Zona Hastalığı

  • Deri Hastalıkları
  • Temmuz 28th 2007
  • admin

Halk arasında gece yanığı olarak bilinen Zona sinir ucu iltihabıdır.

Zonaya neden olan suçiçeği hastalığı virüsüdür. Suç çiçeği çoğunlukla çocukluk döneminde geçirilen ve solunum yoluyla bulaşan bir hastalıktır. Su çiçeği iyileştikten sonra hastalığa neden olan virüs vücuttan tamamen yok olmaz ve bazı sinirlerin içine yerleşerek uyur vaziyette kalır.

Vücut direnci zayıflayınca ortaya çıkar
Uzun yıllar boyunca hiçbir sorun yaratmaz. Ancak bazı kişilerde Vücudun direncinin azaldığı durumlarda uyuyan bu virüs uyanır. Yerleştiği sinirin içinde çoğalır ve sinirin uçlarına, sinirin dağıldığı deri bölgesine gelerek ağrı ve cilt döküntüsüyle seyreden Zona hastalığını oluşturur.

Vücudun zayıf düşmsine yol açan nedenler; bazı enfeksiyonlar, yorgunluk, uykusuzluk, dengesiz beslenme, aşırı kilo kaybı, stres,alınan bazı ilaçlar, kanser gibi hastalıklar sıralanabilir. Zona çocuklar da dahil olmak üzere her yaşta görülür.

Sadece sinirin bulunduğu alanda görülür
Ancak 50 yaşın üzerinde, yaşlılarda, başka hastalığı olanlarda daha ağır seyreder. Zona ağrı ve deri döküntüsüyle seyreden bir hastalıktır. Bu iki belirti de tüm vücutta değil sadece sinirin bulunduğu alanda görülür. Zona da yüz, saçlı deri, gövde, kol ve bacaklar gibi vücudun herhangi bir bölgesinde sinirler tutulabilir.

Bununla beraber en sık tutulan bölge göğüs bölgesidir. Ağrı ve döküntü vücudun sağ ya da sol olmak üzere bir yarısında bir kuşak tarzında yerleşir. Ağrı, deri döküntüsünden önce ortaya çıkabilir. Hastalar ağrıyı yanma, zonklama, batma, bıçak saplanması, karıncalanma, uyuşma şeklinde hisseder.

Ağrı döküntününiyileşmesi ile kaybolur
Ağrının ardından deride bir kızarıklık ve üzerinde yerleşmiş su dolu kabarcıklar ortaya çıkar. 3-4 hafta içinde bunlar kurur ve kabuklanarak iyileşir. Ağrı bu dönemde devam eder ve döküntünün iyileşmesiyle kaybolur.

Ancak bazen, özellikle de yaşlı kişilerde ağrı döküntünün iyileşmesinden sonra da devam eder.
Zona tedavisinde istirahat önemlidir.

Deri döküntüsü için ıslak pansumanlar ve kurutucu merhemler yararlıdır. Vitaminler, ağrı kesiciler ve virüsün çoğalmasının durduran bazı ilaçlar da tedavide kullanılmaktadır. Ağrının inatçı olduğu vakalarda antidepresanlar, sinir blokajı gibi yöntemlerden yararlanabilir.

Yara ve İyileşmesi

  • Deri Hastalıkları
  • Temmuz 28th 2007
  • admin

Op. Dr. A. Sinan Mengi

Vücudumuzun tüm yüzeyini kaplayan derinin bütünlüğünün bozulmasına yara adı verilir. Yara iyileşmesi ise yaralanmaya karşı oluşan bir savunma mekanizmasıdır.

Yara kenarlarının cerrahi olarak veya bantlarla karşılıklı getirildiği temiz, iltihapsız bir yara minimal doku kaybı ile iyileşir ve buna birincil yara iyileşmesi denir. Yara kenarlarının karşılıklı getirilemediği,doku kaybı olan , iltihaplı yaralar ise ikincil yara iyileşmesi ile iyileşir. İkincil yara iyileşmesi ile iyileşen yaralarda iyileşme sonrası daha çok iz kalmaktadır.

Birincil yara iyileşmesi:

Temel olarak 3 basamaktan oluşur
1-Erken dönem cevabı
2-Epitel yenilenmesi
3-Cilt altı dokularının tamiri

Erken dönem cevabı 2 kısma ayrılır

Kılcal damarların cevabı: Yaralanma sonucu oluşan kanamaya ilk cevap damar büzüşmesidir 5-10 dakika sürer.Bu sırada aktive olan pıhtılaşma mekanizması,trombositler (kan pulcukları) yardımı ile pıhtı oluşur.

Damar büzüşmesini takiben damarlarda genişleme oluşur ve kılcal damarların geçirgenliği artar.Beyaz kürecikler yapışkan bir hal alır ve 30-60 dakika içinde toplar damarların çeperi bu hücrelerle kaplanır.Kırmızı küreciklerde rulo oluşturarak cevaba katılırlar.

Hücresel cevap: Yaralanmadan sonraki 4-5 ‘nci günlerde kollajen sentezlenir.Kollajen lifleri yara kenarları arasında yapıştırıcı gibi davranır.Yaranın yeni yapısını,dayanıklılığını sağlar.Kollajen sentezinin artmaya başladığı 5′nci günde yara gerçek gerilim kuvvetinin ancak %10′una sahiptir.Bu kuvvet 6 ‘ncı haftada % 60′a çıkar,maksimuma ise ancak 6 ‘ncı ayda ulaşır.

Epitel yenilenmesi: Yaralanmanın 24-36 ‘ncı saatleri arasında epitel uzantıları ince hücreler şeklinde yaranın derinliklerine ilerler.Bu hücreler canlı ve ölü kollajeni birbirinden ayırarak yara üzerindeki kabuğu yukarı ve dışa doğru iter.Derinin en üst tabakası olan epidermisin tam kat iyileşmesi sonucunda ortamda hücrelerin fazla olması nedeniyle yeni epidermis normalden daha kalın olabilir.

Cilt altı dokuların tamiri: İyileşme dokusu granüler ve pembe renklidir.Granüller yeni oluşmuş kapiller damar oluşumlarıdır ve çok kolay kanarlar.Yeni damarların çeperleri içindeki sıvı ve kırmızı küreciklerin damar dışına sızmasına izin veren bir yapıda olduğu için yeni iyileşme dokusu şiş (ödemli) yapıdadır.

Kollajen fibriller yapıda olduğundan çekme kuvvetine direnç gösterir.Yara iyileşmesinde önemli olan kollajen tipleri Tip 1-2-3′tür.Bu kollajenler tüm vücut kollajeninin % 95′ini oluşturur.İkincil yara iyileşmesi

Doku kaybı olan yaralanmalarda daha fazla hücre ve doku ölümü olacağından daha şiddetli iltihabi reaksiyon gözlenir.Şiddetli iltihabi reaksiyon sonucu iyileşme dokusunda büyük olacak ve sonuçta yara büyük ve deformite yaratan bir iz ile iyileşecektir.

Birincil ve ikincil yara iyileşmesi arasındaki en önemli fark yaranın büzüşmesi (kontraksiyonu)dir.Büzüşme kollajen liflerin kısalması ile oluşur.

Yara iyileşmesini etkileyen faktörler:

1-Lokal Faktörler
a-Yeterli kan desteği mutlak gereklidir.
b-İltihap oluştuğu zaman hem yara iyileşmesini geciktirir hem de daha büyük ve deforme bir iz oluşmasına neden olur.
c-Hareket kısıtlılığı:Yara bölgesinin erken hareketi yaraya ek bir stres getireceğinden yara dudaklarını bir araya getirmeye çalışan kollajen miktarının artması ve sonuçta büyük iyileşme dokusunun oluşmasına neden olur.
d-Yabancı cisim:İltihabi reaksiyonu ve fagositlere bağlı makrofaj sistemini aktive ederek yara iyileşmesini engeller.
.e-Radyasyon:Yara iyileşmesini geciktirir.Önceden radyasyon almış bir dokuda da yara iyileşmesi gecikir.

2-Sistemik Faktörler
a-Metabolik Faktörler:Protein eksikliği,C ,A vitamini,çinko eksikliği yara iyileşmesini geciktirir.
Şeker hastaları enfeksiyona daha yatkındır.
Kortikosteroidler yara iyileşmesini geciktirir.
b-Sitostatik ilaçlar:Kanser tedavisinde kullanılan bu ilaçlar yara iyileşmesini geciktirir.
c-Yaş:Rahimdeki fetuslar üzerinde yapılan çalışmalar fetal ciltte skar oluşmadığını göstermiştir.Bunun nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte fetal deride bulunan özel Growth Faktörünün veya yüksek miktardaki kollajenin neden olduğu tahmin edilmektedir.
9-25 yaş arası cilt sağlıklı ve iyileşme hızlı olduğu halde skarlar kırmızı,ciltten kabarık ve geniştir.
50 yaşından sonra ise yara yavaş iyileşir ancak skar dokusu daha az gelişir(Fizyolojik cevaplar yavaşlamıştır)

Yara iyileşmesinin komplikasyonları:

A- Yaranın açılması:Aşırı yara gerilimi,yara üzerine uygulanan mekanik stresler ve metabolik durumun zayıflığı (Protein,A,C vitamini eksikliği vb.)sonucu oluşur.

B- Hipertrofik skar ve keloid:Deriden kabarık bir görüntüsü olan bu skarlar travma sonrasında aşırı iyileşme dokusu yapımından kaynaklanır.Kalın kollajen lifleri içerirler.Daha çok yüz (çene) boyun,göğüs,omuzlar ve sırt ile diz ve dirseklerde oluşurlar.

Hipertrofik skarda ve keloidde yara iyileşmesinin ikinci fazında emilmesi gereken iyileşme dokusu büyümeye devam eder.Kollajen miktarı fazla değildir ancak Tip 3 kollajen miktarı fazladır.

Kollajen çapraz bağlarının yapısı bozulmuştur.Bunun nedeni genetik faktörler,lokal faktörler veya immünolojik faktörler olabilir.Hipertrofik skarlar birkaç yıl içinde deri ile aynı seviyeye gelebilirken keloidler orjinal yara boyutlarından daha büyük boyutlara ulaşır ve ömür boyu kalırlar.

C- Büzüşme: El ayası ve ayak tabanında daha çok oluşur.Yara büzüşmesini oluşturan hücrelerin aşırı çalışması sonucu oluşurlar.

D- Kanserleşme:Kural olarak yeniden epitel oluşumunun uzadığı tüm yaralar kanserleşme riski gösterir.Bu süre radyasyona bağlı skarlarda 12-24 ayda başlarken yanık yaralarında 30 yıla kadar uzar.Mekanik zedelenmeye bağlı olanlarda ise bu sürenin tahmin edilmesi çok güçtür.

Sivilce (Akne Vulgaris)

  • Deri Hastalıkları
  • Temmuz 28th 2007
  • admin

Akne Vulgaris Nedir?
Akne Vulgaris kıl - yağ bezi biriminin kronik inflamatuar hastalığıdır.

Akne Vulgaris Kimlerde Görülür?
12-25 yaş grubunun % 85’inde görülür. Ender olarak 8 yaş civarında başlayıp, 30 yaştan sonra da devam edebilir. Erkeklerde daha sıktır ve daha ağır klinik seyir görülebilir.

Akne Vulgaris Niçin Olur?
Son yıllarda üzerinde en fazla durulan nedenler arasında sebum yapımında artış, anormal folliküler keratinizasyon ve mikrobiyal kolonizasyon sayılabilir. Mikrobiyal kolonizasyondan sorumlu mikroorganizmalar propinibakterium acnes, stafilococcus epidermidis ve pitrosporum oveledir.
Akne vulgaris oluşumunda genetik faktörler de suçlanmaktadır. Hastaların çoğu aile öyküsü verirler ancak özel bir geçiş şekli saptanmamıştır.

Akne Vulgarisin Klinik Görünümü Nasıldır?
Primer yerleşim yeri yüz, sırt, göğüs ve omuzlardır. Gövdedeki lezyonlar orta hatta yoğunlaşır. Herhangi bir lezyon ağırlıklı olabilmekle birlikte genellikle bir çok lezyon biraradadır.

Non-inflamatuar lezyonlar komedonlardır. Komedonlar açık veya kapalı olabilir. Açık komedon deriden hafif kabarık, ortasında koyu renkli folliküler keratin ve lipid birikimi olan lezyondur. Kapalı komedonlar ise inflamasyonsuz beyaz renkli papüller şeklinde görülür. Özellikle kapalı komedonlar inflamatuar lezyonların prekürsorlarıdır.

İnflamatuar lezyonlar, çevresinde eritem inflamasyon bulunan küçük papüllerden püstül ve büyük nodüllere, kistlere kadar değişebilir.
Aktif lezyonlar dışında iyileşmiş lezyonlara ait skarlar da bulunabilir. Akne skarları küçük ağızlı derin deprese skarlardır. Nadiren gövdede hipertrofik skarlar olabilir.

Akne Vulgariste Laboratuvar İncelemeleri Gerekli mi?
Hiperandrojenizmden şüphelenilmiyorsa akne vulgarisli hastada laboratuar tetkik gerekli değildir. Ancak menstruasyon düzensizliği, hirsutismus, androgenetik alopesi gibi hiperandrojenizm belirtileri varsa hastaların bir dermatoloğa ve daha sonra gerekirse bir endokrinoloğa başvurmaları gerekebilir.

Akne Vulgaris Tanısı Nasıl Konulur?
Tanı genellikle kolaydır. Hastanın yaşı, lezyonların yerleşim yerleri ve komedonların varlığı ile follikülitler, rosasea, lupus miliaris disseminatus fasiei’den ayrılabilir.

Akne Vulgaris Tedavisinde Amaç Nedir?
Amaç, folliküler keratinizasyonu düzeltmek, sebase bezlerin aktivitesini, folliküler bakteriyel popülasyonu ve inflamasyonu azaltmaktır. Bu şekilde lezyonların skar bırakması ve hastada güvensizlik, değersizlik duygularının oluşması engellenir.

Akne Vulgaris Tedavisinde Neler Kullanılır?

• Temizleyici ajanlar
İşlem abartılmadığı sürece temizlik için kullanılan pH değeri 5.5 olan sabunlar follikül içindeki lipid ve bakterileri uzaklaştırabilirler, ancak komedon giderici ve tedavi edici etkileri yoktur. Tedaviye yardımcı ajanlardır.

• Topikal ajanlar
Vitamin A asiti (Tretinoin): Folliküler keratinizasyonu düzenler. Komedonların hakim olduğu aknede tercih edilir. İrritasyon yapıcı etkisi vardır. Özellikle güneşe maruz kalındığında bu etki artar. (Acnelyse krem, Retino jel).
Benzoyl peroksit: Güçlü bir antibakteriyel ajandır. Kuruluk irritasyon ve allerjik dermatite neden olabilir. (Aknefug BP losyon, Aksil krem, Benzac AC jel).
Antibiyotikler: Klindamisin ve Eritromisin p. acnes’e etkilidir. Uzun süreli kullanımda rezistans bildirilmiştir. Klindamisin % 1, eritromisin % 1-2 kullanılabilir. Eritromisin, benzoyl peroksitle kombine edildiğinde etkisi artar. (Cleocin-T losyon, Clamine-T losyon, Benzamycin jel).
Azelaik asit: Keratinizasyon ve folliküler bakteri kolonizasyonuna etkilidir. Genellikle % 20 krem şeklinde kullanılır. Yanma hissi oluşturması dışında bir yan etkisi yoktur. (Azelderm krem, Skinoren krem)
Salisilik asit: Keratolitik etkisi nedeniyle kullanılabilir, retinoik asit kadar güçlü değildir (Salsil-2 jel).

• Sistemik Ajanlar
Antibiyotikler
* Tetrasiklin, 250 mg-1 g/gün dozlarda serbest yağ asitlerini ve p. acnes’in sayısını azaltır. 1 g/gün başlangıçtan sonra 250 mg/gün ile 6 ay idame edilebilir. Dişlerde diskolorasyon ve iskelet sistemini baskılayıcı etkileri nedeniyle 8 yaş altında kullanılmamalıdır. (Devasiklin, Tetra, Tetramin 250 mg-cap, Tetralet 500 mg-cap).
* Doksisiklin (Doksin, Monodoks, Tetradoks 100 mg-cap) ve minosiklin (Türkiye’de preparatı yok) en az tetrasiklin kadar etkilidir. Ancak fotosensitivite nedeniyle yaz aylarında kullanımı sınırlıdır.
* Trimetoprim-Sulfametoksazol kombinasyonu hematolojik yan etkileri nedeniyle ancak diğer antibiyotiklere cevap vermeyen hastalarda kullanılabilen bir seçenektir. (Bactrim, Bakton, Baktrisid DS, Bibakrim, Cotrirer Kemoprim, Metoprim, Mikrosid, Septrin, Trifen, Trimoks).

Hormonlar:
Mutlaka Dermatolog veya endokrinolog tarafından kullanılmalıdırlar.
* Antiandrojenler: Siproteron asetat ve etinil östradiol kombinasyonu bir oral kontraseptiftir. Sebum salgısını ve komedon oluşumunu azaltır. (Diane-35).
* Östrojenler, glukokortikoidler ve gonadotropin salgılatıcı hormon (GnRH) kullanılabilen diğer seçeneklerdir.

İsotretinoin:
Dermatologlar tarafından kullanılmalı ve hastalar izlenmelidir.
Şiddetli ve tedaviye dirençli aknede çok etkilidir. Sebum üretimini azaltır, keratinizasyonu düzeltir, p. acnes’i azaltır ve antienflamatuar etkisi vardır. 1-2 mg/kg/gün dozda 18-20 hafta kullanılır. Teratojenik potansiyeli nedeniyle tedavi boyunca ve tedaviden sonraki bir ay içinde hamile kalınmamalıdır. Deri kuruluğu, keilit, konjunktivit, hipertrigliseridemi, epistaksis ve saç dökülmesi yapabilir. (Ro-accutan).

Hangi Tip Aknede Hangi Ajanlar Kullanılmalıdır?
Hafif aknede daha çok topikal ajanların kullanılması yeterlidir. Orta derecede aknede ise topikal ajanlara bir sistemik antibiyotik eklenmesi uygun olabilir. ?iddetli aknede isotretinoin kullanılmalıdır.

Akne Vulgarisin Prognozu Nasıldır?
Olguların çoğu 20’li yaşların başında düzelir. Ancak ender de olsa 30’lu ve 40’lı yaşlara kadar uzayabilir.

Psoriazis (Sedef hastalığı)

  • Deri Hastalıkları
  • Temmuz 28th 2007
  • admin

Psoriazis epidermisin asiri proliferasyonu ile karakterize kronik “papuloskuamoz” hastaliktir. Vakalarin cogunun kendine has bir klinik gorunumu vardir fakat bircok atipik tablo görülebilir.

Plaklar oluşturulur
Bu lezyonlarin ortak noktasi ortası gümüşi bir pullanma gösteren küçük eritemli papuller seklindeki uniter lezyonlaridir. Bu papuller, plaklar olusturacak sekilde birlesirler.

Gümüşi pullanmalar parakeratotik stratum korneum icinde notrofiller icerir. Notrofiller Zumbuch’un akut pustuler psoriazisinde deride pustul, hatta “pu gölcükleri” olusturacak kadar yogun olabilir.

Tırnaklar etkilenebilir
Psoriazis vulgaris’ in pullanan plaklari diz ve dirsekler gibi travma ve surtunmeye acik bolgelerde daha sıktır fakat saçlı deriyi veya diğer bölgeleri de tutabilirler. El, ayak ve tırnaklar etkilenebilir.

Bu hastalarin hayati tehdit edici ya da von Zumbusch formundaki gibi tum vucutta pustuller, ates, elektrolit bozukluklari ve periferik notropeniyle seyreden eritroderma oluşturmayan kronik ve oldukca stabil bir psoriazis formu vardir. Tedavi edilmeyen ağır hastalarda hipoalbuminemi, elektrolit kaybı ve sepsisten olum oluşabilir.

Inverse psoriazis’ te plaklar baslica intertriginoz bolgeleri tutarlar. Hallopeau’nun acrodermatitis continua’ sında psoriazis el ve ayaklara sinirlidir. Gebelikte alevlenen psoriazis yanlislikla “kaçınılması gereken bir terim olan” “impetigo herpetiformis” seklinde isimlendirilir.

Streptokok enfeksiyonlarindan sonra hastalikta alevlenme olabilir. Bir bolgeye uygulanan travma burada lezyon olusumuna sebep olabilir (Koebner isareti). Gümüşi pulların kazınmasi toplu iğne ucu seklinde kanama noktalarinin belirmesine yol açabilir (Auspitz isareti). Andrew’nun pustuler bakterid’ i avuç içi ve ayak tabanlarina lokalize pustuler bir dermatit seklidir.

Bu lezyonun pustuler psoriazis ile tartismali bir iliskisi bulunur ve sistemik antibiyotik tedavisine cevap verisiyle ayirdedilir.

Pataloji
Tam olarak gelismis psoriazis plaklarının histopatolojik ozellikleri ayırdettiricidir. Ancak erken formlar ve kısmen tedavi edilen vakalarin taninmasi zor olabilir.

Tam gelişmiş plaklarda yuzeydeki pullanma diffuz olarak parakeratotiktir ve fokal notrofil kumelenmeleri (Munro apseleri) ihtiva eder.

Bu pullanmanin altindaki epidermis granuler tabakasini kaybeder ve rete ridgelerdeki uzamayla hiperplaziye uğrar. Rete ridgeler genellikle oldukca uniform sekil ve büyüklük gösterirler.

Stratum spinozumun ust tabakalari ve stratum granulozumdaki keratinositler arasinda notrofillerin birikimiyle intraepidermal pustuller (Kogoj’un spongiotik pustulu) olusur.

Genel olarak keratinositler RNA iceriginin artisi nedeniyle oldukca bazofilik sitoplazmali gorunurler. Mitozlar coktur ve bazal tabakanin uzerine dogru da cikarlar.

Çekirdekler buyuk, çekirdekcikler belirgindir fakat gercek anlamda nukleer atipi bulunmaz. Papiller dermis ozellikle dermal papilla uclarinda odemlidir.

Kan damarlari genis ve kivrintilidir, duvarlari incelmistir ve cok kucuk segmentler halinde epidermis bazal membranina temas ederler.

Bu damarlar etrafinda ve papiller dermiste az miktarda notrofil bulunabilir. Eozinofiller ve plazma hücreleri yoktur veya çok nadirdir. Genellikle yuzeyel vaskuler pleksus cevresinde orta derecede yoğun bir lenfsitik infiltrat bulunur.

Nasır

  • Deri Hastalıkları
  • Temmuz 28th 2007
  • admin

Nasır oluşumunu engellemek için banyodan sonra ayaklar kremlenmeli. Yumuşak derili ve geniş tabanlı ayakkabılar seçilmeli. Pedikür yaptırarak nasırlar temizletilmeli. Ayaklar köpüklü sıcak ya da ılık tuzlu suda dinlendirilmeli. Ojeyle tırnaklar renklendirilmeli. Ayaklar yüksekçe bir yere koyularak dinlendirilmeli, ılık ve kuru tutulmaya özen gösterilmeli. Ayak tırnakları düzenli olarak kesilmeli.

Cüzzam

  • Deri Hastalıkları
  • Temmuz 28th 2007
  • admin

Bir zamanlar toplum dışına itilen kurbanlarıyla korkunç bir hastalık sayılan cüzam, artık tedavi edilebilmektedir. Hastalığa eskiden bütün ülkelerde rastlanılırdı. Günümüzde ise yalnız nemli, tropikal ve yarı tropikal bölgelerde görülmektedir. Yeterli besin almayanlar ya da açlık çekenler ise özellikle tehlikede sayılır. Dünyada, 2 - 10 milyon arasında cüzamlı bulunduğu sanılmaktadır. Her yıl, yaklaşık 200.000 yeni vakaya rastlanılmaktadır.

Belirtiler

Cüzam iki biçimde ortaya çıkar ve her ikisinde de belirtiler, iki ya da üç yıl süren uzun bir kuluçka döneminden sonra görülür. Tüberküloit cüzam denen türünde dirseğin arkasındaki ulna siniri kalınlaşır ve iltihaplanır; bedende çay lekesine benzer lekeler oluşur. Duyum yokluğu nedeniyle farkına varılmayan küçük zedelenmeler ve enfeksiyon daha büyük hasarlara yol açar.

“Lepromatöz cüzam” adı verilen öteki türünde ise ilk belirtiler, altındaki iltihap nedeniyle kalınlaşan, kabaran, buruşan, uyuşmuş bölgelerdir. En ağır biçimlerinde bütün deri etkilenir; daha az şiddetli vakalar ise, daha çok yüz ve kulakları etkiler. Yüz, “aslan yüzü” görünümü alır. Kulaklarda, burunda ve yanaklarda yumuşak derialtı oluşumları gelişir ve genellikle başka bakterilerin bulaşmasıyla, kangrene dönüşen yaralar açılır. Ayrıca çevresel sinirler hasar görür; geniş yama biçimli duyarsız bölgeler ve felçler ortaya çıkar. Bazen bu durum, bütün kolu ya da bacağı etkiler.

Nedenler

Cüzamın nedeni, “mycobacterium leprae” adlı bakteridir. Bakteri, deri ve sinirleri etkileyerek duyum yitimine, ağır vakalarda ise biçim bozukluğuna yol açar. Hastalığa neden olan bakteri, bir kişiden ötekine deri temasıyla ve - büyük bir olasılıkla - burundan çıkan damlacıklarla geçer. Böceklerle, sterilize edilmemiş dövme iğneleriyle, derialtına yapılan şırıngalarla da bulaştığı bilinmektedir. Bulaşıcı bir hastalık olmasına karşılık, uzun süre yakın temas söz konusu değilse cüzama yakalanma olasılığı azdır. Bu yüzden cüzam, çoğunlukla aile içinde etkili olur.

Tüberküloit cüzam hastalığın daha hafif bir biçimidir. Genellikle etkilenenler, kulak arkasındaki yüz sinirleri ve elin bir bölümüne ait ulna siniridir. Yavaşça beliren bir uyuşukluk ve çevresel sinirlerde (omurilikten başlayıp beden yüzeyine yayılan sinirler) duyum yitimiyle ortaya çıkar. Dirseğin arkasındaki ulna siniri kalınlaşır ve iltihaplanır; bedende çay lekesine benzer lekeler oluşur. Duyum yokluğu nedeniyle farkına varılmayan küçük zedelenmeler ve enfeksiyon daha büyük hasarlara yol açar.

“Lepromatöz cüzam” adı verilen öteki türünde ise bakterinin neden olduğu zarar, çok daha ağır ve yaygındır. Cüzam, tedavi edilmezse ilerler. Duyarsız bölgeler kolayca zarar görür; zedelenmeler fark edilmez, iltihaplanır, bazen kangren olur ve böylece el ve ayak parmakları yitirilir.

Sinirlerin iltihaplanması, çevresel kas gruplarının felcine yol açarak, bilek ya da ayakta felç yapar. Tedavi edilmeyen hastaların en az yüzde 25′inde yüz biçiminin bozulması ya da ciddi sakatlığa varan biçim bozuklukları görülür.

Toplumdan yalıtılma korkusu, hastaların tedavi için zamanında başvurmasına ve cüzamın çevreye yayılmasına yol açar. Ancak tedavi görmekte olanların genellikle hastalığı bulaştırmadıklarından, yalıtılmaları gereksizdir.

Tedavi

Tanıda “lepromin testi” olarak bilinen deri testinden yararlanılır. Böylece hastanın direnci ölçülür. Direnç yüksekse, tüberküloit cüzamın hafif vakalarında olduğu gibi, bazen kendi kendine ya da birkaç aylık ilaç tedavisiyle geçer. Direnç düşükse, ilaç tedavisi yayılmayı sınırlar, ama yineleme eğilimi olduğu için ömür boyu ilaç almak gerekebilir.

Tedavi edilmeyen cüzam genellikle yaşamı kısaltmaz; yavaş ilerlediği için zamanla artan sakatlıklara ve biçim bozukluklarına neden olur. Bununla birlikte, modern tedaviyle ve erken tanıyla bu üzücü sonuçların önlenebildiğini unutmamak gerekir.

Tedavi, bir sülfür bileşiği olan dapson (DDS) ile yapılır. Dapson haftada iki kez ağızdan alınır. Bu tedavi yıllarca, bazen de ömür boyu sürer. Hasta, dapsonun yan etkilerine dayanamazsa, sülfakson ve rifampisin gibi başka bileşikler alabilir. Genellikle hastalarda ilaca tepki olarak karaciğer iltihabı ya da kansızlık oluştuğundan, bu ilaçlarla birlikte vitamin ve demir hapları verilir.

Zarar görmüş sinirlere yeniden duyarlılık kazandırmak olanaklı olmasa da, etkilenmiş kaslar fizik tedavi ile sağlığa kavuşturulabilir. Kangrenli bölgeler ameliyatla alınır; yüzün ciddi olarak etkilenmiş bölümlerine

Çatlaklar

  • Deri Hastalıkları
  • Temmuz 28th 2007
  • admin

Cildin fazla kuruması, ayakların soğuk suyla yıkanması ve taşların üzerinde yalın ayak gezilmesiyle oluşur.


Çatlaklardan korunmak için banyo sonrası Ponza taşıyla veya ayak törpüsüyle ayaklardaki ölü deri temizlenmeli. Çatlaklar, derinleşip kalıcı olmam

Deride kabarcık ve kesecikler

  • Deri Hastalıkları
  • Temmuz 18th 2007
  • admin

Bazı deri hastalıklarında kesecikler oluşur. Kesecik epiderimiste içi renksiz sıvı ile dolu olan ufak bir boşluktur.Örneğin viritük bir hastalık olan herpes simplekste öncelikle dudaklarda, bazen cinsel organlarda bir gurup ufak kabarcıklar görülür. Bir iki hafta sonra deri kabarcıkları kabuk bağlar ve kendiliğinden dökülür. Bazı insanlarda bu durum, güneşte fazla kalındığında veya ateşli bir hastalık geçirildiğinde görürülür. Bu durumda bunlara ateş kabarcıkları denilir.

Zona hastalığına da virüsler neden olur. Kabarcık kesecikten büyük olup, renksiz bir sıvı ile doludur. Kan kabarcığında ise kan bulunur. Kabarcıklar çoğunlukla ayakkabı vurmasından sürtünme nedeni ile oluşur. Yanık kabarcığı ikinci derecede yanığın belirtisidir.

Populerlik: 52%

Deri nedir?

  • Deri Hastalıkları
  • Temmuz 2nd 2007
  • admin

Vücudumuzun en büyük organı olan deri; dokunma organıdır. Kişi dokunmayla; basınç, sıcak, soğuk ve acıyı algılar.Dokunmayla eş seçer. Altderide bulunan sinir uçlarına bağlı duyu cisimciklerinin kimi dokunmayı, kimi basıncı, kimi sıcağı, kimi soğuğu, kimi acıyı alır.
Geniş yüzeyi ve büyük duyarlığıyla deri vücudumuzun dış etkilerden korunmasını sağlar. Bu nedenle derinin bakımı ve korunması insanlar için büyük önem taşır.Onu koruyabilmek için biraz daha yakından tanıyalım.
Dokunma duyusu organı olan deri vücudun üstünü kaplar. Derinin üstünde kıllar ve gözenek adı verilen çok küçük delikler bulunur.

Derimiz,bedenimizin doğal deliklerinin içinde (solunum ,sindirim,cinsel organ girişlerinde) özelleşmiş nemli yapısıyla mukoza adını alır.

Derimiz esas olarak 3 bölümden oluşur.
-Epidermis
-Dermis
-Subkutan doku

Epidermis:
En üst tabakadır.Üst ve alt olarak bunun da kendi içinde 2 ye ayrıldığını söyleyebiliriz.Kalınlığı, 1 mm nin onda biri kadardır.Derinin koruyucu fonksiyonunda önemli rol oynar.Dış ortamla direkt ilişkilidir.Protein yapıda olan keratin maddesi bu tabakada sentezlenir ve deriye dayanıklılık verir. Derimize rengini veren melanin sentezi de epidermisin malpigi denen canlı kısmında gerçekleşir.Yapısında keratin bulunan saç ve tırnaklar gibi epidermisin üst kısmı da cansızdır.Dış etkenlerin etkisiyle ölü hücreler aşınıp döküldükçe alttan yeri doldurulur.Eğer epidermisin üstü canlı hücrelerle kaplı olsaydı çok acı çekerdik.Keselenmek denilen türk geleneği esnasında bu cansız bölümdeki ölü hücreler temizlenir.

Dermis:
Epidermisin altında bulunur.Bu tabakanın temel maddesi yine bir protein olan kollajendir.Deriye dayanıklılık kazandırır.Dermis esnek ve direçlidir.Dermis, ter ve yağ bezleri, kıl kökleri, sinir uçları, deriyi besleyen kılcal kan damarlarını içerir..

Supkutan:
Altderinin altında derialtı dokusu denilen yağlı bir tabaka yer alır. Bu tabaka derinin kaslar ve kemikler üstünde kalmasını sağlar.

Kıllar:
Kıl’ın gövdesi cansız, fakat kökü canlıdır. Kıl günde ortalama 0,2 mm kadar uzar. Kan dolaşımı arttıkça kılın büyümesi de hızlanır. Kötü beslenme ve kötü kan dolaşımı kılların dökülmesine yol açar. Bazı hastalıklar da kılların dökülmesine sebep olur (kellik, saçkıran vb.) Her kılın dibinde bir irkilme kası vardır. Soğuk ve korku gibi etkiler bu kasın kasılmasına ve kılın dikleşmesine sebep olur. Kılların dibinde bulunan salkım biçimindeki bir yağ bezi durmadan yağlı bir sıvı salgılar. Bu yağ deriyi ve kılları yağlayarak sudan korur.

Kılların ağarması:
Kılların beyazlaşması ise kıl soğanındaki boya maddelerini akyuvarların yok etmesinden ve mikroskopik hava kabarcıklarının kıla yerleşmesinden ileri gelir.

Derinin görevleri:
Derinin kalınlığı,vücüt bölgelerine göre 1,5 - 4 mm. arasında değişiklik gösterir.Yüzölçümü erkeklerde1,80 m2 kadınlarda ise 1,60 m2 kadardır.

-Dokusu çok sağlam olduğu için asalakların, mikropların zehirlerin girmesine izin vermez.
-Esnek ve sağlam yapısıyla fiziksel travmalara karşı koyar.

-İçindeki çok sayıda sinirlerle ve üstündeki hareketli kıllarla, üç çeşit dokunma duyusu (şekil, basınç, ısı) verir.

-Deri salgılarının da koruyucu bir rolü vardır.Yağ maddesi; Keratin ihtiva eden tabakaları (deri yüzeyi,saç ve tırnaklar) yumuşak tutar.

-Terleme yoluyla, organizma artıklarının bir kısmını (kreatinin,üre,amonyak) atarak detoksifikasyonu sağlar

-Gene terleme ve buharlaşma yoluyla vücut ısısını ayarlar.

Derimiz yani cildimiz; bedenimizin aynası gibidir.İç organlarda ki bir sorun kendini ilk cilt belirtileriyle gösterebilir.Hem dış ortam ile organizma arasındaki ilişkiyi hem de bir takım ruhsal tepkilerimizi yansıtır.Ona iyi bakmak hepimizin görevidir.

Egzama (atopik dermatit)

  • Deri Hastalıkları
  • Temmuz 2nd 2007
  • admin

Atopi; deri, burun veya akciğerin aşırı inflamasyona eğilim gösterdiği yani saman nezlesi,astım,deri hassasiyeti olması durumunu (alerjik bünye) anlatmak için kullanılan bir sözcüktür. Atopi ailesel geçişlidir. Atopik Dermatit yani egzema, bir tür alerjik deri iltihabıdır. Alerjik kontakt dermatit, seboroik dermatit ve numuler dermatitte egzama grubu içinde yer alırlar.
Her yaşta rastlanan bir hastalık olmasına karşın,daha çok bebeklikten gençliğe kadar olan yaş diliminde görülür. Annesinde alerjik hastalık olan yeni doğanda %27 oranında görülür.
En sık görülme yaşı 1 yaştır. 2 yaşından sonra genellikle kaybolur. Kaybolmayanlar genellikle 25 yaşına kadar iyileşir.Ama % 50 sinde ömür boyu ilk dönemlerdeki kadar ağır olmamakla beraber devam eder.
Ayrıca meslek egzemaları olarak sınıflandırılabilecek erişkin egzamaları da vardır.Sürekli bir kimyasala maruz kalma buna neden olabilmektedir.Tedavinin başlıca şartı meslek değiştirmektir

Belirtileri:
Başlangıç evresinde;
-Kaşıntı
-Gerginlik
-Deridekızarıklık.
-Sulanma( Genellikle eğer buradaki duruma kaşıma yüzünden bekteriyel ya da viral bir enfeksiyonda eklenirse görülür.)
Daha sonra ise; Daha az kızarıklık eşliğinde ve daha kuru bir iltihaplanmadır.Deri pullu ,kahverengimsi bir hal alır.
Bu değişiklikler, derinin yüzeysel katmanlarındaki bir iltihap sürecine veya bazı dışsal etkenlere bağlı olarak ortaya çıkar.Dışsal etkenlerin etkisinde kalan bölgenin uzağında da egzama oluşabilir örneğin eller bir kimyasal maddeden etkilendiğinde, egzama bacaklarda oluşabilir.

Yeni doğandaenellikle yüzde ve kulak arkasındaki pililerde, dirseklerde, dizlerin arkasında ve popolarında görülür. Yüzde özellikle göz kapaklarının birleştiği çizgilerde görülür.

Çocuklardaol ve bacakların dış yüzünde görülür. Çocuk ve ergenlerde, deri belirtilerinin olmadığı alana sert bir cisimle basıldığında beyaz dermografizm denilen beyaz renkli bir kabarıklık oluşur. Bu şüpheli durumlarda doktorlar tarafından atopik dermatit tanısı koymak için uygulanan bir yöntemdir. Daha yararlı bir test ise kanda IgE antikorlarına bakmak ve alerji deri testi yapmaktır. Deri testi gıdalar, ev tozu akarları, hayvan tüyleri, polenlerle yapılır.Hastalık bazen tipik olmayan bir şekilde avuç içleri el ve parmak sırtlarında veya ayakların üzerinde de görülebilir.

Nedenlerietabolik işlevlerdeki aksaklıklar,bazı maddelere karşı duyarlılıklar egzamaya neden olabilir.(örneğin süt).Bu madde alerji testi ile belirlenebilir Ara sıra toz ve toz tutan objeler ( yün yastıklar, yataklar, halılar, bazı oyuncaklar ve yün ve sentetik kıyafetler ) hastalığın kötüleşmesine neden olabilir…

Tedavi ve öneriler:
-Eğer hastanın bir gıdaya duyarlılığı saptandı ise bu gıda mutlaka diyetinden çıkarılmalıdır.
-Eğer sorumlu olan, çevresel bir faktörse onlardan da kaçınmak gerekir.
-Ilık su banyosu ve kokusuz sabunlar kaşıntıyı azaltır. Bir havlu ile sürtmeksizin hafifçe kurulanır ve hemen nemlendirici krem sürülür
-Antihistaminikler derideki kaşıntıyı önlemektedir. 12 yaşın altındaki çocuklarda uyku hali yapmayan ve uzun etkili antihistaminikler kullanılmalıdır.
-Tırnaklar kısa kesilmelidir.
-Yumuşak ve pamuklu giysilerin kullanılması uygundur.
-Deterjanlar hafif ve parfümsüz olmalıdır.
-Şiddetli belirtiler için kortizonlu kremler kullanılabilir.
-Fakat bu kremler kesinlikle yüzdeki belirtilere uygulanmamalıdır.
-Eğer belirtilerde sulanma olursa hasta mutlaka doktoruna başvurmalı ve gerekli olan antibiyotikleri kullanmalıdır.
-Her hastalıkta önemli olan moral destek,deri hastalıkları söz konusu olduğunda daha da önem kazanmaktadır.Morali yüksek tutmak tedaviden daha iyi sonuç almayı kolaylaştıran bir faktördür.
-Son yıllarda bu hastalığa karşı bazı özel tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Topikal immunmodilatör adını verilen bu ilaçlar orta şiddetteki egzemalarda kullanılmaya başlanmıştır. Yeni keşfedilen bu ilaçlar kortizon içermez. Yapılan son çalışmalarda, bu ilaçların egzeması olan hastalarda iyileşme sağladığı ve de kortizonlu ilaçlar gibi yan etki oluşturmadığı saptanmıştır.
-Atopik dermatit oldukça yaygın bir hastalıktır. Uygun yapılan bir tedavi ile hastaların büyük bölümünde hastalık kontrol altına alınabilir.