Çay harmanlarında, karıştırılan bitkiler çok değişik hastalıklara karşı etkili olsalar bile kendinizi kesinlikle sınırlandırmaya kalkışmayınız! Şifalı bitkiler birbirlerine karşıt değildirler, yani birlikte kullanıldıklarında iyileştirici etkilerini karşılıklı olarak yok etmezler. Önerilen günlük çay miktarları da kesinlikle herhangi bir sorun oluşturmaz, çünkü böbreklerimizin günde ortalama iki litre sıvıya ihtiyacı vardır. Ama sırf bu yüzden, aşırı dozajlarla hazırlanan litrelerce bitki çayı içmenin de doğru bir tarafı yoktur. Şifalı bitkiler ölçülü kullanılmalıdır.
Çaylarda veya banyolarda aşırı miktarda bitki kullanımı kişiye hiçbir kazanç sağlamaz. Bitkilerimizle aramızda oluşturabileceğimiz özel ilişkiler ise çok önemlidir. Hastalığın sizi ruhsal ve bedensel boyutta tam anlamıyla ele geçirmesini kabullenmek yerine, bedeninizle daha yakından ilgilenin, bedeninizde olup bitenleri duyumsamaya çalışın, iyileşmenin yollarını araştırın ve o yolları açmaya çalışın. Şifalı bitkilerin ölçülü kullanımı kadar, şifalı bitkilerle aranızda geliştireceğiniz olumlu ilişkiler de önemlidir.
Reçetelerde önerilen bitki miktarları, eczanelerden veya güvenilir bitki satıcılarından satın alacağınız kurutulmuş bitkiler için geçerlidir. Taze bitki toplamayı becerebilenler ise (taze bitkiler kurutulmuşlara göre çok daha etkilidir), bir bardak çay hazırlamak için, bir elin parmak uçları ile tutulabilecek kadar ince kıyılmış bitki kullanabilirler. Büyük bir elin kavrayabileceği fazladan birkaç yaprak parçasının pek önemi yoktur. Çok daha önemli ve öncelikli özellik, çay demlemek için önerilen ayrıntılara uyulmasıdır. Çay hazırlanırken bitkiler kesinlikle kaynatılmamalıdır, aksi halde iyileştirici etken maddeler yok edilmiş olur! Bitki katkılı bir tam veya yarım banyodan sonra terlemek ise, iyileşme yolunda olunduğunun başlıca belirtisidir.
Bitkiler elden geldiğince tazeyken kullanılmalıdır. Ölçülü bir biçimde toplanan bitkilerin bir bölümü ise kış aylarında kullanılmaya hazırlanır. Güneşli havada toplanan bitkiler eve getirildiğinde, kesinlikle yıkanmadan, ince kıyılır ve kurutulur. İnce kıyılan bitkiler bu amaçla temiz örtülerin veya kağıtların üstüne yayılarak, gölge ve havadar bir ortamda kurumaya bırakılır. Bitkiler tam anlamıyla kuruduğunda, karton kutulara, kesekağıtlarına veya koyu renkli cam kavanozlara doldurulur. Teneke kutular, plastik kaplar veya torbalar bu iş için uygun değildir. Toplanan bitki, çay yapımı için bir sonraki mevsime kadar yeterli olmalıdır. Geçen bir yılın sonunda elde kalan bitkiler banyo katkısı olarak da başarıyla kullanılabilir.
Önemli uyarı: Reçeteler, çaylar, tentürler ve bitki banyoları yararlı olmadığında, kişinin evinde ve çalışma yerinde geopatik enerji alanlarının varlığı araştırılmalıdır. İki ellerinin arasına aldıkları bir çatal değnekle su veya maden arayıp bulabilen kişiler bu amaç doğrultusunda görevlendirilebilirler. Bu uzman kişinin yardımıyla, örneğin yatağın veya çalışma masasının bu olası enerji alanlarının dışına çıkarılması sonunda hasta kişide iyileşme hızlı bir biçimde başlayabilir.
Şifalı güçleri kurutulmuş hemcinslerine göre çok daha üstün olan taze bitkiler, şubat sonu ile ekim sonu arasındaki zaman içinde toplanabilir. Pek sert geçmeyen kış aylarında hatta, sinirliot, yoğurtotu veya yapışkanotu ve kırlangıçotu gibi bitkiler hala toplanabilir.
Kurutulacak bitkiler, mümkün olduğunca güneşli günlerde toplanmalıdır. Bunun nedeni yalnızca, güneşli havada yapılan bir yürüyüşün daha zevkli olabileceği değil, bitkilerin iyileştirici güçlerinin güneşli havalarda doruğa ulaşıyor olmasıdır. Ayrıca, topladığınız bitkilerin endüstri bölgelerinden ve yoğun trafiği olan yollardan “uzakta gelişmiş temiz bitkiler olmasına özen gösteriniz. Bitkiler toprağın en az iki parmak üstünden kesilmeli, kökleriyle birlikte sökülmemelidir! Bitkileri eve taşımak için en uygun olanı bir sepet, file, bez torba veya kağıt torbalardır. Plastik torbalar kullanılmaz. Çünkü hava almayan plastik torbanın içindeki bitkiler hemen bozulur ve sağlıklı bir biçimde kurutulamazlar. Ve bir rica daha; bitki toplarken ölçüyü kaçırmayın!
Bazı çok güzel alanları ve ender bitkileri koruyabilmek için onların bazen koruma altına alındığını ve bu bölgelerde bitki toplamanın yasak olduğunu unutmayınız. Bu tür yasaklara uymalısınız!
Şifalı bitkileri doğada aramaya çıktığınızda, sağlığınıza önemli bir katkıda bulunmuş oluyorsunuz. Çünkü artık sıkışık kent merkezlerinden ve yoğun trafik akışından uzaktaki temiz bir doğada hareket ediyorsunuz. Bu hareketliliği bedeninizin ne kadar yararlı bulduğunu ve uzun gezintileri ne kadar özlediğini zamanla anlamaya başlayacaksınız. Şifalı bitkilerle henüz yeni tanışmakta olan kişiler, öncelikle doğayı tanımaya ve anlamaya çalışmakla yetinmelidirler. Belirtilmiş olan bölgelerde şifalı bitkileri arayın, onları belirlemeye çalışın ve böylece onların yaşam alanlarını tanıyın.
Karar verme yeteneğine tam olarak güvenemeyen kişiler, konu uzmanlarının yönetiminde gerçekleştirilen bitki arama turlarına katılarak, bitki toplama pratiği edinmeye çalışmalıdırlar. Bu davranış yalnızca kişilerin sağlığı açısından değil, doğanın dengesi ve sağlığı açısından da önemlidir. Bazı bitkiler, doğayı koruma yasalarıyla koruma altına alınmış olabilir veya şifalı bitkilere çok benzeyen yararsız bitkiler boş yere toplanabilir. Ancak, aradığınız bitkiyi çok iyi tanıdığınıza inandığınızda bitki toplamaya çıkmalısınız.
Dar yapraklı sinirliot, kılıç benzeri yapraklarıyla 50 cm kadar yükselebilir. Çiçekler, ince ve dümdüz sapların ucundaki oval başakları taçlandırırlar. Bitki yol kıyılarında, çimlerin arasında ve oksijen açısından yoksul zeminlerde yetişir. Tedavi edici olarak, bitki özsuyu, yapraklar ve kök, bazen de tohumlar kullanılır. Bitkinin etken maddeleri öksürüğü kolaylaştırıcı ve bağırsak işlevlerini düzenleyici özelliklere sahiptir. Ayrıca, akciğer hastalıklarında, diş, baş ve kulak ağrılarında yardımcı olur. Yara tedavisinde ise, ezilen taze yapraklar yaranın üstüne yatırılarak kullanılır.
Toplama: Yapraklar ilkbaharda, çiçeklenme başlayana kadar toplanır ve çok kısa sürede, 30-35 derecelik ısıda kurutulur. Tohumlar, olgunlaştıkları ağustos-ekim döneminde kuru havada toplanır ve kurutulur.
Büyükannelerimizin bu en değerli ilacı daha yirmi yıl öncesine kadar küçümseniyordu. Ama günümüzde papatya çiçeğinin iltihap önleyici etken maddeleri hak ettikleri saygıyı görüyorlar. Özellikle çiçeğin içerdiği eterli yağa büyük önem veriliyor. Çünkü o, kılcal damarları yeniden daraltmakla kalmayıp(iltihaplanmada genişleyen kılcal damarlar),ayrıca kramp önleyici olarak da çok etkilidir.
Adet görme problemleri yaşatan kadınlar ve mide rahatsızlığı, kramp, kolik ve bağırsak rahatsızlığı çeken herkes, papatyanın iyileştirici etkisinden çay içimi, oturma banyoları ve friksiyon biçiminde yararlanmalıdır. Mayıs papatyası, etkinliğinin doruğuna ancak, kaynatıldıktan sonra varabilir. Çünkü, aktif olmayan pro-azulen C ancak yüksek ısılarda etken azulene dönüşebiliyor.
Toplama: Genellikle yol kıyılarında, tarlalarda ve bahçelerde yetişen mayıs papatyası, yalnızca güneşli günlerde toplanmalı ve hemen havadar ve gölgelik bir yerde, temiz örtülerin üstüne serilip kurumaya bırakılmalıdır.
Gülün uzak bir akrabası olmasına karşın, görünümü hoş bir bitki sayılamaz. 80 cm kadar yükselebilen gövde sapı kaba yapılı ve yapraklar gibi tüylüdür. Küçük sarı çiçekler haziran-ağustos döneminde, bir başak görünümünde açılırlar. Bitki her yerde, ama özellikle killi topraklarda yetişir. Güneşli açık alanları, çalılıkları ve verimsiz çayırlıkları sever. Çiçekler ve yapraklar yazın toplanmalıdır. Hafif idrar arttırıcı olarak ve yara tedavisinde kullanılabilir. Yorgunluğa karşı yararlanılan etkisi ise dikkat çekicidir. Koyunotunun bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur.
Toplama: Çiçek ve yapraklar haziran-temmuz döneminde toplanmalıdır.
İki tür aynısafa bitkisi vardır: Biri bahçelerde yetiştirilen katmerli çiçekleri olanı, öteki ise doğada yetişen yalınkat çiçekli olanıdır. Bu farkın dışında, görünümleri ve etkileri aynıdır. Aynısafa Orta Çağda bile bağırsak ve karaciğer hastalıklarına karşı kullanılırdı. Parlak portakal renkli çiçekleriyle göze çarpan bu bitkinin kullanım alanları günümüzde çok daha geniş ve çeşitlidir. Uyarıcı ve kramp çözücü etkileri nedeniyle. astım, öksürük, uykusuzluk, kalp çarpıntısı ve korku durumlarında kullandırılır.
Eziklerde, donuk şişliklerinde, egzama ve ülserde, yara kapatıcı özellikleri göz önüne alınarak kullanılmalıdır. Deri ve mukoza iltihaplanmalarına karşı da başarıyla kullanılabilir. Adet dönemlerini düzenlemek isteyen kadınlar, bu bitki tarafından düş kırıklığına uğratılmazlar.
Toplama: Çiçekler ve yapraklar, sabahları çiçekler henüz açılmadan toplanır. Taze veya gölgede kurutulmuş bitki kullanılmalıdır. En kolayı, çiçeğin bahçede yetiştirilmesidir.
Pek çok türü olan adaçayı bitkisinin tüm türlerinin ortak bir özelliği vardır; yumuşak, içten desenli yapraklar ve garip, sanki açık bir gagayı andıran çiçekler. Adaçayının etken maddeleri uyarıcı, kan dolaşımını hızlandırıcı ve sinir sistemini destekleyici özelliklere sahiptir. Ayrıca mide bulantısı ve ishal de adaçayı ile tedavi edilebilir. Ateş düşürücü, enfeksiyon hastalıklarında terlemeyi önleyici ve yüksek kan şekerini düşürücü olarak da kullanılabilir. Ayrıca, yaraların kapanmasına yardımcı olabilir. Tüm bunların yanı sıra da, güzellik bakımı açısından yeri doldurulamaz. Deri sağlığının koruyucusudur ve saç dökülmesini önleyebilir.
Toplama: Tüm adaçayı türleri aynı özelliklere sahiptir. Tümü de doğadan devşirilebilir. Yapraklar, çiçeklenme başlamadan toplanır ve hemen gölgede kurutulur.
Taze sinirliot yapraklarıyla hazırlanan şurup kan temizleyici etkiye sahiptir ve her öğünden önce kullanılmalıdır. Yetişkinler bir yemek kaşığı alırken, çocuklar yarım tatlı kaşığı alırlar.
Sinirliot şurubu iki ayrı reçeteye göre hazırlanabilir:
1) İki avuç dolusu iyice yıkanmış taze sinirliot yaprağı kıyma makinesinden geçirilir. Bu yaprak lapası biraz su eklenerek sulandırılır. 250g çiçek balı ve 300g ham şeker eklenir. Çok düşük ısıda sürekli karıştırılarak kaynama derecesine geldiğinde ocaktan indirilir. Yaprak, bal ve ham şekerden oluşan ağdalı şurup temiz kavanozlara aktarılır ve buzdolabında muhafaza edilir.
2) İyice yıkanmış sinirliot yaprakları bir çömleğin veya cam kabın dibine bir kat dizilir ve üstüne bir kat ham tozşeker serpildikten sonra yine bir kat yaprak dizilir. Kap dolana kadar bu işlem sürdürülür. Kap dolduktan sonra, besinlerin korunmasında kullanılan ince plastik folyelerle, hava almayacak biçimde ağzı iyice örtülür ve bahçenin belirli bir köşesine gömülür. Üstü toprakla örtülmeden önce, kap bir tahta parçasıyla koruma altına alınır. Toprağın altındaki değişmeyen ısıda sinirliot-şeker karışımı mayalanmaya başlar. Sekiz hafta sonra kap topraktan çıkarılır, oluşan şurup kısaca kaynatılır ve soğuduktan sonra şişelere veya kavanozlara aktarılır.