Hücrelerin muhtaç olduğu gıdaları ve oksijeni götürmek, oralarda meydana gelen zararlı maddeleri uzaklaştırmak için kanın, durmadan vücudu dolaşması lâzımdır. Bu harekete, kan dolaşımı derler. Kan bir mayi olduğuna göre, bir mayi gibi yüksek basınçlı yerlerden alçak basınçlı yere doğru akar. Bu basınç farkı olmasa kan hareket edemez, işte kanın dolaşımı ve hareketi için lüzumlu olan bu basınç farkını meydana getiren uzuv, kalbdir.
Kalbin duvarları üç tabakadan yapılmıştır, tç orta ve dış tabaka, iç tabaka muhati gışa, dış tabaka bağ örtüsünden ve elâstik liflerden yapılıdır. Daha kaim orta tabaka çizgili adaleden yapılmıştır. Kalbde bundan başka özel bir adale sistemi de vardır ki, kendi işlemesi için lüzumlu uyartıları doğurur ve nakleder.
Kalbin büyüklüğü sahibinin yumruğu kadardır.
Soğuk kanlı hayvan kalbi vücuttan çıkarılırsa bir müddet daha çarpmasına devam edebilir. Sıcak kanlı hayvan kalbi ise özel surette beslenmezse çarpmaz. Bunun için kalbi besleyen taç damarları içine gıda madeleri ve oksijen sevketmek lâzımdır.
Kalb gevşeme ve sıkışma (sistol ve di
yastol) nöbetleri içinde çarparlar. Kulakçıkların sistolu esnasın
da karıncıklar gevşeme halindedir. Bu hareketi şöyle sıralıyabi-
liriz:
Büyük toplar damardan kan kulakçıkları dolar. O zaman kulakçıklar kasılır ve kanı o esnada gevşek halde bulunan karıncıklara iter. Bu sırada kulakçıklarla karıncıklar arasında bulunan kapaklar açık bulunurlar. Kulakçık kasılmasının bitiminden sonra gevşer, karıncıklar kasılmaya başlar. Bu esnada kalb kapakları kapanır. Karıncık kasılması en yüksek seviyesine varınca damar kapakları açılır ve böylece kan damarlara atılır. Karıncık kasılması bitince kalbin istirahat devri başlar ve damar kapakları kapanır.
Her vuruşta kalbimiz elli altmış santimetre küb kan fırlatır. Bir vuruşta kalbin gördüğü iş 1,4 kilogram metredir. Kalb dakikada 4-6 litre kan fırlatır. Kan dakikada bütün vücudu 6 defa dolaşır. Böylece kalbin bir günde gördüğü iş 20 bin kg. metreye varır. Yâni bu enerji ile 20 kilogram bir yük bin metreye kaldırılabilir. Çağdaş teknik bile yumruk kadar bir hacim içinde bu kadar iş görebilen bir makine icad edememiştir. îşin mühim tarafı şudur ki kalb bu ağır işi bir ömür boyunca ve bir tamir gör-meksizin yapar.
Kalb adelesinin özelliği, irademize tâbi olmadığı halde çizgili adale neviden olmasıdır. Bu adaleler vücudumuzda en ağır işi gören adalelerdir. Bu sebeple de en çok gıdaya ve oksijene muhtaçtırlar. Bu gıdayı kalb adalesine taç damarları verir. Sükûn halinde bile bütün dolaşım kanının yüzde onu kalbi beslemek vazifesini alır. Taç damarlarınınö nemi bundan anlaşılır. Budamar-
lardan büyükçe bir dalın âni olarak tıkanması ölüme kadar varabilen vahim akibetler doğurur. (înfarktus)
Kalb nahiyesi dinlenirse daima iki sesi tekrarlandığı görülür. Bunlara birinci ses ve ikinci ses derler. Birinci ses uzunca, tok, ikinci ses kısa, mat bir sestir. Birinci ses karıncıkların sitolüne rastlar.
İkinci ses karıncıkların gevşeme devrine rastlar. Birinci ses
klab adalesinin kasılmasından, ikinci ses damar kapaklarının ka
panışından meydana gelir.
Hekim, parmağile göğüs kafesine vurduğu kazan çıkan sesi dinler ve mânalandırır. Bu, en eski ve en mühim bir teşhis vasıtasıdır. Sağ tarafta akciğer üstünde bu
ses dolgun ve kuvvetlidir. Kalb üstünde ise hafiftir, bu hafiflemeden faydalanarak kalbin sınırları çizilebilir. Bu usretle kalbin büyüyüp büyümediği anlaşılır, ikinci bir usul bizzat kalbin çıkardığı sesleri yani birinci ve ikinci sesi dinlemektir. Kalb kapakları sağlam olduğu müddetçe bu sesler temiz, pürüzsüz ve vazıhtır. Kapaklar iyi kapanmazsa kan geçerken kal sesine ilâveten hışırtı veya hırıltı duyulur.
Nihayet üçüncü usul kalbin meydana getirdiği elektrik cer-yanlarını yani faaliyet ceryanlarmı tel galvanometresi vasıtasiy-le yazdırmaktır. Normal bir kalb muntazam zikzaklı bir çizgi meydana getirir ki buna elektrokadiyogram denir. Hasta olan bir “kalbde bu çizgilerde değişiklikler olur. Hekimlik sanatı bu değişikliklerden önemli teşhislere varmak usullerini bulmuştur.
Kalb torbası iltihabı (Perikardit) : Kalb bir kılıf içinde asılı •durur. Buna kalb torbası denir. Bu kılıfın iç tarafı iltihaplanabilir. Buna perikardit denir. Bu hastalık yalnız olarak nadiren görünür. Kalb nahiyesinde bir ezilme, kılıfta bir yaralanmadan husule gelir. Bazan hastalığın sebebi bulunamaz. Bu gibi vakalarda romatizmalı iltihaptan bahsedilir. Fakat vakaların çoğunda hastalık, başka hastalıkların tesirile ve onların serpintisi olarak meydana gelir. Meselâ had mafsal romatizması, müzmin böbrek iltihabı, bulaşıcı hastalıklar, tüberküloz, lohusa humması, septisemi, nadiren kızıl, kızamık, tifo, plörezi kalp kapak hastalıkları, yemek borusu iltihabı neticesi başgösterir. En ziyade genç insanlarda görünür. İltihap neticesinde kalb torbasının içine bir mayi sızar, bazan bu sızıntı cerahatli veya kanlı olur.
iltihap tedricî başlar, kalb nahiyesinde tazyik ve ağrı, korku hissi, ileri derecede nefes darlığı gibi arazlar yapar, iltihap geçerse sızmış olan su tekrar emilir. Fakat bazan torba zarları yer yer yapışık kalır. Bu yapışık yerlere sonradan bazan kireç dolarak zırh kalbi denen bir şekil meydana gelir ki, ağır bir hastalıktır. Yalnız ameliyatla giderilmesi mümkünüdür.
Tedavi : Hastalığı ciddiye almalıdır. Baştaan istirahate ihti
yaç vardır. Kalb nahiyesine buz konur, tendürtiyot sürülür. Sı
zıntıyı bertaraf etmek için ter ve idrar söktüren ilâçlar verilir.
Sızıntı buna rağmen artarsa torbada birikmiş olan suyu çekmek
lâzımgelir. Kalb hızlanmasına karşı dijital verilir.
Normal şartlarda kal torbası içinde berrak renkte ve ancak bir kaşık kadar su bulunur. Bir iltihap olmaksızın buraya daha fazla su toplanırsa torba hidropsu hâsıl olur. Bu, müstakil bir hastalık olmayıp umumî hidropsun bir belirtisidir. Tifoda, tüberkülozda, kanserde, böbrek hastalıklarında görülen hidropsun bir neticesidir. Nâdir vak’alarda torbanın içine kan sızar. Bu kanı patlamış bir anevrizmadan ve bizzat kalbin yaralanmasından meydana gelir. Hastalığın tedavisi umumî hidrops tedavisinin aynıdır. Kalbin çalışması zorlaşırsa torbadaki suyu çekmek lâzım gelir. Kalbi kuvvetlendirmeyi de unutmamalıdır.
İnsan zorlu çalışmaya mecbur olduğu zaman, kalb evvelâ çalışmasını hızlandırarak bu ihtiyacı karşılamaya çalışır. Bu kâfi gelmeyince her atımda fırlattığı kan miktarını arttırmaya uğraşır. Bunun için de sol karıncığın daha fazla kan alacak şekilde genişlemesi lâzımdır. Bu durumu henüz hastalık olarak vasıflandırmak mümkün değildir. Kalb genişleyince adale duvarı da kalınlaşır ve kuvetlenir. Bu suretle kalb genişlemesine bir kalb büyümesi de eklenir. Bu halinde de kalb henüz normal sayılabilir. Bunu devamlı şekilde ağır çalışmak meydana getirebildiği gibi fazla su veya içkiler içmek de yapar. Çünkü bu fazla mayilerin vücutta taşınması lâzımdır. Meselâ devamlı surette fazla bira içenlerde kalb böylece büyür. ,
Kalb kapaklarının iyi kapanmaması da kalbin büyümesine se
bep olur. Çünkü böyle kalblerde karıncıklara yalnız kulakçıklar
dan değil, kapağın iyi kapanmaması dolayısiyle ana atar damar
lardan da kan geri gelir. Kalbin genişlemesi büyüme ve kalınlaş
ma ile at başı gittiği zaman arıza husule gelmeyebilir. Fakat içki
içenlerde ve kalb kapağı kusurlarında olduğu gibi, bazan genişle
me, kalınlaşma ile at başı gidemez. İşte bu hal hastalıktır ve kalb
zaafına sebep olur. ,
Kalbin vücut ihtiyaçlarına uymak kabiliyeti çok fazladır. Hattâ zaman zaman bu ihtiyaçların makul bir ölçüde artması kalbi daha verimli çalışmaya sevkettiği için bir idman yerine geçer. Mutedil spor yapanlarda olduğu gibi. Fakat bu fazla çalışma bir zorlama halini alır ve uzun sürerse kalb zaafı meydana gelir. Kan basıncının artması da kalbi zorlayarak böyle bir zayıflığı intaç edebilir. Çünkü gittikçe artan bir mukavemete karşı çalışmak kolay değildir. Bundan başka difteri gibi
den kan hareketi yavaşlar, dudaklarda morma görülür. Sonra yine aym hastalıkta kan damarlarından sızarak dokuların içine akar. Böylece dokular şişer. Böyle hallerde bacaklar akşamları şişer. Sabahları dinelnme dolayısiyle şişler inebilir. Bu sızıntı ba-zan çoğalarak ödem şeklini alır. Karında su toplanmasının bir sebebi budur. Bacaklarda ve karında olduğu gibi kan akciğerlerde de yılabilir. O zaman nefes alma zorlaşır ve öksürük olur. Buna kalb astm’ı derler. Kalbde çarpıntı olur ve tıkanma hissi gelir.
Tedavi : Kalbin takviyesi, hayat tarzının tanzimidir.
bazı hastalıklar kalb adalesi için bir zehir tesiri gösterir. Kalb zayıflayınca damarlarda kan birikir. Bunun neticesinde veritler
Sebep olarak had mafsal romatizması, tifo ve difteri gibi hastalıklar ön plânda gelir. Bundan başka iltihap kalbin iç zarından veya kalb torbasından atlamış olabilir. Frenzi, had ve müzmin zehirlenmeler, meselâ fosfor ve alkolle, mevzubahis olabilir.
Hastalığın seyri çok müzmindir. En cüz’î bir vücut hareke tinde hastanın nefesi zorlaşır. Çarpıntı olur. Aşırı derecede bitkinlik, olur. Asmatik, nöbetler, hidrops başgösterir.
Tedavi : Hastalığın tam tedavisi kabil değildir. Had devrinde kalb zaafı giderecek ilâçlar verilir. Müzmin safhada sıhhî bir hayat tarzı ve perhiz ehemmiyetlidir. Fazla hareket zarar verir. Hafif hareketler faydaladır. Heyecandan kaçınmalıdır. Kahve, çay, tütün yasaktır. Alkolden büsbütün vazgeçmelidir. Yazları bir dağ kürü tavsiye edilebilir. Sür’atle kilodan düşmek doğru değildir. Bu tedavi ancak hekim nezareti altında yapılabilir.
iki türlü yağlanma olur. Birisi kalb adalesi içine yağ yerleşmesi. İkincisi bizzat kalb adalesinin yağlı de-jeneransıdır. Birincisinin sebebi vücuttaki umumî yağlanma temayülüdür ki irsî bir istidada dayanmakla beraber aşın derecede gıda almaktan ve vücut ataletinden ileri gelir. Yanamayan yağ vücudun şurasına burasına ve bu meyanda kalb adalesi lifleri arasına yerleşir. İkinci şekli ise başka hastalıkların bir neticesidir. Meselâ kalb kapak hatâları, adale iltihapları ve ihtiyarlıkta taç damarlarının kireçleşmesi gibi. Ağır seyreden intanî hastalıklar, fosfor alkolle zehirlenme de aynı âkibete götürebilir. Bu hastalıkta kalbe adale dokusu eriyerek yağa tebeddül eder. Ve yağlı bir manzara alır. Hastalığın ileri safhalarında çarpıntı ve nefes darlığı ile umumî kalb zaafı meydana gelir. Kalb atımı yavaşlar. Vücutta su biriktirmeye başlar. Baş dönmesi, göz kararması, bulantı olur.
Tedavi : Şikâyetlerin çoğu kalbden ziyade şişmanlıktan ileri7 geldiği için tedricî bir suretet kilo kaybetmelidir. Bu zayıflama kürleri zamanımızda çok suiistimal edilmektedir. Hekime danışmadan harekete geçmemelidir. Umumî hıfsızzıhha tedbirleri yanında kalbin ihtiyat kuvvetlerini uyandıracak ilâçlara başvurulur.
Bazan bütün ince muayenelere rağmen kalb sağlam bulunduğu halde hasta boyuna kalbinden şikâyet eder. Bu şikâyette çarpıntı baş rolü oynar. Böyle şikâyetlere asabî damgasını vurmazdan evvel hastayı inceden inceye muayene ederek bir arıza bulunup bulunmadığını tesbit etmelidir. Fakat çok defa bu muayeneler hiç bir ipucu vermeyebilir. Ama hastanın şikâyeti devam eder.
Tedavi : Hastalık gerçekten bir sinirlilik eseri ise, tedavisi güç olmakla beraber, imkânsız değildir. Bu gibi hallerde ilâçtan ziyade fizikî tedbirler ve bilhasas ruhî telkin rol oynar. Şikâyetçiye kalbinin gerçekten sağlam olduğu kanati verilebilirse çok defa şifa elde edebilir. Böyle hastalarda başka asabî tezahürler de bulunacağından umumî bir teskin tedavisi tatbik edilmelidir. Alkol ve tütün gibi alışkanlıklar varsa bunların bırakılması tabiîdir. Fakat asıl mesele hastanın dikkatini kalbinden başka yerlere çekebilmektir. İyi arkadaşlar, neşeli bir sohbet umumiyetle sevinç ve iyi şifa kaynağıdır. Hastanın şikâyetini dikkatli dinlemeli fakat onu hasta olmadığına ikna etmelidir. Tababetin en nankör fakat en sevap işlerinden birisi budur. Hastalık bazan kansızlarda isteriklerde, ve hızlı büyüyen çocuklarda, kabıza müptelâ olanlarda, görülür.
Paroksistik Çarpıntı : Asabî çarpıntının özel bir şekli vardır ki, buna Paroksistik çarpıntı derler. Âni olarak başlar, nabız sayısı 160 m üstüne çıkar, çok defa ânî olarak da geçer. Bazan bir iki gün sürdüğü de olur. Hastaya büyük ıstırap ve dehşet vermesine rağmen tehlikeli bir hastalık sayılmaz. Kinin, kardiyazol kinin bazan iyi gelir. Gözün üzerine hafifçe bir tazyik bazan çarpıntıyı ânî olarak dudurabilir. Hastalığın asıl sebebi bilinmemektedir.