gibi, portakal ağaçlarının da yıllık su gereksinimi toprak, iklim ve ağacın gelişmesine bağlı olarak 800-1.000 mm. arasında değişir. Sulama dönemi olan nisan ortaları ile ekim ortasındaki yedi aylık sürede, havaların çok sıcak ve kurak olduğu zamanlarda ağaçlara toplam 600-700 mm. su verilmesi gerekir.

Sulama yetersiz yapılırsa ağaç su bulabilmek için köklerini toprakta yayar. Gelişimi yavaşlar, ürün verimi ve niteliği düşer. Aşırı sulamadaysa kökler havasız kalacağından kök çürüğü hastalığı oluşur. Gene ağacın meyve verimi ve niteliği düşer. Portakal ağacının sulama zamanının gelip gelmediği en kolay şöyle anlaşılır: Ağacın yaprakları akşam saatlerinde güneş batmadan önce solgunluk gösteriyor ve gece canlanıyorsa sulama zamanı gelmiş demektir. Öğle zamanında meydana gelen geçici solgunluğa aldanmamalıdır.

Gübreleme: Tüm turunçgiller gibi, hepyeşil portakal ağaçları da topraktan çok fazla besin kaldırdığından gübreye gereksinimleri çok olur. Ağaçlara, bulunduğu ortam, yaş ve gelişmelerine uygun ve dengeli gübreleme yapmak için bütün bu faktörlerin ortak etkisini ortaya koyan yaprak ve toprak analizleri uygulanmalı, buna göre verilecek azotlu, fosfatlı ve potaslı kompoze fenni gübre miktarları saptanmalıdır. Ayrıca eksikliği duyuluyorsa ağaçlara magnezyum, demir, mangan ve çinko da verilmelidir. Portakal ağaçlarına, bu mineral gübrelerden başka 2-3 yılda bir, iyi yanmış çiftlik gübresi verilmesi de büyük yarar sağlar.

Budama: Tüm turunçgiller gibi, portakal ağaçlarına da şekil ve ürün budamaları uygulanır ve genellikle ağaçlara yuvarlak bir biçim verilir. Şekil budaması, ağaçların ürünlenmesiyle başlar. Turunçgillerden olan ağaçların budanması ustalık isteyen bir iştir. Bunun için budamanın, portakal ağaçlarını iyi tanıyan kişiler tarafından uygulanması olumlu sonuçlar verir. Ağaçlarda kurumuş, kırılmış, ezilmiş, hastalanmış, yaralanmış ve berelenmiş, yaşlanmış dallar kesilip çıkarılmalıdır. Obur dalların da ayıklanıp çıkarılması gerekir.

Hasat (Derim): Tüm turunçgiller gibi, portakal ağaçları da çeşitlerine göre sonbahardan başlayıp kış sonlarına kadar, meyveler tam olgunlaştıkça hasat edilir. Hasatta, meyveler elle tutulup sapı bükülerek koparılır ya da daha iyisi keskin bir makasla kesilir. Hasat sırasında kesinlikle dal uçları kırılmamalı; meyve toplama işi açık, kuru, güneşli ve ılık havalarda yapılmalıdır. Meyvelerin üzerinde çiy ve kırağı varsa bunların kuruması beklenmelidir.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Portakal ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, en yakın tarım kurumuna başvurularak tavsiyeleri alınıp uygun koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Pirinç

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Beslenmemizde çok önemli yeri bulunan pirinci veren tarım bitkisi Pirinç (ya da üreticinin deyişiyle çeltik), Buğdaygiller’dendir. Yirmi kadar türü bulunan ve anayurdu kesin olarak bilinmeyen, ancak dünyanın ılıman sıcak bölgelerinde çok yaygın olarak yetiştirilen çeltik bitkisinin tarımı, ülkemizde de geniş ölçüde yapılmaktadır.

50-80 cm. kadar boylanabilen bu biryıllık bitkinin her başakçığında, altı erkek organı bulunan bir çiçek açar. Döllenen çiçekle olgunlaşan taneye, pirinç ya da çeltik adı verilir. Kurutulup tüketime sunulan pirincin geniş bir kullanım alanı vardır: Çorbası, çeşitli pilavları ve sütlacı yapılarak; dolma ve diğer yemeklerle besinlere katılarak tüketilir. Çeltik bitkisinin hasattan geriye kalan sapları taze olarak hayvanlara yedirilir ya da yeşil gübre olarak kullanılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. pişirilmiş beyaz pirincin besin değerleri şunlardır: 109 kalori: 2,4 gr. protein; 24,2 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0,1 gr. lif; 28 mgr. fosfor; 10 mgr. kalsiyum; 0,2 mgr. demir; 374 mgr. sodyum; 28 mgr. potasyum; 0,02 mgr. B1 vitamini; 0,01 mgr. B2 vitamini ve 0.4 mgr. B3 vitamini.

Esmer pirinç denilen türün besin değerleri, beyazınkinden daha yüksektir ve 100 gr. pişirilmiş esmer pirincin besin değerleri şöyle sıralanabilir: 282 kalori; 3,6 gr. protein; 26.7 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 3, l gr. yağ; 1.6 gr. lif; 94 mgr. fosfor; 98 mgr. kalsiyum; l mgr. demir; 71 mgr. sodyum; 177 mgr. potasyum: 220 mgr. magnezyum; 1.4 mgr. çinko; 110 IU A vitamini; 0,3 mgr. B1 vitamini ve 0,04 mgr. B2 vitamini.

Bu değerlerin kıyaslanmasından sonra, tüketilmek üzere esmer pirincin seçilmesi çok doğal olacaktır.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Dünyadaki insanların yarısının ana yiyeceği olan pirinç, değerli bir besin oluşunun yanı sıra;

o Yüksek tansiyonu düşürür.

o Kan şekeri düzeyini sabit tutar: Şöyle ki, pirinç, ekmek ve patatese göre kan şekerini biraz daha fazla yükseltir. Ama, pirinç alımı, kanda kararlı bir şeker düzeyi ve dengeli bir enerji kaynağı sağlar. Bu enerjiyle hareketlenen şeker hastalarına yararlı olup onların kilo almalarını önler.

o Pirinç, böbrek taşı oluşumunu önler: Son zamanlarda Japonya’da yapılan araştırmalar, günde iki kez onar gram pirinç kepeği yenmesinin böbrek taşları oluşumunu engellediğini ortaya koymuştur.

o Pirinç, içerdiği maddelerle bedenin kansere yakalanması rizikosunu azaltır: Bunun için gene pirinç kepeği alımı yeterli olmaktadır.

o Pirincin lapa olarak yenilmesi, yüzyıllardır geleneksel olarak diyarenin giderilmesinde kullanılagelmektedir.

o Kilo düşmek için pirinçle yapılan diyetlerde uzun yıllar boyunca yapılan ilaç tedavisiyle iyileştirilemeyen ve sedef hastalığı yüzünden pullanan deri bölgelerinin temizlendiği gözlemlenmiştir.

o Ekmeğin içerdiği glütenden ötürü alerji çekenler için pirinç seçenek bir nişastalı besini oluşturur.

Bütün bu sağlığımızı destekleyici önemli etkilerinden ötürü özellikle esmer pirincin diyetimize katılması ve sıkça tüketilmesi uzmanlarca öğütlenmektedir.

KISACA ÇELTİK BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ VE YETİŞTİRİLMESİ

Pirinci üreten çeltik bitkisi, hemen her toprakta ve sıcak ılıman bölgelerde yetişebilir. Su geçirgenliği az ve organik madde yönünden zengin topraklarda ürün verimi artar. Çeltik tohumu hastalıksız, temiz; içinde yabancı ot tohumları ile kırmızı çeltik (kart tohum) bulunmayan nitelikte ve sertifikalı olmalıdır. İyi tohum kullanılması, ürün verimini %20-25 artırabilir.

Çeltiğin çimlenme ve fide döneminde en uygun sıcaklıklar 18-23 derecelerdir. Ekim için havaların erken ısınmasına aldanılmamalıdır. Ülkemizde genel olarak çeltik ekimi mayıs ayında, tarlalarda ikinci ürün nöbeti olarak 15 hazirana kadar yapılmaktadır. Tarlaya çeltik ekimi serpme, mibzer ya da fideleme yöntemleriyle yapılır.

Çeltik bitkisi suyu çok sever. Ekildiği tavalara devamlı su akışı yapılırsa gelişmesine büyük katkı sağlanır. Çeltik bitkisine azotlu ve fosfatlı gübreler verilir. Yabani ot mücadelesi, herbisit ilaçlarla yapılır.

Çeltik bitkisinin hasadı, çiçeklenmeden 40-50 gün kadar sonra, bitkinin sararmaya başlamasıyla yapılır. Çeltik bitkileri elle, orak kullanılarak ya da biçerdöverlerle hasat edilir.

Pırasa

  • Besinler
  • Temmuz 20th 2007
  • admin

Aslında makbul bir kış sebzesi olduğu halde yaz mevsiminde de zaman zaman pazarlarda görebildiğimiz pırasayı veren Pırasa bitkisi, Zambakgiller’dendir. Anayurdu kesin olarak bilinmeyen pırasa bitkisinin yabani örneklerine Akdeniz havzasında rastlanmaktadır, l m’ye kadar boylanabilen bu ikiyıllık otsu bitki, ülkemizde bol bol üretilip tüketilmektedir.

Pırasa bitkisi, soğanın çok yakın akrabasıdır. Ancak kökünden oluşan soğanının gömleği, çok uzayarak toprağın üzerinde 40-45 cm’lik beyaz bölümü oluşturur. Bu gömleğin üst tarafından bitkinin yeşil kısmı (yaprakları) çıkarak 40-50 cm. kadar uzar.

Tüm bölümleri keskin kokulu olan pırasanın, beyaz ve yeşil kısımlarıyla zeytinyağlı ve sadeyağlı yemekleri, yalnızca beyaz kısımlarıyla dolması, mücveri ve paça denilen özel yemeği yapılır. Pırasa, sebze çorbalarına katılır, börek içi olarak da kullanılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. çiğ (pişirilmemiş) pırasanın içerdiği besin değerleri şöyle sıralanabilir: 25 kalori; 1,8 gr. protein; 4,6 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 1.3 gr. lif: 27 mgr. fosfor; 60 mgr. kalsiyum; 2 mgr. demir; 6,4 mgr. sodyum; 278 mgr. potasyum: 12,5 mgr. magnezyum; 0,07 mgr. B1 vitamini; 0,4 mgr. B3 vitamini ve 15 mgr. C vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda görüleceği gibi, içerdiği potasyum, demir, kalsiyum mineralleri ve özellikle yüksek orandaki lifi nedeniyle önemli bir besin maddesi oluşunun yanı sıra;

o Pırasa şurubu göğsü yumuşatır ve öksürüğe iyi gelir. Güçlü bir balgam söktürücüdür: Bunun için pırasanın beyaz ve yeşil kısımları ince ince kıyılarak suda iyice kaynatılıp süzülür. Böylece elde edilen şuruptan günde 2-3 bardak içilir.

o Ayrıca pırasa idrar söktürücüdür. Sindirimi kolaylaştırır: Bu etkilerinden yararlanmak için bolca pırasa yenilmelidir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Pırasa bitkisinin tohumları, mart-mayıs aylarında, önceden hazırlanmış soğuk yastıklara sıkça ekilir. Üzerleri 1-1,5 cm. kalınlıkta gübreli toprakla örtülüp bastırılır. Süzgeçle sulanır. 10-12 gün sonra filizlenme başlar. Zayıf filizlenen fideler sökülerek seyreltme yapılır. Fideler 15-20 cm. kadar boylanıp kurşun kalem kadar kalınlaştığında, bahçe ya da tarladaki asıl yerlerine şaşırtılmaya hazır olur. Fideler, kışın iyice kazılarak düzeltilmiş ve gübrelenmiş toprağa, 15-20 cm. aralıkla dikilir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Pırasa, ılık iklimli bölgelerin bitkisidir. Serin ama çok soğuk olmayan yörelerde de yetiştirilebilir. Ancak, bitkinin iyi gelişmesi için yetiştirildiği yer bol bol güneş görmelidir.

Toprak isteği: Pırasa bitkisi, toprak isteği yönünden yakın akrabası soğan kadar seçici değildir. Çok ağır bünyeli ve su tutan topraklar dışında her türlü toprakta yetişir. Ama, toprak organik madde yönünden çok zayıfsa pırasa bitkisinden alınan ürün düşkırıcı olur. Şu halde en iyi sonuç, iyi işlenmiş, süzek (suyu iyi akıntılı) ama biraz nem tutma yeteneği bulunan tınlı topraklarda alınır.

Sulama: Pırasa bitkisi, sıcak ve kurak havalarda, toprağı yeterince nemli kalacak biçimde sulanmalıdır.

Gübreleme: Pırasa bitkisinin yetiştirileceği toprak, kışın iki kez kazılarak düzeltilir ve iyi yanmış çiftlik gübresi ya da kompoze fenni gübreyle gübrelenir. Daha sonra bitkinin gövde yapısının kalınlaşması için arada bir gübre ya da şerbet verilir. Ancak bu gübreleme işi ağustos ayı sonuna kadar sürdürülür, daha sonra bitkiye gübre verilmez.

Toprak isleme: Pırasa bitkisinin çevresinde yetişen yabani otlarla, çapalama yapılarak mücadele edilir. Bu arada bitkinin bozuk görünüşlü, sararmış ve kurumuş yaprakları kesilip çıkarılır. Bitkinin beyaz kısmının iyice aklaşması için boğaz doldurma işlemi yapılır.

Hasat (Derim): Ekiminden 30-45 hafta kadar sonra olgunlaşan pırasa bitkisi, çok kalınlaştığında lezzeti azalacağından, gövde kalınlığı 2-3 cm’ye erişince topraktan elle sökülerek hasat edilir. Hasattan önce toprağının sulanması, bitkinin sökülmesini kolaylaştırır. Pırasa hasat edilirken bitki hiçbir zaman zorlanıp koparılmamalı ve sokum işinde gerekirse küçük çapa kullanılmalıdır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Pırasa bitkisine dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.