Zarlarin Erken Açilmasi

  • Gebelik
  • Temmuz 4th 2007
  • admin

Normalde gebelik ürünü bir zar tabakasi tarafindan kaplanalan bir kese içinde bulunur. Bu keseye amniyon kesesi, çevreleyen zara amniyon zari, içindeki siviya da amniyon mayii adi verilir. Amniyok kesesinin ve sivisinin saglikli bir gebelik ve bebek gelisimi için büyük önemi vardir. Bu kese gelisen bebegi dis etkenlere karsi korur, içerdigi sivi bebegin rahat hareket etmesine olanak sagladigindan kas gelisimine yardimci olur, bebegin sabit sicaklikta bulunmasini saglar, travmalara karsi yumusak bir yastik görevi görür. Dogum sancilarinin baslamasindan sonra rahim agzi tam açik olugunda yani 10 cm. açildiginda amniyon kesesi patlar ve dogum gerçeklesir. Kesenin dogum sancilari baslamadan önce açilmasina erken membran rüptürü (EMR) adi verilir. Halk arasinda “sulari geldi” deyimi bu olayi anlatmak için kullanilir. Kesenin sancilar basladiklatn sonra, ancak rahim açikligi 10 cm olmadan önce açilmasina ise vakitsiz membran rüptürü adi verilir.Bu durum klinik olarak bir öneme sahip degildir.

Tüm gebeliklerin yaklasik %10′unda görülen bu durumun nedeni bazi hallerde saptanamaz. En sik suçlanan nedenler enfeksiyonlardir. Özellikle idrar yolu enfeksiyonu ve vajinal enfeksiyonlar buna neden olabilir. Ayrica rahim hacminin asiri arttigi polihidramniyos, çogul gebelik gibi durumlarda ya da rahime ait sekil bozukluklarinda da görülebilir.Annenin beslenme bozuklugu, düsük sosyoekonomik düzey, karina gelen direk travmalar, cinsel iliski gibi faktörler de EMR’nin muhtemel sebepleri arasindadir.

Anne adaylari genelde zarlarin yirtildigini aniden sivi bosalmasi seklinde fark ederler, bazi durumlarda zar rahimin üst kisimlarindan yirtildiginda az miktarda idrar kaçirir tarzda hafif akintilar olabilir. Bu tür sikayetler ile gelen gebelerde yapilan vajinal muayenede rahim agzindan sivi kaçaginin görülmesi ile tani konur. Az miktarda akinti varsa emin olmak için gelen sivini asitlik derecesine bakilarak teshise gidilir. Ayrica ultrasonografide amniyon sivisinin azalmis olmasi taniya yardimcidir.

Vakalarin %60-80 inde sular geldikten sonra 24 saat içinde dogum sancilari baslar. Bu nedenle EMR erken dogum tehdidinin önemli bir sebebidir.Bu mekanizmaya göre normal dogum olarak takip edilen gebelerde bazi hallerde doktor dogumu hizlandirmak için amniyon kesesini suni olarak açabilir.Zarlar açildiginda dis dünya ile temas saglayan gebelik ürünü enfeksiyonlara açik hale gelir.Bu durum anne ve bebegin hayatini tehlikeye atabilecek sonuçlar dogurabilir. Yine bu hastalar abruptio plasenta açisindan risk altindadir. Bebek açisindan bakildiginda ise kordon vajinadan disari sarkabilir. Bu oldukça tehlikeli ve acil sezaryen geerktiren bir durumdur. Küçük gebeliklerde eger bebekte bir durus bozuklugu var ise bebegin kolu disari sarkabilir.

Sularinin gelmesi yakinmasi ile müracaat eden bir gebede ilk planda hasta degerlendirilir ve tani kesinlestirilir. Eger sular tamamen bosalmis ise ve gebelik yasi müsait ise 24 saat kadar beklenebilir. 34-36 haftadan küçük gebeliklerde bebegin akciger olgunlasmasini hizlandiracak tedaviler uygulanir. 24 saat içinde sancilar baslamaz ise antibiyotik tedavisine baslanir ve dogumun baslatilmasi maksadi ile suni sanci verilir. Yukaridan ve küçük bir alandan yirtik ve sivi kaybi varsa uygun önlemler ile hastane sartlarinda akinti kesilene kadar beklenir. Bu zaman zarfinda bünye meydane gelen bu açikligi onarir ve amniyon mayii sürekli yapilan bir madde oldugundan eksik kisa sürede telafi edilir. Tedavide en önemli unsur antibiyotik ile enfeksiyonun önlenmesidir.

Gebelikte beslenme

  • Gebelik
  • Temmuz 4th 2007
  • admin

Gebelikte beslenme

Tüm yaşamımız boyunca olduğu gibi gebelikte de beslenmenin ana ilkesi “dengeli beslenme” dır. Bebek için yararlı ya da zararlı olabilecek, “yenmesi gerekenler ve gerekmeyenler listesi” oluşturmak işe yarar ve yararlı değildir. Akılda tutulması gereken, bebeğin gereksinimlerinin çok da fazla olmadığıdır. Örneğin, anne adayının gebelik öncesi döneme göre enerji (günlük kalori) ihtiyacı çok fazla artmaz. Çevrenin gebeye gereğinden fazla yemesi için iyi niyetle baskı yapması, doğru olmayan ve sakıncaları olabilecek bir tutumdur. Öte yandan gebelikte kilo almamak amacıyla özel bir diyet de uygulanmamalıdır. Gebe kalmadan önce alınan gıdaya ek olarak her gün fazladan 1 tabak etli yemek (kuru baklagil de olabilir) ya da 2 yumurta, ayrıca 1 bardak süt, 1 dilim ekmek ve 1–2 tane meyve (elma, armut, muz, portakal gibi) yenilmesi yeterli olacaktır.

Kansızlık nedir? Kansızlığın olmaması için neler yapmalıdır?

Gebelikte pek çok sebeple kansızlık görülebilir. Bunlardan en sık görüleni yetersiz beslenme sonucu oluşan demir eksikliğine bağlı kansızlıktır. Gebelikte gerek annenin gerekse bebeğin artan gereksinimi nedeni ile içinde demir bulunan hapların (kan hapı) kullanılması önerilir.

Kan hapları gebeliğin beşinci ayından doğum kadar ve doğumdan sonra 1 ay süreyle kullanılmalıdır. Kansızlık, vitamin eksikliğine bağlı kansızlık da olabilir. Bu durum yeşil, çiğ sebzeleri ve eti az yiyen kişilerde görülür. Bu tür kansızlık bir tür vitamin verilerek tedavi edilebilir.

Gebeyken oruç tutulabilir mi?

Gebelikte öğünlerin sık aralarla ve azar azar yenmesi uygundur. Bebeğin ve annenin ihtiyaçları bunu gerektirmektedir. Anne adayının bedeni uzun süreli açlığa karşı dirençli değildir. Ayrıca, gebelikte bulantı, kusma, mide ekşimesi ve mide yanması olabilir. Şu şikayetler uzun süren açlık dönemlerinde daha da artabilir. Bu nedenlerle anne ve bebek sağlığı açısından oruç tutulması doğru değildir. Oruç tuttuğu halde sağlıklı bir gebelik geçiren ve sağlıklı bir bebek dünyaya getiren anneler olmakla birlikte bu durum her zaman geçerli değildir.

Hamilelikte Cilt Bakimina Özen GÖsterin

  • Gebelik
  • Temmuz 4th 2007
  • admin

Hamilelik her yönüyle dikkat ve bakim isteyen bir süreç. Saglikli bir bebek sahibi olmanin yaninda, annenin de kendine özen göstermesi arzulanan ve gözardi edilmemesi gereken bir nokta. Hamilelikte ve sonrasinda anneleri en fazla üzen konularin basinda ise fazla kilolar ve cilt problemleri (çatlaklar) geliyor.

Hamilelik sirasinda vücudun her geçen gün genislemesiyle birlikte gerginligini kaybeden ciltte kuruma, elastikiyetin kaybolmasi ve hassasiyet görülür. Özellikle gögüsler, karin ve baldirlar en fazla etkilenenlerdir.

Dogumdan sonra vücudun deforme olmamasi için hamilelik sirasinda çok uzun süren ve çok sicak banyolardan kaçinmak gerekiyor. Eger bundan vazgeçemiyorsaniz, hiç olmazsa çikmadan önce ilik bir dus alip bebegi rahatlatin. Aslinda yalnizca ilik bir dus en uygunudur. Dus sirasinda cildi fazla gerip parlatmamaya çalisarak, hafif yagli bir sabun ve on bes günde bir gomaj’la (gomaj, vücut için bir tür keseleme görevini yerine getiren bir kremdir; bu kremi vücuda uyguladiktan sonra masajla ogusturarak, eski, ölü hücrelerin atilmasi saglanir) cildi yumusatmak gerekir. Arada bir yapilacak hafif kese, kan dolasimini arttirir. Daha sonra kol ve bacaklara vücut sütü de tatbik ettiginizde günlük vücut bakiminiz bitmis demektir.

Çatlaklara Karsi Uygulanacak Strateji
Çatlaklar alt derinin elastikiyetini ve hormonal dengesini kaybetmesiyle olusur. Fakat gerçekte henüz hiç kimse çatlak olgusunun gerçek sebebini ve bazi kisilerde niçin olusmadigini bilmemektedir. Isin ilginç yönlerinden biri de eger sik hamilelik söz konusu degilse, çatlaklarin 25 yasindan genç olanlarda daha sik rastlanmasidir. Ani ve çok kilo almalar, durumu daha da kötülestirebilir. Çatlaklara esmer ve kumrallarda daha az rastlanir. Önce kirmizi, daha sonra sedefimsi bir cilt alti yarasi olusumu ile belirginlesen çatlaklarin özellikle olustugu yerler gögüsler, karin bölgesi ve kalçalardir. Çatlaklarin her ne kadar daha ziyade hamileligin son üç ayinda olustugu söylense de, bu ancak kann bölgesi için geçerli olup, ilk haftalardan itibaren büyümeye baslayan gögüsler için degildir.
Tabii ki tüm bunlara karsi önlemler de yok degildir. Mücadeleye ne kadar erken baslanirsa o kadar iyi sonuç alinir. Hamileligin ilk aylarindan itibaren söz konusu vücut bölgelerine çatlak kremlerini tatbik etmeye baslayin. Iyice nüfuz ettirecek kadar vakit ayirin ve bunu doguma kadar sürdürün. Bir tek gün bile atlamayin. Kremden tasarruf etmeyin. Alt deri lifleri ne kadar yumusak olursa, o kadar kirilgan olurlar. Bu yüzden fazla ve çabuk kilo almamaya çalisin. Sansinizi daha da arttirmak için üçüncü aydan itibaren, her alti haftada bir vücut masaji yaptirin. Bu hücrelerin daha iyi beslenmesini saglayip artiklarin atilmasini kolaylastiracaktir. Yalniz dikkat! Masaj mutlaka elle yapilmalidir.

Gögüsler
Hormonal etki altinda çok hizli büyüyen gögüslere, biraz can yaksa bile özel gögüs tonigi ile hafifçe masaj yapilmalidir. Tonigi genisçe boyun ve omuzlara kadar tatbik edin. Çünkü gögüslerin etrafini da kuvvetlendirmek gerekir. Daha sonra, dairesel hareketlerle çatlak kremini gögüs baslarina gelmeyecek sekilde uygulayin. Siki olmayan fakat saglam sütyenleri tercih etmelisiniz. Eger gögüsleriniz fazla büyürse, sütyeni gece de takmaya devam edin. Ancak gögüslerin büyümesi düzenli olmadigi için önceden sütyen almayin. Bebegi emzirmeyi düsünüyorsaniz, son ayda önden fermuarli veya çitçitli bir sütyen alin.

Hamilelik döneminde cilt çok hassastir. Dolayisiyla tahrislerden kaçiniri. Dogumdan sonra siskinligi inmis olan karin bölgesi, inceltici ve kuvvetlendirici etkilere sahip kremlerle beslenmelidir. Bu, söz konusu bölgeyi daha kisa zamanda kendine getirecektir. Eger bebeginizi emziriyorsaniz ayni bakimi gögüslerinize de göstermelisiniz. Çünkü gögüsler emzirme sirasinda süt gelirken devamli büyür ve küçülürler.

Bebek mi Düsünüyorsunuz? Önce Burayi okuyun 3

  • Gebelik
  • Temmuz 4th 2007
  • admin

1-ÇOCUGUMUN CINSEL GELISIMI

Anne babalarin genelde kendilerini çaresiz hissettikleri konularin basinda çocuklarin cinsel gelisimi ve bu konuda çocugun gösterdigi davranislar ve konusmalaridir. Öncelikle sunu belirtmeliyim ki çocugun normal psikososyal gelisimi içerisinde arastirma , merak ve bununla birlikte ögrenme çok önemli bir yer tutar. Yani bu konuda anne babalarin çocuklarini dogru bir sekilde yönlendirmeleri ve çocugun normal gelisiminde ve ileriki hayatinda sikinti olmamasi için gerekli adimlari atmalari gerekir.

Çocuklar genelde 2-3 yaslarindan itibaren ilgilerini önce kendi cinsel organlarina ardindan çevredeki cinsel konulara yöneltirler .Bu normal bir psikososyal gelisim sürecidir. Bununla birlikte bu konular ile ilgili anne babaya sorular gelir. Bu sorular konusunda anne babalara temel olarak sunu öneriyoruz; Çocugun yasina uygun bir sekilde merak edilen konuyu veya yapilan davranisi açiklamaya çalismak gerekir . Ama asla yalana ve anlasilmaz yollara basvurmadan, sade ve anlasilabilir örneklerle bunu anlatmalari gerekir . Bu açiklamalarda çocuklar ancak yaslari ve birikimleri ölçüsünde bir seyler anyalabilirler. Anne babalarin sorular karsisinda panige düsmesi , cevap vermemesi veya çok karisik açiklamalar yapmasi , çocuklari daha da meraklandirir ve bu konuyu halletmez. Anne babalarin çocugu bu konularda terslemeleri veya çocugun sorusu karsisinda çocuga yanlis ve tutucu tavirlari çocugun cinsel gelisimini kötü yönde etkiler. Bu sorular ve asamalar genelde her çocuk için ayri zamanlarda gelisir ve çevre faktörleri ile degisir. Örnegin baska bir anneyi çocuguna süt verirken gören çocuk bu konuda merakini anne babasina yönelik sorulara ve oyunlarina yansitir. Bu konudaki merakinin giderilmesini bekler. Bu durum onun normal bir sürecidir.

Anne babalar çocuklarinin bazi davranislarini uygun olmayan davranislar olarak algilayabilirler. Örnegin 2-3 yasindaki çocugun kendi cinsel organi ile oynamasi (çok asiri olmamak sarti ile ) , evde çiplak dolasmaya çalismasi , annenin ve babanin veya baska insanlarin cinsel organlarini merak etmesi normal sinirlarda sayilir. Bu türlü davranislar çocuk yargilanmadan ve suçlanmadan yönlendirilmeye çalisilmalidir. Olur olmaz yerlerde olmayan cinsel davranislar sergileyen çocuklar ile bu durum yine ayni hassasiyet gösterilerek konusulmali ve bu durumun uygun olmadigi anlatilmalidir. Çocugun bazi davranislarina asiri tepki ortaya koymak ve asiri önemsemek o davranisi pekistirir. O nedenle asiri tepkiden kaçinmak ve o davranisi asiri derecede büyütmemek gerekir.

Çocugun baskalarinin cinsel organlarina ilgi göstermesi durumunda buralarin kisilere özel yerler oldugunun ve bu durumun karsidaki kisiyi rahatsiz edebilecegi söylenmelidir. Ayni sekilde kendisinin de özel yerlerine baskalarinin dokunmasinin da yanlis oldugunu ve bu konuda kisilere saygi gösterilmesi gerektigi anlatilmalidir. Çocugun bazi konularda gereginden fazla bilgilendirilmesi ve uygun olamayan bazi seyleri görmesi , çocukta cinsel olarak çok erken uyarilara neden olabilir. Bu durum çocugun cinsel gelisimi açisindan mahsurlu olabilir.

Çocuklarin cinsel egitimi ve süreci yasa uygun alinan bilgiler ve ögrenilen konular ile ergenlik yillarina kadar sürer . Bu durumda kiz çocuklar için anne , erkek çocuklar için baba iyi bir ögretici olur. Eger bazi konularda gerekli egitim verilmez ise çocukta etraftan duydugu yanlis seyler veya gereksiz bilgiler ile kendisini sikintiya sokabilir. Eksik kalan egitim ve bilgilendirme çocukta yanlis düsüncelere , korkulara ve ilerleyen yillarda sorunlu bir cinsel gelisime neden olabilir.

Çocuklarin gelisimi sürecinde cinsel konular veya yasa uygun meraklar yerini anormal ve çok abartili uygun olmayan cinsel davranislara birakirsa veya bu durum çocugun oyunlarinda çok farkli ve siradisi bir sekilde ortaya çikarsa ,o zaman bazi sorunlar var demektir. Bu durumda anne baba veya baska birinin yasa uygun olmayan cinsel egitiminin veya küçük bir ihtimal de olsa çocuga yönelik cinsel istismarin olabilecegi akla gelmelidir. Bu konuda anne babalarin uyanik olmalari gerekir. Bir çocuk psikiyatristi ile durumu degerlendirmeleri gerekir.

Çocuklari hakkinda anne babalar gerektiginde çocuk psikiyatristinden yardim almayi ihmal etmemelidirler.

2-)PARMAK EMME

Parmak emme sikayeti anne babalar tarafindan çok sik olarak dile getirilen sorularin basinda gelir . Parmak emen çocukta psikososyal gelisim ve saglik açisindan bazi problemler olusabalir . Parmak emme ile birlikte agiz ve dis yapisinda bazi problemler gelisebilir ve temiz olmayan elin alinmasi ile degisik hastaliklarin bulasmasi kolaylasir. Ayni zamanda gelisim olarak çocugun normal basamaklardan geçmesinde sorun olusturabilir. Bu nedenle çocugun bu davranisinin engellenmesi gerekir.

ParmaK emme bize bazi sikintilarin varligini hatirlatabilir .Genelde çocugun karsilastigi stres etkenleri ( kardes dogumu , göç , aile içi problemler vb.) karsisinda hayatin daha eski ve mutlu dönemlerine dönme isteginin bir belirtisi olarak bu belirtinin ortaya çiktigi düsünülür. Ve o dönem için bir doyum araci olarak parmak kullanilir .Bu durumu olan çocuklarda stres etkenleri degerlendirilerek çocuga gerekli yönlendirme yapilmalidir. Bir baska nedende aile tarafindan fiziksel bakimin yapildigi ama sevgi olarak yeterli doyumu alamayan çocuklarda bu türlü davranislari görülebilmesidir. Bu nedenle ailelerin yalnizca çocuklari için ayirdiklari belli bir zaman dilimi ile beraber çocuga devamli ilgi ve sevgi mesajlari ile çocugun sevgi ve ilgi gereksinimini karsilamalari gerekir.

Bazi durumlarda çocuk bebekliginde alistigi bu davranisi ( sütten veya biberondan kesmenin devami olarak ) devam ettirmek ister . Bu durumda da anne babalarin çocugu zamanlama olarak normal gelisim basamaklarina hazirlamalarinda bir sorun var demektir. Bir baska durumda çok fazla koruyucu kollayici ve çocuga yasindan küçükmüs gibi muamelede bulunan anne babalarin çocuklarindada bu türlü bir durum görülebilir. Bu nedenle anne babanin çocuga olan tavirlari ve yönlendirmeleri önemlidir. Çocugun yasina uygun davranma ve ona gereken degeri verme çocugu o asamanin gereklerini yapmaya zorlar aksi durumda çocuk belli asamalari geçmekte zorlanir.

Anne babalar bu sorunun halledilmesi için degisik yollara basvururlar , hatta bu durum çocuga abartili bir sekilde de yansiyabilir ( eline aci biber sürmek gibi) , Bu durum istisnai durumlarda basariya ulassa bile genelde kalici bir çözüm olmaz . Anne baba çocuk iliskilerinin bozulmasina yardimci olur. Bizim tavsiyemiz çocugun bu durumunu tamamen ilgi ve sevgi ortami içerisinde halletmek olacaktir. Yukarida bahsedilen durumda anne baba çocugun cezalandirilma psikolojisine kapilmasina neden olabilir. Yasi belli bir seviyede olan çocuklar için onunla konusmak ve bu durumdan rahatsiz oldugunuzu belirtmek önemlidir. Ama bu durumdada çocugu yargilamadan ve onu suçlamadan ilgi ve sevgi ile yaklasarak halledebilirsiniz. Bu durumun aliskanlik olarak iyice yerlestigi durumlarda ise çocugun eline krem sürme seklinde bir yol denenebilir. Elini agzina aldiginda karsilastigi krem tadi, ona sizin uyarilarinizi ve yapilmamasi gereken bu davranisi hatirlatacaktir.

Parmak emme durumu kesinlikle bir mücadele haline getirilmemelidir. Çünkü bu mücadeleyi genelde çocuklar kazanir . O nedenle çocuga yaklasim türü önemlidir. Bazi çocuklar uykuya dalarken parmak emme seklinde bir yol seçerler , uykuya dalma esnasinda bazi çocuklar bir geçis objesi ararlar . Bu durumda çocugun ilgilenecegi bir oyuncak veya ona masal anlatma seklinde dikkati baska yöne kaydirilabilir.

Bazi durumlarda evde cani sikilan , yapacak ve ilgilenecek bir hobisi olmayan , genelde yalniz basina kalmak zorunda olan çocuklarda uyari eksikligine bagli bu tür problemler artabilir veya yerlesebilir . Bu nedenle bu durumda olan çocuklara gereken yönlendirme yapilmalidir. Çocugun sikintisi ona saglayacaginiz ortamlar ve yapabilecegi ugraslara motive etmek ile engellenmelidir.

Çocugunuzun iyi davranislari ödüllendirilmelidir. Bu konuda gösterdigi basarilar takdir edilmeli ve bu aliskanligi birakmak için gerekli motivasyon saglanmalidir.Eslik eden psikiyatrik durumlar varsa bunlarin tedavisi ile çocugun bu türlü sikayetleri de geçecektir.

3- ÇOCUGUN YERINE BAZI SEYLERI YAPMA

Insanoglu ilk dogdugu günden itibaren devamli olarak kendi kabiliyet ve becerilerini gelistirme süreci içerisindedir. Buna bagli olarak dogustan var olan mevcut kapasite özellikle hayatin ilk yillarindaki çevresel ve fiziksel etkenlerinde devreye girmesi ile hizli bir gelisme gösterir. Her birey yasina uygun gelisme dönemlerini saglikli bir sekilde geçerek, gerek motor becerilerini , gerek sosyal gelisimini , gerekse dil gelisimini çocukluk döneminde hizli , daha sonra giderek yavaslayan bir sekilde devam ettirir. Bu siniflamalardan (motor , dil , sosyal gelisim ) her birinin uygun ve tam olarak gelismesi için bazi yönlendirmelerin yapilmasi ve bazi çevresel sartlarin saglanmasi gerekir. Konunun bir çok ayrintilari olmakla birlikte su anda kismi olarak deginilecektir.

Özellikle çocuk bakiminda söz sahibi olan annelerin çocuk üzerindeki davranis sekilleri çocugun gelisimi açisindan çok büyük önem arz etmektedir. Bazi anneler çok asiri derecede çocuklari ile ilgilenirler , Bu durum çocuklariyla hiç ilgilenmeyen annelerin durumu kadar çocuk için sikintili olabilir. Bu asiri ilgilenme durumunun ayrintilarini baska bir zamana birakarak konumuz ile alakali olan kismini bahsetmek istiyorum. Genelde asiri koruyucu ve kollayici anne babalar olmak üzere bazi ebeveynler çocugun üzerine o kadar düserlerki onun yasina uygun gelisiminin de önüne geçerler . Çünkü çocuklar bu derece kendisinin yerine bazi seyleri düsünen ve yapan anne babalar veya baska birisi oldugundan kendileri kabiliyet ve becerilerini kullanmaya gerek duymazlar . Çünkü bu durum onlar için daha kolay olmaktadir.Çocugun yasina uygun olarak kendi basina yemek yemesinden tutun , giyinmesi , okul dersleri , ev içerisindeki etkinlikleri gibi bir çok konuda anne babalar onlarin yasina uygun yapabilecekleri noktalarda gereksiz yere devreye girerek çocugun hem psikolojik olarak hem kabiliyet olarak uygun atilimlari yapmalarini engellerler. Bu nedenle anne babalar çocuklarinin normal gelisimini saglamak için en basta onlarin yaslarina uygun davranmalari ( bebeksi tavir ve hareketlere prim vermemeleri ) gerekir.

Surasi unutulmamalidir ki Çocuklarin yaslarina uygun rol almalarini yada almamalarini anne babalarin onlara çizdigi rol belirler.Çocuklari yerine bir çok davranisi üstlenen ve onlarin yasina uygun sorumluluklar almasini saglayamayan anne babalar , çocuklarina iyilik yaptiklarini zannetmelerine karsin , onlarin kabiliyet ve becerilerini kisitladiklarinin farkinda degildirler. O nedenle gerek psikososyal gelisim gerek bedensel gelisim için bu durum önemlidir. Çocugun yapmasi gereken aktiviteler ve görevlerin baslangicinda çocuga yardimci olmak uygun olur ama bu yardimin devamli o görevi üstlenme seklini almasi ise zararli olur. Yasindan daha büyük sorumluluklar vermekte ayni sekilde digeri kadar sakincali olabilir. Anne babalarin saglikli bir biyopsikososyal gelisim için bu dengeyi saglamalari gerekmektedir.

4- ASIRI KONTROL

Bazi anne babalarin düstügü en büyük hatalardan birisi de çocuklarini çok asiri kontrol ve disipline etmeleridir. Bu genelde çok titiz ve hassas anne baba kisiliginin olmasi durumunda karsimiza çikmaktadir. Özellikle bazi anneler çocuklari hakkinda her an ne yapiyor , ne ile mesgul oluyor , acaba bir problem varmi , bir sey olursa , basina bir is gelirse ve buna benzer düsüncelerle devamli çocuklarini düsünmekte ve çocuklarini her an kontrol etmeye çalismaktadirlar .

Elbetteki her anne baba belli ölçülerde çocuguna sahip çikmali ve çocugunun o an nasil bir durumda oldugunu merak etmelidir. Ama bunun ölçüsü çok fazla kaçirilirsa ve çocuklar çok asiri kontrol edilemeye çalisilirsa , sikintinin asil önemli bir kismini çocuklar çekmektedir. Yani çocuk her an kontrol edilme hissi ile yasamakta bu da onlarda müthis bir sekilde bir kaygi ve gerginlik olusturmaktadir. Acaba hata yaparmiyim , acaba annem görürmü , acaba bu is konusunda annem ne der , acaba bu yaptigim için elestirilirmiyim gibi düsüncelerle çocuklarin bu kontrol durumuna reaksiyon olarak kaygilari daha da artmaktadir . Hatta bu durumu bazen o kadar ileri boyutlarda görmekteyiz ki , bu kontrol ve bagimliliga alisan çocuk annesinden ayrildigi zaman sanki basina kötü bir sey gelecekmis gibi endise duyabilir.

Bu durum onun ileride ayrilik kaygisi göstermesine de neden olabilir. Annenin kaygisi ve endisesi çocuguda anlamsiz bie sekilde kaygi ve sikintiya sokabilir . O nedenle anne babalarin çocuklarini belli ölçülerde kontrol etmeleri , onlarin bazi hatalarini görmezden gelmeleri ( devam etme durumunda önlem almak sarti ile ) , onlari bazi zamanlar kendi hallerine birakmalari , her an nerede ne yapiyor düsüncesinden vazgeçmeleri , onlar için asiri kaygi ve endiseye girmemeleri , çocugun ufak tefek yanlislarini tespit edip çocugun yüzüne vurmamalari uygun olur. Bu asiri kontrol ve anne babalarin asiri disiplin ile beraber mükemmelliyetçi tavirlari , çocuklari anne babanin sözlerine karsi pasif bir direnç ve yalana itebilecegi gibi çocuklarda tik , tirnak yeme , konusma sorunlari , altini islatma, altini kirletme vb gibi kaygi belirtilerine de yol açabilir.

Anne babalari çocuklarini kontrol etme konusunda bu dengeyi iyi ayarlamalari gerekir. ayni zamanda çok kontrol edilen ve çok elestirilen çocuklarinda kendi özgüvenlerinin eksik kalacagini ve sosyal olarak çekingen olabileceklerini ve anne babalarinin bu asiri kontrol ve isteklerinin de onlari strese itebileceginin hiç bir zaman unutulmamasi gerekir. Her çocugun kendi halinde olmasi gereken zamanlarin oldugu unutulmamali ve çocuklarin kontrol ve takibi onlari bunaltmayacak ve kaygiya itmeyecek derecede olmalidir.

5-ANNE BABANIN FARKLI YAKLASIMLARI

Genelde anne babalar çocuga davranista tek bir çizgiyi tutturmakta zorlanirlar. Elbetteki anne babanin farkli kisilik yapilari , yetisme tarzlari , anlayislari ve degisik farkliliklari olacaktir .Bu çocugun yetisme ve zeka gelisiminde iyi yönde katkilar saglayabilecegi gibi , çocugun egitimi ve davranislarinin yönlendirilmesinde anne babanin birbirinden habersiz veya tamamen farkli yaklasimlari çocuklarin psikososyal gelisiminde büyük sikintilar olusturabilmektedir.

Genelde çocugun gelisim asamalarindan uygun bir sekilde geçmesi ve onun yasa özgü egitiminin tamamlanmasinda anne babanin yaklasimlari ve çocugu yönlendirmeleri önem kazanir. Bütün bunlari su sekilde örnek vererek açiklayabiliriz ; Bir anne asiri hosgörülü olabilir, baba ise tam tersi disiplin yönü agir basabilir. Bu durumda çocugun davranislari , konusmasi , hal ve hareketleri tamamen iki farkli kutup tarafindan yönlendirilmeye çalisilirsa çocukta davranis problemleri ve bazi psikolojik sorunlar yasanabilir. Babanin koydugu kurali annenin bozmasi veya tam tersi babanin hosgörü gösterdigi bir davranisa annenin sinir koymasi genelde çocugun davranis olarak kararsiz , çekingen , çeliskili ve tutarsiz bir hale gelmesine neden olabilir. Çünkü çocuk gelisimini ve davranislarini anne babasindan iyi yönde veya kötü yönde aldigi uyarilar ile sekillendirir. Bu çocuga yansiyan çeliskili ve tutarsiz durum çocukta degisik kaygi belirtilerinin ( tirnak yeme , tik , konusma zorluklari , uyku ve yeme bozukluklari vb.) ortaya çikmasini kolaylastirabilir.

Anne babalarin mümkün oldugu kadar birbirlerini desteklemeleri , tutarsiz davranmamalari , çocugun yaninda birbirinin uygulamalarini elestirmemeleri gerekir. Bazi görüs farkliliklari olsa bile çocugun olmadigi zamanlarda konusularak ortak görüsün çikmasi ve ortak söz birliginin saglanmasi gerekir. Çocugun saglikli gelisiminde anne babalarin birlikte , çeliskisiz ve tutarli olmalari çok önemlidir. Aksi takdirde bu farkliliklar ve anne babanin çeliskili davranislari çocuk tarafindan kullanilabilir. Çocugun anne babayi yönlendirmesi bu farkli tutumlardan dolayi kolaylasabilir. Anne babalarin ortak fikir ve görüs birligi ile çocuklarini yönlendirmeleri gerekirken , tam tersi olarak çocuk , anne babayi yönlendirebilir.

Bir baska noktada anne baba harici bir baska kisinin( genelde büyükanne , büyükbabanin) anne babanin koydugu kurallari ihlal eden veya zayiflatan yaklasimlarda bulunarak çocuklarin kurallara uymasini ve davranislarinin sekillenmesini engellemesidir. Anne baba arasindaki iletisim ve ortak karar alma mekanizmasi ne kadar iyi isler ve çocuga yansitilan davranislari ne kadar birbiri tarafindan desteklenirse o kadar saglikli ve normal psikososyal gelisimli çocuklar olacaktir.

Burada sunu da belirtmek yerinde olacaktir , çocuklara yansitilan davranislarin zaman asimina ugrayarak degisikliklere ugramasi uygun degildir. Yani anne bugün koydugu kurali bir hafta sonra bozuyor veya tam tersi bir tutum izliyorsa ( sebepsiz ce gerekli bir neden olmadan ) bu durum da çocuklarin gelisimini kötü yönde etkiler. çünkü çocuk bir hafta önce tepki almadigi bir davranistan bir hafta sonra tepki aldigini görürse bu onun kendine güvenini azaltir, onu çekingen , tedirgin ve kaygili birisi haline getirir. Yani çocugun çevresinden ( aile , arkadas , okul ve ögretmen , sosyal çevre ) devamli tutarli davranislari görmesi önemlidir. Bu konuyu ileri bir tarihte daha ayrintili incelemeyi düsünüyoruz .

6-CEZALANDIRILMA SEKLI

Çocuklarina güzel bir sekilde egitim vermek ,onlari hayata hazirlamak ve onlari iyi yönlendirebilmek her anne babanin temel hedeflerinden bazilaridir. Devam eden hayat içerisinde çocuklarin gerektigi sekilde iyi özellikler kazanmasi , bazi yönlendirmeleri gerektirmektedir. Anne babanin her davranisinin , yorumunun olaylar karsisindaki tavrinin ve tepkisinin çocuk üzerinde bir etkisi vardir. Anne baba - çocuk arasindaki etkilesim devam eden çok önemli bir süreçtir. Ve bu etkilesimin kalitesi neredeyse çocugun bütün hayatini etkiler. 6 aylik bir çocuk bile iyi bir sey yaptiginda anne babanin göz temasi ile onu desteklemesi veya kaslarini çatarak istemedigini belli etmesi bir ödül -ceza seklidir. Aslinda günlük akip giden hayat içerisinde anne babalar farkinda olmadan çocuklarini ödüllendirmekte veya cezalandirmaktadirlar.

Bazi durumlarda ise çocuklar hatali ve yanlis bir sey yaptigi ve en önemlisi bunu tekrarladigi zaman anne babalarin tepkisiz kalmasi o yanlisin devam etmesini saglamaktadir. Zamaninda müdahale edilmeyen hata devam edecek veya sekil degistirebilecektir. Bazen de anne babanin yersiz ve asiri tepki ortaya koymasi veya tutarsiz bir sekilde cezalandirmasi çocuktaki sikintiyi artirmakta ve yeni davranis sorunlarinin ortaya çikmasina zemin hazirlamaktadir. Ayrica devamli kontrol edilmeye çalisilan ve bu kontrol havasi içerisinde gerginlige itilen çocuklarda da psikolojik sorunlar ortaya çikabilecegi göz önünde tutulmalidir. O nedenle bebekken dahi anne babanin çocuga uyguladigi cezalandirma sekli önemlidir. Ve çocugun kisilik gelisiminde , sosyal gelisiminde ciddi tesirler birakir.O nedenle biz çocuk psikiyatristlerini endiselendiren önemli noktalardan biriside bu konuda anne babalarin bilinçsiz bir sekilde uygulamalarda bulunmasidir. Genelde çocuklarin yaslari ve yaptiklari hatalarin büyüklügüne göre cezalandirilmalari uygun olmak ile birlikte genel yaklasimlari su sekilde siralayabiliriz.

Cezalandirmanin asamalari ve özellikleri nasil olmalidir

1- Çocuklarin ilk yaptigi hata eger çok büyük sonuç dogurmayacak sekilde ise uyari seklinde (bu da bir cezalandirmadir ) anne babanin müdahalede bulunmasi gerekir. Bu yeri geldiginde anlik bir kas çatilmasi seklinde de olabilir. Bu çocuga mesaj olarak yaptigi davranisin onaylanmadigi tepkisinin iletilmesidir.

2-Yapilan hatanin siddeti artmis ise ve/veya tekrarlayan hatalar ise çocuk ile yasina uygun bir sekilde bu durumun hatali oldugu ve dogrusunun ne oldugu , davranisin tekrari halinde zararinin neler olacagi konusulmalidir. Bu açik olarak sizin tarafinizdan bu davranisin istenmediginin belirtilmesidir.

3-Yapilan hatanin devami durumunda , hatanin büyüklügü ne olursa olsun anne baba tekrar çocugu ile sevgi ve ilimli bir ortam olusturarak , çocuga yönelik asiri tepki ve yargilamadan kaçinarak konusmali ve çocuga bu davranisin tekrari halinde ne türlü cezalari alabilecegni belirtmelidir. Burada da çocugun yasi önem kazanmak ile birlikte anne babanin bu durumu onun ile konusma tarzi ve üslubu önemlidir. Kesinlikle durum mücadele ve tartisma ortamina dönüstürülmemelidir. Çünkü bu ortam iki tarafa da zarar verecektir. Ilerleyen dönemlerdeki iliskiyi zedeleyecektir.

4- Konusma ve söylenen cezalandirilma ikazlarina ragmen devam eden yanlislarda anne babanin israr ile bahsettigi cezayi uygulamasi gerekir. Burada Hemen sunu belirtelim ; anne babalar kesinlikle yapamayacagi cezalandirma yöntemini çocuga söylememeli , ancak cezalandirmayi yapmak istemedikleri veya yapamadiklari zamanda hafifletici sebepler ile bir karsilik sonucunda affetmelidirler ( örn:ceza olarak disari parka götürülmeyecek çocuga , odani toparlarsan senin cezani affedebilirim demek gibi ). Cezalandirmanin sekli ise burada önem kazanmaktadir. Biz çocuk psikiyatristlerinin önerdigi cezalandirma yöntemi , çocugun sevdigi seylerden mahrum edilmesi seklindedir. Fiziksel cezalarin çocuklara uygulanmasi son derece sakincalidir ve çocuklarin anne baba ile iliskisini zedelemekte ve ortami daha gergin hale getirmektedir. Veya erken yatma , odasinda yalniz olarak iki-üç dakika beklemesi gibi basit cezalandirma tekniklerinin kullanilmasida uygun olur. Ama cezalandirilma sirasinda çocuklarin gururu incitilmeden ve özgüvenleri zedelenmeden uygun bir dil ve takdim ile bunun yapilmasi gerekir.

5-Aldiginiz bütün önlemlere ragmen önüne geçilemeyen sikintilar için anne babalarin bir uzmana basvurmayi ihmal etmemeleri gerekir. Çünkü bu durumlarda davranis bozuklugu , karsi gelme bozuklugu , dikkat eksikligi ve hiperaktivite durumu , çocukluk çagi depresyonlari , uyum güçlükleri gibi sorunlar eslik ediyor olabilir.

Ek olarak sunu söylemek gerekir anne babanin cezayi takdim sekli , daha önceleri çocuga verdikleri egitim , anne baba harici etkili kimselerin durumu(büyük anne büyük baba vb ) , sosyal çevrenin özellikleri , okul çevresi , anne babanin birbirlerinin desteklemeleri , anne babanin kisilik yapilari , çocuga olan yakinlik dereceleri , arkadas çevresi , büyük veya küçük kardesin tutumu , anne babanin daha önce tutarli cezalandirma sekilleri vb. gibi bir çok etken ile çocugun davranislari , cezaya verdikleri tepki ve cezalandirilma sonucu elde edilen basari durumu degisecektir.

7-ÇOCUGU ÖDÜLLENDIRMENIN SEKLI NASIL OLMALIDIR

Hayatin ilerleyen asamalarinda çocuk gelisimi bazi yönlendirilmelere ihtiyaç duyar . Anne babanin çocugun davranislarinin sekillenmesinde çocugun basarilarini , dogru davranislarini , onaylanmasi gereken tavirlarini ,ödüllendirmesi önemlidir. Nasil ki istenmeyen davranislarin ve yanlislarin kalmamasi için cezalandirma yöntemini uygun bir sekilde uygulamalari önemlidir ayni sekilde ödüllendirme yöntemini de uygun kullanmalari çocuk egitimi açisindan önemlidir..

Çocugun olumlu davranislarinin tasdiklenmesi bebeklik döneminde baslar . Bir hareket yaptiktan sonra bebek annenin veya babanin yüzüne bakar ve onlardan tasdik bekler . eger o davranis tasdiklenirse (gülümseme , kafa sallama , dokunma , ses ile onaylama ,ona bir sey verme vb ) bebek o davranisini ilerletir ve o davranisin degisik ve ileri versiyonlari artarak devam eder yani o davranis giderek güçlenir. Ama anne baba tarafindan o davranistan sonra olumsuz bir tavir (görmezden gelme , kas çatma , ses ile ikaz , el ile engelleme ,onu o ortamdan uzaklastirma vb ) olursa o davranis uzun süre devam etmeden giderek gücünü kaybeder .

Biz bu durumu bebeklikten çocukluk dönemine ilerlettigimizde yine ayni sekilde onay ve onaylamama çocugun davranislarinin sekillenmesine neden olur . Ama unutulmamalidir ki bütün bu söyledigimiz seyler anne baba ile çocuk arasindaki normal bir iliski ve karsilikli etkilesim durumunda söz konusudur. Diger durumlarda ise anne baba ile çocuk arasinda bozuk bir karsilikli iliski durumu varsa o zaman çocuk anne babaya itiraz edecek , dediklerinin tersini yapacak , engellenme ve onaylanmamaya ters tepkiler verecektir.

Çocugu ödüllendirmenin derecesi ve sekli yas ve ailenin durumuna göre genelde degisiklikler gösterir.Ama sunu hemen belirtelim ki en iyi ödüllendirme maddi ödüllendirme yerine duygusal ödüllendirmedir. Çocugun bu türlü bir ödüllendirmeye alistirilmasi da oldukça önem tasir. Anne babalarin genel anlayisi çocuga maddi hediye ve bir seyler almanin sanki en iyi ödüllendirmeymis gibi algilanmasidir. Bu sekilde devamli bir seyler alinmaya ve verilmeye alistirilan çocuk ise gün gelecek en iyi ve en pahali hediyelerle bile doyum bulamayacaktir. Ama anne babasinin öpmesi , kucaklamasi , gezdirmesi , onunla oynamasi , ona güzel sözler söylemesi seklindeki ödüllendirme ise en saglikli ve en basarili ödüllendirmedir. Anne babalarin bu türlü bir duygusal ödülün yanisira imkanlari ölçüsünde ek hediyeler vermeside çocugu ödüllendirmenin diger yoludur. Anne babalarin çocuklara alinan hediyelerdeki maddi büyüklük yerine manevi degerini ön plana çikarmalari uygun olur. Ama bunu bazi anne babalar yapsa bile günümüzün tüketim toplumunda çevresinden ve arkadaslarindan etkilenen çocuklari yönlendirmek anne babalar için hayli zor olacaktir.

1-Bebeklik döneminde ödüllendirme sekli ; öpme , oksama , sevme , kucaklama , onunla oynama , onu besleme , gezdirme , onunla mesgul olma , onunla konusma , onu sevdigini hissettirme vb. (not : bu davranislarin normal zamanda yapilmasi zaten gerekli olmakla birlikte ödüllendirilmek istendiginde özellikle yapilmasi önemlidir)

2-Okul öncesi döenmde ödüllendirme sekli ; öpme ,oksama , sevme , kucaklama , onunla oynama , onunla gezme , birlikte vakit geçirme , söz olarak onaylandigini vurgulama , onun hosuna gidecek iltifatlar söyleme , onun sevildigini hissettirme , onun gelisim dönemine uygun oyuncak ve hediyeler alma ( bu hediyelerin manevi degeri ön plana çikarilmalidir)

3-Okul döneminde ödüllendirme sekli ; öpme ,oksama , sevme ,onunla oynama , onunla birlikte gezme , birlikte ders çalisma , onaylandiginin hissettirilmesi , onun kabiliyetlerini ön plana çikaracak program ve aktivitelere yönlendirme , onun hosuna gidecek iltifatlar söyleme vb.

Bütün bu ödüllendirmeler ve onaylamalar çogu zaman çocuklara uygulanmalidir ama ödüllendirme özellikle onaylanmasi gereken davranislar için vurgulanmalidir. Anne babalar ödüllendirmeyi belli bir hedefe ve basariya karsilik yapmalari o hedeflere ulasilmayi kolaylastirir ama verilen sözlerin kesinlikle yerine getirilmesi ilerleyen hedeflere ulasma ve ödüllendirmenin ciddiyeti açisindan çok önemlidir.

8-ÇALISAN ANNE VE ÇOCUK

Günümüzün hayat kosullarinda anneler bazi durumlarda babalar kadar yogun bir is temposu ile çalismak durumunda kalmaktadirlar . Çalisan annelerin genelde kafalarinda onlarin zihnini mesgul eden bir kaç önemli soru vardir ‘’ Acaba çocuklarimla yeterince ilgilenebiliyor muyum ? Çocuklarim ihmal oluyor mu ? Çalismasam daha mi iyi olur ? Hem çalisip hem de çocuklarim ile nasil ilgilenebilirim?’’ Bütün bu sorulara anneler kendilerince cevap vermekte ve asil dogru olan konusunda bazen tereddüte düsmektedirler. Kimi zaman anneler çocuklari için mesleki ve kariyer hayatlarini sonlandirmakta , kimi zaman da kendilerinin sonradan memnun kalmayacagi kararlar vermektedirler. Çalisan annelerin bazilari ise çocuklari için yapabilecekleri her seyi yapmalarina ragmen ‘’acaba daha baska neler yapmaliyim ?’’ gibi sorulari kendilerine yöneltmektedirler. Bütün bunlarin yani sira çalisan annelerin yapmasi gerekenleri söylemeye çalisalim.

Öncelikle sunu söylemek gerekir ki çalismayi ve meslegini çok seven annelerin çocuklari için mesleklerini birakmalari anneleri kötü bir sekilde etkilemektedir. Bu türlü annelerin mesleki hayatlarini devam ettirerek ayni zamanda çocuklari ile ilgilenmeleri yerinde olur.

Bütün anne adaylarinin çalismaya baslamadan veya meslek seçmeden önce özellikle kendilerine ve çocuklarina vakit ayirabilecekleri ve çok fazla fiziksel olarak zorlanmayacaklari meslekleri seçmeleri gerekmektedir. Çok yogun ve fiziksel olarak çok agir islerde çalisan annelerin veya anne adaylarinin kendilerine bile vakit ayiramadiklarini gözlemlemekteyiz. Bununla birlikte ek olarak bir çocugun bakimini üstlenmek ve ev islerinde kendine düsen görevleri yerine getirmek bu türlü islerde çalisan anneler için oldukça sikintili olmaktadir.

Çalisan annelerin daha çocuklari dogmadan önce mümkün oldugu kadar islerini ayarlayarak özellikle hamileligin son aylarinda ve dogumdan sonraki dönemde kendi islerinin elverdigi ölçüde mümkün olan bir zaman dilimi için (bu zaman dilimi kisinin isi ve isyerine göre 6 ay ile 3 yil arasinda degisebilir) islerine ara vermeleri gerekmektedir. Çocugun neredeyse bütün hayatini etkileyecek dönem olan 0-3 yas arasi dönemin çocuk için ve çocuk -anne iliskisi açisindan çok önemli oldugu unutulmamalidir. Bu dönemde ki anne çocuk iliskisinin önemli oldugu ve birinci planda çocugun bakiminin anne tarafindan yapilmasi gerekliligini ne kadar vurgulasak azdir.

Özellikle hemen ise dönmek zorunda olan annelerin çocuklari için bu durum stres etkeni olarak sayilmaktadir. Hemen ise dönmek zorunda olan anneler için bu dönemde çalisma saatleri disinda çocugun bakimi ve sevgi ihtiyacinin anne tarafindan mümkün oldugunca eksiksiz yapilmasi çok önemli olmaktadir. Gündüz bakici veya akraba yaninda olan çocuk için aksamlari anne ve baba ile geçirilen önemli bir zaman dilimi olmakta ve dolu dolu geçirilmesi gerekmektedir. Çocugun ilgi ve sevgi ihtiyacinin karsilanmasi bir çok önemli psikiyatrik problemin olusmamasi için gereklidir.

Çocuklarin yaslari büyüdükçe yapilan faaliyetler ve geçirilen ortak zamanlardaki aktiviteler degismekle birlikte çalisan anne ve babalari için en temel tavsiyemiz su olmaktadir ; Çocuklariniz ile aksamalari ve hafta sonlari dolu dolu vakit geçirmelisiniz. Bu geçirilen vakit hem anne hem baba hemde ikisi ile birlikte olmalidir. Eger çocugun gündüz anne ve babasindan alamadigi ilgi , sevgi ve sefkat ihtiyaci aksamlari da telafi edilmezse o zaman çocuklarda bir çok psikiyatrik sorunun olusmasi için zemin hazirlanmis olmaktadir.

Burada yapilan bir hata ve bir örnegi vermek istiyorum ; ‘’ Ayse ilkokul 1. sinifa gitmekte ve anne babasi çalistigi için gündüz anneannesinin yaninda okul harici bulunmaktadir. Ayse sabah okula gitmekte ve ögle vakti okuldan anneannesinin yanina geldiginde yemegini yiyerek , biraz dinlendikten sonra derslerine çalismaktadir. Anneannesinin yaninda çok rahat olmasina karsin aksamin olmasini iple çekmekte ve anne babasi ile yapacagi seyleri beklemektedir. Aksam oldugunda Ayseyi anne veya baba bulundugu yerden alarak eve getirir. Ayse annesi ile okulda neler oldugunu konusmak isterken , anne Ayse’’yi babanin yanina göndermekte ‘’haydi benim isim var yemek yapiyorum babanin yanina git zaten çok yoruldum ‘’ gibi bir söz söylemektedir. Ayse kirilan umuduna ragmen babanin yanina gitmekte babasi TV de haberleri izledigi için yari uyur vaziyette ciddiye almadan Ayseyi dinlemekte daha dogrusu dinliyormus gibi yapmaktadir. Ayse konusurken babanin gözü TV de ve Ayse’ye sadece kisa cevaplar vermektedir. Ayse herseye ragmen yine babasi ile konusmaya çalismakta ve ona o gün olan olaylari anlatmaya çalismaktadir. Babasi ise günlük olaylar arasinda Ayseye çok fazla yer ve imkan vermemektedir. Derken yemek hazir oluyor ve yemek yendikten sonra Ayse’ye ‘’hadi sen biraz ders çalis bakalim ‘’ denmekte ve Ayse’nin aksam anne ve babasi ile geçirecegi zaman ve konusacagi seyler suya düsmektedir. Daha sonra Ayse’nin uykusu gelmekte ve sabah erken kalktigi için erkenden yatmaktadir. ‘’ Bu örnekte Anne ve baba çalismalarina karsin Ayse ile yeterince ilgilenmemekteler ve vakit ayirmamaktadirlar. Ilerleyen dönemlerde Ayse’de bir çok psikiyatrik sorun olusabilir.

Hemen belirtmeliyiz ki çalisan annelere mümkün oldugunca babalarin yardimci olmasi gerekmektedir. Çocuk bakimini ve ev isleri sorumlulugunu sadece annelere birakmak çok büyük bir haksizliktir . Babalarin çalisan annelere yardimci olmasi onlarin ev ile ilgili görevlerine yardim etmesi , çocuk bakimi , egitimi konusunda yardimci olmalari gerekmektedir.

Çalisan anne ve babalara su önemli notu iletmek gerekir ; Çocuk ile geçirilen vaktin miktari önemli degil , o vaktin kalitesi önemlidir. Yani nice çalismayan anneler vardir ki çocuklari ile çogu zaman beraberdirler ama çocuklarina yeterince kaliteli ilgi ve sevgiyi veremezler. Ayni sekilde nice çalisan anneler vardir ki aksam çocugu ile geçirdigi çok kaliteli 5-10 dk lik vakit ile çocugun ilgi ve sevgi ihtiyacini karsilayabilir.

9- NORMALDEN DAHA ZEKI ÇOCUKLAR

Her anne babanin çocugu hakkinda büyük idealleri vardir. Normalden daha zeki ve farkli bir çocugun ebeveyni olmak anne ve babalari oldukça mutlu eder. Anne ve babalarin bu mutlulugu çocuklarinin basarilarini ileri hayat asamalarinda görmeleri ile gittikçe artar. Yasitlarindan daha farkli ve daha zeki olan çocuklar bebeklik döneminden itibaren kolaylikla ayirt edilebilir. Anne ve babalar subjektif ve kendilerine göre degerlendirme yapmalarindan dolayi çocugun yasina uygun davranislarinin bile ileri zeka isaretleri oldugunu zanndedebilirler. Çünkü anne ve babanin bu konuda beklentileri olmasi yanlis degerlendirme durumu olusturmaktadir. Eger var ise bu kapasitenin ortaya konmasi ancak objektif gözlem ve gerek olursa testler ile mümkün olabilecektir.

Çocugun gerçekten normalden daha zeki olma durumu tespit edildigi zaman çocuga daha uygun yaklasimin sergilenmesi gerekmektedir. Bu yaklasim ona farkli davranmak seklinde algilanmamalidir. Genelde anne ve babalarin düstükleri büyük hatalarin basinda gerek olmadan çocuklarina zeka testi yaptirmak istemeleridir . Bu durumun iki farkli yönden zararlari olabilmektedir; Birincisi eger çocugun zeka seviyesi gerçekten anlamli derecede yüksek ise anne ve babalarin bu çocuga karsi davranislari degismekte veya bilinçdisi olarak çocuklarina farkli davranmaktadirlar. Bu durum çocukta davranis problemlerini çok sik bir sekilde olusturmaktadir. Anne babalar farkinda olmadan çocuklarina karsi asiri ilgili , asiri hosgörülü veya asiri beklenti içerisinde davranabilmektedirler. Bütün bunlarda çocuklarda ciddi davranis problemlerinin olusmasina ve psikolojik olarak sikinti duymalarina neden olmaktadir. Gereksiz zeka testi ölçümünün ikinci önemli sakincasi ise anne ve babalar beklentilerinden düsük bir skor çikarsa hayal kirikligina ugramakta ve çocuklarina karsi beklentilerinin asiri azalmasi ile çocuklarina karsi davranislarini degistirmektedirler. Bu durumdan yine çocuklar negatif yönde etkilenmektedirler. Bu dengeyi saglayan yani çocuguna zeka testi yaptirip ona karsi davranislarini degistirmeyen anne ve babalarin sayisi son derece azdir. Anne babalar ben davranisimi degistirmem dese de maalesef bilinçdisi davranislar degismektedir.

Normalden daha zeki çocuk oldugu bazi çocuklarin yüzüne karsi sik sik söylendiginde veya bu konu üzerinde sik sik duruldugu durumlarda bir kisim çocuklar ‘’nasil olsa ben zekiyim’’ diye , asiri kendine güvenden dolayi yapmasi gereken görevleri ve okul ödevlerini hafife almakta , ders çalismamakta ve bunun sonucunda olacak basarisizliklardan çocuklar ve aileleri çok kötü bir sekilde etkilenmektedirler. Bu nedenden dolayi çocuklarin basarilari ‘’zeki çocuk’’ , ‘’akilli çocuk’’ diye belirtilmeli ama bu konuda çok sik vurgulama yapmaktan kaçinilmalidir.

Normalden daha zeki çocuklardan anne ve babalarin veyahut çevrenin ciddi beklentileri olabilmektedir. Bu bekelentiler çok asiri olur , her ortamda vurgulanir ve sik sik üzerinde durulursa çocukta bu beklentiye ulasmak veya su anda bulundugu basari seviyesini korumak için ciddi anlamda kaygi belirtileri zamanla olusacaktir. Bu kaygi durumu çocuga uzun vadede önemli sikintilar verecek ve çocugun normal ruhsal gelisimini bozacaktir. Normalden zeki çocuk belli bir basariyi elde edecektir ama bunun uygun bir sekilde devam ettirilmesi anne babanin olumlu ve istikrarli tutumu ile mümkün olacaktir.

Normalden daha zeki çocuklara nasil bir ortam hazirlanmali? seklinde anne ve babalar sik sik sormaktadirlar . Bazi anne ve babalar çocugun bu kapasitesini artirmak düsüncesiyle çok erken yaslarda okuma ve yazmayi ögretmek veya sayilari ögretmek gibi anlamsiz müdahalelere girismektedirler. Unutulmamalidir ki çocugun çok erken yasta bu sekilde okuma ve yazmayi ögrenmesi veya buna benzer yasindan önce bazi asamalara zorlanmasi çocugun ileride yakalayacagi normal ve saglikli bir basariyi da engelleyecektir. Bu konuda anne ve babalar bu türlü yanlisa düsmeyerek çocugun hayatin her evresini dolu dolu yasamasini saglamalari uygun olacaktir. Yapilan bilimsel çalismalarda erken okuma yazmayi ögrenen çocuklar ile vaktinde okuma yazmayi ögrenen çocuklar arasinda ilerleyen yillar içerisinde okul basarisi olarak anlamli bir farklilik olmadigi gösterilmistir. Anne ve babalar normalden daha zeki çocuga ellerindeki imkanlari kullanarak yapabildigi uygun faaliyetleri yaptirmalari , yeterince vakit ayirmalari ,ince ve kaba motor becerileri artirmak açisindan uygulama yapmalari , onun için uygun arkadas ortami hazirlamalari ,onun hayat asamalarini dolu dolu yasamasini saglamalari, çocugun kabiliyetleri ve kapasitesi ölçüsünde ona görevler vermeleri , onun psikososyal stres faktörlerinden korunmasini saglamalari , ona çok farkli ve sira disi olarak davranmamalari , zamani geldiginde uygun bir okula göndermeleri ve ögretmenleri ile siki bir diyalog içerisinde olmalari, çocuk konusunda yönlendirme ve uygun ortam hazirlama konusunda zorlandiklarini hissettikleri zaman bir uzmana basvurmalari tavsiye edilmektedir.

Normalden daha zeki çocuk nasil belli olur? seklinde anne babalarin kafasinda soru isereti olabilir. Bu konuda genel belirti çocugun yasindan daha büyük faaliyet ve asamalari bulundugu yasta yapabilmesi seklindedir . Ama bunun istisnalari olabilir . Ek olarak çocugun anlama , algilama , kavrama , organize etme , problem çözme , sosyal uyum , olaylarin gidisatini tahmin etme , islevsellik olarak yasitlarina oran ile daha ileride olmasi da çocugun normalden daha zeki oldugunun göstergesidir. Genelde çocugun kapasitesini ortaya koymasina negatif bir etken yok ise ( tibbi bir hastalik , psikiyatrik bir sorun ) çocuklar yasitlarindan kolaylikla ayirt edilir. Baskilanmis , depresif , stres altindaki çocuklar kapasitelerini tam ortaya koyamadiklari için normalden daha zeki olduklari halde kapasite olarak son derece yetersizmis gibi görülebilir . Bu durumda çocugun yukarida bahsedilen nedenlerden dolayi çocugun kapasitesini ortaya koymasi zorlasir.

Normalden daha zeki çocuklar siradan okullara gitmeli mi yoksa farkli bir okul gerekli mi diye sorular da anne babalardan gelebilmektedir. Bu konuda çocuklari izole hale getirip diger çocuklardan belli ölçüde soyutlamanin avantajlari ve dezavantajlari vardir. Çocugu yönlendirebilecek ilgili ve uygun yaklasimi olan bir ögretmenin olmasi ile çocugun normal okula gitmesi ile çok ciddi anlamda kaybi olmamaktadir. Bu konuda çocugu çok profesyonel anlamda yönlendirebilecek okullarin olmadigi Türkiye açisindan önemli bir gerçektir. Burada hemen sunu da belirtelim ki çocuk için Türkiye’de mevcut olan imkanlar kullanildiginda , ailenin ve çevreinin tutumlari uygun oldugunda ,çocuklarin kapasitelerinin açiga çikarilmasi ve kabiliyetlerinin gelistirilmesi açisindan çok önemli bir sorun olmayacaktir. Bazi ailelerin yurt disindaki arayislari ise avantaj ve dezavantajlari açisindan kisiye özel degerlendirilmelidir.

Bebek mi Düsünüyorsunuz? Önce Burayi okuyun 2

  • Gebelik
  • Temmuz 4th 2007
  • admin

1-ANNE BABANIN YANINDA YATMAK ISTEME

Çocuklarda anne babanin yaninda yatmak isteme bazi psikiyatrik durumlarda görülebilir. Bu durumda çocugun asiri bir korku hali , yalniz kalmak istememe , uykusunda sik sik sayiklama ve korkulu rüyalar , anne babaya bir sey olma korkusu , istah degisiklikleri , ufak tefek uyaranlara karsi asiri tepki verme , sese ve gürültüye hassasiyet ve bunun gibi bazi durumlar eslik edebilir. Bu durumda çocuga psikiyatrik yardim ve destek gerekir.

Yukarida sayilan durumlarin eslik etmedigi isteklerde ise çocugun bu davranisi uygun bir sekilde yönlendirilmelidir. Genellikle bu durumun uygun olmadigi yasina uygun psikososyal gelisim için ayri yatakta ve odada yatmasi gerekliligi çocuga anlatilmalidir. Bu açiklamadan sonra basamak basamak çocugun odasina geçmesi saglanir. Bu basamaklar önce anne babanin yatagindan ayri yatma (ayni odada) , daha sonra farkli odada yatma seklinde saglanmaya çalisilir . Her basamaktan sonra çocugun davranisi takdir edilip , ödüllendirilir. Çocugun yalniz kalmaktan korktugu durumlarda , anne veya baba çocugu uyumadan önce yatagina götürür . Masal anlatarak veya bir miktar onunla konusarak sakinlesmesini ve ortama uyum saglamasini kolaylastirir. Odanin kapisi açik tutulur ve çocugun bu sekilde kendi odasina adaptasyonu saglanmaya çalisilir. Çocugun anne babanin odasinda yatmasi ise sira disi durumlarda ve eslik eden stres faktörleri döneminde geçici olarak izin verilebilir. Ama bu durumun geçici oldugu asil yerinin kendi yatagi ve odasi oldugu izah edilmelidir.

Bu gibi durumlarda eslik edebilecek psikiyatrik problemler unutulmamali , çocugun yasina uygun psikososyal gelisimi açisindan bu ve buna benzer tutumlar,dengeli ve sevgi dolu yönlendirmeler ile zaman geçirilmeden çözümlenmeye çalisilmalidir.

2-YEMEK YEME KONUSUNDA ITIRAZ

Yemek olayini bazi çocuklar annelerine karsi koz olarak kullanabilirler. Genelde çocuklar anne babayi yönlendirebildikleri konularda israrci olarak o konuda problem çikarirlar. Bazi durumlarda anne babanin yanlis tutumu bu durumun pekismesine neden olur. Normalde bir yasindan sonra çocugun sofraya eriskinler ile beraber oturmasi ve yasina uygun yemekleri yemesi beklenir. Belli bir dönem sonra yemek aliskanligi gelisir. Çocugun çok yönlü beslenmesi açisindan , normal sosyal gelisimi açisindan , psikomotor gelisimi açisindan bu durum önemlidir.

Bazi annelerin ‘’ çocugum yemek yemiyor’’ diye çocuga israrci ve yanlis tutumlari da bu davranis probleminin pekismesine neden olur. Genelde bedensel ve psikiyatrik problem olmadikça her çocuk acikir ve ögün vakti geldiginde yemegini yer. Ama çocukta istahsizlik gerçekten var ise o zaman bazi hastaliklari düsünmek gerekir.

Yemek yeme konusunda anne babalara su tavsiyelerde bulunacagiz ; En basta ögün vaktine bir iki saat kala dönemden itibaren çocuga kesinlikle ufak tefek gida vermeyin , ikinci olarak yemek konusunda çocuk sofraya çagirilmali ,tabak önüne konduktan sonra kesinlikle iki -üç kereden fazla yemek yeme konusunda israr edilmemeli , üçüncü olarak yemek yeme konusunda çocuk ile çok fazla konusulmamali. Unutmayiniz ki yemek yeme o çocugun sira disi yapmasi gereken bir olay degil, onun fizyolojik bir ihtiyaci . Bu yasamsal ihtiyaci ve zevkle yapilmasi gereken bir seyi iskence haline getirmemeli . Bir baska nokta da yemek yapmadan önce çocugun fikri (yemek çesidi konusunda) alinabilir. Önemli besin kaynaklarini almasi için ayni tür yemek degisik sekiller ile önüne getirilebilir. Ayni zamanda istahi azaltan bol sekerli bisküvi ve çikolatalari belli miktarda almasi saglanabilir.

Bütün bu önlemlere ragmen devam eden istah problemlerinde , doktora basvurarak altta yatan (varsa ) nedeni bulmak gerekebilir.

3-ALTINI ISLATMA

Altini islatma anne babalarin en çok karsi karsiya kaldiklari problemlerin basinda gelir. Özellikle belli bir tuvalet egitimini aldiktan ve tuvalet aliskanligi kazandiktan sonra , çocugun altini islatmaya baslamasi daha çok psikolojik nedenleri akla getirir. Eger her hangi bir stres etkeni var ise bu durum görülebilir. Ancak çocuk bebekliginden beri hiç tuvalet kontrolü saglayamamissa , o zaman genetik ve bedensel etkileri disladiktan sonra psikolojik etkilere bakmak gerekir.

Çocugun altini islatmaya baslamasinda anne babalar endiseye kapilmadan çocugun durumunu gözden geçirmelidirler. En önemlisi bu çocugun herhangi bir stres etkeni varmi yokmu ( kardes dogumu , anne baba geçimsizligi , arkadas sorunlari , okula veya krese baslama ,göç , yakin kaybi ,anne babadan ayri kalma , kronik hastaliklar , dogal afetler vb.) bu degerlendirilmeli ve stres etkeni ortadan kaldirilmaya çalisilmalidir. Burada yakin geçmiste somut olarak gördügüm bir örnegi vermek istiyorum . Adapazari’nda deprem sonrasi bir kisim çocukta daha önce olmamasina ragmen altini islatma probleminin olustugunu gözlemledim. Bu durum yasanan olayin stresine verilen çocugun psikolojik bir reaksiyonu idi. Çocugun sevgi ihtiyaci var ise ilgi çekmek için bu problemi çikarabilir. Özellikle bu durumla birlikte daha çok dikkat çektiginin farkina varan çocuk davranisinda israrci olabilir. Yeni dogan kardesinin durumunu gözlemleyen ve ona yönelik ilgiyi gören çocukda da bu türlü bir davranis görülmekte.

Çocugun bu davranisini altina bez baglamak destekleyecegi için bu türlü bir tavirdan kaçinilmalidir.Anne baba çocugu asiri cezalandirici ve suçlayici bir tavirdan kaçinarak bu durumu onun ile konusmalari uygun olur. Çocugun altini islatmadigi zaman takdir ve övgü dolu sözler söylenmelidir. Ufak bir çizelge ile çocuga bulut ve günes çizdirmek de duruma yardimci olur.

Idrar yolu infeksiyonlarinda çocugun idrarini tutamama durumu söz konusu olabilir .Idrar yolu infeksiyonu çocugun altinin islak kalmasina bagli olarak da ikincil olarak gelisebilir .Bu durumu anne babalarin gözardi etmemeleri gerekir.

Israr eden durumlarda altta yatan neden ve genel durumu degerlendirmek için doktor yardimi gerekebilir.Çocugun yasina uygun , normal psikososyal gelisimi için bu durumun tedavi edilmesi gereklidir.

4-IÇE KAPANIKLIK

Çocuklar devamli psikososyal bir gelisim gösterir. Normal sosyal gelisim içerisinde basta aile üyeleri olmak üzere diger insanlar ile iletisim ve etkilesim önemlidir. Bu normal gelisim için kaçinilmaz bir durumdur. Bazi çocuklar gerek kisilik özellikleri gerekse ikincil olarak etki eden faktörler sonucunda içe dönük ,sosyal ortamlara ve alisilmadik mekanlara kolay adapte olamayan , genelde duygusal paylasima girmeyen , yabanci insanlardan tedirgin olan bir yapida olabilirler.

Bu durum bazi psikiyatrik durumlarda görülebilir. Bu durumda çocugun bu nedene yönelik tedavisi gereklidir.

Anne babalarin bu durumda yapmalari gereken sik sik çocuga söz hakki tanimalari ,hemen her konuda onun kendisini ve duygularini ifade etmesini saglamalari , ona sik sik ne hissettigini ve düsündügünü sormalari , çocugun kendisine deger vermeleri , konustugu zaman dinlemeleri , sik sik sosyal ortamlarla irtibatini saglamalari , onu oldugu gibi kabul ederek sevgilerini sik sik belli etmeleri , çocugun her seyine müdahale etmeden ve çok müdahaleci olmadan onun kendini ortaya koymasini saglamalari önerilir.

Devam eden durumlarda bazi psikiyatrik tablolardan söz edilebilir. Bu durumun tedavisi gerekir. Özellikle okul çagi ile beraber sosyal iliskilerde problem olmamasi için durumun çözümlenmeye çalisilmasi önem kazanir.

5-ASIRI HAREKETLILIK

Bazi çocuklar yasitlarina göre asiri hareketli olabilirler. Bu durumun bir çok nedeni olabilir. Genelde asiri hareketli çocuk denince aklimiza hiperaktif çocuklar gelir. Çocukta asiri hareketlilik her ortamda oluyor yer ve zaman dinlemiyorsa o zaman hiperaktiviteden süphelenmek gerekir.Bu durumda çocukta dikkat eksikliginin de eslik edip etmedigine bakilmasi gerekir. Asiri hareketli çocuklar devamli kipir kipirdirlar , yerlerinde duramazlar , sanki bitmez bir enerjileri var gibidir.Bu konudaki ayrintilari çocuklardaki psikiyatrik durumlar -hiperaktif çocuklar - sayfamizdan ögrenebilirsiniz.

Genelde asiri hareketli çocuklarin durumu okula basladiklari dönemde belirgin bir sekilde farkedilir. Ögretmenden sik sik uyari alinmasi ile anne baba olayin farkina daha da iyi varir. Bu durum çocugun sosyal iliskilerini ve ders basarisini etkiler. Normalde belli bir kapasitede olan bu çocuklar ders basarisizligi ile karsimiza gelirler. Bu durumlarda ilaç tedavisi ve diger tedavi yaklasimlari çocugun gelecegi açisindan önemlidir.

Asiri hareketlilik durumu çocugun sikinti ve problemlerine bagli da gelisebilir. Bazi psikiyatrik durumlarda çocuklarda bu türlü hareket artisina rastlayabiliyoruz. Bu durumda çocukta sikintiya ikincil olarak gelismis yerinde duramama, hareketlilik artisi görülür. Altta yatan sikintinin ve stres etkeninin halledilmesi ile çocugun bu hareketliliginde azalma görülür.

Bu çocuklarin genelde anne ve babalarinda da buna benzer bir hareketlilik çocukluk dönemlerinde olabilir. Bu türlü çocugu olan anne babalarin olaya gayet sakin yaklasarak , bu hareketliligi ve çocugun psikososyal gelisimini iyi yönlendirmeleri gerekir. Asiri hareketliligi yüzünden çok elestirilen ve sosyal ortamlardan dislanan çocuklarda , baska psikiyatrik problemlerde olusabilir. Bu çocuklari sportif faaliyetlere yönlendirmek , onlari olumlu ve faydali ugraslarla mesgul etmek , enerjilerini bazi hobilere kanalize etmek, dikkat eksikligi ve hiperaktivite durumu varsa tedavisini saglamak önemlidir.

6-DERS BASARISIZLIGI

Ders basarisina etki eden bir çok durum vardir. Ders basarisizligi çocuklarin normal sosyal ve psikolojik durumunu etkiler. Bu durumda aile ile iliskilerinde bozulmasi sözkonusu olabilir.

Ders basarisina en büyük etken çocugun zeka kapasitesidir. Bu durum çocugun okudugunu , anlatilani ve aktarilan bilgileri kolay kavramasina ve akilda tutmasini kolaylastirir. Zekanin belli bir seviyeye gelmesini daha çok dogumsal özellikler ve çevre sartlari belirler. Belli bir zeka kapasitesi olmasina ragmen ders basarisizligi olan çocuklarda asagidaki nedenleri aramak yerinde olur.

Ders basarisizliginin en büyük nedeni, çocuklarin belli bir sorumluluk içerisinde kendilerini hissedip , okul sonrasi gerekli ders çalisma saatlerini düzenlememeleri ile kendini gösteren durumdur. Bu durumda ögretmen ve aileye çok büyük bir is düsmekte uygun ve dengeli yaklasimlar ile çocuklarin bu yöndeki eksikliklerini isbirligi içinde kapatmalari gerekir. Yanlis tutumlar çocuklarin bu sikintisini pekistirir. Bu durumda ögretmen aile isbirliginin olumlu etkisi büyüktür.

Egitimde firsat esitligi önemli bir konudur. Çocugun gittigi okulun genel durumu , ögretmeninin özellikleri , sinifin özellikleri , verilen egitimin kalitesi , bu egitime ek olarak saglanan imkanlar çocuklarin ders basarisini direk olarak etkiler. Bütün bu noktalarda belirgin problem olmamasina ragmen çocukta görülen ders basarisizliginda özel ögrenme güçlügü durumunu hesaba katmak yerinde olur. Bu durumda ayrintili bilgiyi çocuklarda görülen psikiyatrik durumlar- özel ögrenme güçlügü- sayfamizdan ögrenebilirsiniz. Bu durumun tespiti ve egitim ile tedavisi önemlidir.

Ders basarisina etki eden diger nedenlerden biriside çocukta olabilecek depresyon , madde bagimliligi , uyum bozukluklari ,aile ile ilgili problemler, psikososyal stres etkenleri , anksiyete bozukluklari gibi psikiyatrik durumlarda da ders basarisizliklarina neden olabilir. Bu durumlar ders basarisizliginin yaninda ek belirtiler ile kendini gösterir. Bu negatif etkenin ortadan kaldirilmasi ile ders basarisizliginda düzelme belirgin olarak görülür.

Ders basarisizligi olan çocuklarin yasitlari ile kiyaslanmadan ve özgüvenleri zedelenmeden , ders basarisi için yönlendirilmeleri önemldir. Çocuklarin bu türlü sikintilari varken anne babanin asiri ilgisiz ve asiri kontrol durumlari, çocuklarin bu durumlarinin devam etmesine neden olur. Önemli olan anne babalarin çocuklarina vakit ayirarak , onlarin durumlarindan haberdar olmalari ve bu türlü problemler , tamamen çocugun yasaminda pekismeden gerekli önlemler alinmalidir.

7-ÇOCUGUN KENDINI ORTAYA KOYMASI VE NORMAL KISILIK GELISIMINI NASIL SAGLAYABILIRIZ.

Çocuklar devamli psikososyal gelisim içerisindedirler . Bu gelisimi etkileyen temel faktör en azindan belli bir yasa kadar ailedir. Çocugun kisilik gelisimi bir hayat boyu devam eder. Kisilik gelisiminin büyük bir kismi erken yaslarda tamamlanir .Bu durumda çocugunuz birinci planda anne baba ve bakim veren kisiden , ikinci planda evdeki diger bireylerden , üçüncü planda sosyal çevreden iyi veya kötü yönde etkilenecektir. Anne babanin etkisi kardese göre çok daha fazladir. Ama bir iletisim ve etkilesim ortami olan ailede küçük kardes büyük agabeyden veya abladan da etkilenecektir. Bu durum çogu zaman iyi yönde bir etkilesim ile sonuçlanir ve iyi yönlendirilirse kardes kiskançliginin önüne geçilir . Küçük çocuklar agabeyinden veya ablasindan bir çok seyi hizli bir sekilde ögrenerek , gelisimini daha da pekistirebilir. Bu nedenle küçük kardesler daha sansli sayilabilir .Büyük olanlarin yas avantaji oldugu için küçük kardes ister istemez ögrenme ve etkilenme olarak büyük kardesi takip eder .Ama bu durum küçük kardesin büyügü rakip olarak algilayip tamamen ona ters düsmesinden çok daha iyi bir durumdur. Eger psikososyal gelisim içerisinde çocugunuzun geri planda kalmamasini ve kendini ortaya koyarak , kisilik özelliklerini gelistirmesini istiyorsaniz ; Her çocuk için psikososyal gelisim süreci içerisinde yapilmasi gerekli bazi tavsiyeleri aktarmak istiyorum. Bu çocugunuzun kendine olan güvenini artiracak , kendi kisilik özelliklerinin gelismesini saglayacak , onun psikososyal gelisimini güçlendirecektir.

1-Sik sik çocugunuza yasina uygun olarak yapabilecegi görev ve sorumluluklari verin.

2-Ona sik sik kendini nasil hissettigini sorun

3-Olaylar karsisinda onunda fikrini ifade etmesini saglayin yani ona kendi fikrini sorun ve düsünmeye sevk edin .Söyledigi seylere önem verdiginizi hissettirin .

4-Onun iyi yönlerini ve basarilarini takdir edin , ön plana çikarin ve ödüllendirin.

5-Onun kabiliyetlerinin gelismesine zemin ve imkan hazirlayin

6-Hatali davranislarini konusarak onu yargilamadan anlatmaya çalisin , olaylarin ve yaptiklarinin hatali taraflarini farketmesini saglayin

7-Sik sik onu sevdiginizi ve onun aileniz için ayrilmaz bir parça oldugunu ifade edin

8-Onun kendini ifade etmesini kolaylastirmak için karsilikli olarak siz ona kendinizi ifade edin ,ondan da kendini ifade etmesini isteyin sik sik karsilikli konusup sohbet edin

9- Onun yapabilecegi seyleri kendisine birakin , onun yerine bazi seyleri yapmayin , bu çocugun kabiliyetlerinin gelismesini engelleyerek kendini ortaya koymasini engeller.

10-Onunla kaliteli ve hos bir sekilde vakit geçirin

11-Onun olaylar karsisindaki duygularina deger verdiginizi belli edin

12-Onun sosyal ortamlardaki arkadasliklarini ve girisimlerini uygun oldugu ölçüde destekleyin

13-Onun aile içi herkesle olan baglarinin kuvvetlenmesini saglayin

Unutmayiniz ki bu günün çocuklari ,yarinlarin büyükleri olacak, çocugunuzun bu günden davranis ve kisilik gelisimi iyi yönlendirilirse , gelecekte hem onun hem sizin açinizdan ideal olan gerçeklesmis olacaktir.

8-BOSANMA VE ETKILERI

Bosanma dedigimiz önemli yasam olayi , mevcut aile yapisini degistiren en önemli etkenlerden bir tanesidir .Bu durum normal gidisatin tersi veya degisik bir durumu oldugu için, aile içerisindeki bireylerin hepsini önemli ölçüde etkileyecek bir durumdur. Bu etkilenmede karsilikli etkilesim içerisinde ,çocuk- anne ,çocuk-baba ,anne-baba , çocuklar kendi aralarinda ayri ayri etkilenmesi ve bunlarin ikiserli olarak birbirini etkileyip, yeni olusuma ayak uydurmaya çalismasi durumu söz konusudur. Bosanmanin en çok etkiledigi kisiler ise süphesiz çocuklardir . Hatta bu durum bazen o kadar ileri gider ki Anne babalar kendi sorunlarindan veya stres faktörlerinden dolayi, bu türlü bir hayat asamasi ve stres faktörü durumunda, çocuklar hiç hesaba katilmaz veya en son akla gelir.

Bosanmaya karar vermeden önce bu konuyu çok ciddi düsünmek gerekir . Çünkü bu durum mevcut ve ilerleyen dönemdeki etkilerinden dolayi gerçekten önemli bir olay ve karardir. Genelde bosanmadan önceki durum ile bosanma sonrasi durumun her açidan degerlendirilip kar zarar orani hesap edildikten sonra bu durum daha ileri asamaya götürülmesinde fayda vardir.

Bosanmaya karar vermis bulunuyorsaniz , bunun çocuga veya çocuklara anlatilmasi ve açiklanmasi durumu , çocugun buna tepkileri ve ilerleyen süreç içerisinde psikolojik durumu hakkinda bazi konularda dikkatli olmaniz gerekir.

Bosanmaya karar verdikten sonra veya mahkeme süreci basladiktan sonra çocugun yasina göre aile içerisinde az çok hissettigi bu farkli durumun, uygun bir dille , yasina uygun bir sekilde anlatilmasi gerekir. Bu durumu genelde anne babanin ikisinin birden çocuga açiklamasi uygundur. Yapilmasi gereken ,çocuga sevgi mesajlari verildikten sonra , yani hem anne hem baba tarafindan çok sevildigi ve durum ne olursa olsun bundan sonrada sevilmeye devam edilecegi konusunda çocuga güven verildikten sonra durum anlatilmaya baslanmalidir. Bu durumun yani anne babanin artik hayatlarini ayri yasayarak devam ettirmelerinin ,herkesin faydasi için zorunluluk oldugu ve baska alternatif kalmadigi , yine çocugun yasina uygun bir sekilde anlatilmalidir.

Bazi çocuklar , anne babalarinin bosanmasindan kendilerini sorumlu tutarak suçluluk psikolojisine girerler . Bunu engellemek için bu durumun hiç bir etki olmadan , kendilerinin aldigi bir karar oldugu tekrar tekrar ifade edilmelidir. Çocugun kaygisi azltilmak için, yine sevgilerinin devam edecegini ve çocuk hangi tarafta kalirsa kalsin diger ebeveyni görebileceginin ve irtibatin devam ettirileceginin alti çizilmelidir. Çocugun ilerleyen dönem içerisinde psikolojik durumu takip edilmeli özellikle gizli depresyon ve kaygi durumlari göz önüne alinmalidir. Bu yeni durum çocugun sosyal hayatinda ,bazi sorunlar olusturabilir ve uyum güçlügü denen bir tabloya zemin hazirlayabilir.

Unutmayiniz ki ister ayri ister beraber, çocuga verilecek sevgi ve saglanacak huzur ortami ,her türlü sikinti ile basetmek için gerekli olan en önemli araçtir.

Alti çizilmesi gereken bir diger nokta da sudur : Çocugun bundan sonra, örnegin baba ayrildiktan sonra annenin bu ayriligi telafi etmek için çocuga asiri hosgörü ile davranmasidir. Bu durum çocukta degisik davranis problemlerinin gelismesine zemin hazirlayabilir. Bu nedenle denge iyi korunmali ,bu türlü sinir problemleri yasatilmamalidir.

Ayrildiktan sonra, ebeveynler birbirlerinin aleyhinde konusmamali ve çocuga esi ile olan problemi yansitilmamalidir. Bu durum bosanma yasamis ailelerde sik görülür ve çok önemli problemleri beraberinde getirebilir. Ayni zamanda çocugun ayri yasadigi ebeveyni sik görmesi (önemli bir problem yoksa ) saglanmali ve çocugun iletisimi devam ettirilmelidir.

Çocugun cinsiyetine göre örnek alabilecegi karsi cinsten güvenilir bir akraba veya tanidik kisiler, ayrilan ebeveyn yerine çocugun bazi duygusal ihtiyaçlarini karsilayabilir. Örn: babadan ayri bir çocuk ile dayinin biraz daha yakinlik göstermesi gibi. Çocugun durumunun ilerleyen süreç içerisinde takip edilmesi ve kontrol edilmesi faydalidir.

Gebelikte Beslenmenin Önemi

  • Gebelik
  • Temmuz 4th 2007
  • admin

Gebelik, kadin için dogal fizyolojik bir olaydir. Gebe kadinin beslenmesinde amaç, annenin kendi fizyolojik gereksinmelerini karsilayarak vücudundaki besin ögeleri yedegini dengede tutmak, fetusun normal büyümesini ve salgilanan sütün gerektirdigi enerji ve besin ögelerini tam olarak karsilamaktir.
Annenin gebe kalmadan önceki beslenme durumunun dogacak bebegin sagligi kadar, annenin sagligi açisindan da önemi vardir. Anne sagliginin korunmasi açisindan beslenmeye küçük yaslardan itibaren önem verilmelidir. Ülkemizde sik görülen genç yasta (yani 18 yasindan önce) anne olan kadin henüz kendisi büyüme çagini tamamlamadigi için sagligi etkilenmektedir. Yine agir fiziksel çalisma sürdüren kadinlarin zaten artmis olan enerji harcamalarina, bir de gebelik ve emziklilik eklendiginden kadin kendi dokularini kullanmak durumunda kalmakta ve gebelik araliklari kisa oldugundan, sagligi daha da bozulmaktadir. Gebelikte bu durumlara bagli olarak enerji ve besin ögeleri gereksinmesi artmaktadir. Artis miktari annenin yasadigi iklime, isiya, beslenme ve fiziksel aktivite durumuna bagli olarak degismektedir.

GEBELIKTE GÖRÜLEN BESLENMEYE BAGLI SAGLIK SORUNLARI

Gebe ve emziklilerin beslenme sorunlarinin baslica nedenleri ekonomik güçsüzlük, bilgisizlik ve buna bagli yapilan hatali uygulamalar, kadinin sosyal durumunun düsük olusu, anne yasinin küçük olmasi, kadinin agir çalisma kosullari ve aile planlamasinin uygulanmamasidir. Gebelikte ve emziklikte bazi besinler inançlar nedeniyle zararli kabul edilmekte ve tüketilmemektedir.
Anemi: Ülkemizde önemli bir saglik sorunu olan anemi özellikle demir ve folik asit yetersizligine bagli olarak görülmektedir. Gebe kadinlarda, hemoglobin düzeyi 11g/100mL. altina düstügünde, demir yetersizligi anemisi tanisi konulmaktadir. Nedeni; Diyetteki demirin emilim oraninin düsük olmasi (bitkisel kaynakli besin olusu), parazitler, gereksinmenin fazla olusu, sik dogumlar, düsükler ve pikadir (toprak yeme). Ayrica gebelik nedeniyle % 50 oraninda artan plazma hacmine karsin, kirmizi kan hücrelerinin hacminin artisi ( % 20 artis) bu orana ulasamamaktadir. Hemoglobin düzeyinin, 11-12 g./100 mL. arasi olmasi en saglikli dogumu saglamaktadir. Ülkemizde gebe ve emziklilerde ulusal düzeyde anemi orani sirasiyla % 73.9 ve % 65.4 dür. Anemik gebelerde tasikardi, bas dönmesi, yorgunluk, bayilma, dudak ve alt göz kapaklarinda soluk renk (normalde kirmizidir), nefes almada güçlük, yüz ve bacaklarda sisme gibi belirtiler görülmektedir. Anemik annelerin bebeklerinde prematüre dogumlar, perinatal ve neonatal ölümler artmaktadir. Gebelikte artan demir gereksinmesini karsilamak için ek demir verilmesi, çinkonun kullanimini azaltmaktadir. Hemoglobin düzeyi 11g./100 mL. altina düsmeden, ek demir preparatlarinin kullanilmasina gerek yoktur. Her ögünde C vitamini içeren besinlerin tüketilmesi, demir emilimini artirmaktadir. Her ay annenin hemoglobini ölçülmeli, aneminin önemi ve belirtileri anneye ögretilmelidir.

Kemik Dokusunun Harabiyeti (Osteomalasia):Gebe kadin yetersiz beslendiginde kemik dokusunun yapimi ve sagligi için gerekli olan kalsiyum, fosfor gibi mineralleri tüketmezse, yetersiz beslenmenin yanisira D vitamini kaynagi olan günes isinlarindan da yararlanamazsa kemiklerinden kalsiyum ve fosfor çekilir. Kemik dokusunun yapisi bozulur, erken çöküntüye sebep olur. Kemiklerden minerallerin çekilmesi sonucu olusan hastaliga osteomalasia denir.

Toksemi :Gebelik toksemisi yetersiz ve dengesiz beslenen kadinlarda daha sik görülmektedir. Diyastolik kan basinci 90 mmHg’nin üzerine çiktiginda ( 6-9’uncu aylarda), bacaklarda ödem oldugunda proteinüri olmadan hafif preeklempsi ve proteinüri oldugunda ise agir preeklempsiden söz edilir. Bunun için; Diyet protein, vitamin ve mineraller yönünden zenginlestirilir, tuzsuz diyet önerilir. Enerji normal düzeyde verilir. Gebe ve emziklilerde gözlenen diger beslenmeye bagli saglik sorunlari dis çürükleri, diseti kanamalari, asiri sismanlik, endemik guatr, riboflavin yetersizligine bagli belirtiler ve ödemdir.

DIKKAT!

Anne agirlik kazanamaz, hatta zayiflar. Anne vücudundaki besin ögeleri yedek depolarinin dengesi bozulur. Anne ve çocuk sagligi olumsuz etkilenir.
Anne kansiz (anemi ) kalabilir. Toprak ve kil yeme de kansizligi olusturur.
Bacaklari ve göz kapaklari siser. Bu durum yeterince protein tüketilmediginin belirtisidir.
Çabuk yorulur, çalisma gücü azalir.
Hastaliklara sik yakalanir ve iyilesme süresi uzar.
Kemik dokusu harabiyeti görülür. Yetersiz beslenmenin yanisira D vitamini kaynagi olan günes isinlarindan da yararlanamazsa anne kemiklerinden kalsiyum ve fosfor çekilir. Kemikler yumusar osteomalasia’ya neden olur.
Gebelik zehirlenmesi ( preeklempsi, eklampsi, toksemia ) görülür.
Anne ölümleri görülür.
Ölü dogum, erken dogum (prematürelik) ciliz-zayif çocuk dogumu, bedensel ve zihinsel özürlü çocuk dogumlari görülür.

Gebe Kadinlarin Beslenmesi

Yemekler genellikle üç ögünde tüketilir. Gebeligin ilk döneminde ögün sayisi artirilarak ögündeki yemek miktari azaltilabilir. Gebeligin ilk 3 ayinda kadinda aserme varsa; bu durumda azar azar, sik sik ve susuz hazirlanmis besinler verilebilir.Yemeklere yogurt ve limon eklenmesi tüketimi kolaylastirir.
Süt içmeyen kadinlara yogurt veya peynir önerilir. Ödem oldugunda yemeklere tuz konmaz. Yemekler arzu edildigi gibi hazirlanir. Kizartmalardan kaçinmak gerekir.

Hekim önerisi olmadan ilaç kullanilmaz. Alkol ve sigara kullanmak ise sakincalidir. Çay ve kahve ögünde degil, ögün aralarinda tüketilmelidir. Gebe anne oruç tutmamalidir. Yeterli D vitamini almasi için yüzü, kollari, bacaklari alabildigince günes görmelidir.

Anne Adaylari LÜtfen Dikkat

  • Gebelik
  • Temmuz 4th 2007
  • admin

Hamile kadinlar her zaman birseyleri dert ederler.Soludugumuz hava kirli mi? Içtigimiz su temiz mi? Esimin içtigi sigara yada bu sabah içtigim kahve bebegimin sagligina zarar verebilir mi? Ya disçide çektirdigim röntgen?Bu tür kaygilar hamileligi gereksiz yere sinir bozucu hale getirebilir. Ama bilgi; hem bunlardan kurtulmanizi saglar hem de saglikli bir bebeginiz olma olasiligini arttirir.Hamileliginiz sirasinda bebeginize zarar vermemek istiyorsaniz lütfen asagidakilere bir göz atin:

ALKOL
Hamileligimizin ikinci ayina kadar genellikle hamile kalindigindan habersiz oldugumuz için;bunu bilmemiz halinde asla yapmayacagimiz seyleri, bilmeden yapariz. Hamilelik süresince fazla içki içmenin bebekte birçok soruna yol açtigi gösterilmistir.Bebegin kan dolasimina giren alkol miktarinin anne kanindaki alkol yogunluguna yaklasik oldugu ve annenin aldigi alkolü bebeginde paylastigi göz önüne alinirsa bu pekde sasirtici sayilmaz. Alkolü bedenden atmak için gereken süre bebekte annenin iki katidir. Yani anne hafif çakirkeyifken, bebek sarhostur.
Hamilelik boyunca agir alkol alimi (günde 5-6 kadeh sarap, bira, raki) ciddi dogum koplikasyonlarinin yani sira bebekle ilgili alkol sendromunada yol açar. Bu durumda bebek normalden küçüktür ve genellikle zihinsel özürlüdür. Bas, yüz, kollar, bacaklar ve merkezi sinir sisteminde(beyin ve omurilik) bir çok yapi bozuklugu vardir.Ayrica bu bebeklerde yenidogan döneminde (dogum sonrasi ilk 28 gün) ölüm orani yüksektir. Bebekte daha sonra çocukluk dönemindede ögrenimsel, davranissal ve toplumsal uyumla ilgili sorunlar olusur.
Içki içmeyi sürdürmenin riski doza baglidir,ne kadar çok içerseniz ,bebeginize vereceginiz zarar o kadar çok olur. Hamilelikte orta derece alkol tüketimi bile(günde 1-2 kadeh) düsük riskinin artmasi, düsük doigum agirligi ve dogum sirasinda komplikasyonlar gibi çesitli ciddi sorunlara yol açabilir. Çocuklar büyüdügündede davranislarini,ögrenme yeteneklerini ve çevrelerine gösterecekleri uyumu etkilemektedir.
Bazi kadinlar hamilelikleri süresince hafif örnegin geceleri bir kadeh içmelerine karsin saglikli bebekleri olabilir.Ancak bunun hiçbir garantisi yoktur. Hamilelikte güvenli alkol dozu, eger varsa bile bilinmemektedir. Eger gün sonunda yorgunlugunuzu atmak için bir kokteyl almayi veya aksam yemeginde bir kadeh sarap içmeyi adet haline getirdiyseniz, belkide simdi bu yasam biçiminizi degistirmenin tam sirasidir. Gevsemek içim içki aliyorsaniz müzik, masaj, ilik banyo, spor, okuma gibi baska yöntemleri seçebilirsiniz.

SIGARA
Hamilelikten önce içtiginiz süre ne kadar olursa olsun sigaranin gelismekte oln bebege zarar verdigi konusunda kesin bir kanit yoktur. Ama hamilelik sirasinda içilen sigara kesin ve belgelenmis hasarlar vermektedir. Sigara hamilelikte düsük ve ölü doguma sebep oldugu gibi çestli komplikasyonlarda sigara içen annelerde çok daha sik gözlenmektedir.Bunlar arasinda vajinal kanama, anormal plasenta yerlesimi,plasentanin erken ayrilmasi,erken kese yirtilmasi ve erken dogumdur.

Sigaranin en sik rastlanan etkisi ise düsük dogum agirligidir. Sanayilesmis ülkelerde küçük dogan bebeklerin üçte birinden sigara sorumlu tutulmaktadir.Düsük dogum agirligi ise bereberinde artan hastalik ve bebek ölüm riskini getirir.
Sigaranin baska potansiyel riskleride vardir. Anneleri sigara içen bebeklerde apne (ani soluk almanin durmasi) olasiligi fazladir. Sigara içmeyen annelerin bebeklerine göre Ani Bebek Ölüm Sendromu iki kat fazladir. Ayrica genelde sigara içen annelerin bebekleri içmeyenlerinki kadar saglikli degildir. Bu bebeklerin büyümelerinin sigara içmeyen annelerin bebeklerinin büyümelerine yetisemedigine,uzun dönemde bedensel ve zihinsel kusurlari olduguna ve hiperaktif olduklarina dair kanitlar vardir.
Bir çalismada hamilelik sirasinda ve sonrasinda sigara içen annelerin çocuklarinin solunum sistemi hastaliklarina daha yatkin oldugu, diger çocuklara göre daha kisa boylu olduklari ve okul basarilarinin daha az oldugu gösterilmistir. Bütün bu yan etkilere sebep olan karbonmonoksit zehirlenmesi; annenin kanindaki yüksek oranda karbonmonoksitin plasenta yolu ile bebege geçmesi ve bebegin daha az oksijen almasidir.Sigara içtiginizde bebeginiz duman dolu bir rahmin içine hapsedilmis olur, kalp atislari hizlanir. Hepsinden kötüsü büyüyemez ve gelisemez.
Haberler hep kötü degildir. Bazi çalismalar hamileligin erken döneminde sigara içmeyi birakan kadinlarin (4.aydan önce olmali) bebege zarar verme riskini sigara içmeyen annelerle ayni düzeye indirdigini göstermektedir.Daha erken olmasi çok daha iyidir ama son ayda bile sigarayi birakmak, dogum sirasinda bebege giden oksijen akimini korumaya yardimci olur.Bazi kadinlar için sigarayi birakmak hamileligin erken döneminde ani bir tiksinti gelistiginden çok kolaydir. Eger bu kadar sansli degilseniz, baska yöntemleri hatta hipnozu bile deneyebilirsiniz.

Insanlarin çogu sigarayi biraktiklarinda yoksunluk belirtileri yasarlar.Bu belirtiler ve yogunluklari kisiden kisiye degisir. En sik görülenler sigara için çok siddetli özlem duymak, sinirlilik, kaygi, huzursuzluk, eller ve ayaklarda uyusma, bas dönmesi, yorgunluk, uyku ve mide bagirsak bozukluklaridir. Bazi insanlar ise baslangiçta hem bedensel,hemde zihinsel güçlerinde azalma hissederler. Bütün bunlar geçici durumlardir ve bunlari azaltmak için birseyler yapabilirsiniz. Kahveden kaçinin, çünkü sinirliliginizi arttirabilir. Dinlenin, alistirma yapin (nikotinden aldiginiz uyarinin yerini doldurmak için). Zihninizi bir kaç gün dinlenmeye birakin, zihinsel çaba gerektirmeyen isler yapin, sinemaya yada sigara içmenin yasak oldugu yerlere gidin.Sigarayi birakmanin kötü etkileri birkaç gün ile birkaç hafta arasinda sürer,ama yarari siz ve bebeginiz için yasam boyu devam edecektir.

Sigara içmek yalniz içen kisiyi degil,çevresindeki herkesi etkiler.Buna karninda gelismekte olan bebegi ile anne adayida dahildir. Bu nedenle esiniz,evinizde yasayanlar yada yan masada çalisan is arkadasiniz sigara içtiginde neredeyse sizin içmeniz kadar etkilenecektir. Eger esiniz sigarayi birakmayacagini söylüyorsa,ona en azindan evin disinda yadasizden ve bebeginizden uzakta içmesini söyleyebilirsiniz. Sigarayi birakmasi elbette hem kendi sagligi hemde bebegin dogduktan sonraki uzun dönem sagligi için çok daha iyidir. Çalismalar, annenin yada babanin sigara içmesinin çocuklarinda solunum sorunlarina ve akciger gelisiminde bozulmaya neden oldugunu
göstermistir.

KAFEIN
Kafein kahve, çay, kola gibi içeceklerde bulunur ve annenin aldigi kafein plasentadan geçerek bebek kan dolasimina girer. Insanlar üzerinde ve gelisen bebege kafeinin nasil bir etki yaptigi yada zarari olup olmadigi henüz tam açikliga kavusmus degildir. Ama en son çalismalardan biri günde 2 fincan kahve esdegeri kafeinin düsük riskini iki katina çikardigini göstermistir.Anne adaylarinin eldeki bilgiler artana kadar kahve içmemeleri daha akillica olur.
Kafeinli kahve, çay yada kolayi birakmaniz için baska ek nedenlerde vardir. Hepsinden önce bunlarin idrar söktürücü etkiside vardir, anne ve bebek sagligi için gerekli olan sivi ve kalsiyumu bedenden uzaklastirir.Sik idrara çikma sorununuz varsa, kahve bunu arttiracaktir.

Ikinci olarak, kahve ve çay özellikle krema ve tatlandiricilarla kullaniliyorsa tikayicidir ve gereksiniminiz olan besinlere karsi istahinizi tikayabilir.Kola yalniz tikayici degildir,ayni zamanda bazi kimyasal maddeler ve gereksiz seker içerir.
Üçüncüsü kafein hamilelikte normal duygu durumu dalgalanmalarini arttirip,yeterince dinlenmenizi engelleyebilir.
Dördüncü olarak kafein sizin ve bebeginizin ihtiyaci olan demirin emilmesini engelleyebilir.
Yapilan bazi arastirmalar göstermistir ki,asiri kafein tüketimi anormal kalp atimi,hizli soluk alma, yenidoganda titremeler ve ileriki yasaminda seker hastaligi gelisimi ile sonuçlanabilir.

Kafein aliskanliginizdan nasil kurtulursunuz:
Ilk adim birakmak için bir motivasyonunuz olmasidir.Bu hamilelikte kolaydir,çünkü amaç saglikli bir bebeginiz olmasidir. Ikinci olarak kafeine niçin düskün oldugunuzu belirlemeli ve bu ihtiyacinizi gidermek için yerine neler koyabileceginizi bulmaktir.Eger kahvenin yada çayin tadini seviyorsaniz ve sicak bir içecek sizi çekiyorsa, kafeini alinmis olanlari seçebilirsiniz. Ama en sagliklisi tüm bunlarin yerine %100 saf meyve sularini tüketmenizdir.Eger kafeinin uyariciligina gereksiniminiz varsa, daha dogal ve daha uzun etkili uyariyi alistirma ve iyi besinlerden,sizi canlandiracak birsey yapmaktan (dans etmek, kosmak, yürüyüs) alabilirsiniz. Kafeini biraktiktan sonra kuskusuz bir kaç gün kendinizi kötü hissedeceksiniz ama daha sonra herzamankinden iyi hissedeceksiniz.
Kafein tiryakilik yapan bir maddedir ve aniden birakanlarda bas agrisi, sinirlilik, yorgunluk, uyusukluk gibi yoksunluk belirtileri olur. Bu nedenle kafeini yavas yavas birakmak daha akillica olur. Fincaninizi her gün biraz daha azaltarak,en sonunda hiç içmemeyi basarabilirsiniz.

Su önerilere dikkat edin:

• Kan sekerinizin ve enerji düzeyinizin düsmesine firsat vermeyin.Protein ve karisik karbonhidratlardan zengin besinleri küçük porsiyonlar halinde ve sik yiyin.
• Her gün bol egzersiz yapin.
• Uykunuzu alin.Bu kafeinsiz daha kolay olacaktir.

X ISINLARI (RÖNTGEN)
Hamilelik sirasinda çekilen röntgenlerin güvenli olup olmadigi karmasik bir konudur,ama tanisal amaçli çekilen bu filmlerin bebege zarar vermesi çok nadirdir.Röntgen isinlarindan yayilan radyasyonun zarar verip vermeyecegini üç etken belirler. Birincisi;radyasyon miktaridir.Cenin ve bebekte ciddi hasar yalnizca çok yüksek dozlarda (50-250 rad)olusur.Çagdas röntgen araçlari çok nadir olarak 5 rad dan fazla isin yaydiklari içingenellikle bir sorun olusmaz.
Ikinci etken, isinin ne zaman alindigidir. Çok yüksek dozlarda bile yumurtanin rahme yerlesmesinden önce dokunun etkilenme riski yoktur. Bebegin organlarinin gelisiminin erken dönemlerinde (döllenme sonrasi 3-4.haftalar) ve hamilelik boyunca merkezi sinir sisteminin
zarar görme riski vardir. Ama bu yalnizca yüksek dozlarda gerçeklesir.
Üçüncü etken ise, rahmin gerçekten isina maruz kalmasidir.Günümüzün röntgen cihazlari, görmek istenen alani iyi belirlemekte ve diger bölgeleri isindan korumaktadir. Röntgen filmlerinin çogu anenin karin ve kalça bölümüne böylece rahme gelecek isinlari önlemek için kursun bir levha ile çekilir.Ama karin röntgeninin bile zararli olma olasiligi 10 rad dan fazla isik yaymadigi için yoktur.
Ama tabiki ne kadar küçük olursa olsun gereksiz risk almaninda bir mantigi yoktur.Bu nedenle genellikle acil önemi olmayan röntgen çekimlerinin dogumdan sonraya ertelenmesi önerilir. Bebegin röntgen isinlarindan zarar görme olasiligi düsük oldugu için, anne adayinin sagligi açisindan gereken bir röntgeninde çekilmesinden vazgeçilip anne tehlikeye atilmamalidir.
Hamilelik sirasinda röntgen isinlarinin küçük zarari asagidaki kurallara uyularak en aza indirilebilir:

• Sizden röntgen çektirmenizi isteyen doktora hamile oldugunuzu mutlaka söyleyin.
• Hamilelik sirasinda çok gerekli olmadikça röntgen çektirmeyin.
• Yerine daha güvenli bir tanisal islem kullanilabiliyorsa röntgen çektirmeyin.
• Eger röntgen sartsa,ehliyetli ve güvenilir bir merkezde çekilmesine özen gösterin.
• Teknisyenin uyarilarini dikkatle dinleyip,özellikle çekim sirasinda kimildamamaya dikkat ederek, çekimin yinelenmemesini saglayin.
• Hepsinden önemlisi röntgen çektirmeniz gerekiyorsa,zamaninizi olasi zararlari hakkinda kaygilanip durarak geçirmeyin. Unutmayin ki, emniyet kemerinizi baglamayi unuttugunuz durumda bile bebek daha büyük bir tehlike altindadir.

SEKER YERINE KULLANILAN TATLANDIRICILAR
Rejimciler için tatsiz bir süpriz olacak ama seker yerine kullanilan tatlandiricilar kilonun korunmasinda nadiren faydali olurlar. Bu tatlandiricilarla kilo kontrolü saglansa bile anne adaylarinin bunlari kullanirken dikkatli olmalari önerilir. Ne yazik ki, hamilelikte sakkarin kullanimi ile ilgili yeterince arastirma bulunmamaktadir. Hayvan deneyleri, hamilelerin bu maddeyi
almalarinin, yavrularda kanser gelisimine yol açtigini göstermistir. Tatlandiricilar insanda plasentayi geçtigi ve bebekteki dokulardan çok yavas atildigi için, hamilelik öncesi ve hamilelik süresince sakkarin kullanilmamasi akillica olur.
Öte yandan çalismalar,hamilelik sirasinda tatlandirici olarak aspartamin (nutrasweet) kullanilmasinin zararli etkisi olmadigini göstermistir. Hekimlerin çogu hamilelik sirasinda bu tatlandiricinin ilimli miktarda kullanilmasina izin verebilir. Ama aspartamli tatlandiricilarin katildigi pek çok ürünün besin degeri olmadigindan hamile kadinlarin bunlari alirken seçici olmasinda fayda vardir.
Hamilelik sirasinda en güvenilir tatlilar dogal meyve ve meyve sularidir.Daha besleyici tatli ve içecekler yerine midenizi diyet içeceklerle doldurmak size bir fayda saglamayacaktir.

EV IÇI TEHLIKELER

Ev temizleme ürünleri:
Bir çok temizlik ürünü yillardir kullanimda ve temiz evler ile dogumsal kusurlar arasinda bir baglanti henüz kurulamadi.Temizlik maddelerini ara sira tesadüfen solumanin gelismekte olan bebege zararli bir etkisi oldugunu henüz hiçbir çalisma gösteremedi.Eger temizlik ürünlerine maruz kaldiysaniz bunun için kaygilanmayin ama hamileligin kalan süresi boyunca makul ölçüde temizlik yapin.

Asagidaki uyarilara dikkat edin;

• Ürünün kuvvetli bir kokusu ve dumani varsa dogrudan solumayin.Havalandirmasi iyi olan bir yerde kullanin yada hiç kullanmayin.
• Aerosoller yerine pompali spreyler kullanin.
• Hiç bir zaman(hamile degilken bile) klorlu ürünleri amonyakli olanlarla birlestirmeyin,bu karisim öldürücü dumanlar çikarabilir.
• Etiketlerinde zehirli olduguna ilskin uyari bulunan firin temizleyici ve leke çikarici ürünleri kullanmaktan kaçinin.
• Temizlik yaparken lastik eldivenler kullanin,Bu yalnizca ellerinizi korumakla kalmaz,deriden zehirli kimyasal maddelerin emiliminide engeller.
• Temizlik yaparken her zaman bulundugunuz ortami havalandirmaya özen gösterin.

Kursun:
Son yillarda kursunun uzun yillardir boya parçalarini yutan çocuklarda zeka geriligi yaptigi bilinmektedir. Hamile kadinlari ve bebegide etkiledigi kesfedilmistir. Bu ****le fazla miktarda maruz kalmak hamilelerde yüksek tansiyon riskini arttirmakta ve hatta düsük nedeni olmaktadir. Bebekte ciddi davranis sorunlari ve nörolojik sorunlardan,küçük dogumsal kusurlara kadar degisen zararlara neden olur.
Neyse ki kursuna maruz kalmaktan korunmak, yol açtigi sorunlarin yaninda çok kolaydir. Içme suyu,kursunun ana kaynagi oldugu için,suyunuzun kursunsuz oldugundan emin olun.Evinizin boyasida kursun içerebileceginden,herhangi sebeple evinizin boyasi kaziniyorsa evden uzak durun. Baska bir kaynak da çini porselen yada çanak çömlekteki kursunun bulastigi yiyeceklerdir. Eger kusku duydugunuz antika yada eski bir tabak yada sürahiniz varsa içinde gida saklamayin.

Böcek öldürücüler:
Bazi böcekler sizin için bir tehdit gibi görünsede aslinda hamilelik açisindan tehlike olusturmazlar.Ama onlari yok etmek için kullandiginiz ilaçlar bebeginiz için daha büyük bir tehlikedir.Bulundugunuz bölge yeni ilaçlandiysa,koku kaybolana kadar disari çikmayin. Pencerelerinizi kapayin. Eger apartmaniniz ilaçlaniyorsa ve siz bunu erteletemezseniz, kendi evinizin kapi ve pencerelerini sikica kapayin.Mutfak dolaplarini sikica kapatin ve yemek hazirlanan bölümünün üzerini örtün. Apartmandan bir iki gün uzak durun ve eve döndügünüzde sik sik pencerelerini açip havalandirin.
Mümkünse böceklerle dogal yolla mücadele edin. Kazara böcek ilacina maruz kaldiysaniz hemen panige kapilmayin. Kisa süre ve dolayli maruz kalma bebeginize hemen zarar vermez.Açik havaya çikin ve derin nefes alip verin

ANNENIN PROBLEMLERI ve BAZI MUHTEMEL ÇÖZÜMLERI

  • Gebelik
  • Temmuz 4th 2007
  • admin

Bebeginizin gögsünüzü yakalamasinda güçlüklerle karsilasiyorsaniz size bazi öneriler;

h Bebeginiz gögsünüzü emmeyi tam olarak ögrenene kadar baska bir sey vermemek idealdir. Bebeginizin ek besine ihtiyaci varsa tercihen biberon haricinde bir yöntem kullanilabilir. Ancak, istisnai durumlarda biberon kullanilabilir.

h Gögüs uçlariniz düzse basparmaginiz arasinda yuvarlayarak yavasça çekebilirsiniz. Bunu yakalamadan hemen önce yaparsaniz bebegin gögüs ucunu yakalamasina yardimci olabilir.

h Gögüs uçlariniz çukur veya içe dönük olursa yuvarlamaya çalismak sadece içeri dogru çekilmelerine sebep olur. Bunun yerine, elinizi gögüs ucunun yaklasik 5 cm arkasinda C tutusuna getirin ve gögüs kafesinize bastirin.

h Emzirmeden hemen önce gögüs pompasi kullanilmasi da gögüs uçlarinizin bebegin yakalayabilecegi kadar çikmasini saglayabilir. Birkaç denemeden sonra yine almiyorsa ve ek besin gerekiyorsa gögüslerinizi hastane tipi bir elektrikli pompayla düzenli olarak sagmalisiniz. Gögüs ucu derisinin uzamasini saglar ve sütünüzün artmasini saglar.

h Bazi çok özel durumlarda, gögüs ucu adaptörleri bebeginizin gögsünüzü almasina yardimci olur. Gögüs ucu adaptörünün doktor kontrolünde kullanilmali. Adaptör birkaç günden fazla kullanilirsa süt yapimini azaltabilir.

h Bebeginiz, gögüsleriniz asiri doldugu içinde gögüs ucunu yakalayamiyor olabilir. Bu durumda, emzirmeden yarim saat önce gögüs koruyucusu takmak sütünüzün akmasina, aylanin yumusamasina ve bebegin gögüs ucunu yakalamasina yardimci olur.

h Bebeginiz emmeyi basaramadiysa aglamaya baslar. O zaman bebeginizi sakinlestirip tekrar deneyin.

h Bebeginiz bir pozisyonda gögsünüzü yakalayamiyorsa pozisyon degistirin. Pozisyon degistirdiginizde bebeginizin yakalamasina yardimci olursunuz.

h Bebeginizin günde birkaç kez kisa sürelerle gögsünüze koymaya çalisin. Bebek sakinken ve çok açken yaparsaniz basari sansiniz artar

Doğum Kontrolü - Doğum Kontrol Hapları

  • Gebelik
  • Temmuz 4th 2007
  • admin

Doğum kontrol hapları ya da bilimsel adıyla oral kontraseptifler (OK) tüm dünyada yaygın şekilde kullanılan ve ucuz. basit ve oldukça yüksek etkili ilaçlardır. İçinde hormon olduğunun bilinmesi kadın sağlığı açısından son derece yararlı olduğu bilinen bu ilaç grubu hakkında pekçok yanlış bilgi ve inanışın doğmasına neden olmuştur. Sırf bu yanlış inanışlar nedeni ile pekçok kadın doğum kontrol hapı kullanımından endişe duymaktadır. Yazının tamamını okuduğunuzda bu mucizevi ilaçlar ile ilgili bilimsel gerçekleri bilecek ve anlayacaksınız.

TARİHÇE
Kadında yumurtlamanın engellenmesi ile gebelik arasında ilişki kurulması ilk kez 1900′lü yılların başında gerçekleşmiştir. Ludwig Haberlandt adlı bir fizyoloji profesörü yumurtlalıklardan elde edilen ekstrelerin üreme potansiyeli ve yeteneğini engelleyebileceğini göstermiş ve 1931 yılında doğum kontrolü için hormonların kullanılmasını önermiştir. Hormonal doğum kontrol yöntemlerinin prensipleri bu dönemde fark edilmesine karşın teknoloji bu olayı destelemek için yeterli olmamıştır. Kadında yumurtalıktan salgılanan ana östrojen olan östradiolün 12 gramını üretmek için 80.000′den fazla dişi domuzun yumurtalıklarının işlemden geçirilmesi teknolojik yetersizliği ifade etmek için yeterlidir. Yine 1 gram progesteron hormonu üretmek için o dönemde 2500 gebe domuzun yumurtalıklarına gerek duyulmaktaydı. 1951 yılına gelindiğinde progesteron hormonu artık sentetik olarak üretilebilir hale gelmiştir. Aynı yıl progesteronu oluşturan karbon moleküllerinden ondokuzuncusunun çıkartılması ile maddenin etkinliğinin daha da arttığı fark edilmiş ve norethindron adı verilen snetetik progesteron bulunmuştur. 1956 yılında insanlar üzerindeki ilk deneyler yapılmış ve kanamanın kotrolü amacıyla doğum kontrol amaçlı kullanılması planlanan ilaçların içinde östrojen olması gerektiği fikri doğmuştur. Bu çalışmaların sonucu 1960 yılında ilk doğum kontrol hapı olan ENOVID piyasaya sürülmüştür. Bu hap günümüzde kullanılan haplar gibi hem östrojen hem de progesteron hormonu içeren kombine bir doğum kontrol hapıydı ancak içerdiği hormon miktarı çok yüksekti. Kombine oral kontraseptiflerin içerdiği hormon miktarı ile etkileri arasındaki ilişki 1970′lere kadar tam anlamı ile anlaşılamadı. Ancak bu yıldan sonra hapların içeridiği hormon miktarlarını azaltmaya yönelik çalışmalar başladı. Ayrıca yine farklı progesteron hormonları geçen zaman içerisinde üretildi. Progesteronlar arasındaki en önemli farklılık istenmeyen etki ortaya çıkartma potansiyelleridir. Geçen zaman içinde doğum kontrol haplarının hem içerdiği östrojen miktarı düşürüldü hem de progesteron içeriği değişerek istenmeyen yan etkilerin görülme sıklığı ve şiddeti azaltıldı.

Doğum kontrol haplarında amaç en az hormon kullanarak en etkili doğum kontrolünü sağlamaktır. Günümüzde kullanılan hapların hormon içeriği ilk kullanılan atalarının yarısından bile daha düşüktür.

İÇERİK

Östrojen
Kadın yumurtalıkları tarafından salgılanan ana östrojen olan Estradiol en güçlü doğal östrojendir. Estradiolün doğum kontrolünde kullanılmasının önündeki ana engel ağızdan alındığında mide içinde hemen özelliini ve etkinliğini kaybetmesidir. 1938 yılında östradiolün 17 karbon atomuna bir etinil grubu eklendiği taktirde ağızdan alındığında etksini yitirmediğinin fark edilmesi doğum kontrol haplarının gelişiminde dönüm noktası olmuştur. Etinil östradiol adı verilen bu kimyasal bileşik günümüzde de doğum kontrol haplarında kullanılan ana östrojen hormonudur. Etinil östradiol çok güçlü bir östrojendir.

Etinil östradiolün etkisi kişiden kişiye ya da toplumdan topluma değişiklik gösterir. Hatta etki aynı kişide değişik zamanlarda bile farklılık gösterebilmektedir. İşte bu nedenden dolayı aynı doz bir kişide yan etkiler ortaya çıkartabilirken diğerinde hiçbir şey olmayabilir.

Doğum kontrol haplarının ciddi olabilecek yan etkileri içerdikleri etinil östradiol miktarına bağlıdır. Bu nedenle doğum kontrol hapı seçerken östrojen dozu önemli bir kriterdir.

Progestin
Kelime anlamı olarak gebeliği destekleyici anlamına gelen progesteron yumurtlama sonrası yumurtalıkta kalan ve korpus luteum adı verilen bölümden salgılanan bir hormondur. Görevi kabaca gebeliğin düşükle sonuçlanmadan devamını sağlamaktır. Progesteron benzeri etki yapan maddeler ise progestin olarak adlandırılırlar. Progesteron vücutta asıl olarak kolesterolün testosterona ve testosteronun da progesterona dönüşmesi ile üretilir. Erkeklik hormonu olan testosteronun yapısında bulunan karbon atomlarının değiştirilmesi ile progesteron benzeri etki gösteren progestinler elde edilir. Doğum kontrol haplarının ilk zamanlarında kullanılan progestinlerin testosteron benzeri etkileri tam olarak ortadan kaldırılamadığı için tüylenme, kilo artışı gibi yan etkiler sıkça görülmekteydi. Bu etkilerin uzun dönemde kalp damar hastalıklarına yol açacağı endişesi yeni ve testosteron benzeri etkileri daha az ya da olmayan progestinlerin üretilmesi için araştırmacıları tetikledi. Bu araştırmaların sonucunda yeni kuşak progestinler olarak adlandırılan maddeler doğum kontrol haplarının içeriğinde yer almaya başladı. Desogestrel, gestoden ve norgestimat isimli bu progestinler yeni kuşak olarak adlandırılmaktadır ve günümüzde düşük içerikli pekçok doğum kontrol hapının içinde progestin olarak bunlar bulunmaktadır.

DOĞUM KONTROL HAPLARININ TÜRLERİ
Doğum kontrol hapları her bir hapın içerdiği hormon miktarına göre multifazik ya da monofazik olarak iki gruba ayrılır. Monofazik olanlarda bir kutu içindeki her bir hapın içerdiği hormon miktarı birbirinin aynısıdır. Bir başka deyişle her hap birbiriyle eştir. Multifazik ilaçlarda ise ilk 7 hapın içeriği aynı, sonraki 7 hap farklı ve yine takip eden 7 hap farklı dozlarda hormon içerir. Multifazik hapların üretilmesinin altında yatan mantık kullanımın ilk dönemlerinde daha az kanama bozukluğuna yol açmak ve daha düşük ****bolik değişikliğe neden olmaktır. Oysa yapılan çalışmalar multifazik ve monofazik ilaçlar arasında bir fark olmadığını göstermektedir. Bu nedenle günümüzde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en sık olarak monofazik ilaçlar reçete edilmektedir.

NASIL ETKİ EDER, GEBELİKTEN NASIL KORUR?
Normal bir adet döngüsünde beyindeki hipofiz bezinden salgılanan FSH isimli hormon yumurtalıkları uyararak içinde yumurta hücresi içeren folikül adı verilen yapıların gelişmesini sağlar. Her ay belirli sayıda folikül FSH etkisiyle gelişmeye başlar ve bunlardan sadece biri baskın hale gelerek gelişimini devam ettirir.Gelişmekte olan folikül östrojen hormonu salgılar. Salgılanan östrojen hipofiz bezi üzerinde negatif etki yaparak FSH salınımını baskılar. Yani önce FSH artıkça östrojen artar ve artan östrojen FSH’yı azaltarak yeni folikül gelişmesini engeller. Gelişen baskın folikül belirli büyüklüğe ulaştığında bu kez hipofizden LH adı verilen hormon salgılanır ve bu yumurtlamayı sağlar. Daha sonra ise yumurtalıklardan progesteron salgılanmaya başlar.

Östrojen ve progesteron içeren kombine doğum kontrol hapları hipofiz üzerinden FSH ve LH salgılanmasını etkileyerek yumurtlamayı engeller. Doğum kontrol haplarının asıl etkisi progesteron üzerinden olur. Progesteron LH salgısını baskılayarak yumurtlama olmasını engeller. Östrojen ise FSH salgılanmasını baskılayarak folikül gelişimi olmamasını sağlar.

İlk paragrafa yeniden göz atacak olursak, normal bir adet döngüsünde östrojen artınca FSH, progesteron artınca LH azalmaktaydı.Biz östrojen ve progesteronu dışarıdan vererek bu etkiyi sağlamaktayız.

İlacın içindeki östrojen dozu folikül büyümesini baskılamada yetersiz kalsa bile progesteron içeriği yumurtamayı engellediğinden etkili bir koruma sağlanır. Yumurtlama olmayında döllenecek yumurta ortamda bulunmayacağından gebelik oluşmayacaktır.

İlaç içindeki östrojenin bir diğer etkisi de rahim içini döşeyen ve endometrium adı verilen zar tabakasının dengede kalmasını sağlayarak düzensiz kanamaları engellemesidir. Progesteronun etkisini arttırmak için de östrojen gereklidir.

Öte yandan ilacın içindeki progesteron endometrium tabakasının yapısında değişikliğe neden olur. Değişime uğrayan endometrium embryonun yerleşmesi ve büyümesi için elverişsiz bir ortamdır. Progesteron aynı zamanda fallop tüplerinin hareketini bozar ve yumurtanın tüplerden geçiş süresini değiştirir. Yine rahim ağzından gerçekleşen salgıda değişikliğe neden olarak spermlerin bu salgı içinde ilerlemelerini güçleştirir.

Görüldüğü gibi doğum kontrol hapları birden fazla etkiyle gebeliği engelemektedir Ancak asıl ve temel etki yumurtlamanın engellenmesidir.

YENİ DÜŞÜK DOZ DOĞUM KONTROL HAPLARI
Doğum kontrol hapları ilk kez kullanıma girdiğinde içerdikleri östrojen miktarları çok yüksekti. Aynı zamanda progestin içeriğinin erkeklik hormonu olan testosterona benzer yan etkileri oldukça fazlaydı. Zaman içerisinde yeni nesil progestinlerin geliştirilmesi ile bu yan etkiler bertaraf edildi. Ancak yüksek doz östrojenin bulantı kusma gibi basit yan etkilerinin yanı sıra damarlarda pıhtılaşma ve bu pıhtının dolaşıma geçerek kalp ve beyin damarlarını tıkaması gibi ölümcül olabilecek yan etkilerinin olduğu bilinmekteydi. Bu amaçla hapların etkinliğini azaltmadan içeridkleri östrojen miktarını azaltmaya yönelik araştırma ve incelemeler hızla yayıldı. Bu araştırmaların sonucunda doğum kontrol haplarının östrojen içeriğinde giderek bir azalma sağlandı.

İlk çıkan eski kuşak doğum kontrol hapları 50-80 mikrogram östrojen içermekteydi. Bu oldukça yüksek bir östrojen miktarıdır. Daha sonra sırasıyla 35 ve 30 mikrogram östrojen içeren preparatlar piyasaya sürüldü. Günümüzde ise piyasada en fazla reçete edilen ilaçlar 20 mikrogram gibi oldukça düşük sayılabilecek miktarlarda östrojen hormonu içermektedirler. Bu düşük miktara rağmen gebelikten koruma etkisinde en ufak bir azalma söz konusu değildir. Halen 15 mikrogram östrojen içeren haplar ile ilgili çalışmalar devam etmektedir ve yakın bir gelecekte bu haplar piyasada yerini alacaktır.Genel olarak 30 mikrogram ve daha az miktrda östrojen içeren doğum kontrol hapları düşük doz doğum kontrol hapları olarak adlandırılırlar.

Düşük doz hapların en önemli avantajı östrojen bağlı yan etki görülme olasılığının en aza indirilmesidir. Ancak düşük dozun bir dezavantajı vardır. Östrojen dozu azaldıkça endometrium üzerindeki dengeleyici etki de azaldığından hap kullanımı sırasında lekelenme tarzında ara kanamalar görülebilir. Bu durum ilaç kullanmaya devam edildiğinde 3-4 kutu sonra ortadan kalkar. Daha uzun süre devam etmesi durumunda ise bir üst doza geçmek gerekebilir.

Günümüzde ülkemiz de dahil olmak üzere pek çok değişik marka doğum kontrol hapı eczanelerde satışa sunulmuştur. Şu anda satılan ilaçlar 20 ile 50 mikrogram arasında hormon içermektedir. Üstelik bu ilaçlar doktor reçetesine gerek olmadan satın alınabilmektedir. Doğum kontrol hapı almak amacıyla eczaneye giden bir kişi eczacının tercihine göre hap alıp kullanmaya başlamaktadır. Bu sakıncalı olabilecek bir durumdur.

HAP SEÇİMİNDE NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?
En basit ağrıkesiciden en komplike kanser ilacına kadar kullanılan her ilacın potansiyel yan etkileri vardır. Yine her ilacın kullanılamayacağı kontraendikasyon olarak tanımlanan sakıncalı durumlar söz konusudur. Bu nedenle hangi ilaç olursa olsun doktor önerisi olmadan hiçbir ilaç kullanılmamalıdır. Daha önce de belirtildiği üzere östrojen söz konusu olduğunda aynı miktarda östrojen farklı kişilerde, hatta aynı kişide dönemden döneme farklı etki gösterebilir. Bu nedenle doktor önerisi olmadan doğum kontrol hapı kullanmak uygun bir davranış şekli değildir.

İstenmeyen gebeliklerden korunmak için doğum kontrol hapı kullanmaya karar verdiğinizde jinekoloğunuz sizi muayene edip gerekirse bazı incelemeler yaparak size en uygun dozdaki hapı önerecektir. Doğum kontrol hapları sadece gebelikten korunmak için kullanılmaz. Pekçok jinekolojik patolojinin tedavisinde de doğum kontrol hapı yaygın şekilde kullanılır. Değişik patolojilerin tedavisinde farklı miktarda östrojen içeren ilaçlar gerekli olabilir. Bu nedenle mutlaka jinekoloğunuzun önerdiği doğum kontrol hapını kullanmalısınız.

DOĞUM KONTROL HAPININ AVANTAJLARI NELERDİR?
Düzenli kullanıldığı taktirde çok yüksek etkinliğe sahip yan etki oranı düşük geri dönüşlü bir yöntem olması en önemli avantajıdır. Bunun yanısıra kadın sağlığı açısından pek çok olumlu etkisi vardır. Düzenli kullanım sonrası bazı kanser türlerine karşı koruyuculuk sağlar. Adet kanamalarıı düzene sokması bir diğer avantajdır. Doğum kontrol hapı kullanırken adet kanaması uygun olmaya bir güne denk gelecekse hap kullanımına ara vermeden devam ederek bu dönem atlatılabilir. Adet kanamasının zamanının ayarlanabilmesi önemli bir avantajdır.

DOĞUM KONTROL HAPININ DEZAVANTAJLARI NELERDİR?
Düzenli alınmasının gerekmesi ve yüksek oranda hasta uyumu gerektirmesi en önemli dezavantajıdır. Yöntemin başarısı kişinin kullanımına bağlıdır. Özellikle ağzıdan ilaç almayı sevmeyen ve hap almayı unutabilecek dalgın yapıdaki kişiler için uygun bir yöntem olmayabilir. Cinsel yönden bulaşabilen hastalıklara karşı etkili bir koruma sağlamaması özellikle çok eşli kişiler için bir dezavantaj olarak kabul edilebilir.

Doğum kontrol ilaçları 21 tane hap içeren kutular şeklinde satılır. Monofazik haplarda ilaç paketinin arka yüzünde her hap için haftanın bir günü yazar. İlk ilaç genelde adet kanamasının başladığı ilk gün alınır. Ancak kanamanın ilk 5 günü içinde alınmaya başlanması durumunda da etkisinden birşey yitirmez. Eğer hap almaya başlarken paketin arkasında yazan günden başlarsanız bu sayede hap atlayıp atlamadığınızı daha kolay kontrol edebilirsiniz. Örneğin adet kanamanız Çarşamba günü başlamışsa paketin arkasında Çarşamba yazan haplardan birini alarak başlamalı ve daha sonra sırayı izlemelisiniz. Eğer multifazik hap kullanıyorsanız mutlaka arkasında 1 yazan haptan başlamalısınız.

21 hap hergün bir tane olacak şekilde alınır. Hapları kullanırken günün hemen hemen aynı saatlerinde almaya dikkat edilmelidir. Ancak burada çok katı olmak gereksizdir. Gün içinde hap alımında yaşanan 3-4 saatlik farklar bir problem yaratmaz. Hapların tok karnına alınması bulantı riskini azaltmakla birlikte aç ya da tok kanına alınması etkinliğini değiştirmez.

21 gün boyunca kullanılan haplar bittiğinde ilaç alımına bir hafta ara verilir. Bir haftalık aranın sonunda yeni bir kutuya başlanır. Son hapın alımını takiben 3-4 gün içinde adet kanaması başlar. Yeni bir kutuya başlamak için adet kanamasının bitmesini beklemeye gerek yoktur. Kanama bitmiş olsa da olmasa da önceki kutunun bitiminden 7 gün sonra sekizinci günde yeni bir kutuya başlanır.

Yeniden özetleyecek olursak sadece ilk kutuya başlarken adet kanamasının ilk 5 günü içinde hap alımına başlanır. Daha sonra sürekli bir kutu kullanıp bir hafta ara vermek şeklinde kullanılır. Bu şekilde adet kanamaları düzenli olarak 28 günde bir olur. İlaç kullanılan dönemde kanama olmaz.

Kullanımın özellikle ilk 3 ayı içerisinde ilaç almaya devam ederken lekelenme şeklide kanamalar olabilir. Bu kısmen beklenen bir durumdur ve zaman içerisinde geçecektir. Nadiren ilaç içerisindeki östrojen dozu kişiye az geldiğinden bu durum uzayabilir ve başka bir ilaca geçme gereksinimi doğabilir. Böyle bir olay başınıza geldiği taktirde jinekoloğunuzla irtibata geçiniz.

Yapılan araştırmalarda kadınların %16’sında hap alımında düzensizikler yaşandığı saptanmıştır. Bu nedenle ilaç almayı unutmamak için belirli bir düzen oluşturmak yararlıdır. Örneğin gece yatmadan önce düzenli olarak dişlerini fırçalama alışkanlığı olan bir kişi OK kutusunu diş fırçasının yanına koyabilir. Benzer şekilde her sabah düzenli olarak makyaj yapıyorsanız kutuyu makyaj malzemelerinizin yanına koyabilirsiniz.

Düzensizlik ve karışıklık en fazla 7 gün ara verilen dönemde yaşanmaktadır. Kişi yeni kutuya hangi gün başlaması gerektiğini şaşırabilir. Bu riski ortadan kaldırmak ve hergün hiç ara vermeden düzenli olarak hap alma alışkanlığını oturtmak için bazı markalarda 21 değil 28 tane hap bulunur. Bu markalarda ilk 21 hap östrojen ve progesteron içerirken son 7 hap aktif madde içermez ve renkleri diğerlerinden farklıdır (